Hacettepe University Institutional Repository
Not a member yet
20712 research outputs found
Sort by
Günlüklerle Desteklenmiş Araştırmaya Dayalı Öğretim Stratejisinin Biyoloji Programı Öğrenme Çıktıları Üzerine Etkisi
In this study, it is aimed to examine the effect of journal assisted inquiry-based
biology teaching (JAIBBT) on the learning outcomes of secondary school biology
curriculum. The study was carried out with 73 students that are 11th grade and
studying in a private high school in Ankara at the spring semester of the 2020-2021
academic year. This study has a mixed research design of “multifactorial
experimental design for 4X4 independent groups" in the quantitative dimension, and
a "case study" in the qualitative dimension. Teaching was completed in 10 weeks.
Data were collected through “achievement test”, “science process skills inventory”,
“motivated strategies for learning questionnaire”, “journals” and “opinion form”.
Quantitative data, in-group comparisons "Wilcoxon signed-rank test", between
groups "Kruskal Wallis H test” and qualitative data were also analyzed with content
and descriptive analysis. The results are as follows: (1) Achievement increased
significantly in all groups and shows that JAIBBT does not have a significant effect
on students' achievement. Inquiry-based teaching develops students' science skills.
JAIBBT developed expectation strategies but this increase within the group was not
significant. JAIBBT improves the resource management strategies that is the sub-
component of students' learning strategies, but this increase is not statistically
significant. (2) Student journals show that JAIBBT also enables students to learn
while having fun; positively affects the retention of their knowledge, their
achievement, and their self-evaluation skills. (3) Opinion forms show that JAIBBT
increases the motivation of the students, their success and interest in the lesson,
teamwork, and self-evaluation skills.Bu çalışmada günlüklerle desteklenmiş araştırmaya dayalı biyoloji öğretiminin
ortaöğretim biyoloji programı öğrenme çıktılarına etkisinin incelenmesi
amaçlanmıştır. Çalışma Ankara ilinde özel bir lisede 11. sınıfa devam eden 73
öğrenci ile 2020-2021 öğretim yılı ikinci döneminde yürütülmüştür. Bu çalışma nicel
boyutu “4X4 bağımsız gruplar için çok faktörlü deneysel desen”, nitel boyutu ise
“durum çalışması” şeklinde karma desene sahiptir. Bağışıklık, solunum ve sindirim
sistemleri konularının öğretimleri 10 haftada tamamlanmıştır. Veriler “başarı testi”,
“fen becerilerim ölçeği”, “güdülenme ve öğrenme stratejileri ölçeği”, “günlükler” ve
“ders uygulamaları görüş formu” aracılığıyla toplanmıştır. Nicel verilerin, grup içi
karşılaştırmaları “Wilcoxon işaretli sıralar testi”, gruplar arası “Kruskal Wallis H testi”
ve fark var ise “Mann Whitney U testi”; nitel veriler ise içerik ve betimsel analiz ile
incelenmiştir. Sonuçlar şu şekildedir: (1) Tüm gruplarda başarı anlamlı düzeyde
artmıştır. Bu bulgu günlüklerle desteklenmiş araştırmaya dayalı öğretimin
öğrencilerin başarıları üzerine anlamlı bir etkisi olmadığı sonucunu göstermektedir.
Araştırmaya dayalı öğretim öğrencilerin fen becerilerini geliştirmektedir. Günlüklerle
desteklenmiş araştırmaya dayalı öğretim öğrencilerin güdülenme stratejileri alt
bileşeni olan beklenti stratejilerini geliştirmiş ancak grup içi bu artış diğer gruplar ile
karşılaştırınca anlamlı değildir. Günlüklerle desteklenmiş araştırmaya dayalı öğretim
öğrencilerin öğrenme stratejileri alt bileşeni olan kaynak yönetimi stratejilerini
geliştirmektedir ancak bu artış istatistiksel olarak anlamlı değildir. (2) Öğrenci
günlüklerinden elde edilen verilere göre, günlüklerle desteklenmiş araştırmaya
dayalı öğretim öğrencilerin eğlenerek öğrenmelerini sağlamakta ayrıca; bilgilerinin
kalıcılığını, başarılarını ve öz-değerlendirmelerini olumlu etkilemektedir. (3) Ders
uygulama görüş formundan elde edilen verilere göre, günlüklerle desteklenmiş
araştırmaya dayalı öğretim öğrencilerin motivasyonlarını, ders başarılarını, derse
olan ilgilerini, takım çalışması yapabilme ve öz-değerlendirme becerilerini
arttırmaktadır
Okul ve Öğretmen Performanslarının Katma Değer Modellemesi ile Değerlendirilmesi
The aim of this study is to carry out an exemplary application through the generalized persistence model that can provide objective evidence for the evaluation of school and teacher performances in Turkey. For this purpose, it has been tried to determine the contribution of teachers and schools to the development of students' academic achievement. The study group consists of 1565 secondary school students studying in 12 different secondary schools in Antalya and a total of 215 teachers who teach these students' science, mathematics, social sciences, and Turkish lessons. The data included results of science, mathematics, social sciences, and Turkish subtests for the same students in their 6th, 7th and 8th grades. The GPVam package in R software was used for the analysis of the data. The school type variable was included in the model to eliminate the effect of school type (public or private) from the value-added scores of teachers and schools. The effects of teachers and schools on the development of students were determined through the EBLUP values estimated through the model. It was observed that the value-added scores determined for different subtests of teachers and schools differed. In addition, the correlation values between teacher and school value added scores in different years vary for each subtest and for the year in which the effect was examined. The low correlation values between the value-added scores in different years were interpreted as the variation in the content of the tests by years. According to the results of the study, it is suggested that the generalized persistence model can be included in the process of evaluating teacher and school performances to provide an objective dimension to the process.Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de okul ve öğretmen performanslarının değerlendirilmesi için objektif kanıtlar sunabilecek genelleştirilmiş süreklilik modeli aracılığıyla örnek bir uygulamanın gerçekleştirilmesidir. Bu amaçla, öğretmenlerin ve okulların öğrencilerin akademik başarılarındaki gelişime katkısı belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Antalya İl Millî Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı 12 farklı ortaokulda okuyan 1565 ortaokul öğrencisi ile bu öğrencilerin fen bilimleri, matematik, sosyal bilgiler ve Türkçe derslerine giren toplam 215 öğretmen oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında aynı öğrencilerin 6., 7. ve 8. sınıfta girdikleri sınavların fen bilimleri, matematik, sosyal bilgiler ve Türkçe alt testlerine ait veriler kullanılmıştır. Verilerin analizi için R yazılımında GPVam paketi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında öğretmenlerin ve okulların katma değer puanlarından okul türünün (kamu veya özel) etkisini arındırabilmek adına okul türü değişkeni modele dahil edilmiştir. Araştırma sonunda öğretmenlerin ve okulların öğrencilerin gelişimi üzerindeki etkileri model aracılığıyla kestirilen EBLUP değerleri aracılığıyla belirlenmiştir. Buna göre, öğretmenlerin ve okulların farklı alt testler için belirlenen katma değer puanlarının farklılaştığı görülmüştür. Ayrıca, farklı yıllardaki öğretmen ve okul katma değer puanları arasındaki korelasyon değerleri her bir alt test için ve etkinin incelendiği yıl için değişkenlik göstermektedir. Farklı yıllardaki katma değer puanları arasındaki korelasyon değerlerinin düşük olması testlerin içeriğinin yıllara göre farklılaşması olarak yorumlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre genelleştirilmiş süreklilik modelinin öğretmen ve okul performanslarının değerlendirilmesi sürecine dahil edilerek sürece objektif bir boyut kazandırılması önerilmektedir
SOSYAL HİZMET UZMANLARININ STRES İLE BAŞ ETME BECERİLERİ VE TÜKENMİŞLİK DÜZEYLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN SOSYAL HİZMET KAPSAMINDA İNCELENMESİ
The social work profession is in close interaction with vulnerable groups and shaped in multidimensional social problems. Professionals practicing the profession try to find solutions to the problems of the groups they work with various intervention methods and professional skills. In this direction, the working environment of the social worker, the chronicity of the social problems in the intervention area, factors can increase stress levels. When the studies in the literature were examined, it was seen that stress and burnout are related. It is thought that there are factors that should be mentioned in terms of social work management. Social workers face intense emotional labor when working with vulnerable groups. It is understood that they have a risk in terms of vulnerability in this field, they need to use their skills to cope with stress frequently in the corporate climate, and they experience burnout from time to time due to all these factors. Within the scope of the research, 151 social workers working in the province of Istanbul were reached using the quantitative research design. Data were collected online through the Coping with Stress Scale, Maslach Burnout Scale, and Personal Information Form. "Independent Sample t-Test" was used to analyze the differences between the two groups, and the "One-Way Analysis of Variance (ANOVA)" test was used for the differences between three or more groups. The relationships between the variables were evaluated with the "Pearson Correlation Analysis." Statistical analyzes were made in the IBM SPSS Statistics 23.0 program available from the Hacettepe Library. The level of significance in the analysis was taken as 0.05. Among the critical findings encountered as a result of the research, social workers' coping styles with stress and their burnout levels in scale sub-dimensions, their income status, their taking on administrative duties etc., differ in terms of factors.Sosyal hizmet mesleği, doğası gereği incinebilir gruplar ile yakından etkileşim içerisinde olunan ve çok boyutlu sosyal sorunların odağında şekillenen bir meslektir. Mesleği icra eden profesyoneller, çeşitli müdahale yöntemleri ve mesleki beceriler ile çalıştıkları grupların sorunlarına çözüm üretmeye çalışmaktadır. Bu doğrultuda sosyal hizmet uzmanının içerisinde bulunduğu çalışma ortamı, müdahale alanındaki sosyal sorunların kronikliği vb. etkenler, stres düzeylerini artırabilmektedir. Literatürde yer alan çalışmalar incelendiğinde, stres ve tükenmişliğin bağlantılı olduğu görülmektedir, bu kapsamda stres ile baş etme becerilerinin de tükenmişlik açısından önem taşıdığı; sosyal hizmet ve sosyal hizmet yönetimi açısından değinilmesi gereken faktörler olduğu düşünülmektedir. Sosyal hizmet uzmanları, incinebilir gruplar ile çalışırken yoğun bir duygusal emek ile sunmaktadır; bu alan içerisinde incinebilirlik açısından risk taşıdıkları, kurum iklimi içerisinde stres ile baş etme becerilerini sıklıkla kullanma gereksinimi duydukları ve zaman zaman tüm bu etkenlere bağlı olarak tükenmişlik yaşadıkları anlaşılmaktadır.
Araştırma kapsamında nicel araştırma deseni kullanılmıştır ve İstanbul ilinde çalışan 151 sosyal hizmet uzmanına ulaşılmıştır. Veriler Stresle Baş Etme Tarzları Ölçeği, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla online olarak toplanmıştır. İki grup arasındaki farkların analizinde “Bağımsız Örneklem t-Testi”, üç veya daha fazla grup arasındaki farklar için “Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)” testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler “Pearson Korelasyon Analizi” ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler Hacettepe Kütüphanesi’nden ulaşılan IBM SPSS Statistics 23.0 programında yapılmıştır. Analizlerde anlamlılık düzeyi 0,05 olarak alınmıştır.
Araştırma sonucunda karşılaşılan önemli bulgular arasında; sosyal hizmet uzmanlarının stresle baş etme tarzları ve tükenmişlik düzeylerinin ölçek alt boyutları açısından gelir durumları, yöneticilik görevi üstlenmeleri vb. gibi faktörler açısından farklılık gösterdiği yönündedir
Alt Ekstremite Amputasyonu Olan Bireylerde Dinamik Yürüme İndeksinin (DGI) Geçerlik ve Güvenilirliğinin Belirlenmesi
İş, F., Determining the validity and reliability of dynamic gait index (DGI) in individuals with lower extremity amputation. Hacettepe University, Graduate School of Health Sciences, Prosthetics-Orthotics and Biomechani Program Master’s Degree Dissertation, Ankara, 2022. The aim of this study is to investigate the validity and reliability of the Dynamic Gait Index and if it can be used as a practical, consistent, and rapid evaluation method for individuals with lower extremity amputation or not. Twenty individuals between the ages of 18-45 with acquired lower extremity amputation who use the same prosthesis for at least six months, were included. The scale was scored twice with an interval of two weeks by two physiotherapists on 20 amputees by watching the video recordings. The Cronbach alpha coefficient was found to be 0.833. For the test-retest reliability, the ICC was found to be 0.96, the agreement between the first Dynamic Gait Index scorings of the two physiotherapists was analyzed with the ICC and was found to be 0.88, the second scorings which was taken after two weeks after the first evaluation, the ICC result was found to be 0.99. For the content validity of the Dynamic Gait Index, the Spearman Rank Correlation Coefficient (r) was analyzed to determine the correlation between Dynamic Gait Index and Timed Up and Go Test (TUG), Four Square Step Test (FSST), and Amputee Mobility Predictor Scoring (AMP). There was a weak correlation between the total score of DGI and TUG (r=0.38), a weak correlation between the total score of DGI and the FSST (r=0.27), and a moderate relationship between the total score of DGI and AMP (r=0, 56). The construct validity analysis of our study was conducted with the Amos package program using diagram. The Relative Chi-Square Index (CMIN/df) value of our study was found to be 0.679 The Goodness of Fit Index (GFI) value was determined as 0.873 The Comparative Fit Index (CFI) value was found to be 1, it was observed that the Root Mean Square Residual (RMR) value was 0.024 and The Root Mean Square Error of Approximation (RMSEA) value was 0, which also indicated a perfect fit. The Dynamic Gait Index was found to be a reliable and valid test for clinical use in assessing gait, dynamic balance, and fall risk in individuals with lower extremity amputation.İş, F., Alt Ekstremite Amputasyonu Olan Bireylerde Dinamik Yürüme İndeksi'nin (DYİ) Geçerlik ve Güvenirliğinin Belirlenmesi. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Protez-Ortez ve Biyomekani Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2022. Bu çalışmanın amacı, Dinamik Yürüme İndeksi’nin geçerlik ve güvenilirliğini araştırmak ve alt ekstremite amputelerinin değerlendirilmesinde pratik, tutarlı ve hızlı bir yöntem olarak kullanılıp kullanılamayacağını belirlemektir. Çalışmaya en az altı aydır aynı protezi kullanan, edinsel alt ekstremite amputasyonu olan 18-45 yaş arasında 20 birey dahil edildi. İndeks 20 ampute birey üzerinde iki fizyoterapist tarafından iki hafta arayla izlenen video kayıtlarının puanlanması ile uygulandı. İndeksin iç tutarlılığı, Chronbach’s alpha katsayısı 0,833’tür. Test-tekrar test analizleri sonucu ICC 0,96 olarak bulundu. İki farklı fizyoterapist arasındaki uyuma baktığımızda ise ilk ICC sonucu 0,88 olarak, 2. ICC sonucu ise 0,99 olarak bulundu. Dinamik Yürüme İndeksinin uyum geçerliliği için, Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (Timed Up and Go Test – TUG), Dört Adım Kare Testi (Four Square Step Test – FSST) ve Amputelerde Mobilite Belirleme Testi (Amputee Mobility Predictor Scoring – AMP) ile arasındaki korelasyon Spearman Sıra Korelasyon Katsayısı (rs) ile incelendi. DYİ’nin toplam puanı ile TUG arasında negatif zayıf ilişki (rs= -0,383), FSST arasında negatif zayıf ilişki (rs= -0,275) ve AMP arasında orta düzey ilişki (rs=0,560) bulundu. Çalışmamızın yapı geçerliliği analizi diyagram üzerinden Amos paket programı ile yapıldı. Çalışmamızın Ki-kare testi (Chi Square Index- CMIN/df) değeri 0,679, İyilik Uyum İndeksi (Goodness of Fit Index- GFI 0,873, Karşılaştırmalı Uyum İndeksi (Comparative Fit Index, CFI) değeri 1, Ortalama Hataların Karekökü (Root Mean Square Residual, RMR) değeri 0.024 ve Yaklaşık Hataların Ortalama Karekökü (Root Mean Square Error of Approximation, RMSEA) değeri ise 0’dı. Dinamik Yürüme İndeksinin alt ekstremite amputelerinde yürüme, dinamik denge ve düşme riskini değerlendirmede ve klinikte kullanım için güvenilir ve geçerli bir test olduğu sonucuna varıldı
ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HUKUKU AÇISINDAN AFRİKA BİRLİĞİ VE KITADAKİ ETKİNLİĞİ
In the 19th century, the call for Pan-Africanism rose among blacks in the European continent and after the independence of most African countries, this call shifted from Europe to the interior of Africa. African leaders have tried to achieve this goal in various ways and these attempts have resulted in the establishment of the Casablanca Bloc, the Brazzaville Bloc and the Monrovia Group. In 1963, the Organization of African Unity was established to bring the people of the continent together and direct them towards common interests, to ensure the independence of the African continent and to eliminate epidemics and civil wars. However, the changes in international relations after the Cold War forced the organization to transform into a form that keeps up with the times and preserves the continent's position and weight in the international community.
In 2001, the African Union was established to replace the Organization of African Unity. In this study, the emergence of the African Union, its place in international organizations, its organs, membership structure and its effectiveness against the problems of the continent have been discussed. The African Union has been examined in various aspects within the framework of international organizations law, which is an important sub-area of international law. In addition, in line with the arrangements made in the basic documents of the African Union, the situation of the organization in practice has also been evaluated.19. yüzyılda, Avrupa kıtasında siyahlar arasında Pan-Afrikanizm çağrısı yükselmiş ve çoğu Afrika ülkesinin bağımsızlığından sonra bu çağrı, Avrupa'dan Afrika'nın içlerine kaymıştır. Afrikalı liderler bu amaca çeşitli yollarla ulaşmaya çalışmışlar ve bu girişimler Casablanca Bloku, Brazzaville Bloku ve Monrovia Grubunun kurulmasıyla sonuçlanmıştır. 1963 yılında kıtanın insanlarını bir araya getirerek ortak çıkarlara yönlendirmek, Afrika kıtasının bağımsızlığını sağlamak, salgın hastalıkların ve iç savaşların ortadan kaldırılmasını gerçekleştirmek için Afrika Birliği Örgütü kurulmuştur. Ancak Soğuk Savaş sonrası uluslararası ilişkilerde meydana gelen değişimler, örgütü çağa ayak uyduran, kıtanın uluslararası toplumdaki konumunu ve ağırlığını koruyan bir şekle dönüştürmeye zorlamıştır.
2001 yılında, Afrika Birliği Örgütü'nün yerini almak üzere Afrika Birliği kurulmuştur. Bu çalışmada Afrika Birliği’nin ortaya çıkış süreci, uluslararası örgütler içindeki yeri, organları, üyelik yapısı ve kıtanın sorunları karşısındaki etkinliği ele alınmıştır. Afrika Birliği, uluslararası hukukun önemli bir alt alanı olan uluslararası örgütler hukuku çerçevesinde çeşitli yönleriyle incelenmiştir. Ayrıca Afrika Birliği’nin temel belgelerinde yapılan düzenlemeler doğrultusunda, örgütün uygulamadaki durumu da değerlendirilmiştir
The Relationships Between Online Market Shopping Preferences and Retail Markets: Case of Ankara - Çankaya District
With the improvement of infrastructures in information communication technologies (ICT) and the acceleration of individuals' adaptation to mobile devices, individuals have become "online" in a significant part of their daily lives thanks to their internet connections. After these rapid digital developments in cities, individuals' use of online environments for shopping has accelerated.
Today, many different types of products can be ordered online without the need for any physical element, and the products can reach the consumer in a not too long delivery time. With the developments in the field of e-commerce, product types that require "same day delivery" can also be exchanged over the internet. With online supermarket shopping applications, individuals can access food and supermarket products which are suitable for instant consumption at any time of the day without changing their physical environment.
With the COVID-19 pandemic process, the time individuals spend at home has increased, and different activity needs such as work, education, and sports have begun to be met at home. With the concern of the rapid spread of the virus, the time spent by individuals in public / semi-public spaces has decreased. For these reasons, there has been a great rise in interest and demand for online supermarket shopping, both internationally and nationally, especially during the pandemic period.Although the pandemic process is the biggest factor in turning to online supermarket shopping today, when the literature on the subject is reviewed, it has been seen that the socio-demographic characteristics of individuals, their predisposition to internet use, and the urban factors in their environment (number of commercial units, accessibility levels of commercial units, ICT infrastructure, etc.) are also the main reasons for turning to online shopping.
In this context, in this thesis, the relation between retail market areas in Ankara province Çankaya district and online supermarket shopping preferences of individuals was investigated. At the beginning of the study, popularity and correlation analysis was applied through Google Trends data to determine the interest in online supermarkets at the level of countries and cities. Then, statistical analysis and cross-examination were applied to the participant data obtained by the online survey method. As a result of statistical analysis, variables that are positively related to online supermarket shopping were determined. The land use and commercial area pattern of Çankaya district and the service areas for pedestrians and vehicles in the district were created. With the analysis of the topographical slope and transportation networks in the district, the accessibility of the individuals to the markets was analyzed.
At the end of the study, it was seen that online supermarket shopping preferences were statistically positively correlated with the gender of individuals, years of residence in the neighborhood they live in, having difficulties in accessing retail markets and carrying packages, and curfews during the pandemic process. As a result of the spatial analysis, it was concluded that the retail market areas are accessible by vehicle throughout the district. It has been determined that there are no retail markets that individuals can reach on foot in some neighborhoods where the new residential areas are located in the southwest of Çankaya district. In certain avenues and streets in the neighborhoods located in the south direction where the percentage slopes increase in the district, the walking and access times of individuals to the markets increase on a minute basis.Bilgi iletişim teknolojilerindeki (BİT) altyapıların iyileştirilmesi ve bireylerin mobil cihazlara olan adaptasyonun hızlanması ile bireyler günlük hayatlarının önemli bir kısmında internet bağlantıları sayesinde “çevrimiçi” olabilir hale gelmiştir. Kentlerde hızlı bir şekilde yaşanan bu dijital gelişmeler sonrasında bireylerin alışveriş amacı ile çevrimiçi ortamları kullanması hızlanmıştır.
Günümüzde birçok farklı ürün çeşidi fiziksel herhangi bir unsura ihtiyaç duymadan çevrimiçi olarak sipariş edilebilmekte ve ürünler çok da uzun olmayan bir teslimat süresinde tüketiciye ulaşabilmektedir. Elektronik ticaret alanındaki gelişmelerle birlikte “aynı günde teslimat” gerektiren ürün çeşitlerinin de internet üzerinden alışverişi yapılabilir hale gelmiştir. Bireyler, bulundukları fiziksel ortamı değiştirmeden çevrimiçi süpermarket alışveriş uygulamaları ile anlık tüketime uygun gıda ve süpermarket ürünlerine günün her saati erişebilmektedir.
COVID-19 pandemi süreci ile birlikte bireylerin evde geçirdiği süreler artmış, iş – eğitim – spor gibi farklı aktivite ihtiyaçları evde karşılanmaya başlanmıştır. Virüsün hızla yayılma endişesiyle de bireylerin kamusal/yarı kamusal alanlarda vakit geçirme süreleri azalmıştır. Bu gibi sebeplerle özellikle pandemi döneminde hem uluslararası hem de ulusal düzeyde çevrimiçi süpermarket alışverişine olan ilgi ve talepte devasa bir artış yaşanmıştır.
Günümüzde çevrimiçi süpermarket alışverişine yönelmedeki en büyük etken pandemi süreci olsa da, konu ile ilgili literatür taraması yapıldığında bireylerin sosyo-demografik özellikleri, internet kullanımına olan yatkınlıkları ve yaşadıkları çevredeki kentsel faktörlerin (ticari birimlerin sayısı, ticari birimlere erişilebilirlik düzeyleri, BİT altyapısı vb.) de çevrimiçi alışverişe yönelmedeki temel sebeplerden olduğu görülmüştür.
Bu bağlamda, bu tez çalışmasında Ankara ili Çankaya ilçesindeki perakende market alanları ile bireylerin çevrimiçi süpermarket alışveriş tercihleri arasındaki ilişki araştırılmıştır. Çalışmanın başlangıcında çevrimiçi süpermarketlere olan ilginin ülkeler ve şehirler düzeyinde tespiti için Google Trendler verileri üzerinden popülerlik ve korelasyon analizi uygulanmıştır. Daha sonra çevrimiçi anket yöntemi ile elde edilen katılımcı verilerine istatistiksel analiz ve çapraz sorgulamalar yapılmıştır. İstatistiksel analizler sonucu çevrimiçi süpermarket alışverişi ile pozitif ilişkide olan değişkenler saptanmıştır. Çankaya ilçesine ait arazi kullanımı ve ticari alan deseni ile ilçedeki yaya ve araç için servis alanları haritası oluşturulmuştur. İlçedeki topoğrafik eğim ve ulaşım ağları analizi ile bireylerin marketlere olan erişilebilirlikleri analiz edilmiştir.
Çalışmanın sonunda çevrimiçi süpermarket alışveriş tercihlerinin; bireylerin cinsiyetleri, yaşadıkları mahalledeki ikamet yılları, perakende marketlere erişim ve paket taşıma konusunda sıkıntı yaşamaları ve pandemi sürecindeki sokağa çıkma yasakları ile istatistiksel olarak pozitif bir ilişki olduğu görülmüştür. Yapılan mekânsal analizler sonucunda ise ilçenin tamamında araç ile perakende market alanlarının erişilebilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çankaya ilçesi güneybatı yönündeki yeni gelişme konut bölgelerinin yer aldığı bazı mahallelerde bireylerin yürüyerek ulaşabilecekleri perakende marketlerin olmadığı tespit edilmiştir. İlçedeki yüzde eğimlerin arttığı güney yönünde yer alan mahallelerdeki belirli cadde ve sokaklarda bireylerin marketlere yürüme ile erişim süreleri dakika bazında artmaktadır
Türkiye'de İlköğretim Matematik Alanında Matematiksel Modelleme ile İlgili Yapılan Lisansüstü Tezlerin İncelenmesi
In this study, it was aimed to conduct a document analysis of the graduate theses related to mathematical modelling published in the field of elementary mathematics education in Turkey. The study included 45 master's thesis and 15 doctoral dissertations published in the field of elementary mathematics education between 2000 - 2020, which can be accessed in the Higher Education Council. The classification form was used as the data collection tool, and it was used by making the necessary changes based on expert opinions. The form included general information about studies, distribution according to the results of the studies and categorization of model eliciting activities (MEA) according to content and class levels. In this study, which is a document analysis, the data were also analyzed with content analysis. When the results were classified in detail, it was found that MEA should be included more in mathematics education. Moreover, positive results were revealed in the examined studies that MEA develops high-level thinking and metacognitive skills, affects academic success and attitude positively, helps students learn concepts more meaningfully, is easy to associate with daily life, and provides a collaborative learning environment. Otherwise, negative results regarding the use of mathematical modeling revealed in the study included that, the problems were found to be difficult because of being long, complicated; and to be a time-consuming application in the course. Thus, the present study, 307 MEA were examined, and the subjects and learning areas included in each problem were grouped according to grade levels.Bu çalışmada Türkiye’de ilköğretim matematik eğitimi alanında matematiksel modelleme ile ilgili yapılan lisansüstü tezlerin incelenmesini amaçlanmıştır. Araştırmaya 2000-2020 yılları arasında yayınlanmış Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Tez Merkezi’nde tam metnine ulaşılabilen ilköğretim matematik eğitimi alanında 45 yüksek lisans ve 16 doktora tezi dahil edilmiştir. Çalışmada veri toplama aracı olarak sınıflandırma formu kullanılmıştır ve uzman görüşü ile gerekli değişiklikler ve eklemeler yapılmıştır. Bu form ile çalışmanın genel yönelimlerinin neler olduğu, çalışmalarda bulunan sonuçlara göre dağılımı, model oluşturma etkinliklerinin (MOE) sınıf düzeyleri ve öğrenme alanına göre sınıflandırılması şeklinde incelenmiştir. Doküman analizi olan bu çalışmada içerik analizi ile veriler analiz edilmiştir. Tezlerin bulgularından elde edilen model oluşturma etkinlikleri, öğrenme alanları ve sınıf seviyelerine göre kategorileştirilmiştir. Sonuçlar detaylı olarak sınıflandırıldığında model oluşturma etkinliklerinin matematik eğitiminde daha çok yer alması gerektiği bulgusuna ulaşılmıştır. Bunun yanında çalışmalarda matematiksel modellemenin; dersi zevkli ve eğlenceli hale getirdiği, üst düzey ve üst bilişsel becerileri geliştirdiği, akademik başarıyı ve tutumu olumlu yönde etkilediği, kavramların daha anlamlı öğrenildiği, günlük hayat ile ilişkilendirmenin kolay olduğu ve işbirlikli bir öğrenme ortamı sağladığı şeklinde olumlu sonuçlar ortaya çıkardığı görülmüştür. Öte yandan çalışmalarda ortaya çıkan MOE kullanımına ilişkin olumsuz sonuçlar arasında problemlerin uzun ve karmaşık olması nedeniyle zor olduğu ve derste zaman alıcı bir uygulama olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Araştırma sonucu 307 MOE incelenmiş olup her bir problemin içerdiği kazanımlar ve öğrenme alanları sınıf düzeylerine göre gruplandırılarak tablo haline getirilmiştir
Investıgatıng the Effect of Low Heatıng Coolıng Rate and the Thermomechanıcal Treatments on The Shape Memory Behavıor of Nıtıhf Alloys
Shape memory alloys (SMAs) have an extraordinary ability to recover their shape via martensitic transformation. That ability provides SMAs to be used as actuators in many applications as a result of doing work against load. Superelasticity and shape memory are two key phenomena observed in SMAs as a result of the martensitic transformation. Superleasticity takes place when SMA is in parent phase. Under the applied load, parent phase transforms to martensite phase and elongates via martensite reorientation and detwinning and martensite transforms back to austenite and the alloy remembers its original shape via unloading. On the other hand, shape memory effect is triggered via heating the alloy above Austenite Finish (Af) and cooling to Martensite Finish (Mf) temperatures.
Nickel Titanium-based shape memory alloys are the most popular SMAs due to their excellent shape memory characteristics however their transformation temperatures are limited to 100-120 ˚C if the alloy is Ni-Lean. As Nickel content increases above 50 at. %, transformation temperatures decrease. However, many applications require higher transformation temperatures. Addition of Hf element effectively strengthens the alloy and increases transformation temperatures of NiTi-Based SMAs. However, as service temperature increases, cyclic stability of SMAs decreases due to the softening at elevated temperatures thus it is crucial to have knowledge about shape memory behavior at these temperatures.
In the first part of this thesis, Ni50Ti30Hf20 at. % shape memory alloy was used to investigate the heating/cooling rate effect on the shape memory properties. Material was purchased from Sophisticated Alloys Inc. and produced with high purity Ni, Ti and Hf elements via vacuum induction melting. Melting process was conducted under high purity argon atmosphere. Material was sealed within mild steel can and extrusion process with an area reduction of 4:1 was conducted. DSC experiments were conducted via Perkin Elmer Differential Scanning Calorimetry 800 on extruded specimens to reveal heating/cooling rate effect on equiatomic Ni50Ti30Hf20 at. % shape memory alloy. Isobaric heating/cooling experiments were run to investigate shape memory effect via following different heating/cooling rates which were the same rates used in DSC experiments. Thermal stability was investigated via DSC experiments while mechanical stability was investigated via isobaric experiments.
Stress-free DSC experiments showed that transformation temperatures were not affected by different heating/cooling rates while transformation enthalpy increased as scanning rate was increased. Isobaric experiments, which were done under 200 MPa demonstrated no variety in terms of shape memory properties such as the transforming volume and transformation temperatures with different heating/cooling rates.
In the second part of this thesis, cyclic stability and shape memory characteristics were investigated on equiatomic Ni50Ti25Hf25 at. % SMA. Material was produced with the same procedure as defined above and purchased from Sophisticated Alloys Inc. Addition to the extrusion process, material was subjected to homogenizing heat treatment at 1050 °C for 2 hours. High Hf content of NiTiHf alloy has been admitted as a great candidate for very high temperature (up to 600 °C) actuation applications. DSC studies were conducted to characterize transformation behavior of the alloy under no load. After determining transformation characteristics, functional fatigue experiments were conducted under pre-determined load on homogenized sample to investigate shape memory behavior of Ni50Ti25Hf25 at. % shape memory alloy. It is known that plastic deformation methods are effective way to improve shape memory characteristics of SMAs. Cold rolling was applied to homogenized sample with thickness reduction of 5% then cold rolled sample was subjected to annealing heat treatment at 500 °C for 30 minutes to further improve SME behavior. Warm rolling study was also conducted at 500 °C with same thickness reduction as it was achieved with cold rolling operation.
Recoverable strain, transformation temperatures, hysteresis, irrecoverable strain values were gathered from the experiments. It was observed that cyclic stability of Ni50Ti25Hf25 at. % HTSMA was increased via both cold and warm rolling processes although the operating temperatures were very high.Şekil hafızalı alaşımlar (ŞHA’lar) martensitik dönüşüm sayesinde şekillerini geri kazanma gibi olağanüstü bir yeteneğe sahiptir. Bu yetenek ile yüke karşı iş yapabildikleri için, ŞHA’lar birçok uygulamada aktüatör olarak kullanılabilirler. Martensitik dönüşüm, süperelastisite ve şekil hafıza etkisi olarak adlandırılan iki ana etkinin gözlemlenmesine yol açar. Süperleastisite, ŞHA yüksek sıcaklık fazında iken gerçekleşir. Uygulanan yük ile yüksek sıcaklık fazı martensit faza dönüşür ve martensitin yeniden oryantasyonu ve ikizlenmenin bozulması yoluyla uzama gerçekleştirir. Yükün ortadan kaldırılması ile martensit yüksek sıcaklık fazına geri döner ve yüksek sıcaklık fazındaki şeklini geri hatırlar. Şekil hafıza etkisi ise alaşımın Af (östenit bitiş) sıcaklığının üzerine ısıtılması ve Mf (martenzit bitiş) sıcaklığının altına soğutulması ile vuku bulur.
Nikel-Titanyum bazlı şekil hafıza alaşımları mükemmel şekil hafıza özellikleri sebebiyle en popüler ŞHA’lardır, ancak dönüşüm sıcaklıkları 100-120 ˚C ile sınırlıdır. Nikel içeriği atomik olarak %50’nin üzerine çıktıkça dönüşüm sıcaklıkları düşüş gösterir, bu sebeple daha yüksek sıcaklıklardaki birçok uygulama için bu alaşımların dönüşüm sıcaklıklarının arttırılması gerekmektedir. Hf elementinin eklenmesi, alaşımı etkili bir şekilde güçlendirdiği gibi bahsi geçen dönüşüm sıcaklıklarını da arttırır. Ancak yüksek sıcaklıklarda malzemenin gösterdiği yumuşama sebebiyle ŞHA’ların döngüsel kararlılığı azalır bu sebeple yüksek sıcaklıklarda şekil hafıza davranışı hakkında bilgi sahibi olmak önem arz etmektedir.
Tezin ilk bölümünde, ısıtma/soğutma hızının şekil hafıza özellikleri üzerindeki etkisini araştırmak için Ni50Ti30Hf20 (at. %) şekil hafızalı alaşım kullanılmıştır. Sophisticated Alloys Inc. şirketinden temin edilen malzeme, yüksek saflıkta Ni, Ti ve Hf elementleri kullanılarak vakum indüksiyon ergitme yoluyla üretilmiştir. Ergitme işlemi yüksek saflıkta Argon atmosferi altında gerçekleştirilmiştir. Malzeme, yumuşak çelik ile kaplandıktan sonra 4:1 oranında alan küçültecek şekilde ekstrüzyon işlemine tabii tutulmuştur. Diferansiyel Taramalı Kalorimetre (DSC) deneyleri eş atomlu Ni50Ti30Hf20 şekil hafızalı alaşım üzerinde ısıtma/soğutma hızının etkisini ortaya çıkarmak için ekstrüde edilmiş numuneler kullanılarak Perkin Elmer Diferansiyel Taramalı Kalorimetre 800 ile gerçekleştirilmiştir. DSC deneylerine ek olarak izobarik ısıtma/soğutma deneyleri, DSC deneylerinde kullanılan hız ile aynı olacak şekilde farklı ısıtma/soğutma hızları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu şekilde farklı ısıtma/soğutma hızlarının şekil hafıza etkisi (ŞHE) üzerindeki etkileri incelenmiştir. DSC deneyleri ile termal kararlılık incelenirken izobarik deneyler ile mekanik kararlılık incelenmiştir.
Gerilmesiz DSC deneyleri, tarama hızı arttıkça dönüşüm entalpisi artarken dönüşüm sıcaklıklarının farklı ısıtma/soğutma hızlarından etkilenmediğini göstermiştir. 200 MPa altında yapılan izobarik deneyler ise farklı ısıtma/soğutma hızlarında dönüşüm hacmi ve dönüşüm sıcaklıkları gibi şekil hafıza özellikleri açısından çeşitlilik göstermemiştir.
Tezin ikinci bölümünde, eş atomlu Ni50Ti25Hf25 at. % şekil hafızalı alaşımı kullanmış ve alaşım üzerinde çevrimsel kararlılık ve şekil hafıza özellikleri incelenmiştir. Malzeme yukarıdaki ile aynı prosedür ile üretilmiş ve temin edilmiştir. Ekstrüzyon işlemine ek olarak malzeme 1050 °C'de 2 saat homojenleştirme ısıl işlemine tabi tutulmuştur. NiTiHf alaşımları, yüksek Hf içeriği ile çok yüksek sıcaklıklardaki (600 °C'ye kadar) uygulamalar için harika bir aday olarak kabul edilmiştir. Alaşımın yüksüz dönüşüm davranışını karakterize etmek için DSC çalışmaları yapılmıştır. Dönüşüm özellikleri belirlendikten sonra, Ni50Ti25Hf25 at. % alaşımının şekil hafıza davranışını araştırmak için homojenize edilmiş numune üzerinde önceden belirlenmiş yük altında fonksiyonel yorulma deneyleri yapılmıştır. Plastik deformasyon yöntemlerinin ŞHA'ların şekil hafıza özelliklerini iyileştirmede etkili bir yol olduğu bilinmektedir. Homojenize edilmiş numuneye %5 kalınlık azaltılacak şekilde soğuk haddeleme uygulanmıştır, ardından soğuk haddelenmiş numune, ŞHE davranışını iyileştirmek için 500 °C'de 30 dakika tavlama ısıl işlemine tabi tutulmuştur. Sıcak haddeleme çalışması da soğuk haddeleme işleminde olduğu gibi %5 kalınlık azalmasıyla 500 °C'de gerçekleştirilmiştir. Deneylerden geri kazanılabilir gerinim, dönüşüm sıcaklıkları, histerezis, geri döndürülemez gerinim değerleri elde edilmiştir. Ni50Ti25Hf25 at. % şekil hafızalı alaşımının çevrimsel kararlılığı araştırılmıştır. Çalışma sıcaklıkları çok yüksek olmasına rağmen hem soğuk hem de sıcak haddeleme işlemleri ile çevrimsel kararlılık arttırılmıştır
İnfertilite Tanısı Alan Kadınlarda Mahremiyet Algısı Ölçeği'nin Geliştirilmesi
This research was carried out as a methodological research to develop a measurement tool to determine the perception of privacy in women diagnosed with infertility. The thesis work was carried out in two stages. In the first phase, a scale item pool was created in line with the data obtained by making observations and in-depth individual interviews with the qualitative research method. Qualitative data was collected through observation and in-depth individual interviews by using the “Semi-Structured Observation Form” and “Semi-Structured Interview Form for Women Diagnosed with Infertility” at Hacettepe University Faculty of Medicine IVF unit, Etlik Zübeyde Hanım Gynecology Training and Research Hospital IVF unit and Gürgan Clinic IVF unit between December and June 2020. In the second phase, the validity-reliability analyses were performed via the quantitative research method by using the quantitative research method. Quantitative data of the research was collected to analyze the validity and reliability of the "Perception of Privacy Scale for Women Diagnosed with Infertility" developed within the scope of this research between April-September 2021 at Gürgan Clinic IVF unit. The scale form for the pre-application was performed with 30 volunteer women who were being treated at Hacettepe University Faculty of Medicine IVF unit. The data with the scale accomplished the last version after the pre-application was collected with 150 women who were being treated at the Gürgan Clinic IVF center, and exploratory factor analysis was applied to these data. The data with the scale formed as a result of exploratory factor analysis were collected from 150 women again and confirmatory factor analysis of the scale was performed. As a result of confirmatory factor analysis, the scale with 37 items was finalized. To increase the proof of the scale's reliability, the scale was applied to a new study group of 70 people twice with an interval of 3 weeks. After factor analysis, the factor loads of the items were determined as between 0,30 and 0,87, and the scale was specified with a single-factor structure with an eigenvalue above 1,00 and explaining 45,188% of the total variance. According to the confirmatory factor analysis findings; the single-factor structure of the scale was stated as valid and its model-data fit was sufficient. The item-total score correlations of the scale were ranged from 0,339 to 0,809 and its total Cronbach's alpha coefficient as 0,949 were found and these values were highly reliable for internal consistency. According to the test-retest results; the Scale of Perception of Privacy in Women Diagnosed with Infertility did not change over time. Consequently, the scale was determined as a valid and reliable measurement tool in determining the perception of privacy of women diagnosed with infertility.Araştırma; infertilite tanısı alan kadınlarda mahremiyet algısının belirlenmesine yönelik bir ölçme aracı geliştirmek amacıyla metodolojik bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Tez çalışması, iki aşamada yürütülmüştür. Birinci aşamada; nitel araştırma yöntemi ile gözlem ve derinlemesine bireysel görüşmelerden elde edilen veriler kullanılarak ölçek madde havuzu oluşturulmuştur. Nitel veriler; Aralık- Haziran 2020 tarihleri arasında, “Yarı Yapılandırılmış Gözlem Formu” ve “İnfertilite Tanısı Alan Kadınlar İçin Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu” kullanılarak Hacettepe Üniversitesi Tüp Bebek Ünitesi, Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Ünitesi ve Gürgan Klinik Tüp Bebek Merkezi’nde toplanmıştır. İkinci aşamada, nicel araştırma yöntemi kullanılarak “İnfertilite Tanısı Alan Kadınlarda Mahremiyet Algısı Ölçeği’nin” geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Nicel veriler, Nisan-Eylül 2021 tarihleri arasında, “Tanıtıcı Özellikler Formu” ve araştırma kapsamında geliştirilen “İnfertilite Tanısı Alan Kadınlarda Mahremiyet Algısı Ölçeği” ile Gürgan Klinik Tüp Bebek Merkezi’nde toplanmıştır. Ön uygulama için ölçek formu, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tüp Bebek Ünitesi’nde tedavi görmekte olan 30 gönüllü kadına uygulanmıştır. Ön uygulama sonrası son şekli verilen ölçek ile Gürgan Klinik Tüp Bebek Merkezi’nde tedavi görmekte olan 150 kadından veri toplanmış ve bu verilere açımlayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucu oluşan ölçek ile 150 kadından tekrar veri toplanmış ve ölçeğin doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda 37 maddeli ölçeğe son hali verilmiştir. Ölçeğin güvenirlik kanıtını artırmak üzere 70 kişilik yeni bir çalışma grubuna 3 hafta arayla ölçek iki kez uygulanmıştır. Faktör analizi sonrası maddelerin faktör yüklerinin 0,30 ile 0,87 arasında olduğu ve ölçeğin toplam varyansın %45,188’ini açıklayan özdeğeri 1,00’in üzerinde olan tek faktörlü bir yapıya sahip olduğu belirlenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi bulgularına göre; ölçeğin tek faktörlü yapısının geçerli ve model-veri uyumunun yeterli düzeyde olduğu saptanmıştır. Ölçeğin madde toplam puan korelasyonlarının 0,339 ile 0,809 arasında değiştiği, ölçeğin toplam Cronbach’s alfa katsayısının 0,949 olduğu ve bu değerlerin iç tutarlılık için yüksek güvenirlikte olduğu bulunmuştur. Test-tekrar test sonuçlarına göre; İnfertilite Tanısı Alan Kadınlarda Mahremiyet Algısı Ölçeği’nin zamana karşı değişmediği görülmüştür. Sonuç olarak; ölçeğin, infertilite tanısı alan kadınların mahremiyet algısının belirlenmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır
Türk Kızılay’ında Görev Yapan Sağlık Çalışanlarının Yeni Koronavirüs Hastalığından (Covıd-19) Etkilenme Durumları
ÇITAK H., Affected status of healthcare workers working in the Turkish Red Crescent from the New Coronavirus Disease (COVID-19), Hacettepe University Graduate School Health Sciences Institute Health Education Program Master's Thesis, Ankara, 2022. New Coronavirus Disease (COVID-19), caused the pandemic. Health workers have been one of the most needed, affected and supported groups. In this study, it was aimed to reveal the effects of the COVID-19 pandemic of healthcare professionals working within the Turkish Red Crescent. The population of this descriptive study consisted of 2636 healthcare professionals working in the Turkish Red Crescent and 480 people participated in the research. The data of the research were collected in the period of May, June and July 2021 with the prepared data collection form. SPSS program (version 23.0) was used for data entry and analysis. The mean age and standard deviation in the study were 36±8.28. 51.7% (n=248) of the participants were female and 48.3% (n=232) were male. 60.6% (n=291) of the participants are undergraduate or higher graduates. 20.4% (n=98) of the participants in the study were diagnosed with COVID-19. It was determined that the emotions the participants definitely felt during the COVID-19 process were "fear of losing loved ones (75.8%, n=364)", "anxiety (66.3%, n=318), and stress (66%, n=317). A relation was found between insomnia and sleep disorders and the status of being diagnosed with COVID-19. (p<0.05) The frequency of those diagnosed with COVID-19 and experiencing insomnia and sleep disorders was 62.2% (n=61). It was determined that 57.1% (n=274) of the participants increased in work intensity. It was found that 86.3% (n=414) of the participants did not experience a lack of COVID-19 personal protective equipment. 26.0% (n=125) of the participants in the study stated that there is a lack of information about COVID-19. The level of diagnosis and contact among healthcare professionals during the pandemic is remarkable. It is possible to improve the conditions may affect the disease. For this purpose, psychological support activities can be carried out to organize training programs with individual and/or institutional approaches and to relieve stress and anxiety levels. Thus, it is thought that it will contribute to the solution of current and potential problems to be encountered in the future.ÇITAK H., Türk Kızılay’ında görev yapan sağlık çalışanlarının Yeni Koronavirüs Hastalığından (COVID-19) etkilenme durumları, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sağlık Eğitimi Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2022. Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19), tüm dünyada pandemiye neden olmuştur. Pandemide en çok ihtiyaç duyulan, etkilenen ve desteklenmesi gereken gruplardan biri sağlık çalışanları olmuştur. Bu çalışmada Türk Kızılay bünyesinde çalışan sağlık çalışanlarının COVID-19 pandemisinden etkilenme durumlarını ortaya koymak amaçlanmıştır. Tanımlayıcı tipte olan bu araştırmanın evrenini Türk Kızılay’ında görev yapan 2636 sağlık çalışanı oluşturmuştur ve araştırmaya 480 kişi katılmıştır. Araştırmanın verileri hazırlanan veri toplama formu ile Mayıs, Haziran ve Temmuz 2021 döneminde toplanmıştır. Veri girişi ve analizi için SPSS programı (23.0 versiyon) kullanılmıştır. Araştırmaya katılanların yaş ortalaması ve standart sapması 36±8,28’dir. Katılımcıların %51,7’si (n=248) kadın ve %48,3’ü (n=232) erkektir. Katılımcıların %60,6’sı (n=291) lisans ve üzeri mezunudur. Araştırmaya katılanların %20,4’ü (n=98) COVID-19 tanısı almıştır. Katılımcıların COVID-19 sürecinde kesinlikle yaşadıklarını hissettikleri duyguların “sevdiklerini kaybetme korkusu (%75,8, n=364)”, “kaygı (%66,3, n=318), “stres (%66, n=317) olduğu saptanmıştır. Uykusuzluk ve uyku düzensizliği durumu ile COVID-19 tanısı alma durumu arasında ilişki saptanmıştır. (p<0,05) COVID-19 tanısı alan ve uykusuzluk ve uyku düzensizliği yaşayanların sıklığı %62,2 (n=61) olarak tespit edilmiştir. Katılımcıların %57,1’inin (n=274) iş yoğunluğunda artış olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların %86,3’ünün (n=414) COVID-19 kişisel koruyucu ekipman eksikliği yaşamadığı bulunmuştur. Araştırmaya katılanların %26,0’ı (n=125) COVID-19 ile ilgili bilgi eksikliği olduğunu ifade etmiştir. Pandemi sürecinde sağlık çalışanları arasında tanı alma ve temaslı olma düzeyi dikkate değerdir. Hastalığa etki edebilecek faktörlerin iyileştirilmesi olanaklıdır. Bu amaçla, bireye yönelik ve/veya kurumsal yaklaşımlarla eğitim programları düzenlemek, stres ve kaygı düzeylerinin giderilmesi için psikolojik destek faaliyetleri yapılabilir. Bu sayede güncel ve gelecekte karşılaşılacak olası sorunların çözümüne katkı sağlanabileceği düşünülmektedir