Hacettepe University Institutional Repository
Not a member yet
    20712 research outputs found

    COVID-19 Salgını'nda Görev Alan Sağlık Çalışanlarında Travma Sonrası Stres Belirtileri, Depresif Belirtiler ve Tükenmişlik Belirtilerinin Yordayıcısı Olarak Belirsizliğe Tahammülsüzlük, Algılanan Tehdit Boyutu ve Duygusal Emek Değişkenlerinin Rolünün İncelenmesi

    No full text
    In this thesis, the predictive role of demographic, outbreak-related and psychological variables on the post-traumatic stress, depressive, and burnout symptoms of healthcare workers involved in the COVID-19 Outbreak was examined. For the research, data were collected from 346 participants, 202 women (58.4%) and 144 men (41.6%), aged between 19-66 (M = 34.6, SD = 9.0). The questionnaire set consisted of Demographic Information Form, Event Effect Scale-R, Beck Depression Inventory, Maslach Burnout Scale, Emotional Labor Scale, Intolerance of Uncertainty Scale, and some survey questions for perceived threat dimension. Descriptive analyzes were conducted to determine the symptom level of dependent variables. Afterwards, the relationship between demographic, outbreak-related, and psychological independent variables and post-traumatic stress, depressive, and burnout symptom levels was examined by Pearson Product-Moment Correlation Coefficient Analysis. A series of Hierarchical Multiple Linear Regression Analyzes was conducted to examine the variables that significantly predicted post-traumatic stress, depressive and burnout symptom levels. It was found that 58% of the participants in the study had high post-traumatic stress, 45% high depressive symptoms, 26% high emotional exhaustion, 26% high depersonalization and 65% low personal achievement symptom levels. In addition, being young, being male, being in the front line, having a chronic illness, decreased trust in the health system, delay/termination of regular treatment, problematic relations with households, increased daily follow-up time for COVID-19 news, and discrimination due to occupation predicted post-traumatic stress, depressive or burnout symptom levels. Among the psychological variables, Prospective Anxiety subdimension of intolerance of uncertainty predicted Avoidance, Intrusion, Emotional Exhaustion and Depersonalization; Inhibitory Anxiety predicted Intrusion and Hyperarousal; False Feelings subdimension of Emotional Labor predicted all outcome variables (except for the Personal Achievement sub- dimension); Hidden Emotions predicted Avoidance and low Personal Achievement; Deep Surface Acting predicted high Personal Achievement, and finally, COVID-19 Threat Perception total score predicted all dependent variables (low Personal Achievement).Bu tez çalışmasında COVID-19 Salgını’nda görev alan sağlık çalışanlarının travma sonrası stres belirtileri, depresif belirtiler ve tükenmişlik belirtileri göstermelerinde demografik, salgına ilişkin ve psikolojik değişkenlerin yordayıcı rolü incelenmiştir. Araştırma için 202 kadın (%58.4), 144 erkek (%41.6) olmak üzere 19-66 (Ort = 34.6, ss = 9.0) yaş aralığında 346 katılımcıdan veri toplanmıştır. Anket setini Demografik Bilgi Formu, Olay Etkisi Ölçeği-R, Beck Depresyon Envanteri, Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Duygusal Emek Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği ve algılanan tehdit boyutu için bazı anket soruları oluşturmuştur. Bağımlı değişkenlerin belirti düzeyini belirlemek amacıyla betimleyici analizler yapılmıştır. Sonrasında, demografik, salgına ilişkin ve psikolojik bağımsız değişkenlerin travma sonrası stres, depresif ve tükenmişlik belirti düzeyleriyle ilişkisi Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı Analizi ile incelenmiştir. Travma sonrası stres, depresif ve tükenmişlik belirti düzeylerini anlamlı olarak yordayan değişkenleri incelemek amacıyla bir dizi Hiyerarşik Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi yürütülmüştür. Araştırmadaki katılımcıların %58’i yüksek travma sonrası stres, %45’i yüksek depresif belirtiler, %26’sı yüksek duygusal tükenme, %26’sı yüksek duyarsızlaşma ve %65’i düşük kişisel başarı belirti düzeylerine sahip bulunmuştur. Ayrıca, genç olmak, erkek olmak, ön safta göre almak, kronik bir rahatsızlığa sahip olmak, sağlık sistemine güvenin azalması, düzenli görülen tedavinin aksaması, ev halkıyla ilişkilerin bozulması, COVID-19 haberlerini günlük takip etme süresinin artması ve meslek nedeniyle maruz kalınan ayrımcılık deneyiminin travma sonrası stres, depresif veya tükenmişlik belirti düzeylerini yordadığı görülmüştür. Psikolojik değişkenlerden belirsizliğe tahammülsüzlüğün İleriye Yönelik Kaygı alt boyutunun Kaçınma, Girici Düşünce, Duygusal Tükenme ve Duyarsızlaşma alt boyutlarını; Engelleyici Kaygı alt boyutunun Girici Düşünce ve Aşırı Uyarılmışlık alt boyutlarını; duygusal emeğin alt boyutlarından Sahte Duygular alt boyutunun tüm sonuç değişkenlerini (Kişisel Başarı alt boyutu hariç); Gizlenen Duygular alt boyutunun Kaçınma ve düşük Kişisel Başarı alt boyutlarını; Derinlemesine Eylem boyutunun yüksek Kişisel Başarı alt boyutunu ve son olarak COVID-19 Tehdit Algısı toplam puanının tüm bağımlı değişkenleri ve alt boyutlarını (düşük Kişisel Başarı) yordadığı bulunmuştur

    Ebeveyn Yabancılaştırma Sendromu: Çocuklar, Ebeveynler Ve Sosyal Hizmet Uzmanları Üzerinden Değerlendirme

    No full text
    Divorce can have negative effects on both parents and children, and sometimes this may cause parental alienation syndrome. In parental alienation syndrome, children become completely alienated from one of their parents and even stop the conversation. Social workers working in the judicial system, on the other hand, they frequently encounter parental alienation syndrome because they work closely with divorce and custody cases. When the literature on the subject is examined, very few studies on parental alienation syndrome have been found in Turkey. Thus, the research aims to understand to what extent parental alienation syndrome affects parents and children and the role of social workers in this situation. In line with the information’s obtained from the research, suggestions are made for more effective work on parental alienation and micro and macro suggestions for the parents. In the research designed with the qualitative research method, a semi-structured interview form was used about the experiences of parents, children and social workers, and in-depth interviews were conducted with 28 people. The interviews with 9 social workers, 10 parents and 9 children were analysed in line with theoretical knowledge. The results of the research were discussed under three main headings in line with the information obtained from social workers, parents and children. When the results were examined, it was seen that the parental alienation syndrome had negative effects on the lives of individuals and children, and especially the children had stopped communicating with their parents. On the other hand, it has been observed that social workers are frequently faced with parental alienation syndrome and their intervention opportunities are limited.Boşanma, gerek anne-baba üzerinde gerekse çocuklar üzerinde olumsuz etkiler bırakabilmekte, zaman zaman bu durum ebeveyn yabancılaştırma sendromuna sebep olabilmektedir. Ebeveyn yabancılaştırma sendromunda ise çocuklar bir ebeveynine tamamen yabancılaşmakta hatta görüşmeyi sonlandırmaktadır. Adli sistemde çalışan sosyal hizmet uzmanları ise boşanma ve velayet davalarıyla yakından çalıştıkları için ebeveyn yabancılaştırma sendromu ile sık sık karşılaşmaktadır. Konu ile ilgili alanyazın incelendiğinde Türkiye'de ebeveyn yabancılaştırma sendromunu konu alan çok az araştırmaya rastlanmıştır. Bu nedenle araştırma, ebeveyn yabancılaştırma sendromunun ebeveynleri ve çocukları ne derece etkilediğine ve sosyal hizmet uzmanlarının bu durumdaki rolünü anlamayı amaçlamaktadır. Araştırmadan edinilen bulgular doğrultusunda ebeveyn yabancılaştırmasının azaltılmasına yönelik daha etkili çalışma ve ebeveynlere yönelik mikro ve makro önerilerde bulunulmaktadır. Nitel araştırma yöntemiyle yapılan araştırmada ebeveynlerin, çocukların ve sosyal hizmet uzmanlarının deneyimlerine ilişkin yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış, ulaşılan 28 kişi ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. 9 sosyal hizmet uzmanı, 10 ebeveyn ve 9 çocuk ile yapılan görüşmeler kuramsal bilgiler doğrultusunda çözümlenmiştir. Araştırma sonuçları, sosyal hizmet uzmanlarından, ebeveynlerden ve çocuklardan elde edilen bilgiler doğrultusunda üç ana başlık altında incelenmiştir. Sonuçlar incelendiğinde ebeveyn yabancılaştırma sendromunun bireylerin ve çocukların yaşantılarına olumsuz etkilerinin olduğu, özellikle çocukların ebeveynleri ile görüşmeyi kestikleri görülmüştür. Sosyal hizmet uzmanlarının ise ebeveyn yabancılaştırma sendromuyla çok sık karşılaştıkları ve müdahale olanaklarının kısıtlı olduğu görülmüştür

    Utılızatıon of Reservoır Characterızatıon and Hydraulıc Fracturıng for Reservoır Stimulatıon Modelıng of Enhanced Geothermal Systems (Egs)

    No full text
    This thesis presents the characterization of the crack mechanisms in marble formations, which are likely to be potential reservoir rocks, in the exploration drilling located in a field with high geothermal potential in the south of the Menderes Graben. It covers the characterization of these reservoirs by deep borehole drilling and extensive field studies, creating an artificial enhanced geothermal system using the hydraulic fracturing method, and developing these fracture propagations with numerical modeling. The fracture-strain orientations will be obtained in the field by the exploration tests conducted in the borehole and field characterization studies. Furthermore, the principal stress and crack orientations that control the propagation of fracture-crack occurring in the reservoir rock will be determined in detail and controlled. Then, the principal stress and crack orientations in the reservoir rock will be determined in detail. In-situ stresses and their orientations, which determine the crack mechanisms and characteristics in the potential reservoir rock determined with the help of the input parameters obtained from these studies, will form the basis of hydraulic fracturing studies. In this way, it will be possible to numerically model the fracture network development in the rock using the hydraulic cracking method. As a result of these studies, an enhanced geothermal system developed with an artificial reservoir with optimum fluid and heat transfer properties will be implemented by controlled stimulation of the crack mechanism in the reservoir rock. In this process, Mfast software educationally supplied by Baker Hughes company will be used for hydraulic fracturing modeling.Bu tez çalışması Menderes Grabeninin güneyindeki yüksek jeotermal potansiyeline sahip bir sahada bulunan araştırma sondajı içerisindeki potansiyel rezervuar kaya olma olasılığı olan formasyonlardaki çatlak mekanizmalarının sondaj içerisinde ve yüzey arazi çalışmalarıyla karakterize edilmesi ve hidrolik çatlatma yöntemiyle bu rezervuarların nümerik olarak modellenerek yapay bir geliştirilmilş jeotermal sistem oluşturulması çalışmalarını kapsamaktadır. Sahada jeotermal elektrik üretimi amaçlı açılan sondajda yapılan özel kuyu araştırma testleri ile elde edilen yüzey arazi karakterizasyonu çalışmaları sonucu elde edilen çatlak ve gerilme yönelimi verileri ile karşılaştırılarak rezervuar kayada meydana gelen kırık-çatlak sistemlerini kontrol eden asal gerilme ve çatlak yönelimlerinin detaylı ve kontrollü olarak belirlenmesi amaçlanmıştır. Buradan elde edilen girdi parametreler yardımıyla potansiyel rezervuar kaya içerisindeki çatlak mekanizmalarını ve karakterini belirleyen yerinde (in-situ) gerilmeler ve bunların yönelimleri hidrolik çatlatma çalışmalarına temel teşkil edecektir. Bu sayede kaya içerisinde meydana gelecek çatlak ağı gelişiminin hidrolik çatlatma yöntemiyle nümerik olarak modellenmesi sağlanacaktır. Bu çalışmaların sonucunda rezervuar kaya içindeki çatlak mekanizmasının kontrollü olarak stimulasyonu ve optimum akışkan ve ısı transferi özelliklerine sahip yapay bir rezervuar ile buna bağlı olarak yapay bir geliştirilmilş jeotermal sistem oluşturulacaktır. Hidrolik çatlak yönelerimlerinin modellemesinde Baker Hughes şirketinin eğitim amaçlı olarak tarafımıza sağladığı Mfast yazılımı kullanılmıştır

    COVID-19 PANDEMİSİNİN İŞİTME KAYIPLI ÇOCUKLARIN YAŞAM KALİTESİ ÜZERİNE ETKİSİ

    No full text
    With the COVID-19 pandemic, it is observed that the quality of life of individuals worldwide has decreased. The pandemic may have affected children with hearing loss more negatively than their peers. With the quality of life scales that have been used frequently recently, speech-language development, social and educational status of children with hearing loss can be observed better. This study was carried out to evaluate how much their quality of life was affected during the COVID-19 pandemic, compared to individuals with hearing loss between the ages of 6-13 and children with normal hearing in the same age range. The Turkish version of CHIP-CE (Child Health and Illness Profile) and PedsQL (Pediatric Quality of Life Inventory) scales were used. In the study; there were 30 children with hearing loss the study group and 21 children with normal hearing in the control group. The Turkish version of CHIP-CE (Child Health and Illness Profile) and PedsQL 4.0 Pediatric Quality of Life Inventory questions were asked face-to-face to all children and the scale was administered. There was no significant difference between the study and contrl groups in the total scores of the CHIP-CE scale (p=0.14, p>0.05) and the PedsQL 4.0 inventory (p=0.35, p>0.05). However, in CHIP-CE, significant differences were found in the subscales of comfort (p=0.000), risks (p=001) and flexibility fields (p=0.000) (p0.05). In PedsQL 4.0 scale sub-functions, there was a significant difference in social domain (p=0.018) and school function (p= 0.015) (p0.05). As a result, the lack of significance in the total scores may be due to the small number of individuals, and the scale not being suitable for children with hearing loss. Significance in subdomains may be due to the impact of the COVID-19 pandemic or other factors.COVID-19 pandemisiyle birlikte, dünya genelinde bireylerin yaşam kalitelerinin düştüğü gözlenmektedir. Pandemi işitme kayıplı çocukları, yaşıtlarına göre daha olumsuz etkilemiş olabilir. Son zamanlarda sıkça kullanılmaya başlayan yaşam kalitesi ölçekleri ile, işitme kayıplı çocukların, konuşma-dil gelişimi, sosyal ve eğitim durumları daha iyi gözlenebilir. Bu çalışma 6-13 yaş aralığındaki işitme kayıplı bireyler ile aynı yaş aralığında normal işiten çocuklara göre, COVID-19 pandemi sürecinde, yaşam kalitelerinin ne düzeyde etkilendiğini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. CHIP-CE (Çocuk Sağlığı ve Hastalık Profili) Türkçe versiyonu ve PedsQL (Pediatrik Yaşam Kalitesi Envanteri) ile değerlendirilmiştir. Çalışmada; işitme kayıplı 30 çocuk çalışma grubunu, normal işiten 21 çocuk kontrol grubunu oluşturmaktadır. Tüm çocuklara CHIP-CE (Çocuk Sağlığı ve Hastalık Profili) Türkçe versiyonu ve PedsQL 4.0 Pediatrik Yaşam Kalitesi Envanteri soruları, yüz yüze sorularak ölçek uygulandı. Çalışmanın bulguları doğrultusunda normal işiten çocuklar ile işitme kayıplı çocuklar arasında, CHIP-CE ölçek (p=0,14, p>0,05) ve PedsQL 4.0 envanteri (p=0.35, p>0.05) toplam skorlarında anlamlı bir farklılık elde edilemedi. Fakat CHIP-CE ölçek alt fonksiyonlarında; rahatlık(p=0,000), riskler(p=001) ve esneklik(p=0,000) alanında anlamlı derecede farklılık bulundu (p0.05). PedsQL 4.0 ölçek alt fonksiyonlarında ise sosyal alanda (p=0,018) ve okul fonksiyonu alanında (p= 0,015) anlamlı farklılık elde edilirken (p0,05). Sonuç olarak toplam skorlarda anlamlılık olmaması, birey sayısının az olmasına, ölçeğin işitme kayıplı çocuklar için uygun olmamasına bağlı olabilir. Alt alanlardaki anlamlılık ise, COVID-19 pandemi etkisi veya başka faktörlere bağlı olabilir

    New Approach To Poverty Studıes: Art Deprıvatıon And Art Poverty As Mıssıng Dımensıons

    No full text
    In this dissertation, my purpose is to probe the relationship between art and poverty measurements with a methodological approach. In accordance with this, I aim at, first, discussing the place of art deprivation and art poverty within poverty measurements by probing the definitions of art, poverty, deprivation and basic needs; second, elaborating the necessity and possibility of the integration of art with poverty measurements; and third, form the necessary conceptual ground for the measurements of art deprivation and art poverty. For this, I conducted an online fieldwork through 22 in-depth interviews and 6 synchronous focus group discussions with artists, academics, workers of public institutions and civil society with a Grounded Theory approach. As a requirement of my methodological approach, I conducted the phases of fieldwork-transcribing-analysis simultaneously by means of MAXQDA. Within this scope, explaining the reasons for the necessity of the integration of art deprivation and art poverty with poverty measurements in micro and macro levels by expanding the definitions of art and poverty, I propose lists of components towards how to do this, and claim the real poverty rates to increase when measured.Bu tezde yoksulluk ölçümleri ve sanat arasındaki ilişkiyi metodolojik bir bakış açısıyla sorunsallaştırmayı hedefliyorum. Buna göre, sanat, yoksulluk, yoksunluk ve temel ihtiyaç tanımlarını irdeleyerek sanat yoksunluğu ve sanat yoksulluğu kavramlarının yoksulluk ölçümlerinde nereye düştüğü ile sanatın yoksulluk ölçümlerindeki yerinin gerekliliği ve olabilirliğini tartışıyor ve sanat yoksunluğu ile sanat yoksulluğunun ölçülebilmesi için gerekli zemini oluşturmayı amaçlıyorum. Bunun için Gömülü Teori yöntemiyle akademisyenler, sanatçılar, kamu ve sivil toplum çalışanlarıyla çevrim içi ve senkron olacak şekilde 22 derinlemesine mülakat ile 6 odak grup görüşmesi yaptım. Yöntemim gereği, saha-deşifre-analiz aşamalarını eşzamanlı olarak MAXQDA kullanarak gerçekleştirdim. Bu bağlam içerisinde, sanat ve yoksulluk tanımlarının genişletilmesi aracılığıyla sanat yoksunluğu ve sanat yoksulluğu olgularının mikro ve makro düzeylerde yoksulluk ölçümlerinde yer alması gerekliliğini sebepleriyle açıklayarak nasıl yer alabileceğine yönelik bileşenler listesi öneriyor ve ölçüldüğü takdirde, gerçek yoksulluk oranlarının daha da artacağını iddia ediyorum

    OSTEOPOROZLU HASTALARDA KEMİK KÜTLESİ İLE KAS KÜTLESİ VE FONKSİYONU ARASINDAKİ İLİŞKİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

    No full text
    Assessment of Association Between Bone Mass and Muscle Mass with Functionality in Osteoporotic Patients Introduction: Musculoskeletal system disorders increase gradually in aging population worldwide. Bone and muscle mass decline noticeably with the fifth decade of life. This reduction could be synergistic. In this study, we aimed to assess the association between thigh muscle thickness derived from dual-energy X-ray absorptiometry (DXA) scans and ultrasound with muscle functionality measured using physical performance tests. Materials and Methods: We enrolled 175 perimenopausal and postmenopausal females age between 41-87 who had admission to our outpatient clinic in physical medicine and rehabilitation department. We collect demographic data, anthropometric measurements of subjects and bone mineral density (measured with DXA), plasma vitamin D, calcium and phosphate levels. We assessed muscle strength and physical performance via handgrip test, walking speed and chair-stand test (CST). Muscle thickness evaluated from bulk of lower limb using ultrasound-based measurements. Results: The subjects had a mean age of 57.92 (±0.66) years. In 51 (29.14%) patients were osteoporotic and 76 (43.43%) were obtained osteopenic. Subjects with normal BMD values had better measurements in muscle strength and performance tests compared to other patient groups. Osteoporotic group has a decreased muscle thickness (p=0.003) and sarcopenia observed more (p=0.043). In correlation analysis, we observed a positive relation between L1-4 KMD scores with body weight, length, lower limb muscle thickness, handgrip strength and walking speed. However, there is a negative correlation with age, smoking status and CST time. Similar correlations observed with femur neck BMD values, controversy femur neck BMD and hypertension and coronary artery disease has not positive relation. The association between BMD and sarcopenia parameters (lower limb muscle thickness, handgrip, CST and walking speed) evaluated according to multivariate linear and logistic regression analysis. Among functional and performances tests; Prolonged CST duration determined as predictive factor for femur neck and low walking speed determined as predictive factor for L1-L4 vertebrate osteopenia/osteoporosis respectively. Conclusion: Subjects with normal BMD values has improved performance compared to osteopenic and osteoporotic subjects during muscle strength and physical performance tests. Detection of muscle mass using US and tests, which are easy to apply and low cost in clinical conditions, can provide early diagnosis of osteoporotic or osteopenic individuals. Further, studies involving more subjects are needed to more obviously demonstrate the effects of muscle mass, and function on bone mass.Osteoporozlu Hastalarda Kemik Kütlesi ile Kas Kütlesi ve Fonksiyonu Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi Giriş: Yaşlanan dünyayla birlikte kas iskelet sistemi hastalıklarının sıklığı da artmaktadır. Yaşamın beşinci dekadından itibaren kemik ve kas kütlesi belirgin şekilde azalmaya başlar. Bu azalma sinerjistik şekilde gelişebilmektedir. Bu çalışmada dual enerji x-ray absorbsiyometri (DXA) aracılığıyla ölçülen kemik kütlesi ile ultrasonografi kullanılarak saptanan uyluk kas kalınlığı ve fiziksel performans testleriyle belirlenen kas fonksiyonu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniği’ne başvuran, yaşı 41–87 arasında değişen perimenopozal ya da postmenopozal dönemde olan 175 kadın dâhil edildi. Katılımcıları demografik bilgileri sorgulandı ve antropometrik ölçümleri kaydedildi. DXA ile ölçülen kemik mineral yoğunlukları (KMY), serum vitamin D, kalsiyum ve fosfor düzeyleri kaydedildi. Katılımcıların kas kuvveti ve fiziksel performansı el kavrama kuvveti, yürüme hızı ve 5 tekrarlı sandalyede otur kalk testi (SOKT) ile değerlendirildi. Kas kalınlığı uyluk ön yüzünden ultrasonografi aracılığıyla ölçüldü. Bulgular: Çalışmamıza dâhil edilenlerin yaş ortalaması 57.92(±0.66)’ydi. Katılımcıların 51 (%29.14)’inde osteoporoz saptanırken, 76 (%43.43) kişi osteopenik olarak değerlendirildi. Kas kuvveti ve performansını değerlendiren testlerde normal KMY değerlerine sahip grup diğer gruplarak kıyasla daha başarılıydı. Osteoporotik grupta uyluk kas kalınlığı diğer gruplardan daha azdı (p=0.003) ve sarkopeni daha sık gözlenmekteydi (p=0.043). Korelasyon analizlerinde L1-L4 KMY skorlarıyla vücut ağırlığı, boy, uyluk ön yüzü kas kalınlığı, el kavrama kuvveti ve yürüme hızıyla pozitif ilişki saptanırken, yaş, sigara kullanımı ve SOKT süresiyle negatif ilişki gözlendi. Benzer ilişki femur boyun KMY değerlerinde de saptandı. Ayrıca hipertansiyon ve koroner arter hastalığı varlığıyla femur boyun KMY değerleri arasında negatif ilişki tespit edildi. KMY ile sarkopeni parametreleri (uyluk kalınlığı, el kavrama kuvveti, SOKT ve yürüme hızı) arasındaki olası ilişki, potansiyel karıştırıcılar için düzeltme yapıldıktan sonra çok değişkenli lineer lojistik regresyon analiziyle değerlendirildi. Fonksiyon ve performans testlerinden; uzamış SOKT süresinin femur boynunda, düşük yürüme hızının ise L1-L4 vertebralarda meydana gelebilecek osteopeni/osteoporozu ön görebileceği sonucu elde edildi. Sonuç: Normal KMY değerlerine sahip bireyler, osteopenik ya da osteoporotik bireylere kıyasla kas fonksiyonu ve fiziksel performansı değerlendiren testlerde daha yüksek performans sergilemektedirler. Klinik şartlarında kolay uygulanabilen ve düşük maliyetli bu testler ile US kullanılarak kas kütlesinin saptanması, osteoporotik ya da osteopenik bireylerin erken evrede teşhisini sağlayabilir. Kemik kütlesine, kas kütlesi ve fonksiyonun etkilerinin daha net gösterilmesi için daha fazla bireyin dâhil edildiği ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır

    Pyrotechnıc Shock Analysıs of Inertıal Navıgatıon Systems Integrated on Land Platforms

    No full text
    Inertial Navigation Systems (INS) are widely used in many industries such as defence, aerospace, automotive and robotics. When considering war situations, especially designed these systems for military purposes are of great strategic importance. These systems operating on military platforms which have heavy weapons (battle tanks, aircraft, navy ships, submarines, howitzers, etc.) are exposed to severe operating conditions. In the military platforms, INS’s are expected to perform under severe conditions like temperature, vibration, shock. Shock environments, in particular, can cause damage to those devices consisting of mechanical and electromechanics systems. Therefore, necessary activities have to be carried out in order for these systems to function properly under shock during the design and development stages. The aim of this thesis is to predict the negative effects that may occur on the system due to pyrotechnic shock by performing the shock analysis of an INS operating under pyrotechnic shock on land platforms. Within the scope of the thesis, the behaviours of the sensitive unit of the INS which is the most important sub-component to be used in land platform under shock are investigated. In this thesis, the finite element model of the system to be used in shock analysis is developed in finite element simulation software ANSYS. At this stage, the experimental modal analysis of the system is performed and the modal analysis results in the simulation environment are examined. Thus, it is aimed to verify the finite element model of the system on a modal basis. By using verified finite element model, shock analyses are performed for different classical shock pulses. Also, experimental shock tests are performed with same shock signals in order to validate the numerical results obtained from shock analyses in laboratory condition. For analysing the system which exposed to the real shock environment, shock data is obtained from field tests. Due to the complexity of these collected shock data, they are examined in terms of severity levels using Shock Response Spectrum (SRS) method and damage potential of them are compared in order to determine the input pyrotechnic shock data to be used in analysis. Finally, pyrotechnic shock analyses of the INS are performed with determined shock data. In conclusion, all information about effect of the pyrotechnic shock environments on the system has been obtained from analysis results in order to be able to evaluate whether the system can withstand these severe environment conditions. Keywords: Finite Element Model, Finite Element Analysis, Shock Analysis, Shock Response SpectrumAtaletsel Navigasyon Sistemleri (ANS) savunma, uzay, otomotiv, robotik gibi pek çok alanda yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle askeri amaçlı tasarlanan bu sistemler savaş durumları düşünüldüğünde stratejik açıdan çok büyük bir öneme sahiptir. Ağır silahlara sahip askeri platformlarda (tank, savaş uçakları, savaş gemileri, denizaltıları, obüsler gibi) görev yapan bu sistemler platformlara göre farklı ağır çevre koşullarına maruz kalmaktadır. ANS’lerin askeri platformlarda sıcaklık, titreşim, şok gibi ağır koşullar altında performans göstermesi beklenmektedir. Özellikle şok ortamları mekanik ve elektromekanik sistemlerden oluşan bu cihazlarda hasara neden olabilmektedir. Bu yüzden tasarım ve geliştirme aşamalarında bu sistemlerin şok altında düzgün bir şekilde çalışabilmesi için gerekli faaliyetlerin yürütülmesi gerekmektedir. Bu tezin amacı kara platformlarında piroteknik şok altında çalışan bir ANS’nin şok analizini yaparak piroteknik şok nedeniyle sistem üzerinde oluşabilecek olumsuz etkileri öngörmektir. Tez kapsamında askeri kara araçlarında kullanılacak ANS’nin en önemli alt bileşeni olan hassas biriminin şok altındaki davranışları incelenmiştir. Bu tezde, şok analizinde kullanılacak sistemin sonlu elemanlar modeli, sonlu eleman simülasyon yazılımı ANSYS'te geliştirilmiştir. Bu aşamada sistemin deneysel modal analizi yapılır ve simülasyon ortamında modal analiz sonuçları incelenmiştir. Böylece sistemin sonlu elemanlar modelinin modal tabanlı doğrulanması hedeflenmiştir. Doğrulanmış sonlu elemanlar modeli kullanılarak farklı klasik şok darbeleri için şok analizleri yapılmıştır. Ayrıca laboratuvar ortamında, yapılan şok analizlerinden elde edilen sonuçları doğrulamak için aynı şok sinyalleri ile deneysel şok testleri yapılmıştır. Gerçek şok ortamına maruz kalan sistemin analizi için saha testlerinden şok verileri elde edilmiştir. Toplanan bu şok verilerinin karmaşıklığı nedeniyle, analizde kullanılacak giriş piroteknik şok verilerini belirlemek için SRS yöntemi kullanılarak şok verileri şiddet seviyeleri açısından incelenmiştir ve hasar potansiyelleri karşılaştırılmıştır. Son olarak, belirlenen şok verileri ile ANS'nin piroteknik şok analizleri gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, sistemin bu zorlu ortam koşullarına dayanıp dayanamayacağını değerlendirebilmek için piroteknik şok ortamlarının sistem üzerindeki etkisi hakkında tüm bilgiler analiz sonuçlarından elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sonlu Elemanlar Modeli, Sonlu Elemanlar Analizi, Şok Analizi, SR

    Uzay Hukukunda Milli İktisaba Konu Olmama İlkesinin Yeniden Değerlendirilmesi

    No full text
    The non-appropriation principle is a principle that has been in effect ever since the beginning of space law around 60 years ago. This principle which rules that no state can appropriate land in space has also wholly experienced the development of space law. In this thesis we will look at how this phase has affected the non-appropriation principle and whether this principle's current interpretation is enough for the future plans of space technologies. We will first be looking at every aspect of the non-appropriation principle along with its historical development and its relations with the other principles. After that, we will be looking into how the planned space settlement projects will affect the non-appropriation principle and whether a change will be needed in space law to be able to carry them out.Milli iktisaba konu olmama ilkesi, uzay hukukunun yaklaşık 60 yıllık geçmişinin bütününe eşlik etmiş bir ilke olarak karşımıza çıkmaktadır. Hiçbir devletin uzayda herhangi bir egemenlik iddiasında bulunamayacağına hükmeden bu ilke, uzay hukukunun tüm gelişim sürecine tanıklık etmiştir. Bu sürecin milli iktisaba konu olmama ilkesi üzerindeki etkisi ve ilkenin mevcudiyette kabul edilen yorumunun uzay teknolojilerinin gelecek planlarına hazırlıklı olup olmadığı hususu ise çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Çalışmamızda öncelikle tarihsel gelişimi içerisinde milli iktisaba konu olmama ilkesi tüm yönleriyle ve diğer ilkelerle ilişkisiyle birlikte ele alınacaktır. Sonrasında ise planlanmakta olan uzaya yerleşim projelerinin milli iktisaba konu olmama ilkesini nasıl etkileyeceği ve bu projelerin gerçekleştirilmesi için uzay hukukunda bir değişimin gerekip gerekmeyeceği değerlendirilecektir

    Seramikte Hareket Kavramı ve Üç Boyutlu Zoetrope Uygulaması

    No full text
    The concept of movement in Plastic Arts has been dealt with in different forms in different periods. This concept, which manifests itself especially in the areas of painting, sculpture and architecture, can be evaluated under two general headings. In the first one, there is no real movement. Figures or objects are static, but as they move, they seem frozen for a moment. In the second one, which we started to see intensively after 1960, there is a physical movement. Such works often require engineering knowledge or working with an engineer. It has taken time for the term "kinetic", first used in the "Realistic Declaration" by Naum GABO and Antoine Pevsner in 1920, to become widespread in the Fine Arts. The term "dynamic" has long been used for the illusion of movement in the fields of painting and sculpture. Kinetic Art, which came into art terminology in the 1950s, continues to be applied today to encompass many different styles and techniques. It's aimed with this study to demonstrate how and for what purpose the movement element is used in ceramics from the beginning to the present, the problems of the existence of ceramics in kinetic art and the limitations/possibilities of the material in practice Kinetic Art, optical art, optical toys, visual illusion and visual imperfection will be investigated in relation to the concept of motion in ceramics and their relations with each other will be discussed. In addition, it will be tried to bring a different perspective on movement in ceramic art with personal applications to be made using today's technology.Plastik Sanatlarda hareket kavramı, farklı dönemlerde farklı biçimlerde ele alınmıştır. Özellikle resim, heykel ve mimarlık alanlarında kendini gösteren bu kavram iki genel başlık altında değerlendirilebilir. İlkinde gerçek bir hareket söz konusu değildir. Figür veya nesneler durağandır fakat hareket ederken bir an dondurulmuş gibidir. 1960 sonrasında yoğun olarak görmeye başladığımız ikincisinde ise fiziksel bir hareket söz konusudur. Bu tür eserler çoğunlukla mühendislik bilgisi ya da bir mühendis ile birlikte çalışmayı gerektirir. Naum GABO ve Antoine PEVSNER’in 1920’de hazırladığı Gerçekçi Bildirge’de ilk kez kullanılan “kinetik” teriminin güzel sanatlarda yaygınlık kazanması zaman almıştır. Resim ve heykel alanlarında hareket yanılsaması için uzun süre “dinamik” terimi kullanılmıştır. 1950’lerde sanat terminolojisine giren Kinetik Sanat, bugün çok farklı üslup ve teknikleri kapsayacak biçimde uygulanmaya devam etmektedir. Bu çalışma ile başlangıcından günümüze kadar seramikte hareket unsurunun nasıl ve ne amaçla kullanıldığı, Seramiğin Kinetik Sanat içerisinde var olma sorunları ve pratikte malzemenin sınırlılıklarının/olanaklarının ortaya konması amaçlanmaktadır. Seramikte Hareket kavramı ile ilişkili olarak Kinetik Sanat, Optik Sanat, Optik Oyuncaklar, görsel yanılsama ve görme kusuru konuları araştırılacak, bu alanların birbirleri ile ilişkileri tartışılacaktır. Ayrıca günümüz teknolojisinden faydalanarak yapılacak kişisel uygulamalar ile seramik sanatında hareket konusuna farklı bir bakış açısı getirilmeye çalışılacaktır

    Alt Ekstremite Ortezi Kullanan Bireylerde Ortez Protez Kullanıcıları Anketi Memnuniyet Modülünün Türkçe Versiyonu, Geçerlik ve Güvenilirlik Çalışması

    No full text
    The aim of this study is to investigate the validity and reliability of the Turkish version of the Device and Service Satisfaction module of the Orthosis/Prosthesis Users Survey in individuals using lower extremity orthosis. The scale was named OPKA-M and could be applied to 67 people. By interviewing the developer of the survey, it was agreed that people over the age of 12 could do the survey independently, and statistical evaluations were carried out with 48 lower extremity orthosis users over the age of 12. The reliability analysis of the OPKA-M scale was determined by the test-retest method, the internal consistency was determined by Cronbach's alpha analysis, the construct validity of the scale was determined by looking at its correlation with the VAS, which evaluates general satisfaction, and additionally by calculating EFA and CFA. The test-retest reliability of the questionnaire was found to be excellent (ICC=0.995, 95%CI:0.986-0.998). As a result of the cronbach alpha analysis of the OPKA-M device and service satisfaction scales, the values were found to be high, consistent with and close to internal consistency(device cronbachα=0.845, service cronbachα=0.925). A positive and significant correlation was found between the scores obtained from the VAS scale(r=0.623, p<0.001). According to the EFA results, factor loads in the OPKA-M device satisfaction scale were found to be between 0.437-0.838 and in the service satisfaction scale between 0.493-0.920. In CFA, it can be said that the model does not fit well with the data according to the values of the fit indices, and a change is needed to improve the fit of the model, provided that the original version of the scale is adhered to. It has been concluded that the OPKA-M scale may be a suitable scale that can be used to evaluate satisfaction in clinical and scientific research in people using lower extremity orthoses.Bu çalışmanın amacı alt ekstremite ortezi kullanan bireylerde Ortez/Protez Kullanıcıları Anketi Cihaz Memnuniyeti ve Servis Memnuniyeti bölümlerinin Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenilirliğinin araştırılmasıdır. Ölçek, OPKA-M olarak isimlendirilmiş ve 67 kişiye uygulanabilmiştir. Anketin geliştiricisi ile görüşülerek 12 yaşın üzerinde olan kişilerin anketi bağımsız olarak yapabileceği konusunda fikir birliğine varılmıştır ve 12 yaşının üzerinde olan 48 alt ekstremite ortezi kullanıcısı ile istatiksel değerlendirmeler gerçekleştirilmiştir. OPKA-M ölçeğinin güvenilirlik analizi test-tekrar test yöntemiyle, iç tutarlılığı Cronbach alfa analizi ile, ölçeğin yapı geçerliği genel memnuniyeti değerlendiren VAS ile korelasyonuna bakılarak, ek olarak AFA ve DFA hesaplanarak belirlenmiştir. Anketin test-tekrar test güvenilirliği mükemmel bulundu (ICC=0,995, %95GA:0,986-0,998). OPKA-M cihaz ve servis memnuniyeti ölçeklerinin cronbach alfa analizi sonucunda değerler yüksek, iç tutarlılığa uyumlu ve yakın bulundu (cihaz cronbachα=0,845, servis cronbachα=0,925). VAS ölçeğinden elde edilen puanlar arasında pozitif ve anlamlı korelasyon saptandı (r=0,623, p<0,001). AFA sonuçlarına göre OPKA-M cihaz memnuniyeti ölçeğinde faktör yükleri 0,437-0,838 ve servis memnuniyeti ölçeğindeki faktör yüklerinin ise 0,493-0,920 arasında olduğu saptandı. DFA’da ise uyum indeksleri değerlerine göre modelin veri ile iyi bir uyum sağlamadığı, ölçeğin özgün haline bağlı kalmak koşuluyla modelin uyumunu geliştirmek için değişikliğe ihtiyaç duyulduğu söylenebilir. OPKA-M ölçeğinin alt ekstremite ortezi kullanan kişilerde, klinikte ve bilimsel araştırmalarda memnuniyet değerlendirmesi için kullanılabilecek uygun bir ölçek olabileceği sonucuna varılmıştır

    0

    full texts

    20,712

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Hacettepe University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇