Hacettepe University Institutional Repository
Not a member yet
20712 research outputs found
Sort by
Malokluzyonlu Adölesanlarda Gülümseme Estetiğinin Yaşam Kalitesine Etkisinin, Farklı Diş Hekimliği Uzmanlıklarının Estetik Algısı İle İlişkisinin İncelenmesi
TUNCER, P. Investigation of the Relationship Between the Effect of Smile Aesthetics on Quality of Life in Adolescents and Aesthetic Perception of Different Dental Professionals. Hacettepe University Faculty of Dentistry, Department of Orthodontics, Specialty Thesis, Ankara, 2022. In this study, it was aimed to evaluate the relationship between smile aesthetics-related quality of life of adolescents with different malocclusions, dental aesthetics, treatment needs and the perception of smile aesthetics of different professionals in dentistry. The study included 60 patients with Class 1(n=19), Class 2(n=22) and Class 3(n=19) malocclusions, mild, moderate or severe crowding, with a mean age of 14.27±1.92 years. A total of 15 professionals from the Orthodontics (n=5), Prosthodontics (n=5) and Restorative Dentistry (n=5) were included, with a mean duration of expertise of 13.8±9.54 years. The patients were examined, their dental aesthetics (IOTN-AC) and treatment needs (ICON) were determined. After the examination, the 'Smile Related Quality of Life Scale (SERQoL)' was applied to the adolescents then smile photos were taken. Smile photos were scored by professionals using the Q-sort method. The mean IOTN-AC, ICON, SERQoL and Q-sort scores of each patient were calculated. All measurements were repeated two weeks later. The reliability of the measures of interobserver agreement and test-retest agreement were found to be high. Class 1 malocclusion group had the highest Q-sort scores; IOTN-AC and ICON scores were the lowest. Smile aesthetic (Q-sort) scores given by different experts are similar according to the Angle classification. When individuals were evaluated according to the amount of crowding, patients with mild crowding had the highest smile aesthetic scores from all proffesionals. There was no difference in the mean quality of life scores between the malocclusion groups as assessed by Angle's classification; When they were evaluated according to crowding, as the severity increased, their quality of life was negatively affected. In the presence of Class 2 malocclusion in adolescents, the degree to which quality of life is affected by malocclusion increases as age increases.
Keywords: Malocclusion, Smile Aesthetics, Quality of Life, Q-sortTUNCER, P. Malokluzyonlu Adölesanlarda Gülümseme Estetiğinin Yaşam Kalitesine Etkisinin, Farklı Diş Hekimliği Uzmanlıklarının Estetik Algısı ile İlişkisinin İncelenmesi. Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Ortodonti Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2022. Bu çalışmada, farklı malokluzyona sahip adölesanların gülümseme estetiği ile ilişkili yaşam kalitesinin, dental estetik, tedavi ihtiyacı ve diş hekimliğinin farklı alanlardaki uzmanlarının gülümseme estetiği algısı ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Sınıf 1(n=19), Sınıf 2(n=22) ve Sınıf 3(n=19) malokluzyonlu, hafif, orta veya şiddetli çapraşıklığa sahip, ortalama yaşları 14,27±1,92 yıl olan toplam 60 hasta ile; Ortodonti(n=5), Protetik Diş Tedavisi(n=5) ve Restoratif Diş Tedavisi(n=5) alanlarından, ortalama uzmanlık süreleri 13,8±9,54 yıl olan toplam 15 uzman dahil edilmiştir. Hastalar muayene edilmiş, dental estetikleri (IOTN-AC) ve tedavi ihtiyaçları (ICON) belirlenmiştir. Muayene sonrası adölesanlara ‘Gülümseme Estetiği ile İlişkili Yaşam Kalitesi Ölçeği (SERQoL)’ uygulanmış, gülümseme fotoğrafları çekilmiştir. Gülümseme fotoğrafları uzmanlar tarafından Q-sort yöntemi ile puanlanmıştır. Her hastanın ortalama IOTN-AC, ICON, SERQoL ve Q-sort puanları hesaplanmıştır. Tüm ölçümler iki hafta sonra tekrarlanmıştır. Gözlemciler arası uyum ve test-tekrar testi uyumu ölçümlerinin güvenilirliği yüksek bulunmuştur. Sınıf 1 malokluzyon grubunun, Q-sort puanları en yüksek; IOTN-AC ve ICON puanları en düşük bulunmuştur. Farklı uzmanların verdikleri gülümseme estetiği (Q-sort) puanları, Angle sınıflamasına göre benzerdir. Bireyler çapraşıklık miktarına göre değerlendirildiğinde, hafif çapraşıklığa sahip hastalar tüm uzmanlardan en yüksek gülümseme estetiği puanlarını almıştır. Malokluzyon grupları arasında, Angle sınıflaması ile değerlendirildiğinde ortalama yaşam kalitesi puanlarında farklılık yoktur; çapraşıklığa göre değerlendirildiklerinde, çapraşıklık şiddeti arttıkça yaşam kaliteleri olumsuz etkilenmiştir. Adölesanlarda Sınıf 2 malokluzyon varlığında, yaş arttıkça yaşam kalitesinin malokluzyondan etkilenme derecesi artmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Malokluzyon, Gülümseme Estetiği, Yaşam Kalitesi, Q-sor
Proje Yönetiminde Dijital Dönüşüm Süreçleri İçin Bir Bulanık ÇKKV Modeli Önerisi
The digital transformation process is propelling companies to rethink the way they do business. Digitization has led to changes in project management as well as in all business areas. Today's project managers need to digitize their teams and project management processes to stay competitive and deliver faster than ever before. The main purpose of this study is to prioritize the factors needed for digital transformation in project management processes, taking into account the innovations brought by Industry 4.0-based digital transformation technologies for project managers. For this purpose, a comprehensive Multi-Criteria Decision Making (MCDM) application is presented in which Fuzzy Delphi, Hesitant Fuzzy SWARA, and Fuzzy PROMETHEE methods are integrated within the framework of research analysis. First of all, 23 project management success criteria were obtained as a result of the literature research. With the fuzzy Delphi method, 21 of these 23 criteria were determined as evaluation criteria. Afterward, the relative importance weights of the evaluation criteria were calculated using the Hesitant Fuzzy SWARA method. Finally, 21 potential success criteria, whose weights were determined by the Fuzzy PROMETHEE method, and 12 project alternatives related to Industry 4.0 technologies were sorted.Dijital dönüşüm süreci şirketlerin iş yapma şekillerini yeniden düşünmelerine yol açmaktadır. Dijitalleşme tüm iş alanlarında olduğu gibi proje yönetiminde de değişikliklere yol açmıştır. Günümüzün proje yöneticileri, ekiplerini ve proje yönetim süreçlerini, rekabet edebilmek ve her zamankinden daha hızlı bir şekilde teslimat yapabilmek için, dijital ortama taşımaları gerekmektedir. Bu çalışmanın temel amacı Endüstri 4.0 temelli dijital dönüşüm teknolojilerinin, proje yöneticileri için getirdiği yenilikleri göz önünde bulundurarak, proje yönetimi süreçlerinde dijital dönüşüm için ihtiyaç duyulan faktörler üzerinde önceliklendirme yapmaktır. Bu amaç doğrultusunda, araştırma analizleri çerçevesinde Bulanık Delphi, Tereddütlü Bulanık SWARA ve Bulanık PROMETHEE yöntemlerinin entegre edildiği kapsamlı bir Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) uygulaması sunulmaktadır. Öncelikle, literatür araştırması sonucu 23 adet proje yönetimi başarı kriteri elde edilmiştir. Bulanık Delphi yöntemi ile bu 23 kriterden 21’i değerlendirme kriteri olarak belirlenmiştir. Sonrasında, Tereddütlü Bulanık SWARA yöntemi ile değerlendirme kriterlerinin göreli önem ağırlıkları hesaplanmıştır. Son olarak, Bulanık PROMETHEE yöntemi ile ağırlıkları belirlenmiş 21 adet potansiyel başarı kriteri ile Endüstri 4.0 teknolojileri ile ilişkili 12 adet proje alternatifi sıralanmıştır
Orta Evre Alzheimer Hastalarının Bakım Verenlerine Yönelik Verilen Planlı Eğitim İle İzlemin Hasta ve Bakım Verenlerin Bakım Sonuçlarına Etkisi
The aim of this quasi-experimental study is to evaluate the effect of planned education and follow-up given to caregivers of patients with middle-stage Alzheimer's diagnosis on caregiver burden, neuropsychiatric symptom frequency, and level of activities of daily living of patients. The study was carried out in Hacettepe University Adult Hospital Geriatrics Department between 01 August 2018 and 01 August 2020. The study sample consisted of 43 caregivers, 21 in the intervention group and 22 in the control group. The caregivers assigned the groups according to the admission to outpatient clinic. The study was completed in 12 weeks. The education was given to the caregivers in the intervention group in the 2nd and the 4th week. Eight weeks after completing the training constitutes the follow-up and follow-up period. Caregivers in the control group did not undergo any intervention other than their normal controls. Zarit Caregiver Burden Scale, Bakas Caregiver Impact Scale, Neuropsychiatric Inventory, and Collaboration Study in Alzheimer's Disease – Activities of Daily Living scales were used for data collection. Data were collected both on the first day of the study and in the 4th, 8th, and 12th weeks. As a result of the study, it was determined that planned education and follow-up prepared for caregivers of middle-stage Alzheimer's patients reduced the burden of care, but this decrease was not statistically significant. In the study, it was determined that the neuropsychiatric symptoms observed in the patient did not decrease, and the burden experienced by the caregivers due to these symptoms were reduced. But the decline of the caregivers' burden was not statistically significant. There was an increase in the level of dependence in the activities of daily living of the patients in the intervention control group. It is recommended to start the training programs for caregivers of Alzheimer's patients with the diagnosis, expand these programs, and increase their accessibility to support caregivers.Yarı-deneysel tasarıma sahip olan bu araştırmanın amacı, orta evre Alzheimer tanısı ile izlenen hastalara bakım verenlere verilen planlı eğitim ve izlemin bakım verenlerin bakım yükü, hastalarda görülen nöropsikiyatrik semptomların sıklığı ve günlük yaşam aktivitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Araştırma, 01 Ağustos 2018- 30 Mart 2020 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Geriatri Bilim Dalı’nda yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini görüşmeye geliş sıralarına göre gruplara atanan müdahale grubunda 21, kontrol grubunda 22 olmak üzere toplam 43 bakım veren oluşturmuştur. Araştırmanın uygulanması toplam 12 hafta sürmüştür. Müdahale grubunda bakım verenlere uygulanan eğitim 2. ve 4. hafta olmak üzere iki bölümde uygulanmıştır. Eğitim tamamlandıktan sonraki 8 hafta takip ve izlem sürecini oluşturmaktadır. Kontrol grubunda bulunan bakım verenler rutin kontrollerinin dışında herhangi bir girişim uygulanmamıştır. Araştırma verileri Zarit Bakım Veren Yükü Ölçeği, Bakas Bakım Verme Etki Ölçeği, Nöropsikiyatrik Envanter ve Alzheimer Hastalığında İşbirliği Çalışması- Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği ile araştırmanın başlangıcında, 4., 8. ve 12. haftalarda toplanmıştır. Araştırmanın sonucunda orta evre Alzheimer hastalarına bakım verenlere yönelik hazırlanan planlı eğitim ve izlemin bakım yükünü azalttığı, ancak bu azalmanın istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olmadığı saptanmıştır. Araştırma sonucunda hastada görülen nöropsikiyatrik semptomların azalmadığı, bu semptomlara bağlı olarak bakım verenlerin yaşadıkları yükte azalma olduğu ancak bu azalmanın anlamlı düzeyde olmadığı belirlenmiştir. Araştırmada müdahale ve kontrol grubundaki hastaların günlük yaşam aktivitelerindeki bağımlılık düzeyinde ise artış olmuştur. Alzheimer hastalarına bakım verenlere yönelik hazırlanan eğitim programlarının tanı konulduğu andan itibaren başlanması, bu programların yaygınlaştırılması ve ulaşılabilirliğinin arttırılması bakım verenlerin desteklenmesinin sağlanması açısından önerilmektedir
İki Saygun Prelüdünde Ses Organizasyonu
In this study, an analysis based on pitch organization has been performed regarding the 3rd and 8th preludes selected from Twelve Preludes on Aksak Rhythms, Op. 45 by Ahmed Adnan Saygun.
The method of the study respectively consists of the five main extents: Areas, pitch sets, formulation, theoretical assumption and definition.
In both preludes, the obtained results show that
It is possible to talk about the presence of a close pitch organization based on interval relations.
Maqam abstractions show up to a minimum.
All the detected pitch sets are built on 0, 1, 2 and 3 steps.
The fact that the intervals are so rare in respect of variety and that they are sounded repeatedly in diverse portions of the pieces is a sign of the idée génératrice, which left its mark on Saygun’s music.Bu çalışmada, Ahmed Adnan Saygun’un Aksak Tartılar Üzerine On İki Prelüd, Op. 45 başlıklı albümünden seçilen, 3. ve 8. prelüdlere ilişkin olarak ses organizasyonu temelli bir analiz gerçekleştirilmektedir.
Analizde izlenen yöntem; Sırasıyla bölgeler, ses kümeleri, formülasyon, teorik kabul ve tanım olmak üzere beş ana boyuttan oluşmaktadır.
Analiz sonucunda elde edilen sonuçlar; her iki prelüdde de
Aralık ilişkilerine dayalı sıkı bir ses organizasyonunun varlığından söz edilebileceğini,
Makam soyutlamalarının en az düzeyde gerçekleştiğini,
Saptanan ses kümelerinin tümünün; 0, 1, 2 ve 3 basamak üzerine kurulu olduğunu,
Aralıkların çeşit bakımından bu denli az oluşunun ve eserlerin farklı yerlerinde tekrar tekrar duyurulmasının, Saygun müziğine damgasını vuran doğurgan düşünce’nin bir yansıması olduğunu
gözler önüne sermektedir
Mağaza Markalı Ürünleri Satın Alma Niyetinin Marka İsmine Verilen Önem, Algılanan Marka Benzerliği Ve Algılanan Kalite Çerçevesinde İncelenmesi
The aim of the study is to examine the direct impact of perceived quality, brand dependece and perceived brand parity on the store brands’ purchase intention; and to investigate the mediation role of perceived quality in the effect of brand dependence and perceived brand parity on store brands’ purchase intention. The hypotheses of the study are tested with the data obtained from 405 participants living in Ankara. Hypotheses are tested with the AMOS 26 path analysis. According to the results of the analysis, perceived quality of the store brands and perceived brand parity has a positive effect on the store brands’ purchase intention. Brand dependence has a negative effect on the store brands’ purchase intention. The store brands’ perceived quality has a mediating role in the effect of brand dependence and perceived brand parity on the store brands’ purchase intention.Bu çalışmada, mağaza markalarının algılanan kalitesi, algılanan marka benzerliği ve marka ismine verilen önemin, mağaza markalı ürün satın alma niyetine doğrudan etkisi ve marka ismine verilen önemin ve algılanan marka benzerliğinin satın alma niyetine etkisinde algılanan kalitenin aracılık rolü ele alınmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda oluşturulan hipotezler, Ankara’ da yaşayan 405 katılımcıdan elde edilen veriler ile test edilmektedir. Hipotezler, AMOS 26 yol (path) analizi ile test edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, mağaza markalı ürünlerin algılanan kalitesinin ve algılanan marka benzerliğinin, mağaza markalı ürün satın alma niyetini olumlu yönde etkisi tespit edilmiştir. Marka ismine verilen öneminin ise mağaza markalı ürün satın alma niyetine olumsuz yönde etkisi bulunmaktadır. Marka ismine verlen önemin ve algılanan marka benzerliğinin mağaza markalı ürün satın alma niyetine etksinde mağaza markalı ürünlerin algılanan kalitesinin aracılık rolü bulunmaktadır
Ankara’nın Güdül İlçesinde Lise Öğrencilerine Yönelik Uyku Kalitesi ve Hijyeni Konulu (Kısa Süreli) Eğitimin Etkililiğinin Değerlendirmesi Araştırması.
It is commonly accepted that sleeping habits of adolescents has major role in their health and wellbeing. Thus, sleep hygiene behaviors and sleep quality of this group are mostly in low standarts. Purpose of this research is to evaluate the efficiency of sleeping education on high school students who are living in Gudul district of Ankara City. A total of 304 students (46,4% female and 53,6% male students) from two high schools in Gudul are involved in the research. Pittsburgh Sleep Quality Index and Sleep Hygiene Index are used in the research. Pre testing was applied to the participants on the 21st of May, 2019. Sleep hygiene education has been given to the students on the 23rd of May, 2019. Students took the final test on the 6th of June, 2019. Non parametric tests were prefferred for the analysis due to abnormal distribution of research data. After the education, Sleep Hygiene Index average scores of students who participated in the education session decreased from 36.0±8.3 to 31.5±6.6 (p<0,05), Pittsburgh Sleep Quality Index average scores decreased from 8.7±3.4 to 5.0±2.3 (p<0.05). The number of students with good sleep quality increased from 20 (9.3%) to 97 (%51.9). All sub-components of sleep quality, except the need of medication to sleep, are significantly improved (p<0.05). Sleep hygiene education at school has provided statistically significant difference on sleep hygiene and sleep quality according to results of the research. Increasing sleeping quality of adolescents through sleep hygiene education, adding sleeping hygiene classes to school curriculums, building facilities for students to practice physical activities which increase the sleep hygiene and quality positively and education on stress management are recommended.Adolesanların iyilik ve sağlık halleri için uykunun rolünün çok önemli olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte bu grubun uyku hijyen davranışları ile uyku kalitelerinin oldukça zayıf olduğu bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı Ankara’nın Güdül İlçesindeki lise öğrencilerine okul ortamında verilen uyku hijyeni eğitiminin etkililiğinin değerlendirilmesidir. İlçedeki iki lisede eğitim gören 304 öğrenci (% 46,4 kız öğrenci, % 53,6 erkek öğrenci) araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmada, Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi ve Uyku Hijyen İndeksi kullanılmıştır. Katılımcılara 21 Mayıs 2019 tarihinde ön-test uygulanmıştır. Öğrencilere 23 Mayıs 2019 tarihinde uyku hijyeni eğitimi verilmiş; 6 Haziran 2019 tarihinde son-test uygulanmıştır. Araştırma verilerinin normal dağılmaması sebebiyle analizlerde parametrik olmayan testler tercih edilmiştir. Yapılan eğitim sonrası, eğitim verilen öğrencilerde Uyku Hijyeni İndeksi puan ortalamaları 36,0±8,3’ten 31,5±6,6’ya gerilemiş (p<0,05), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi puanları 8,7±3,4’ten 5,0±2,3’e gerilemiştir (p<0,05). Uyku kalitesi iyi olan öğrenci sayısı 20 kişiden (%9,3) 97 kişiye (%51,9) yükselmiştir (p<0,05). Uyku kalitesinin uyku ilacı kullanım ihtiyacı dışındaki tüm alt bileşenleri anlamlı olarak iyileşmiştir (p<0,05). Yapılan araştırmanın bulguları, lise öğrencilerine okul ortamında verilen uyku hijyeni eğitiminin ve eğitimin uyku hijyeni ve uyku kalitesine yönelik etkililiğinin istatistiksel olarak anlamlı fark yarattığını ortaya koymuştur. Adolesanlara uyku hijyeninin kazandırılması ve bu yolla uyku kalitelerini yükseltilmesi adına gelecek çalışmalarda eğitimlerin artırılması ve okul müfredatlarında yer alması; uyku hijyeni ve uyku kalitesini olumlu yönde etkileyen düzenli fiziksel aktivite olanaklarının okullarda arttırılması; adolesanlara yönelik stres yönetimi gibi etkinliklerin öğretilmesi önerilmektedir
Trt Repertuvarındaki Sivas Şarkışla Yöresine Ait Uzun Havaların Çok Katmanlı Analizi
This study includes the multi-layered analysis of the unmetered folk song of the Şarkışla region, which is included in the TRT Turkish Folk Music Repertoire. Accordingly, the geographical features, historical past, social behaviors and cultural practices of Sarkisla were revealed by researching the interactions of music culture and especially unmetered folk songs. In addition; the maqam, melodic route (seyir), form and oral elements of the unmetered folk songs of the Şarkışla region are explained with in the line of analysis.
The aim of the study is to make multi-layered analysis of the unmetered folk songs belonging to the province of Sivas, Şarkışla, in the TRT Turkish Folk Music Repertoire, and to reveal the reflections of the local culture on music and the relationship between music and culture through this analysis. The study is considered important in that it is the first study in this context, contributes to the local music culture and performance, and sets an example for other researchers working in this field. This study is limited to 16 unmetered folk songs from Sivas province Şarkışla district, which were determined in TRT Turkish Folk Music Unmetered Folk Songs Repertory in 2019. In addition, it was assumed that these identified works were transferred from the compilation records to the notes. In this study, which has a descriptive research model using the scanning model, the findings were interpreted by making the multi-layered analysis of the recordings of the unmetered folk songs belonging to the district of Şarkışla, Sivas, and the notes written from these recordings, which are included in the TRT Turkish Folk Music Repertory.Bu çalışma, TRT Türk Halk Müziği Repertuvarında yer alan Şarkışla yöresine ait uzun havaların çok katmanlı olarak incelenmesini içermektedir. Buna bağlı olarak, Şarkışla’nın coğrafi özellikleri, tarihsel geçmişi, toplumsal davranışları ve kültürel pratiklerinin müzik kültürü ve özellikle uzun havalarla olan etkileşimleri araştırılarak ortaya çıkartılmıştır. Bunlara ek olarak; Şarkışla yöresi uzun havalarının makâmsal, seyir, form ve sözel öğeleri analizler doğrultusunda açıklanmıştır.
Çalışmanın amacı, TRT Türk Halk Müziği Repertuvarı’ndaki Sivas ili Şarkışla ilçesine ait olan uzun havaların çok katmanlı analizlerini yaparak, yapılan analizler doğrultusunda yöre kültürünün müziğe yansımaları ve bunun üzerinden müzik ve kültür ilişkisini ortaya koymaktır. Çalışma, bu bağlamda yapılan ilk çalışma olması, yöre müzik kültürüne ve icraya katkı sağlaması ve bu alanda çalışan diğer araştırmacılara örnek teşkil etmesi bakımından önemli görülmektedir. Bu çalışma, 2019 tarihinde TRT Türk Halk Müziği Uzun Havalar Repertuvarı’nda tespit edilen Sivas ili Şarkışla ilçesine ait 16 adet uzun hava ile sınırlandırılmıştır. Ayrıca tespit edilen bu eserlerin derleme kayıtlarından notaya doğru aktarıldığı varsayılmıştır. Tarama modeli kullanılarak yapılan betimsel bir araştırma modeline sahip olan bu çalışmada, TRT Türk Halk Müziği Repertuvarı’nda yer alan Sivas ili Şarkışla ilçesine ait uzun havaların kayıtları ile bu kayıtlardan yazılmış notaların çok katmanlı analizi yapılarak bulgular yorumlanmıştır
Kitap Kapağı Tasarımlarında Harfleme Uygulamalarının Okunurluk Açısından İncelenmesi
Book covers have survived to the present day by showing various differences in their functions since the first time they were used. Covers and bindings, which were first produced to protect and keep the pages of the book together, are now used not only for the task of protection, but also for visually conveying the necessary information about the book. This information given by the cover design is not only the name of the book and the author, but also the subject, genre and idea of the book. While communicating this information, interesting and creative graphic design applications are also need to be created. Because the book, which has now become a consumption object, have to appeal to the consumer and sell. Today, cover designs have been developed based on such concerns and have shown many experimental designs. One of these experimental designs is the lettering used on the book covers.
Lettering is generally considered as typographic designs created manually or digitally without being bound to a typeface. Unlike an ordinary typeface design, these works are more experimental and will highlight the visuality. Combining typography and illustration, these designs are also preferred for book covers due to their versatile use. However, in these design-oriented applications, legibility problems have been observed in the basic informations such as the book and author's name. While continuing these experimental studies, questions such as whether legibility can be preserved began to arise in the designers minds.
In this study, named " Examining The Legibility of Lettering in Book Cover Designs ", this question that occurred in the minds of designers was tried to be answered. By answering questions such as what is important for creating a highly legible typeface and how letter forms should be drawn, the results were evaluated through lettering designs. In addition, the general logic of cover designs was established by answering questions such as what is a book and how and why cover designs are made. Finally, by combining these two results, efforts were made to produce legible lettering designs and also a successful book series design. At the end of the study, it is discussed whether such a design can be achieved with the difficulties experienced in this way and the solutions to these difficulties.Kitap kapakları ilk kullanıldıkları zamandan beri işlevleri konusunda çeştili farklılıklar göstererek günümüze kadar gelmişlerdir. İlk olarak kitabın içerisindeki sayfaları korumak ve bir arada tutmak için amacıyla üretilen kapaklar ve ciltler, artık sadece koruma görevini değil kitapla ilgili gerekli bilgileri görsel olarak aktarmak için de kullanılmaktadırlar. Kapak tasarımı ile iletilen bu bilgiler sadece kitabın ve yazarın ismi değil, kitabın konusu, türü ve fikri de olmaktadır. Bu bilgiler aktarılırken bir yandan da ilgi çekici ve yaratıcı grafik tasarım uygulamaları oluşturulmalı, artık bir tüketim objesine dönüşen kitabın kendini tüketiciye beğendirmesi ve satması da beklenilmektedir. Günümüzde kapak tasarımları bu tür kaygılardan yola çıkılarak gelişmiş ve alanında bir çok deneysel çalışma göstermiştir. Bu deneysel tasarımların biri de kitap kapaklarında kullanılan harflemeler olmuştur.
Harflemeler genelde bir yazı karakterine bağlı kalınmadan elle ya da dijital bir şekilde oluşturulan tipografik tasarımlar olarak değerlendirilmektedir. Sıradan bir yazı karakteri tasarımından farklı olarak bu çalışmalar daha deneysel ve görselliği öne çıkaracak uygulamalardır. Tipografiyi ve resimlemeyi bir araya getiren bu tasarımlar kitap kapaklarında da çok yönlü kullanımları nedeniyle tercih edilmiştir. Ancak tasarım ağırlıklı bu uygulamalarda, kapağın asıl iletmesi gereken kitap ve yazar ismi gibi bilgilerde okunurluk problemleri gözlemlenmiştir. Bu deneysel çalışmalar devam ettirilirken bir yandan da okunurluk korunabilir mi gibi sorular tasarımcıların aklında oluşmaya başlamıştır.
“Kitap Kapağı Tasarımlarında Harfleme Uygulamalarının Okunurluk Açısından İncelenmesi” adlı bu çalışmada tasarımcıların aklında oluşan bu soru yanıtlanmaya çalışılmıştır. Okunurluğu yüksek bir yazı karakteri tasarımı için nelere dikkat edilmeli, harf formları nasıl oluşturulmalı gibi durumlar incelenerek, sonuçlar harfleme tasarımları üzerinden de değerlendirilmiştir. Ayrıca kitap nedir, kapak tasarımları nasıl yapılır gibi sorular cevaplanarak kapak tasarımlarının genel mantığı oturtulmuştur. En son bu iki olgu birleştirilerek uygulamada hem okunurluk açısından başarılı harfleme tasarımı hem de tasarım açısından başarılı bir kitap serisi üretilmek için uğraşılmıştır. Bu yolda yaşanan zorluklar ve bu zorluklara bulunan çözümlemelerle beraber böyle bir tasarımın elde edilebilir olup olmadığı çalışma sonunda tartışılmıştır
Üretkenlik Karşıtı İş Davranışlarının Nedensel Akıl Yürütme Yaklaşımı Çerçevesinde İncelenmesi: Bilişsel Çarpıtmaların Düzenleyici Rolü
Counterproductive work behaviors are one of the topics that have attracted the attention of researchers in recent years. All the behaviors exhibited by individuals in the workplace that harm the well-being of the organization and its stakeholders are defined as Counterproductive Work Behaviors.
The aim of this study is to try to explain the antecedents of counterproductive work behaviors within the framework of the attribution theory. The first question of this research is, in case of damage to organizational justice perception whether cognitive distortions will play a moderator role on the type of causal attribution that employees will make. The second question of the research is whether or not the type of causal attribution made by employees predicts the type of counterproductive work behavior.
The research consists of a preliminary and a main study. In the preliminary study validity and reliability studies was conducted of “Counter Productive Work Behavior Scale” and “Workplace Explanatory Style Questionnaire” for Turkish sample. As a result of the analyzes carried out, it was seen that both scales were valid and reliable to be used in the study.
After the preliminary study, the main study was conducted with the voluntary participation of 248 nurses working in Ankara. The obtained data were subjected to correlation analysis and regulatory impact analysis. As a result of the research, the regulatory effect of cognitive distortions and its effect on predicting the type of counterproductive work behaviors could not be determined. However, cognitive distortions were found to have significant effect on attributions, findings were discussed in the light of the data obtained, and suggestions for future studies were presented.Üretkenlik karşıtı iş davranışları son yıllarda araştırmacıların dikkatini çeken konulardan biridir. İş yerinde bireyler tarafından sergilenen örgütün ve paydaşlarının iyilik halini zedeleyen davranışların tamamı üretkenlik karşıtı iş davranışları olarak tanımlanmaktadır.
Bu çalışmada amaç; üretkenlik karşıtı iş davranışlarının öncüllerini, nedensel akıl yürütme yaklaşımı çerçevesinde açıklamaya çalışmaktır. Örgütsel adalet algısının zedelenmesi karşısında çalışanların yapacakları nedensel yüklemenin türü üzerinde bilişsel çarpıtmaların düzenleyici bir rol oynayıp oynamayacağı ve çalışanların yaptıkları nedensel yükleme türünün üretkenlik karşıtı iş davranışı türünü yordayıp yordamadığı bu araştırmanın soruları olarak belirlenmiştir.
Araştırma, bir ön çalışma ve ana çalışmadan oluşmaktadır. Ön çalışmada “Counter Productive Work Behaviour Scale” adlı ölçeğin ve “Workplace Explanatory Style Questionnaire” adlı ölçeğin Türkçe geçerlik güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda iki ölçeğin de çalışmada kullanılmak üzere geçerli ve güvenilir olduğu görülmüştür.
Yürütülen ön çalışmanın ardından ana çalışmaya geçilmiş, Ankara’da iş yaşamını sürdüren hemşirelerden oluşan 248 gönüllü katılımcıya ulaşılmıştır. Elde edilen veriler korelasyon analizi ve düzenleyici aracı etki analizine tabi tutulmuştur. Araştırma sonucunda bilişsel çarpıtmaların düzenleyicilik etkisi saptanamamış ve nedensel yükleme türünün üretkenlik karşıtı iş davranışlarının türünü yordama etkisi tespit edilmemiştir. Ancak bilişsel çarpıtmaların yükleme yanlılıkları üzerinde anlamlı etkisi olduğu bulunmuş, elde edilen veriler ışığında araştırma bulguları tartışılmış ve gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur
Görev Temelli Sanal Değişimde Eleştirel Kültürlerarası Farkındalık Üzerine Bir Konuşma Çözümlemesi Çalışması
Advances in online communication technologies offer many opportunities for language learning and intercultural exchange.Through these advancements, telecollaboration has been a recent focus in educational settings and itsimplications have come into prominence in language teaching. However, the social actions and cultural practices performed in these settings and opportunities for critical intercultural awareness (CIA) have been investigated only to a limited extent. From this point of view, drawing upon the 10 hours of screen recordings of over a 4-weeks period of video-mediated task-oriented interactions in eleven tasks in a virtual exchange project between two universities from Turkey and Tunisia, this study contributes to the emergence of opportunities for interactants’ critical intercultural awareness (CIA) through a telecollaborative exchange project. By applying the principles of Conversation Analysis methodology, this study aims to describe how an assessment sequence is identified and how assessments are constructed sequentially, and how the first assessment makes the second assessment relevant in and through intercultural tasks. The findings present various uses of lexical and grammatical items and positive or negative assessing responses towards cultural behaviors. The result from analyzing the study suggested that proffering assessments is closely embedded within the enhancement of critical intercultural awareness (CIA). As a CA study to explore critical intercultural awareness (CIA), the findings of this study are expected to bring a new perspective to interculturality and highlight significant implications interactional organization of assessments with its contribution to the online language learning and telecollaboration.Çevrimiçi iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, dil öğrenimi ve kültürler arası değişim için çok sayıda fırsatlar sunmaktadır. Bu gelişmeler sayesinde, sanal değişim eğitim ortamlarında yeni bir odak haline gelmiştir ve bunun etkileri kültürlerarasılık alanında ön plana çıkmıştır. Ancak, bu ortamlarda gerçekleştirilen sosyal eylemler ve kültürel uygulamalar ve eleştirel kültürlerarası farkındalığın (CIA) gelişimi yalnızca sınırlı bir ölçüde araştırılmıştır. Bu noktadan hareketle, bu çalışma, Türkiye ve Tunus'tan iki üniversite arasında sanal bir değişim projesi ile 2019 yılında 4 haftalık süreçte toplanan on bir görevin 10 saatlik video kayıtlarından yola çıkarak, bir tele-işbirlikçi değişim projesi aracılığıyla etkileşimde bulunanların eleştirel kültürlerarası farkındalık (CIA) fırsatlarının ortaya çıkmasına katkıda bulunur. Konuşma Analizi yönteminin ilkelerini uygulayarak, çalışmanın odak noktası, bir değerlendirme dizisinin nasıl tanımlandığını ve eşzamanlı değerlendirme duruşlarının, değerlendirme kalıpları olarak, ilk değerlendirmenin ikinci değerlendirmeyi kültürlerarası aracılığıyla nasıl alakalı hale getirdiği sorusuyla ilgili olduğu için sırayla nasıl oluşturulduğunu açıklar. Bulgular, sözcüksel ve dil bilgisel öğelerin çeşitli kullanımlarını ve kültürel davranışlara yönelik olumlu veya olumsuz değerlendirme yanıtlarını ortaya koymaktadır. Çalışmanın analizinden elde edilen sonuç, değerlendirmelerin sunulmasının kritik kültürlerarası farkındalığın gelişimi ile yakından ilişkili olduğunu göstermiştir. Buna ek olarak, eleştirel kültürlerarası farkındalığı keşfetmeye yönelik bir CA çalışması olarak, bu çalışmanın bulgularının kültürlerarasılığa yeni bir bakış açısı getirmesi ve çevrimiçi dil öğrenimi ve tele-işbirliğine katkısıyla etkileşimli değerlendirme organizasyonunun önemli çıkarımlarını vurgulaması beklenmektedir