204,919 research outputs found
DEMİR VE DEMİR DIŞI METAL DÖKÜM ENDÜSTRİSİ İÇİN ATIK YÖNETİMİ
<p>Ülkemizde ve dünyada önemli derecede atık üretimi oluşmaktadır ve bunların çok az bir kısmı geri geri dönüştürülmektedir. Özellikle ülkemizde bu atıkların geri dönüşüm miktarı %1 gibi çok az bir miktardır. Demir ve demir dışı oluşan bu atıkların çevreye verdiği zararları azaltmak ve ekonomiye katkı sağlamak amacıyla geri dönüşümün yapılması ve çeşitli alanlarda kullanımlarının artırılmasını geliştirmek amaçlanmaktadır. Bu yayında yapılan çalışmalar ve atıkların kullanıldığı alanlarla ilgili bir derleme yapılmıştır ve bunlarla ilgili daha önce yaptığımız çalışmalara yer verilmiştir. Bu alanlarda yapılacak araştırma ve çalışmalarının önemini vurgulamak ve teşviğini sağlamak hedeflenmektedir.</p>
<p>Sanayi endüstrisinden oluşan demir ve demir dışı atık çeşitleri bu zamana kadar çimento-betonda, yol, çatı kaplamada, gürültü emici duvarlarda, atık su arıtmada, demir yolu balastında vb. alanlarda kullanılabilmektedir. Oluşan atıklar ayrıştırılarak, öğütülerek ve elenerek kullanılabilmektedir. Özellikle demir döküm sanayi atıklarından demir tozları ayrıştırılarak tekrar kullanılabilmektedir. Daha önce yaptığımız çalışmalarda döküm sanayisinden döküm kumu ve tufal temin ettik ve bunları öğütüp daha sonra eleyerek kullanıma hazır hale getirdik. Bu atıkları çimento karışımlarına belirli oranlarda agrega ve çimento yerine katarak kullandık ve karışımları kalıplara dökerek test numuneleri oluşturduk. Yaptığımız numunelerin basma mukavemetlerini inceledik. Bu derleme de hem demir hem de demir dışı atıkların kullanım alanlarını inceledik ve ne şekillerde geri kazanılabileceğini gösterdik.</p>
<p>Metal sektöründen oluşan demir ve demir dışı atıklar birçok alanda tekrar kullanılabilmektedir. Bu sayede çevreye bırakılan atıklar azaltılmakta ve maddi kazanç sağlanmaktadır. Bizim yaptığımız çalışmalara göre döküm kumu ve tufal çimento-beton sektöründe rahatlıkla kullanılabilir. Elde ettiğimiz basma mukavemeti sonuçlarında referans numune ile katkılı numunelerin mukavemetleri birbirine benzer hatta katkılı numunelerinki daha fazla çıkmıştır. Sadece katılan atığın miktarı iyi ayarlanmalıdır. İncelediğimiz diğer çalışmalara ve kendi yaptıklarımıza göre bu atıklar başarılı bir şekilde geri dönüştürülebilir ve farklı alanlarda kullanılabilmektedir.</p>
Demir MG, Paksoy M, Şanlı a, Akbulut S, Yilmaz HB.(2015). Parsiyel larenjektomi cerrahisi sonrasında solunum fonksiyonlarındaki değişim. 8.cerrahi araştırma kongresi.
Demir MG, Paksoy M,Şanlı a, Akbulut S, Yilmaz HB.(2015). Parsiyel larenjektomi cerrahisi sonrasında solunum fonksiyonlarındaki değişim. 8.cerrahi araştırma kongresi
Bir amerikalı diplomatın gözüyle bağdat demir yolu projesi (abd Sivas konsolosu Henry M. Jewett'in raporu)
Demir yolunun yaygınlaşmaya başlamasıyla birlikte Osmanlı Devleti de çağdaş dünyanın bu nimetinden faydalanmak istemiştir. Demir yolu sayesinde ekonomisini düzeltebileceği gibi, taş- radaki otoritesini de kuvvetlendirebileceğini düşünmektedir. Kendisinin demir yolu projelerini hayata geçirmek için yeterince sermaye ve bilgi birikimine sahip olmaması, bu konuda Avrupalı devletlere başvurmasını zorunlu kılmıştır. Demir yolu teknolojisine sahip devletler, Osmanlı toprakları üzerinde hatlar oluşturma dü- şüncesine olumlu yaklaşmışlardır. Bu hatlar sayesinde ham maddeye ulaşımlarını kolaylaştıra- cakları gibi, üretimleri için de kendilerine kolay ulaşabilecekleri pazarlar açmayı hedeflemişlerdir. Bağdat Demiryolu Projesi, yukarıda bahsettiğimiz nedenlerden dolayı hem Osmanlı hem de Avrupalı devletler için önem arz etmektedir. İngiltere, Fransa ve Almanya arasında imtiyazı elde etme mücadelesi yaşanmıştır. Bu mücadele arasında Amerika Birleşik Devletleri de Anadoluya ilgi duymaya başlamıştır. İlk olarak misyonerler aracılığı ile tanımaya başladığı Anadoluda daha sonraları konsolosluklar açarak ciddi bir teşkilatlanmaya gitmiştir. Konsoloslarının verdiği ra- porlarla Anadolunun yer altı ve yer üstü zenginliklerinin haberdar olmuştur. Henry M. Jewett, Amerika Birleşik Devletlerinin Sivas Konsolosudur. Bağdat Demir Yolu Projesi ortaya çıktığında ülkesi, kendisinden hattın geçeceği yerlerle ilgili bir rapor istemiştir. O da Boludan başlayarak Bağdata kadar demir yolunun geçme ihtimalini yüksek gördüğü önemli yerleşim merkezlerini, yer altı ve yer üstü kaynakları açısından incelemiş ve ülkesine bir rapor hâlinde sunmuştur. Bu merkezlerdeki yer altı ve yer üstü zenginlikleri, ticaret olanakları ve nü- fusları ile ilgili istatistikler de raporda yer almıştır
Malatya Demir Çağı Araştırmaları 2018
2017 yılında başlatılan arkeolojik yüzey araştırmasının devamı niteliğindeki 2018 arkeolojik yüzey araştırması, Malatya İli, Yeşilyurt ve Battalgazi İlçelerinde, jeomorfolojik anlamda farklılık gösteren iki bölgede, Malatya Ovası ve Malatya Dağlarını içine alan saha üzerinde yürütülmüştür. Malatya Ovası’nda yürütülen araştırmalar sırasında kısmen Karakaya Baraj suları altında kalan Alibey Höyük, Tohma Havzası’nda Pınarkolu-Sivri Tepe Mevkii, Kürdonun Bükü Höyük, Avşaroğlu Nekropol Alanı, Sultansuyu Havzası üzerinde Örentepe Höyük ve Tepecik Mevkii’nde Demir Çağı’nın her üç döneminin de temsil edildiği seramik parçalarıbulunmuştur. Araştırmanın ikinci bölümünü oluşturan Malatya Dağları yüzey araştırması, deniz seviyesinden yaklaşık 1400-2000 m yükseklikte yer alan ve halen günümüzde yayla kültürleri tarafından kullanılan sahada gerçekleştirilmiştir. Araştırmalar sırasında Erken Demir Çağı ve Orta Demir Çağı’nda yoğun olarak kullanıldığını düşündüğümüz altı arkeolojik alanda savunma yapıları ve seramik parçaları tespit edilmiştir. Beypınar Tepe, Kilise Tepe, Seyituşağı Kale Arkeolojik Alanı, Meydan Kalesi, Cihan Kalesi ve Aşağıköy/Kalebaşı arkeolojik alanları, Demir Çağı’nda Doğu Anadolu Bölgesi’nde sıklıkla kullanılan, doğal sarp kayalık alanların, taş örgü duvarlarla birleştirilmesiyle oluşturulan savunma amaçlıyerleşimlerin birer tipik örneği durumundadır. Malatya Dağları üzerinde, herhangi bir mimari kalıntı gözlemlenemeyen, yayla kültürleri tarafından kutsal kabul edilen Üçgöze/Ziyaret Tepe Mevkii’nde Demir Çağı seramik formunu yansıtan seramik parçası bulunmuştur. Malatya Dağları ve Malatya Ovası üzerinde tespit edilen arkeolojik alanlardaki seramikler, Yukarı ve Aşağı Fırat Havzası, Yukarı Dicle Bölgesi, Kuzeydoğu ve Orta Anadolu, Suriye ve Kuzey Mezopotamya’da yürütülen kazılar ve yüzey araştırmalarından toplanan seramikler ile karşılaştırılmış ve bölgeler arası etkileşimi ortaya koyan önemli sonuçlar elde edilmiştir.Trdizi
Borlanmış ve bilyalı dövülmüş demir esaslı T/M malzemelerin aşınma ve mekanik özellikleri
T/M yöntemiyle üretilmis toz metal parçalardan, demir esaslı malzemeler endüstride yaygın bir sekilde kullanılmaktadır. Bu malzemeler üretim sonunda hiçbir talaslı islem gerektirmeden son ürünün seklini alması, kendinden yağlama özelliği olması nedeniyle yatak malzemesi olarak ve ayrıca tıp vb. endüstri uygulamalarında kullanılabilmesi açısından önem teskil etmektedir. Bu çalısmada, demir esaslı FeCu-Grafit kompozitinden toz metal parçalar üretilmistir. Bu parçalardan asınma ve mekanik deney numuneleri üretilip, bazılarına borlama ve borlama+bilyalı dövme islemi uygulanmıstır. Bu parçalar pim-disk asınma deney cihazında 17 N yükte, 50 d/dak da ve kuru ortamda asındırılarak asınma özellikleri ve mekanik deneylerle de mekanik özellikleri incelenip birbiriyle karsılastırılmıstır
Kitosanın Demir Eksikliği Üzerindeki Etkisinin Hassas ve Dayanıklı İki Soya Çeşidinde İncelenmesi
01.05.2020Demir (Fe) eksikligi bitkilerde klorofil biyosentezinin azalmasına baglı olarak gelisen demir eksikligi klorozuna (DEK) neden olur. Demir eksikligi özellikle alkali topraklarda sık görülen bir problem olup, soya (Glycine max L.) gibi hassas bitkilerin alkali topraklarda yetismesi durumunda büyük verim kayıpları yasanır. Demir eksikliginin giderilmesi için kullanılan kimyasal demir gübreleri üretim maliyetlerini artırmakla kalmaz, aynı zamanda çevre ve insan saglıgını olumsuz etkilerler. Bu nedenle, toprakta az miktarda bulunan demire baglanarak bitki köklerine erisimini kolaylastıracak dogal ve organik alternatif ürünlerin kullanılması gerekmektedir. Bu nedenle proje kapsamında, demir eksikligine hassas (Atakisi) ve dayanıklı (Arısoy) iki soya çesidine demir eksikligi altında farklı dozlarda (%0,5, 1, 1,5 ve 2) uygulanan kitosanın demir eksikligi semptomlarının giderilmesindeki etkinligi çalısılmıstır. Bunun için bitkiler 60 ?M (Fe +) veya 6 ?M (Fe -) Fe-EDTA içeren hidroponik besiyerlerinde sekilde V2 evresine kadar yetistirilip farklı konsantrasyonlarda kitosan uygulanmıstır. Elde edilen verilere göre, artan kitosan konsantrasyonuna baglı olarak bitkilerde gözlenen demir eksikligi semptomlarında artıs belirlenmistir. Bu artıs özellikle hassas çesitte daha fazla olmustur. Yüksek dozlarda kitosan uygulanan hassas çesidin kök ve yapraklarında biriken Fe, Mn, Zn ve Mg miktarlarında azalma gözlenmistir. Bu nedenle, kitosan uygulamasının demir eksikligini gidermeye yardımcı olamayacagı; aksine diger divalent metallerin de bitkiler tarafından alınmasını engelleyebilecegi kesfedilmistir. Sonuç olarak, demir eksikliginin giderilmesi için köklerden kitosan uygulamasının etkin bir yöntem olmadıgı belirlenmistir
Demir çelik endüstrisinde torpido taşıma sistemi benzetimi
Demir-Çelik endüstrisinde sürekli üretim söz konusudur. Ham demir cevherini katı çelik formuna getiren birçok firma tam gün aralıksız çalışmaktadır. Bu tür firmaların üretim süreçleri oldukça maliyetli ve zahmetlidir. Sıvı ham demirin sürekli olarak döküm operasyonları arasında taşınması gerekmektedir. Taşımalarda yaşanan aksaklıklar üretici firmanın büyük mali kayıplar yaşamasına sebep olmaktadır. Bu çalışmada; bir demir-çelik firmasında üretilen sıvı ham demirin proses içerisinde taşınması için kullanılan torpidoların verimliliğinin artırılması amaçlanmıştır. Üretim sisteminin olay artırımlı benzetimi yapılmıştır. Üretimde darboğaz yaratan torpidoların kullanılmaması önerilmiştir. Üretime yönlendirilecek torpidolara, çok kriterli karar verme yöntemlerinden biri olan Topsis metodu ile karar verilmiştir. Mevcut sistem ile önerilen yöntem benzetim ortamında kıyaslandığında zaman kaybı %66,35 oranında azalırken üretim miktarında %9,06 (ayda ortalama 13.215,33 ton sıvı ham demire karşılık gelen) bir artış sağlanmıştır
Fraktal Tops’un Süreksizliği
In this work we address the question of continuity of the tops function of an iterated function system defined by M. Barnsley and we give some conditions for the tops function to be discontinuous at the points of the attractor with multiple addresses in the code space.Bu çalışmada itere fonksiyon sistemleri için M. Bamsley tarafından tanımlanan tops fonksiyonunun sürekliliği incelenmiş ve tops fonksiyonunun bazı koşullar altında kod uzayında çoklu adrese sahip noktalarda süreksiz olduğu ispatlanmıştır
In vivo evaluation of the toxic and genotoxic effects of exposure to cobalt nanoparticles using Drosophila melanogaster
Nanomaterials in general and cobalt nanoparticles (CoNPs) in particular are of great interest not only because of their multiple applications and environmental impact, but also for their potential toxicity and safety issues. Since most of the mechanisms involved in the toxicity of CoNPs are not very well known, mainly in vivo, we used Drosophila melanogaster as a simple and reliable in vivo model to investigate some toxicity-involved mechanisms. Thus, several toxicity-related approaches are used in this study including physicochemical characterization, viability, internalization, intracellular oxidative stress, and DNA damage (comet assay). In addition, changes in the expression of genes involved in general stress and antioxidant response, as well as in DNA repair response were evaluated, to better understand the underlying molecular mechanisms. The effects of CoNPs were compared with those induced by cobalt chloride (CoCl2), as a model ion releasing agent, to determine the role of the nanosized shapes in the observed responses. The obtained results indicate that ingested CoNPs translocate through the intestinal barrier of Drosophila larvae affecting hemolymph cells. Hemocytes, as targeted cells, show higher levels of intracellular reactive oxygen species (ROS) after CoCl2 exposure, but lower levels of DNA damage, in comparison with those induced by CoNPs. In addition, different genes showed an altered expression pattern, accordingly, if larvae were exposed to CoCl2 or to CoNPs. Subsequently, the effects induced by CoNPs cannot be associated only with their chemical natureThis investigation has been partially supported by the Ministry of Economy and Competition (SAF2015-63519-R), M. Alaraby held a fellowship from the Cultural Affairs Sector and Missions (Ministry of Higher Education), Egypt. E. Demir was supported by an Honorary Visiting Postdoctoral Fellowship from the Universitat Autònoma de Barcelona (UAB), Barcelona, Spain
- …
