Hacettepe University Institutional Repository
Not a member yet
20712 research outputs found
Sort by
Elle Taşıma Yapan İşçilerde Ergonomik Farkındalık Oluşturma ve Kas İskelet Sistemi Rahatsızlıklarını Önlemeye Yönelik İki Farklı Eğitim Yönteminin Karşılaştırılması
Handling workerks have musculoskeletal risks since they carry heavy objects and make repetitive moves with some parts of their bodies as a part of their jobs. This situation is not only an important health problem for the employees but also a global and serious burden for employers and national economies. Generally speaking ergonomic approaches, which are known to reduce musculoskeletal disorders, costs, loss of work and efficiency, work-related accidents basing on lack of attention and increase life quality of the employees, are being applied. Most of those approaches consists of trainings aiming increasing the level of knowledge of the employees on musculoskeletal disorders and methods for protection from them, and imposing safer behavioral habits. The purpose of this study is; to create an effective training method in order to reduce the ergonomic risks of handling workers and bringing them skills for taking measures for those risks. Thereof, a training method adopted as per experimental learning theory (TMAELT) is designed and compared with the traditional training models basing on seminars. As per the results of the follow up for one year, the trainings basing on TMAELT reduced musculoskeleton symptoms, musculoskeleton and ergonomic risks and risky working posture habits significantly(p<0,05). On the other hand, the trainings basing on seminar method did not create any difference (p<0,05). These results showed that the trainings basing on TMAELT can be used as an effective method for reducing the health and ergonomic risks of the handling workers and bringing ergonomic awareness for them to take measure for those risks.İÇİNDEKİLER
Sayfa
ONAY SAYFASI
iii
YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI
iv
ETİK BEYAN
v
TEŞEKKÜR
vi
ÖZET
vii
ABSTRACT
viii
İÇİNDEKİLER
ix
SİMGELER VE KISALTMALAR DİZİNİ
xii
ŞEKİLLER DİZİNİ
xiii
TABLOLAR DİZİNİ
xiv
1. GİRİŞ
1
2. GENEL BİLGİLER
5
2.1. El ile taşıma yapan İşçilerde Kas-İskelet Sistemi Rahatsızlıkları ve Nedenleri
5
2.2. El ile Taşıma Yapan İşçilerde Kas-İskelet Sistemi Rahatsızlıkları İçin Risk Oluşturan Durumlar
5
2.3. Kas-İskelet Sistemi Risklerini Önlemede Ergonomik Farkındalık Oluşturmanın Önemi
6
2.4. Kas-İskelet Sistemi Rahatsızlıkları ve Ergonomik Risklerin Değerlendirilmesi
8
2.4.1. Değerlendirme Yönteminin Seçilmesi
8
2.4.2. Değerlendirme Yöntemleri
9
2.5. Kas-İskelet Sistemi Rahatsızlıklarını Önlemede Eğitimlerin Etkinliği
10
2.6. Öğrenme Kuramları
12
2.6.1. Deneyimsel Öğrenme Kuramı
13
3. YÖNTEM
17
3.1. Etik Kurul Onayı
17
3.2. Çalışma Planının Genel Çerçevesi
17
3.3. Bireyler
17
x
İÇİNDEKİLER
Sayfa
3.4. Örneklem Büyüklüğünün Belirlenmesi
18
3.5. Hazırlık Süreçleri
19
3.6. Çalışmaya Alınacak Kişilerin Belirlenmesi ve Ön Değerlendirme
20
3.7. Çalışmada Kullanılan Değerlendirme Araçları
22
3.7.1. Katılımcıların Kas-İskelet Sistemi ve Ergonomik Riskler Hakkındaki Bilgi Düzeylerinin Değerlendirilmesi
22
3.7.2. Kas-iskelet Sistemi Rahatsızlıkları ve Ergonomik Risklerin Değerlendirilmesi
22
3.7.3. Çalışma Postürlerinin Değerlendirilmesi
24
3.7.4. Egzersiz Yapma Alışkanlığının Takibi
25
3.7.5. Çalışma Postürünü Etkileyebilecek Depresif Ruhsal Durumların Değerlendirilmesi
26
3.7.6. Çalışma Postürünü Etkileyebilecek Vücut Kompozisyonu Sorunlarının Değerlendirilmesi.
26
3.8. Çalışma Gruplarının Oluşturulması
27
3.9. Örneklem Büyüklüğünün Belirlenmesi
27
3.10. Eğitim İçeriğinin Hazırlanması
27
3.10.1. Deneyimsel Öğrenme Grubuna Eğitimlerin Verilmesi
29
3.10.2. Seminer Gurubuna Eğitim Verilmesi
31
3.11. İstatistiksel İncelemelere Ait Özellikler
32
4. BULGULAR
34
4.1. Tanımlayıcı Özellikler
34
4.2. Değerlendirme Bulguları
35
5. TARTIŞMA
77
6. SONUÇ VE ÖNERİLER
88
7. KAYNAKLAR
91
xi
İÇİNDEKİLER
8. EKLER
EK 1: Tez Çalışmasıyla İlgili Etik Kurul İzinleri
EK 2: Araştırma Amaçlı Çalışma İçin Aydınlatılmış Onam Formu (Araştırmacının Açıklaması)
EK 3: Katılımcının Beyanı Formu
EK 4: Beck Depresyon Envanteri (Türkçe) Formu
EK 5: Gönüllüler İçin Ön Değerlendirme Formu
EK 6: Kas-İskelet Sistemi Bilgi Ölçme Anketi
EK 7: Hollanda Kas-iskelet Sistemi Anketi Kısa Sürümü Türkçe Uyarlaması
EK 8: Hızlı Tüm Vücut Değerlendirme Aracı
EK 9: Egzersiz Programı Tutum Ölçeği
9. ÖZGEÇMİŞElle taşıma yapan işçiler, görevleri gereği ağır objeleri kaldırdıkları, taşıdıkları, bazı vücut bölgeleriyle çok tekrarlı hareketler yaptıkları için kas-iskelet sistemiyle ilgili riskler taşırlar. Bu durum çalışanlar için önemli bir sağlık sorunu olmasının yanı sıra, işverenler ve ülkelerin ekonomisi için küresel, ciddi bir malî yüktür. Bu sorunun çözümü için yaygın olarak ergonomik yaklaşımlar kullanılır. Bunlar; çalışmaya bağlı kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarını, sağlık giderlerini, iş ve verim kaybını, dikkat eksikliğine bağlı iş kazalarını azaltır ve çalışanların yaşam kalitesini arttırır. Bu yaklaşımların önemli kısmını, çalışanların kas-iskelet sistemi riskleri ve korunma yolları konularındaki bilgilerini artırma ve güvenli davranış alışkanlıkları kazandırma amaçlı eğitimler oluşturur. Bu çalışmanın amacı, elle taşıma yapan işçilerin kas-iskelet sistemi ve ergonomik risklerini azaltmak ve bu risklere karşı önlem alabilme becerisi kazandırmaya yönelik, etkin bir eğitim yöntemi oluşturmaktı. Bu nedenle deneyimsel öğrenme kuramına göre uyarlanmış eğitim modeliyle (DÖKUEM) bir eğitim tasarlandı ve ergonomi eğitimlerinde uygulanan seminer tarzı geleneksel eğitim modeliyle karşılaştırıldı. Bir yıllık takip sonuçlarına göre DÖKUEM’le verilen eğitimler, kas-iskelet sistemi semptomlarını, kas-iskelet sistemi ve ergonomik riskleri, riskli çalışma postürü alışkanlıklarını anlamlı ölçüde azalttı (p0.05). Bu sonuçlar, DÖKUEM ile verilen eğitimlerin, elle taşıma yapan işçilerin sağlık ve ergonomik risklerini azaltmada ve ergonomik farkındalık oluşturarak bu risklere karşı önlem alabilme becerisi kazandırmada etkin bir eğitim yöntemi olarak kullanılabileceğini gösterdi
An End User Based Study on Subtitling for the d/Deaf and Hard of Hearing in Turkey
Reception research in audiovisual translation (AVT), particularly on the intersection between AVT and media accessibility (MA) has been a research avenue to interest for translation scholars in the last couple of decades. However, research in reception studies in countries like Turkey, where MA practices are relatively new in terms of legislative mandates on the subject, are still scarce. This thesis aims to contribute to the field by investigating the reception of subtitles for the d/Deaf and hard of hearing (SDH) by the intended audience, Turkish d/Deaf and hard of hearing (HOH) viewers. The present study places itself in the intersection of Descriptive Translation Studies (DTS) and Reception Studies (RS) within AVT. First, guidelines and current practices of SDH were investigated to reveal the norms with a focus on specific parameters. Second, a questionnaire was designed to elicit the opinions of viewers on these practices. The English template of the Digital TV for All (DTV4ALL) questionnaire was adapted to the Turkish context (Romero-Fresco, 2015). The project in which the original questionnaire was used aimed to facilitate provision of access services and provide feedback from viewers that could be relevant to stakeholders in improving the quality of SDH. The Turkish questionnaire, designed with a similar objective in mind, consisted of questions regarding demographic and personal data, viewing habits and preferences, and opinions on particular SDH parameters. Data was collected from 237 participants through online and paper questionnaires. Findings were compared with previous similar studies and discussed. In conclusion, as regards the specific SDH parameters investigated, current practices seem to accomplish their skopos. The provision of more subtitled programmes on free-to-air linear broadcast with a wider variety of types of programmes, and offering of accessible versions with premieres of programmes are areas that, according to the end users, could be improved on.Görsel-işitsel çeviri (GİÇ) alanında ve özellikle de GİÇ ile medya erişilebilirliğinin (ME) kesiştiği alanda alımlama çalışmalarına ilgi son yıllarda artmıştır. Ancak ME uygulamalarının yasal zorunluluklar bağlamında nispeten yeni olduğu Türkiye gibi ülkelerde henüz bu alanda çok az çalışma bulunmaktadır. Buradan hareketle bu tez, ayrıntılı altyazı çevirisi uygulamalarının hedef izleyici kitlesi tarafından nasıl alımlandığını araştırarak alana katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda odak noktası Türkiye’deki Sağır ve işitme engelli izleyicilerdir. Bu çalışma kendini Betimleyici Çeviri Çalışmaları (BÇÇ) ile GİÇ içinde yer alan Alımlama Çalışmalarının (AÇ) kesişimine konumlandırmaktadır. Çalışmada öncelikle spesifik bazı ayrıntılı altyazı parametrelerine odaklanılarak mevcut ayrıntılı altyazı talimatnameleri ve uygulamaları incelenmiş, normlar ortaya konmuştur. Sonrasında izleyicilerin mevcut ayrıntılı altyazı uygulamaları ile ilgili görüşlerini alabilmek için bir anket tasarlanmıştır. Bunun için Digital TV for All [Herkes için Dijital Televizyon] (DTV4ALL) adlı projeye ait anket çalışmasının İngilizce şablonu Türkiye bağlamına uyarlanmıştır (Romero-Fresco, 2015). Anket örneğinden faydalanılan bu projenin amacı medya erişilebilirlik uygulamalarının artmasına katkıda bulunmak ve paydaşlara ayrıntılı altyazı çevirisinin kalitesini artırmada yardımcı olabilecek dönüt sağlamaktı. Anketin Türkçe adaptasyonu da benzer amaçlarla hazırlanmıştır. Anket soruları demografik ve kişisel bilgiler, televizyon izleme alışkanlıkları ve tercihleri, altyazı çevirisinde diyaloglar dışındaki işitsel öğelerin görünür kılınması gibi alt başlıklardan oluşmaktadır. Anket hem online hem de basılı olarak dağıtılmış ve 237 katılımcıya ulaşılmıştır. Bulgular önceki benzer çalışmalarla karşılaştırılmış ve tartışılmıştır. Sonuç olarak, incelenen spesifik ayrıntılı altyazı parametreleri bağlamında mevcut ayrıntılı altyazı uygulamalarının hedef kitlesi olan Sağır ve işitme engelli izleyicilerin beklentilerini karşıladığı görülmüştür. Bununla birlikte doğrusal televizyon yayınlarında (ücretsiz erişim) daha fazla sayıda ve daha geniş bir program türü yelpazesinde ayrıntılı altyazılı programlar sunulması ve bu erişilebilir versiyonların programların ilk gösterimleriyle eş zamanlı olarak verilmesi gibi konular izleyiciler tarafından paylaşılan ve geliştirilebilecek alanlar olarak karşımıza çıkmaktadır
Gâvur Dağı (Amanoslar) Yöresinde Hikâyeli Türküler: Osmaniye ve İlçeleri
ABSTRACT
TOPALAK, Halil İbrahim. The Folk Songs With Story In Mount Gâvur (Amanos Mountaıns) Region: Osmaniye And Its District, Doctoral Dissertation, Ankara, 2022.
The most important factor that sustain societies and bring them to the future is culture. One of the elements of culture created by societies is folk songs. Like every other society in the world, Turkish people have a unique and rich culture. One of these cultural elements is folk songs. One of the regions in Anatolia where the tradition of folk songs and stories is most alive is Osmaniye, where people lived a nomadic life for a long time. In this study, the region’s traditional narrative folk songs and the songs of the performers who composed their own songs that we can detect was compiled and recorded with the methods and techniques of folklore compilation; Those recorded narrative folk songs were examined with a holistic and interdisciplinary approach mainly through contextual and text-centered folklore theories while taking advantage of the data of different disciplines such as history, social psychology, history of religions, musicology, and ethnomusicology.
In the first chapter of the thesis, after the purpose and importance, scope and limitations, methods and techniques of the study was mentioned, the historical and socio-cultural characteristics of Osmaniye, our region of study, are described in order to provide a better understanding of the cultural structure in which these folk songs are created and performed. At the end of the same chapter of the study, main studies on narrative folk songs in the region and in Turkey are mentioned. In the second chapter of the study, the definition of culture, the importance and place of folk songs in Turkish society, compilations of folk songs, folk songs, bozlaks, narrative folk songs and the relationships between narrative folk songs-ballads are discussed.
Minstrels have a crucial role in the creation, conveying, and dissemination of folk songs. Karacaoğlan and Dadaloğlu are the most important minstrels in our region of study. In the light of this information, In the third chapter of the study, detailed information about the minstrels tradition in Osmaniye, the tradition of Karacaoğlan and Dadaloğlu are given. Later in the same chapter, the performance places of narrative folk songs are mentioned. In the fourth chapter of the study, the diversification, structural, thematic, melodic, functional and language expression characteristics of the compiled narrative folk songs are explained. In the fifth chapter, the mythological elements in the compiled narrative folk songs are examined. The compiled narrative folk songs are interpreted in the context Performance Theory under the main themes of "performer, listener, and context" in the sixth chapter of the study. In the conclusion chapter, the results we reached about the narrative folk songs in Osmaniye are presented, and the text of 450 narrative stories are given in the text section.
Keywords
Gâvur Mountain, Çukurova, Narrative Folk Song, Bozlak, Folk song.ÖZET
TOPALAK, Halil İbrahim. Gâvur Dağı (Amanoslar) Yöresinde Hikâyeli Türküler: Osmaniye ve İlçeleri, Doktora Tezi, Ankara, 2022.
Toplumları ayakta tutan, geleceğe taşıyan en önemli unsur kültürdür. Toplumların yarattığı bu kültür unsurlarından biri halk türküleridir. Dünyada yaşayan her toplum gibi Türklerin de kendine has, zengin bir kültürü bulunmaktadır. Bu kültür unsurlarından biri ise halk türküleridir. Anadolu’da türkü ve hikâye geleneğinin en canlı olduğu yerlerden biri yıllarca göçerevli bir yaşam sürmüş olan Osmaniye’dir. Bu çalışmada, yörenin tespit edebildiğimiz geleneksel hikâyeli türküleri ve bestesi kendine ait olan icracıların türküleri derlenerek kayıt altına alınmış; kayıt altına alınan bu hikâyeli türküler halkbilimi kuramlarından bağlam ve metin merkezli kuramlar başta olmak üzere tarih, sosyal psikoloji, dinler tarihi, müzikoloji, etnomüzikoloji gibi farklı disiplinlerin verilerinden faydalanılarak disiplinler arası bir yaklaşımla bütüncül olarak ele alıp incelenmiştir.
Tezin birinci bölümünde çalışmanın amacı ve öneminden, alanı ve sınırlıklarından, başvurulan yöntem ve tekniklerden bahsedildikten sonra türkülerin yaratıldığı, icra edildiği kültürel yapının daha iyi anlaşılması için çalışma sahamız Osmaniye’nin tarihi, sosyo-kültürel özellikleri hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. Aynı bölümün sonunda ise Türkiye’de ve yörede hikâyeli türküler üzerine yapılmış belli başlı çalışmalardan bahsedilmiştir. Tezin ikinci bölümünde kültürün tanımı, türkülerin Türk toplumundaki yeri ve önemi, türkü derleme çalışmaları, türkü, bozlak, hikâyeli türkü ve hikâyeli türkü-balat ilişkisi hakkında bilgiler verilmiştir.
Türkülerin yaratılmasında, aktarılmasında, yaygınlaşmasında âşıkların önemli bir rolü bulunmaktadır. Çalışma sahamızda ise bu âşıkların başında Karacaoğlan ve Dadaloğlu gelmektedir. Tezin üçüncü bölümünde bu gerçekten hareketle Osmaniye’deki âşıklık geleneği, Karacaoğlan ve Dadaloğlu Geleneği hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Aynı bölümün devamında ise hikâyeli türkülerin icra ortamlarına değinilmiştir. Tezin dördüncü bölümünde derlenen hikâyeli türkülerin varyantlaşması, yapısal, tematik, ezgisel, işlevsel, dil anlatım hususiyetleri açıklanmıştır. Beşinci bölümde derlenen hikâyeli türkülerdeki mitolojik unsurlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Altıncı bölümde derlenen hikâyeli türküler “icracı, dinleyici, bağlam” ana başlıkları altında Performans Teori doğrultusunda yorumlanmıştır. Sonuç bölümünde Osmaniye’deki hikâyeli türküler hakkında ulaştığımız sonuçlara; Metinler kısmında ise 450 hikâyeli türkü metnine yer verilmiştir.
Anahtar Kelimeler
Gâvur Dağı, Çukurova, Hikâyeli türkü, Bozlak, Türk
THE IMPACT OF DYNAMIC ASSESSMENT ON ENGLISH LANGUAGE LEARNERS’ WRITING SKILL
This study explored the impact of dynamic assessment/negotiated feedback and nonnegotiated feedback on EFL learners’ writing skills. Related studies have yielded that there
has been a need to adopt the Sociocultural Theory oriented feedback in L2 writing settings
since the assertion of one-corrective feedback type-fit-all learners and all error natures has
been criticized on some grounds. Instead, having a goal-oriented interaction with learners
on errors have been gaining importance. Moreover, scholars have spread the idea of
employing the present-to-future model of assessment to offer a fair assessment setting to
the learners. Heeding these needs and calls, dynamic assessment (DA) has appeared as
an alternative form of instruction and assessment. Within the scope of this mixed methods
research, one group was provided DA, whilst another group was provided non-negotiated
feedback. Initially, inferential statistical analyses yielded that both feedback approaches
helped the students write more accurate and fluent texts. Yet, the students who joined DA
sessions outperformed in the linguistic features in the long term. Then, dialogic interactions
between the teacher and the students were analyzed, and the findings illustrated that the
students might need different feedback for the same error nature, and different error natures
might be treated with divergent feedback types. To unearth these differences in detail, the
learners’ macrogenetic and microgenetic analyses were presented with mediational moves
and learner reciprocity acts. Lastly, the learners who were assisted with DA broadly
mentioned the benefits and drawbacks of DA and need to integrate DA in L2 writing classes
in interview sessions.Bu çalışma dinamik ölçme ve değerlendirme ile doğrudan düzeltme geribildiriminin yabancı
dil olarak İngilizce öğrenenlerin yazma becerileri üzerindeki etkisine dayanmaktadır.
Yapılan son araştırmalar, ikinci dilde yazan kişilere sosyo-kültürel teoriye dayanan
geribildirimler verilmesi gerektiğini ortaya koymuştur çünkü tek tip/aynı düzeltme
geribildiriminin bütün öğrencilere ve bütün hata türlerine aynı derecede yararlı olduğu
iddiası eleştirilmektedir. Bunun yerine, öğrenciler ile hatalarına odaklı iletişim kurmanın
önemi artmaktadır. Ayrıca, araştırmacılar, öğrencilere daha adil bir değerlendirme ortamı
sunmak için dinamik değerlendirme yöntemini kullanma fikrini önermektedirler. Bu ihtiyaç
ve çağrıya cevap olarak, öğretim ve değerlendirmeyi birleştiren dinamik değerlendirme
kavramı ortaya çıkmıştır. Karma yöntem araştırmasını benimseyen bu çalışma
kapsamında, bir gruba bireysel etkileşimli dinamik değerlendirme sağlanırken, diğer gruba
yabancı dil olarak İngilizce yazma ortamında doğrudan düzeltme geri bildirimi sağlanmıştır.
İstatistiksel analizler, her iki geri bildirim yaklaşımının da öğrencilerin daha doğru ve akıcı
metinler yazmalarına yardımcı olduğunu göstermiştir. Ancak, dinamik değerlendirme
oturumlarına katılan öğrenciler, uzun vadede yazmanın dilsel özelliklerinde daha iyi
performans göstermişlerdir. Ardından, öğretmen ve öğrenciler arasındaki diyalojik
etkileşimler analiz edilmiş ve elde edilen bulgular, öğrencilerin aynı hata yapısı için farklı
geri bildirimlere ihtiyaç duyabileceklerini ve farklı hata türlerinin farklı geri bildirim türleri ile
ele alınabileceğini göstermiştir. Bu farklılıkları ayrıntılı olarak ortaya çıkarmak için
öğrencilerin makrogenetik ve mikrogenetik analizleri sunulmuştur. Son olarak, dinamik
değerlendirme ile desteklenen öğrenenler, yarı yapılandırılmış odak grup görüşmelerine
katılmışlardır ve ortaya çıkan temalar, dinamik değerlendirmenin olumlu ve olumsuz yönleri
ile dinamik değerlendirmenin ikinci dilde yazma derslerine entegre edilme ihtiyacını
göstermiştir
Ortaöğretim Öğrencilerinin Dijital Ayak İzi Farkındalıkları ve Bilgi Güvenliği Farkındalıkları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
The purpose of this study is to develop a digital footprint awareness scale for high school students and to examine the relationship between digital footprint awareness and information security awareness. Digital footprint is a virtual identity formed on behalf of the individual by tracking all of the individual's behaviours in online environments. With irresponsible internet usage, virtual identity is formed with a negative infrastructure and this virtual identity can appear in different periods of the individual's life and affect the individual negatively. The prerequisite for a positive virtual identity is increased awareness. It is thought that the level of awareness should be known in order to increase awareness. In this context, a digital footprint awareness scale has been developed for high school students. The scale consists of four sub-dimensions. These are personal data sharing awareness, personal data sharing (implementation), social media usage awareness, and social media usage (implementation). In order to examine the relationship between digital footprint awareness and information security awareness, which is the second dimension of the study, the Information Security Awareness Scale for High School Students developed by Güldüren, Çetinkaya, and Keser (2016) was used. Based on result of research, it was seen that the relationship between information security awareness and digital footprint awareness was high. Participants who are aware of the social media usage and data sharing have a high rate of implementation. It has been seen that the lowest relation among the research results is between attacks, threats and privacy.Bu çalışmanın amacı, ortaöğretim düzeyindeki öğrencilere yönelik olarak dijital ayak izi farkındalık ölçeği geliştirmek ve dijital ayak izi farkındalığı ile bilgi güvenliği farkındalığı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Dijital ayak izi, bireyin çevrimiçi ortamlardaki davranışlarının tamamının kayıt altına alınması ile birey adına oluşan sanal bir kimliktir. Bilinçsiz internet kullanımı ile olumsuz bir sanal kimlik oluşmakta ve bireyin hayatını farklı dönemlerde olumsuz anlamda etkileyebilmektedir. Olumlu sanal kimlik oluşmasın da farkındalığın artmasının önemi büyüktür fakat bu farkındalık düzeyinin ne seviyede olduğunun da bilinmesi de önem arz etmektedir. Bu kapsamda ortaöğretim düzeyindeki öğrencilere yönelik bir DAFÖ (dijital ayak izi farkındalık ölçeği) geliştirilmiştir. Ölçek kişisel veri paylaşımı farkındalığı, kişisel veri paylaşımı uygulaması, sosyal medya kullanım farkındalığı ve sosyal medya kullanım uygulaması olmak üzere dört alt boyuttan oluşmaktadır. Araştırmanın ikinci boyutu olan dijital ayak izi farkındalığı ile bilgi güvenliği farkındalığı arasındaki ilişkinin incelenebilmesi için Güldüren, Çetinkaya ve Keser (2016) tarafından geliştirilen ve gerekli izinleri alınan Ortaöğretim Öğrencilerine Yönelik Bilgi Güvenliği Farkındalık Ölçeği ile araştırmacı tarafından geliştirilen Dijital Ayak İzi Farkındalık Ölçeği farklı bir gruba birlikte uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında dijital ayak izi farkındalığı ve bilgi güvenliği farkındalığı arasındaki ilişkinin yüksek olduğu görülmüştür. Sosyal medya kullanımı ve veri paylaşımı konularında farkındalığa sahip olan katılımcıların bunu uygulama oranları da yüksektir. Araştırma sonuçları arasında en düşük sayılabilecek ilişkinin saldırı ve tehditler ile mahremiyet arasında olduğu görülmüştür
Kanseri Olan Çocuğa Sahip Ebeveynlerde Ruminasyon ve Üstbilişlerin Travma Sonrası Büyüme ile İlişkisinin İncelenmesi
The aim of this study was to investigate the relationship between rumination and metacognition with posttraumatic growth in parents of children with cancer. The study was carried out in Türk Kanser Derneği, Kanser Savaşçıları and Kanserle Dans Derneği’s social media platforms using online data forms. Data has been collected between 30 September 2020 and 25 December 2021, using the descriptive data forms, Event-Related Rumination Inventory, Metacognition-30 Scale, and Post-traumatic Growth Inventory. In the analysis of the data; correlation and regression analysis were used. According to the findings, there is a positive correlation between deliberate rumination and metacognition with posttraumatic growth, while there is a negative correlation between intrusive rumination and post-traumatic growth in parents of children with cancer. It was determined that deliberate rumination, intrusive rumination, and metacognition explain %30 of the posttraumatic growth in parents of children with cancer. In line with these results, it can be said that rumination and metacognition affect posttraumatic growth in parents of children with cancer. Therefore, approaches that increase the deliberate rumination level and decrease the intrusive ruminations can be suggested as soon as the diagnosis is made to increase the posttraumatic growth among parents of children with cancer.Bu araştırma kanseri olan çocuğa sahip ebeveynlerde ruminasyon ve üstbilişlerin travma sonrası büyüme ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla ilişki arayıcı araştırma deseni kullanılarak yapılmıştır. Araştırma Türk Kanser Derneği, Kanser Savaşçıları ve Kanserle Dans Derneği’nin sosyal medya ortamlarında çevrimiçi anket yoluyla gerçekleşmiştir. Çalışmaya 103 kanseri olan çocuğa sahip ebeveyn dahil edilmiştir. Veriler; tanıtıcı veri formu, Olay İlişkili Rüminasyon Envanteri, Üstbiliş Ölçeği- 30 ve Travma Sonrası Büyüme Envanteri kullanılarak 30 Eylül 2020 ile 25 Aralık 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sıklık analizleri ile birlikte korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; kanseri olan çocuğa sahip ebeveynlerin amaçlı ruminasyon ve üstbilişleri ile travma sonrası büyüme arasında pozitif yönde doğrusal bir ilişki olduğu, girici ruminasyon ile travma sonrası büyüme düzeyleri arasında ise ters yönde bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Kanseri olan çocuğa sahip ebeveynlerde amaçlı ruminasyon, girici ruminasyon ve üstbilişlerin travma sonrası büyümenin %30’unu açıkladığı saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda kanseri olan çocuğa sahip ebeveyvlerin, ruminasyon ve üstbilişlerinin travma sonrası büyümeyi etkilediği söylenebilir. Dolayısıyla, kanseri olan çocuğa sahip ebeveynlerin tanı alındığı andan itibaren ruminasyon, üstbiliş ve travma sonrası büyüme düzeylerinin değerlendirilmesi, amaçlı ruminasyonların ve üstbilişlerin desteklenmesine yönelik yaklaşımların benimsenmesi önerilebilir
Examınatıon Of The Construct Valıdıty Of Lıkert Type Scales Wıth Data Mınıng, Artıfıcıal Neural Networks, Factor Analysıs And Rasch Models
Data collection instruments which are important building blocks of measurement and evaluation activities are expected to comply with the standards. Therefore, one of the issues that need close attention in developing measurement instruments with the most possible relevant psychometric properties in the test development process is the selection of items to be included. In this study, it was aimed to compare the construct validity evidence of the forms that were obtained through exploratory factor analysis, artificial neural networks, data mining and Rasch rating scale model in order to reveal the item selection and construct validity in the scale development process. Within the scope of the research, the data were collected by applying the "Statistical Attitude Scale" pilot form, which was used in a previous study, to individuals enrolled in undergraduate and graduate programs, and individuals who already graduated and not currently enrolled in a graduate program. The data were analyzed using exploratory factor analysis, classification and regression trees, self-organizing mapping and Rasch rating scale model. As a result of the analyses, it was seen that the number of dimensions and the distribution of the items to the dimensions could vary in different methods. The fit indices obtained from the scales that consisted of the items determined through different methods were compared using confirmatory factor analysis. The research results showed that self-organizing mapping analysis was useful in terms of selecting items that would increase the fit values in confirmatory factor analysis, while the classification and regression tree methods were impractical. Additionally, it was seen that the confirmatory factor analysis fit indices of the form created using the Rasch rating scale model were also sufficient and revealed detailed results about the items and the individual.Ölçme değerlendirme faaliyetlerinin yapı taşlarından biri olan veri toplama araçlarına ilişkin psikometrik özelliklerin standartlara uygun olması beklenir. Bu nedenle test geliştirme sürecinde en uygun psikometrik özelliklere sahip ölçme aracı geliştirmek için dikkat edilmesi gereken hususlardan biri testte yer alacak maddelerin seçimidir. Bu çalışmada ölçek geliştirme sürecinde madde seçimi ve ölçeğin yapı geçerliğinin ortaya konulmasında açımlayıcı faktör analizi, yapay sinir ağları, veri madenciliği ile Rasch dereceleme ölçeği modelinden elde edilen formların yapı geçerliği kanıtlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında, daha önceden yapılan bir çalışmada kullanılan “İstatistik Tutum Ölçeği” deneme formu lisans, lisansüstü ve mezun statüsündeki bireylere uygulanarak veri toplanmıştır. Elde edilen verilere açımlayıcı faktör analizi, sınıflama ve regresyon ağacı, kendini düzenleyen haritalama ve Rasch dereceleme ölçeği modeli kullanılarak analizler yapılmıştır. Analizler yapıldıktan sonra farklı yöntemlerde boyut sayılarının ve maddelerin boyutlara dağılımının değişebildiği görülmüştür. Farklı yöntemlerle seçilen maddelerden oluşturulmuş ölçeklere uygulanan doğrulayıcı faktör analizi sonucu elde edilen uyum indeksleri karşılaştırılmıştır. Araştırma sonucunda kendini düzenleyen haritalama analizinin doğrulayıcı faktör analizinde uyum değerlerini yükseltecek maddeler seçme bakımından kullanışlı olduğu, sınıflandırma ve regresyon ağacı yönteminin ise kullanışsız olduğu görülmüştür. Ek olarak Rasch dereceleme ölçeği modeli ile oluşturulan forma ait doğrulayıcı faktör analizi uyum indekslerinin de yeterli olduğu ve aynı zamanda madde ve birey hakkında detaylı sonuçlar ortaya koyduğu görülmüştür
Temel Tasarım Eğitimi ve Güncel Öğrenme Ortamlarında Dijital Öyküleme Yöntemi
The reflections of the breaking points that occurred in the historical process and are referred to by the names of agricultural society, industrial society, information society to the education systems have brought certain changes and transformations. In this framework, the study focuses on design education in this education model definition, based on the idea that the social structure describes an education model with the situation it proposes. And the study reads the effects of the turning points in social life from past to present on educational models and design education environments through the information age we are in.
In design education, which should not lag behind the age and conditions and which is carried out with the unity of doing-thinking, there has always been a search for what the existing should be. However, these searches have been shaped through a fiction in which thinking is pushed to the second place and doing comes to the fore, as also included in the turning points that occurred in the historical process. When we look at the breaking point in the information age based on this basis, it is seen that the phenomenon of digitalization, which is one of the most important benefits of this age, is considered as the production of new forms or as a drawing tool, that is , in terms of making. In this direction, in the study, which deals with this situation in the literature as a problem, the information age and digitalization issues have looked at from a more theoretical perspective and the effects of digitalization, digital media tools or the digital storytelling approach as customized in the study on the design process and design thinking in today's space design education has been read in relation to the current learning environments in interior design education. Thus, it is aimed to catch the current in design education differently from the current approaches.
In line with the determined purpose, the analysis of design thought and the processes that create the design thought was carried out in the 2020-2021 Spring Semester within the scope of the Basic Design course of the Department of Interior Architecture at Marmara University and Introduction to Design course of the Department of Interior Architecture at Mimar Sinan Fine Arts University through the follow-up of the design process resolved with digital storytelling. The discovery of the components that make up the design thinking has been structured by the qualitative analysis of the data collected in the design studio. In line with the findings obtained from the field study, by adapting the digital storytelling approach to the project process, the structure of this process has been tried to be explained through the cognitive, affective and psychomotor components that make up the design thought in this process. The results of the study reveal that how the design process, which is analyzed with the digital storytelling approach, and the phenomenon of digitalization will be handled intellectually, and thus the effects of the digital storytelling approach on the components that make up the design thought. The study deals with the potential of digital to trigger new ways of thinking and thinking system in interior design education and examines these potentials via design studios over contemporary learning environments in interior design education. At this point, the study is important because it contains a fiction that gives priority to the thought of doing rather than the developments related to the knowledge of doing in today's design education field.Tarihsel süreç içerisinde meydana gelen ve tarım toplumu, endüstri toplumu, bilgi toplumu gibi adlandırmalarla anılan kırılma noktalarının eğitim sistemlerine yansımaları belirli değişim ve dönüşümleri de beraberinde getirmiştir. Bu çerçevede, toplumsal yapının önerdiği durumla bir eğitim modeli tariflediği düşüncesinden hareketle; bu eğitim modeli tarifinde tasarım eğitimi özeline odaklanan çalışma, geçmişten günümüze toplumsal yaşamda meydana gelen dönüm noktalarının eğitim modelleri ve tasarım eğitimi ortamlarında meydana getirdiği etkileri, içerisinde bulunduğumuz bilgi çağı üzerinden okumaktadır.
Çağın ve koşulların gerisinde kalmaması gereken ve yapma-düşünme birlikteliği ile sürdürülen tasarım eğitiminde mevcudun ne olması gerektiğine yönelik arayışlar sürekli var olmuş, ancak bu arayışlar tarihsel süreç içerisinde meydana gelen dönüm noktalarında da yer aldığı üzere, düşünmenin ikinci plana itilerek yapmanın ön plana çıktığı bir kurgu üzerinden şekillenmiştir. Bu temelden yola çıkarak bilgi çağında yaşanan kırılma noktasına baktığımızda bu çağın en önemli getirilerinden olan dijitalleşme olgusunun da bahsedildiği şekilde düşünme üzerindeki etkileri göz ardı edilerek, yeni formların üretimi ya da çizim aracı olarak, yani yapma yönüyle ele alındığı görülmektedir. Bu doğrultuda, literatürdeki bu durumu problem olarak ele alan çalışmada, bilgi çağı ve dijitalleşme konularına daha kuramsal açıdan bakarak dijitalleşmenin, dijital medya araçlarının ya da çalışmada özelleştirildiği üzere dijital öyküleme yaklaşımının günümüz mekân tasarımı eğitiminde tasarım sürecine ve tasarım düşüncesine etkilerini, iç mekân tasarımı eğitimi özelinde güncel öğrenme ortamlarıyla ilişkili olarak okumak ve bu doğrultuda tasarım eğitiminde günceli mevcut ele alışlardan farklı olarak yakalamak amaçlanmaktadır.
Belirlenen amaç doğrultusunda tasarım düşüncesi ve tasarım düşüncesini oluşturan süreçlerin analizi Marmara Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü Temel Tasarım dersi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü Tasarıma Giriş dersi kapsamında 2020-2021 Bahar Yarıyılında gerçekleştirilen ve dijital öyküleme ile çözümlenen tasarım sürecinin takibi üzerinden yapılmıştır. Tasarım düşüncesini oluşturan bileşenlerin keşfi ise tasarım stüdyosunda toplanan verilerin nitel analizi ile yapılandırılmıştır. Alan çalışmasıyla elde edilen bulgular doğrultusunda proje sürecine dijital öyküleme yaklaşımının adapte edilmesi ile bu sürecin yapısı, bu süreçte tasarım düşüncesini oluşturan bilişsel, duygu-durumsal ve psikomotor bileşenler üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonuçları, dijital öyküleme yaklaşımıyla çözümlenen tasarım süreci ile çalışmada bahsedilen dijitalleşme olgusunun düşünsel olarak ne şekilde ele alınacağını ve bu sayede dijital öyküleme yaklaşımının tasarım düşüncesini oluşturan bileşenler üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır. Bu noktada, dijitalin mekân tasarımı eğitimindeki yeni düşünce şekilleri ve düşünce sistemini tetiklemesi potansiyelini ele alarak bu potansiyelleri iç mekân tasarımı eğitimi güncel öğrenme ortamları üzerinden tasarım stüdyoları aracılığıyla inceleyen çalışma, günümüz tasarım eğitimi alanındaki yapmanın bilgisine ilişkin gelişmelerden ziyade yapmanın düşüncesine öncelik verilen bir kurgu barındırması sebebiyle önem arz etmektedir
Dede Korkut'un Dresden Nüshasının Tarihî ve Etimolojik Sözlüğü
ABSTRACT
ÖZDEMİR, Mevlüde, Historical and Etymological Dictionary of Dede Korkut's Dresden edition Master Thesis, Ankara, 2022.
The Dede Korkut is represents all the traditions, experiences and memories that Oguz brought from central Asia to Anatolia with this great heritage. The stories take place around the personality of Dede Korkut who is largely a historical figure. In addition to all these social and cultural aspects it also reflects the great vocabulary of the Turkish language in terms of language. It is thought that the Dede Korkut texts which have great differences between their formation and writing, were written in the 15th century.
Dede Korkut stories whose importance has increased to a great extent with this cultural heritage are also the first examples of the transition from epic to story tradition. These historical texts, contains features of the both verse and prose. In this study, we put forward our dictionary study which reveals the phonetic, semantic and etymological features of the words that make up the vocabulary of the six stories in the Dresden copy. In our study, we included not only Turkish words but also etymological explanations of foreign words.
We showed both the sound changes and the structural changes of the words that we gave the origin information. We have also indicated the semantic dimension of the words by with examples all the meanings they have gained in the text. Thus we have obtained an annotated etymological lexicon of the vocabulary of Dede Korkut texts.
Key Words
Dede Korkut stories, Etymological, Lexicography, Lexicon.ÖZDEMİR, Mevlüde. Dede Korkut’un Dresden Nüshasının Tarihî ve Etimolojik Sözlüğü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2022.
Binlerce yıldır köklü geleneklerini, törelerini, ulusal değerlerini, dilini destan ve Oğuzname geleneği içerisinde sözlü olarak taşıyan Türkler, Dede Korkut Oğuznamelerinin de aynı bilinç ve algılayış içerisinde günümüze kadar gelmesini sağlamıştır. Dede Korkut Oğuznameleri, bu yönüyle Oğuzların kültürel belleğini oluşturmaktadır. İçerisinde barındırdığı bu büyük mirasla Oğuzların, Orta Asya’dan Anadolu’ya getirdikleri tüm gelenekleri, yaşanmışlıkları ve hafızasını temsil etmektedir. Hikāyeler, büyük ölçüde tarihî bir kişilik olan Dede Korkut’un kişiliği etrafında gerçekleşmektedir. Tüm bu toplumsal ve kültürel yönünün yanında dil açısından da Türk dilinin büyük Söz varlığını yansıtmaktadır. Oluşumu ve yazıya geçirilmesi arasında büyük farklar olan Dede Korkut metinlerinin 15.yüzyılda yazıya geçirildiği düşünülmektedir. İçerdiği bu kültürel mirasla, önemi büyük ölçüde artan Dede Korkut hikāyeleri aynı zamanda destandan hikāye geleneğine geçişin ilk örnekleridir. Bu tarihî metinler, içerisinde hem manzum hem de düzyazının özelliklerini bulundurmaktadır.
Bu çalışmamızda, Dresden nüshasında yer alan altı hikāyenin Söz varlığını oluşturan sözcüklerin, fonetik, morfolojik, semantik ve etimolojik özelliklerini ortaya koyan sözlük çalışmamızı ortaya koyduk. Çalışmamızda yalnız Türkçe sözcüklerin değil yabancı sözcüklerinde etimolojik açıklamalarına yer verdik. Köken bilgisini verdiğimiz sözcüklerin hem ses değişimlerini hem yapısal değişimlerini de gösterdik. Sözcüklerin anlamsal boyutunu da metin içerisinde kazandığı tüm anlamları örneklerle belirttik. Böylece Dede Korkut metinlerinin söz varlığının açıklamalı bir köken bilgisi sözlüğünü elde ettik.
Anahtar Sözcükler: Dede Korkut Hikāyeleri, Köken bilim, Sözlük bilim, Sözlük
Dişi ve Erkek Farelerde Depresyonun Stres ve Optogenetik Modelinde MSS-Kökenli Nöroinflamasyonun İncelenmesi
There is ample evidence for the role of inflammatory signaling pathways in depression. However, in these studies, depression was modeled either by bacterial endotoxins or by acute stress, usually studied only in male animals and only in one brain region. In this thesis, HMGB1, S100, NF-KB and microglia were marked with immunohistochemical methods to investigate inflammatory processes in brain regions implicated in the pathophysiology of depression, namely hippocampus, anterior cingulate cortex and nucleus accumbens in three different models of depression: acute stress, chronic stress and optogenetic stimulation of the anterior cingulate cortex. As a result, both behavioral hopelessness and decreased grooming were observed in response to acute stress in males, while behavioral hopelessness alone increased in females. Similarly, while the short-term memory performance of the male chronic stress group deteriorated; it did not alter the short-term memory performance of female mice. Hippocampus-dependent short-term memory performance was impaired by chronic stress only in males and by optogenetic ACC stimulation only in females. Chronic stress only increased depression-like behaviors and not alter anxiety-like behaviors, while optogenetic ACC stimulation increased both depression-like and anxiety-like behaviors. Acute stress led to a higher increase in inflammatory molecules than chronic stress. In the optogenetic model of depression, changes in inflammatory molecules were most evident in the hippocampus. These findings suggest that different models of depression trigger different inflammatory processes in the ACC, NA, and hippocampus, which may explain the differences in depression and anxiety-like behaviors observed between genders.Depresyonda inflamatuvar sinyal yollarının rolüne dair çok sayıda kanıt vardır. Ancak bu çalışmalarda depresyon ya bakteriyel endotoksinlerle ya da akut stres ile modellenmiştir, genelde erkek hayvanlarda tek bir beyin bölgesi incelenmiştir. Bu tez çalışmasında akut stres, kronik stres ve anterior singulat korteksin optogenetik uyarımı olmak üzere üç ayrı depresyon modelinde depresyon patofizyolojisinde rol alan hipokampüs, anterior singulat korteks ve nükleus akumbenste HMGB1, S100, NF-KB ve mikroglialar immünohistokimyasal yöntemlerle işaretlenerek inflamatuvar süreçler incelenmiştir. Sonuç olarak erkeklerde akut strese yanıt olarak hem davranışsal umutsuzluk hem de azalmış tımarlanma gözlenmişken, dişilerde yalnız davranışsal umutsuzluk artmıştır. Benzer şekilde erkek kronik stres grubunun kısa dönem bellek performansları bozulurken; dişi farelerin kısa dönem bellek performanslarını değiştirmemiştir. Hipokampusa bağımlı kısa dönem bellek performansı kronik stresle yalnız erkeklerde, optogenetik ACC uyarımı ile yalnız dişilerde bozulmuştur. Kronik stres yalnızca depresyon-benzeri davranışlarda artışa yol açmış, anksiyete-benzeri davranışları değiştirmemiştir, optogenetik ACC uyarımı ise hem depresyon-benzeri hem de anksiyete-benzeri davranışlarda artışa neden olmuştur. Akut stres, kronik strese göre inflamatuvar moleküllerde daha yüksek artışa yol açmıştır. Optogenetik depresyon modelinde inflamatuvar moleküllerde değişim en belirgin şekilde hipokampusta izlenmiştir. Bu bulgular farklı depresyon modellerinin ACC, NA ve hipokampusta farklı inflamatuvar süreçleri tetiklediğini, bunun sonucunda cinsiyetler arasında gözlenen depresyon ve anksiyete-benzeri davranışlardaki farklılığı açıklayabileceğini düşündürmektedir