Hacettepe University Institutional Repository
Not a member yet
20712 research outputs found
Sort by
Türkiye’de Milliyetçi ve İslâmcı Dergilerde Japon İmgesi, 1939-1989
The purpose of this study is to examine the Japanese image in nationalist and Islamist magazines between 1939 and 1989. Some claimed that the perceived images of Japanese were only about modernization without Westernization. In fact, the perceived images of Japanese have various forms. The subject of this study includes the perceived images of Japanese in nationalist and Islamist magazines. The scope of the study is limited to nationalist and Islamist magazines which were published between 1939 and 1989. This thesis analyzes the differences and similarities between the perceived images of Japanese in nationalist and Islamist magazines. Moreover, it aims to show that magazines are resources that have sufficient information in the context of imagology. The categorization of the perceived images of Japanese in nationalist and Islamist magazines is as follows: devout warrior, Westernized Asian, non-Westernized modern, spiritual example, unreached ideal, Germany’s twin, uncompromising nationalist, potential Muslim, exemplary woman. The argument is that nationalist and Islamist writers tell what they want or do not want to see in Turkish modernization by using aforementioned images. The image of devout warrior represents the militarism, the images of Westernized Asian and non-Westernized modern show “wounded consciousness”, the image of spiritual example represents essentialism, the images of unreached ideal and Germany’s twin show alarmism, the image of uncompromising nationalist represents economic nationalism, the image of potential Muslim represents the dream of a “power-holder convert”, the image of exemplary woman represents the gender in Turkish modernization. The considered magazines represented all images of Japan in a positive way except the images of devout warrior and Westernized Asian. There are negative representations of devout warrior as an exception. The image of Westernized Asian is reflected either a neutral or negative way.Bu tezin amacı, 1939-1989 arasında Türkiye’de milliyetçi ve İslâmcı dergilerde Japon imgesini incelemektir. Türkiye’de Japonlara atfedilen imgelerin sadece Batılılaşmadan modernleşme ile ilgili olduğu ileri sürülmüştür. Aslında Japonlara atfedilen imgeler oldukça zengindir. Tezin konusunu milliyetçi ve İslâmcı dergilerde Japonlara atfedilen imgeler oluşturmaktadır. Tezin kapsamı 1939-1989 arasında çıkmış milliyetçi ve İslâmcı dergilerle sınırlı tutulmuştur. Milliyetçi ve İslâmcı dergilerin işlediği Japon imgeleri arasındaki benzerlik ve farklılıkların işlendiği tez, aynı zamanda dergilerin imgebilim açısından yeterli veri sunan kaynaklar olduğunu göstermeyi amaçlamıştır. Milliyetçi ve İslâmcı dergilerde Japonlara atfedilen imgeler şu şekilde kategorize edilebilmektedir: Adanmış savaşçı, Garplılaşmış Asyalı, Garplılaşmadan muasır, manevi örnek, erişilmemiş ideal, Almanya’nın ikizi, tavizsiz milliyetçi, Müslüman adayı, örnek kadın. Bu tezin iddiası, milliyetçi ve İslâmcı yazarların Türk modernleşmesinde görmek istediklerini veya istemediklerini bahsedilen imgeler üzerinden anlatmalarıdır. Türk modernleşmesinin militarizm damarı adanmış savaşçı imgesini, “yaralı bilinç” damarı Garplılaşmış Asyalı ve Garplılaşmadan muasır imgelerini, özcülük damarı manevi örnek imgesini, alarmizm damarı erişilmemiş ideal ve Almanya’nın ikizi imgelerini, iktisadî milliyetçilik damarı tavizsiz milliyetçi imgesini, “muktedir mühtedi hayali” Müslüman adayı imgesini, toplumsal cinsiyet damarı örnek kadın imgesini ortaya çıkarmıştır. Dikkate alınan dergilerde adanmış savaşçı ve Garplılaşmış Asyalı haricindeki imgeler her zaman pozitif bir bağlamda işlenmiştir. Adanmış savaşçı imgesinin istisnai olarak negatif kullanımlarına rastlanmaktadır. Garplılaşmış Asyalı imgesi ise ya nötr ya da negatif bir bağlamda işlenmiştir
AN APPRAISAL OF CHANGING TURKISH-SOVIET RELATIONS BETWEEN 1960 AND 1971 FROM A NEOCLASSICAL REALIST PERSPECTIVE
After the Second World War, Turkey perceived the Soviet Union as a threat to itself. Turkey's relations with the Soviet Union changed between the years 1960-1971. With this change, a multi-dimensional foreign policy period began in Turkish Foreign Policy. Both the international system and domestic factors had an impact on Turkey's transition to multilateralism in foreign policy. The beginning of the softening period in the international system and the isolation of Turkey in the system led to the development of Turkey's relations with the Soviet Union. In addition, the perspective of Turkish political leaders between the years 1960-1971 is another factor that affects Turkey-Soviet relations. In other words, it will not be sufficient to focus only on systemic or only local factors to explain Turkey-Soviet relations. In this context, this study has benefited from neoclassical realism in order to deal with the relations between Turkey and the Soviet Union in a holistic way. According to neoclassical realism, the most important factor affecting the foreign policies of states is the international system. And the international system is treated as an independent variable in the analysis. International systemic stimuli are shaped by intervening variables. The change in Turkish-Soviet relations during the 1960s is the dependent variable of this study. Thus, this thesis argues that as a result of systemic stimuli filtered through domestic factors Turkey and the Soviet Union had formed friendly relations in the 1960s. In this context, in this thesis, first of all, the events in the international system and their effects on the characteristics of the system are discussed. Later, it was divided into periods as the military junta administration, the coalition’s period and finally the Demirel government, and it was revealed how domestic factors affected foreign policy.İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye kendisine Sovyetler Birliği'ni kendisine tehdit olarak algılıyordu. Türkiye'nin Sovyetler Birliği ile ilişkileri 1960-1971 yılları arasında değişmiştir. Bu değişim ile Türk Dış Politikası’nda çok yönlü dış politika dönemi başlamıştır. Türkiye’nin dış politikada çok yönlülüğe geçişine hem uluslararası sistemin hem de iç faktörlerin etkisi olmuştur. Uluslararası sistemde yumuşama döneminin başlangıcı ve Türkiye’nin sistemde yalnız bırakılması Türkiye’nin Sovyetler Birliği ile ilişkilerinin gelişmesini sağlamıştır. Ayrıca 1960-1971 yılları arasındaki Türk siyasi liderlerin bakış açısı da Türkiye- Sovyetler ilişkilerini etkileyen bir başka unsurdur. Yani Türkiye-Sovyetler ilişkilerini açıklamak için sadece sistemik veya sadece yerel faktörlere odaklanmak yeterli olmayacaktır. Bu bağlamda bu çalışma ele aldığı dönemdeki Türkiye Sovyetler Birliği ilişkilerini bütüncül şekilde ele alabilmek için neoklasik realizmden yararlanmıştır. Neoklasik realizme göre devletlerin dış politikalarını etkileyen en önemli unsur uluslararası sistemdir. Ve uluslararası sistem analizde bağımsız değişken olarak ele alınır. Bu ara değişkenler ise devletlerin iç faktörleridir. 1960'larda Türk-Sovyet ilişkilerinde yaşanan değişim bu çalışmanın bağımlı değişkenini oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu tez, 1960'larda Türkiye ve Sovyetler Birliği'nin iç faktörlerden süzülen sistemik uyaranlar sonucunda dostane ilişkiler kurduğunu iddia etmektedir. Bu bağlamda bu tezde öncelikle uluslararası sistemde yaşanan olaylar ve bunların sistemin karakteristiğine etkisi ele alınmıştır. Daha sonra askeri cunta yönetimi, koalisyonlar dönemi ve son olarak Demirel hükümeti olarak dönemlere ayrılarak iç faktörlerin dış politikaya nasıl etki ettiği ortaya koyulmuştur
Characterızatıon Of Proteın Based Bıotherapeutıc Drugs By Ion Mobılıty Mass Spectrometry
In recent years, the importance of protein-based therapeutic drugs has increased significantly. The fact that these drugs are produced from cell culture media or certain living things distinguishes these drugs from chemically synthesized drugs. These are drugs with therapeutic properties used to treat diseases such as cancer and diabetes. The structure must be unique for these drugs to play an effective therapeutic role against diseases. These drugs go through many critical stages during production and approval. Since such drugs are protein-based, the enzymatic and chemical modifications that occur during their production and post-production stages can vary in the functions and structures of these drugs. Such modifications that arise in their structures following protein synthesis are called post-translational modifications. Among these modifications, glycosylation is one of the most important ones. Mass spectrometry is a powerful analytical method used to elucidate many properties of protein-based therapeutic drugs such as sequence, composition, structure, conformation, and mass. Mass spectrometry is intensely used in the analysis of protein-based biotherapeutic drugs. However, these analytical techniques cannot discriminate species in analysis, especially in forms with the same mass/charge ratio and different conformational features. Ion mobility-mass spectrometry with soft ionization techniques plays an essential role in analyzing species with different conformational properties, especially with the same mass/charge ratio. Due to the soft ionization technique, ions can enter the mobility tunnel separated according to their shape, size, and charge characteristics. Thus, information about their conformational properties can be obtained. In this thesis, conformational N-glycan profile analyses of immunoglobulin G (IgG) in human serum, trastuzumab, and bevacizumab monoclonal antibodies (mAbs) were performed. In these analyses, the trapped ion mobility spectrometry (TIMS) technique was used as one of the ion mobility techniques highly compatible with mass spectrometers. The procainamide label was chosen for glycan analysis due to its advantage in ionization in mass spectrometric devices. In these analyzes, hydrophilic interaction chromatography was carried out with fluorescence and ion mobility-mass spectrometry detection techniques simultaneously. In the analyzes, glycan forms of mAbs were obtained and their conformational glycan structures were determined. The collision cross-section (CCS) values of each glycan form in the structures were calculated and compared. Especially, it was determined that the variation of CCS values of the glycan forms mainly arises due to the presence and binding formations of galactose and fucose units in their structures. In this thesis, information about the conformation of the glycan forms of mAbs was obtained using a TIMS device and a fluorescence detector simultaneously for the first time. A robust analytical method has been introduced to the literature.Son yıllarda protein temelli tedavi edici ilaçların önemi ciddi oranda artmıştır. Bu ilaçlar hücre kültürü ortamlarından veya belirli canlılar üzerinden üretilerek elde edilmesi bu tarz ilaçların kimyasal olarak sentezlenmiş ilaçlardan ayırmaktadır. Bu ilaçlar kanser, diyabet gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan tedavi edici özelliğe sahip ilaçlardır. Bu ilaçların hastalıklara karşı efektif bir şekilde tedavi edici rol oynaması için yapısının hastalığa etki edecek şekilde özgün olması gerekmektedir. Bu ilaçlar üretim ve onaylanması sırasında birçok önemli aşamadan geçmektedir. Bu tarz ilaçlar protein esaslı oldukları için üretimleri ve üretim sonrasındaki aşamalarında meydana gelen enzimatik ve kimyasal modifikasyonlar bu ilaçların işlevlerinde ve yapılarında çeşitlilik gösterebilmektedir. Yapılarında meydana gelen bu tarz modifikasyonlara Post-Translasyonel Modifikasyon adı verilir. Bu modifikasyonlar arasında glikozilasyon en önemlilerinden bir tanesidir.
Kütle Spektrometrisi protein esaslı tedavi edici özelliğe sahip ilaçların dizilim, bileşim, yapı, konformasyon ve kütle gibi birçok özelliğinin aydınlatılmasında kullanılan güçlü bir analitik yöntemdir. Kütle Spektrometrisi protein esaslı biyoterapötik ilaçların analizlerinde yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Fakat bu analitik teknikler özellikle aynı kütle/yük oranına sahip farklı konformasyonel özellikleri taşıyan formlarda analizlerde genellikle ayrım sağlayamamaktadır. Yumuşak iyonlaştırma tekniğine sahip İyon Hareketliliği Kütle Spektrometrisi özellikle aynı kütle/yük oranına sahip farklı konformasyonel özellikleri olan türlerin analizlerinde önemli rol oynamaktadır. Yumuşak iyonlaştırma tekniği sayesinde iyonlar hareketlilik tünelinin içine girerek şekil, boyut ve yük gibi özelliklerine göre ayrımları sağlanıp konformasyonel özellikleri hakkında bilgi elde edilebilir. Bu tez kapsamında insan serumunda yer alan immunglobulin g (IgG) ve ilaç olarak kullanılan, trastuzumab ve bevacizumab monoklonal antikorların N-glikan profillerinin konformasyonel düzeyde analizleri gerçekleştirilmiştir. Bu analizlerde iyon hareketliliği kütle spektrometrik yöntemlerden olan tuzaklamalı iyon hareketliliği kütle spektrometrisi kullanılmıştır. Glikan analizleri için kütle spektrometrik cihazlarda iyonlaşmadaki avantajı sebebiyle prokainamid etiketi kullanılmıştır. Bu analizlerde eş zamanlı olarak hidrofilik etkileşim kromatografisi temelli floresans ve iyon hareketliliği kütle spektrometrik yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizlerde IgG ve mAb’ların glikan formları elde edilmiş ve konformasyonel açıdan glikan yapıları tespit edilmiştir. Yapılardaki her bir glikan formunun etkin çarpışma kesiti hesaplanıp birbirleriyle karşılaştırılması gerçekleştirilmiştir. Özellikle glikan formlarının CCS değerlerinin, esas olarak yapılarındaki galaktoz ve fukoz birimlerinin varlığı ve bağlanma durumlarındaki farklılıklara göre değişiklik gösterdikleri tespit edilmiştir.. Bu tez çalışmasında tuzaklamalı iyon hareketliliği kütle spektrometrisi cihazı ile ilk kez IgG ve monoklonal antikorların glikan formlarının konformasyonları hakkında bilgi elde edinilmiş olup ve eş zamanlı olarak floresans dedektör kullanılarak analizler gerçekleştirilmiştir. Literatüre güçlü bir analitik yöntem kazandırılmıştır
Development Of Optıcal Based Nanosensors For The Determınatıon Of Adenosıne
In this thesis, a novel measurement method is proposed to measure the level of adenosine nucleoside which is a significant molecule utilized as a direct or indirect indicator to detect diseases such as neurodegenerative diseases and cancer in the human body with a novel impriting technique applied onto a gold chip whose surface is activated with allyl mercaptan. The nanofilm surface modification is implemented by means of the molecular impriting technique and methacrylic acid (MAA) is utilized as the functional monomer. For the adenosine determination, a surface plasmon resonance (SPR) device is used, pH scanning is performed between 3.0 and 7.4, and the optimum pH is determined as 7.4. During the kinetic studies, on the other hand, an analysis is run with the phosphate buffer solution of pH 7.4 and of different concentrations ranging from 0.5 nM up to 400.0 nM to detect the interval of determination for a proper nanosensor operation. Guanosine and cytidine are also included in the analysis to detect the selectivity of the SPR nanosensor realized. The non-imprinted polymer (NIP) chip surface is covered with the MAA
iv
monomer, in this way, both the kinetic studies and sensitivity tests are performed with the phosphate buffer solution of pH 7.4 and different concentrations and mixtures of adenosine, guanosine and cytidine. By using the adenosine molecular imprinted polymers (MIP) nanosensor chip, adenosine detections are consecutively collected within the same day and analysis are executed within several different time intervals. Since the adenosine impriting SPR chip is intended to be used in realistic medical analysis and research, its recovery was calculated by working with artificial urine and serum samples in the range of 1.0 nM - 5.0 nM concentration in adenosine analysis. In the study, the limit of detection (LOD) value in aqueous solutions in the linear range of 0.1 nM - 100.0 nM was determined as 0.018 nM, the limit of detection value in artificial plasma was determined as 0.015 nM, and the limit of detection in artificial urine was determined as 0.013 nM. In addition, the limit of quantification (LOQ) values were calculated as 0.061 nM, 0.052 nM, and 0.046 nM in aqueous solution, artificial plasma and artificial serum, respectively. The surface of the adenosine-imprinted SPR chip was characterized by taking atomic force microscopy, ellipsometry, and contact angle measurements.Tez kapsamında canlı yapısında önemli molekül olmakla birlikte idrar ve serum seviyelerinin nörodejeneratif hastalıklar ve kanser gibi hastalıklarla doğrudan veya dolaylı olarak bağlantısı bulunan adenozin nükleozidinin allil merkaptan ile yüzeyi aktif hale getirilen altın çip üzerine baskılanması sağlanmıştır. Nanofilm yüzey modifikasyonu moleküler baskılama tekniği yoluyla gerçekleştirilmiştir ve fonksiyonel monomer olarak metakrilik asit (MAA) kullanılmıştır. Adenozin tayini için yüzey plazmon rezonans (SPR) cihazı kullanılmıştır. Adenozin tayini için 3.0 -7.4 aralığında pH taraması yapılmış ve optimum pH 7.4 olarak belirlenmiştir. Kinetik çalışmalarda ise pH 7.4 fosfat tampon çözeltisi ile tespit aralığı için 0.5 nM- 400.0 nM aralığında farklı derişim seviyeleri ile analizler yapılmıştır ve nanosensörün çalışma aralığı belirlenmiştir. Geliştirilen nanosensörün seçicilik analizlerinde guanozin ve sitidin nükleozidleri de kullanılarak farklı oranlarda derişimlerdeki çözeltilerde SPR nanosensörünün seçiciliği belirlenmiştir. Moleküler baskılanmamış polimer (NIP) çip yüzeyi MAA monomeri ile kaplanmış ve pH 7.4 fosfat tampon çözeltisiyle adenozin, guanozin ve sitidin ile farklı derişim ve karışımlarda yapılarak hem kinetik çalışmaları hem de seçicilik tayinleri yapılmıştır. Adenozin baskılanmış nanosensör çipi ile adenozin tayinleri aynı gün içerisinde peşpeşe
ii
yapılmış ve aynı zamanda farklı zaman aralıklarında da adenozin analizleri yapılmıştır. Adenozin baskılanmış SPR çipinin gerçeğe uygun medikal analiz ve araştırmalarda kullanılması amaçlandığından adenozin analizlerinde 1.0 nM- 5.0 nM derişim aralığında yapay idrar ve serum örneklerinde de çalışılarak geri kazanımları hesaplanmıştır. Yapılan çalışmada 0.1 nM- 100.0 nM lineer aralığında sulu çözeltilerde tespit limiti(LOD) değeri 0.018 nM, yapay plazmada tespit limiti değeri 0.015 nM ve yapay idrarda tespit limiti değeri 0.013 nM olarak belirlenmiştir. Ayrıca miktar tayini sınırı (LOQ) değerleri ise sulu çözelti, yapay plazma ve yapay serumda sırasıyla 0.061 nM, 0.052 nM, 0.046 nM olarak hesaplanmıştır. Adenozin baskılanmış SPR çipinin yüzeyi atomik kuvvet mikroskobu, elipsometre ve temas açısı ölçümleri alınarak karakterize edilmiştir
LGS Türkçe Sorularının Öğretim Programı, Ders Kitabı ve Bilişsel Alan Sınıflaması Açılarından İncelenmesi
The main purpose of this study is to answer the Turkish questions of the High School Entrance Examination (LGS); The aim of this study is to examine the sample questions published in Turkish, 8th grade textbook activities and theme evaluation questions in terms of Turkish Lesson Curriculum and Bloom's revised cognitive domain classification (YBT). In the research, LGS Turkish questions, published sample questions, activities and theme evaluation questions in the 8th grade Turkish textbook; It has been examined and compared in line with the Turkish Course Curriculum and the cognitive steps they correspond to. In the study, LGS Turkish questions, published sample questions, and the data used in the examination of the 8th grade Turkish textbook were obtained by document analysis method. In the analysis of the data, "LGS Turkish Test Evaluation Form", "Sample Questions Evaluation Form", "Turkish 8th Grade Textbook Activity Evaluation Form" and "Theme Evaluation Questions Evaluation Form" were used. The data obtained from the examination objects were analyzed by descriptive analysis method and expert opinion was sought. Based on the study data, it was seen that LGS, sample questions, activities in the textbook, and theme evaluation questions focused on the comprehension and analysis steps of the cognitive domain classification, while less or no questions were given especially to the higher-level cognitive steps. In addition, while it was found that equal distribution could not be achieved in the activities in the textbook, specific to the acquisitions in the curriculum, it was determined that many acquisitions in the curriculum and based on the activities were not included in the theme evaluation questions. However, while similarity was observed in the frequency and weights of the acquisitions based on LGS and the sample questions, it was concluded that the required overlap could not be achieved with each other and with the LGS and sample questions in the frequency and weight of the outcomes based on the activities and theme evaluation questions in the textbook.Bu çalışmanın temel amacı Liselere Geçiş Sınavı (LGS) Türkçe sorularının; yayımlanan örnek soruların, Türkçe 8. sınıf ders kitabı etkinlikleri ile tema değerlendirme sorularının Türkçe Dersi Öğretim Programı ve Bloom’un yenilenmiş bilişsel alan sınıflaması (YBT) açılarından incelenmesidir. Araştırmada LGS Türkçe soruları, yayımlanan örnek sorular, Türkçe 8. sınıf ders kitabında yer alan etkinlikler ve tema değerlendirme soruları; Türkçe Dersi Öğretim Programı ve karşılık geldikleri bilişsel basamaklar doğrultusunda incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Çalışmada inceleme nesneleri olan LGS Türkçe soruları, yayımlanan örnek sorular ve Türkçe 8. sınıf ders kitabının incelenmesinde kullanılan veriler doküman analizi yöntemi ile elde edilmiştir. Verilerin incelenmesinde araştırmacı tarafından hazırlanan “LGS Türkçe Testi Değerlendirme Formu”, “Örnek Sorular Değerlendirme Formu”, “Türkçe 8. Sınıf Ders Kitabı Etkinlik Değerlendirme Formu” ve “Tema Değerlendirme Soruları Değerlendirme Formu” kullanılmıştır. İnceleme nesnelerinden sağlanan veriler betimsel analiz yöntemi ile analiz edilmiş ve uzman görüşüne başvurulmuştur. Çalışma verilerinden hareketle LGS, örnek sorular, ders kitabında yer alan etkinlikler ve tema değerlendirme sorularının bilişsel alan sınıflamasının anlama ve çözümleme basamaklarında yoğunlaştığı görülürken özellikle üst düzey bilişsel basamaklara denk gelen sorulara daha az veya hiç yer verilmediği görülmüştür. Ayrıca ders kitabında yer alan etkinliklerde öğretim programında yer alan kazanımlar özelinde eşit dağılımın sağlanamadığı bulgulanırken tema değerlendirme sorularında öğretim programında yer alan ve etkinliklerde temel alınan pek çok kazanıma yer verilmediği tespit edilmiştir. Bununla birlikte LGS ve örnek soruların temel aldığı kazanım sıklık ve ağırlıklarında benzerlik görülürken ders kitabında yer alan etkinlikler ve tema değerlendirme sorularında temel alınan kazanım sıklık ve ağırlığında gerek birbirleri ile gerekse de LGS ve örnek sorular ile olması gereken örtüşmenin sağlanamadığı sonucuna varılmıştır
Analysıs Of A Turbofan Engıne Vıa Predıctıve Maıntenance Approach
The predictive maintenance is a maintenance method that is performed immediately before the malfunction and sufficient amount of maintenance as a result of the evaluation of physical data collected from the sensors in the system through a software. Thanks to the referenced predictive maintenance approach in order to increase efficiency and shorten the unplanned stop times caused by unexpected malfunctions, the losses in production and the duration of the inactivity of the machine decreases. This method prevents the implementation of unnecessary maintenance costs by implementing only in cases where necessary because it is a condition-based method not time-based method.
This study aims to estimate the remaining useful life of aircraft engines until they fail, in order to ensure that aircraft engines are taken into maintenance before the failure occurs, to prevent great financial losses and especially loss of life caused by maintenance / repair / replacement of parts due to failures.
In this study, the competition data organized in the International Prognostic and Health Management Conference in 2008 were used. Using the data from the turbofan engines in the training set, machine learning models are trained, using these models, the remaining useful life of the motors in the validation set were estimated and the performance of the predictive models were compared.Kestirimci bakım, sistemdeki sensörlerden toplanan fiziksel verilerin bir yazılım aracılığıyla işlenip değerlendirilmesinin ardından planlanan ve arızadan hemen önce gerçekleştirilen bakımdır. Beklenmedik arızaların sebep olduğu plansız duruş sürelerini kısaltmak ve verimliliği arttırmak için başvurulan kestirimci bakım yaklaşımı sayesinde üretimdeki kayıplar ve makinanın atıl kalma süresi azalır. Bu yöntem, zamana göre değil duruma göre uygulanan bir bakım yöntemi olduğu için yalnızca gerekli görüldüğü durumlarda uygulanması ile gereksiz bakım maliyetlerinin de önüne geçilmiş olur. Bu çalışma, uçak motorlarının arıza meydana gelmeden önce bakıma alınmasını sağlamak, arızalardan dolayı ortaya çıkan bakım/onarım/parça değişiminin sebep olduğu büyük maddi kayıplara ve özellikle can kayıplarına engel olmak amacıyla uçak motorlarının arıza meydana getirmesine kadar kalan faydalı ömürlerini tahmin etmeyi amaçlar.
Bu çalışmada, 2008 yılında Uluslararası Prognostik ve Sağlık Yönetimi Konferansı'nda düzenlenen yarışma verileri kullanılmıştır. Eğitim setindeki turbofan motorlarından alınan veriler kullanılarak makina öğrenmesi modelleri eğitilmiş, bu modeller kullanılarak doğrulama setinde bulunan motorların kalan faydalı ömürleri tahmin edilmiş ve modellerin performansları karşılaştırılmıştır
Demokrat Parti Dönemi Türkiye-Irak İlişkilerinde A.B.D. Etkisi (1950-1960)
This work has been prepared to understand the influence of the US, which became hegemon power after the Cold War started, on Turkey's alliance relations with Iraq during the Democratic Party period. The US encouraged states of region establishing formation to obstruct Soviet Union expansion which started in the Cold War in the region. Some of these formations are the Middle East Command, the Middle East Defense Organization, the Northern Belt, and finally, the Baghdad Pact, which emerged from the plans called the Middle East Defense System. Although the purpose of the establishment of formations was to prevent the Soviet threat, it had transformed into structures in which regional states and global powers tried to manipulate that formation for sake of their interest. The reason for choosing the topic is to be examining the reasons behind why the US decided to not being a member of the Baghdad Pact organization which it created and took part in all planning stages as an implementation of the Middle East System. Because the main subject of study is the USA's impact on the relationship between two states, the cultural and economic relations between Turkey and Iraq are excluded from the scope of the thesis.
In the light of the finding that is obtained from the thesis, it is seen that the US has a direct effect on raising relationships between Turkey and Iraq to the level of alliance. But, the same effect also played a dominant role in collapsing of Baghdad Pact and collapsing of the Middle East policy of the two states. The US's timid position on Egypt or Arab nationalism and compromises given by the US to England has led all projects in the region to move away from its dominance. Turkey and Iraq as two countries that were affected most by the situation, despite all their efforts they could not succeed to empower the Baghdad Pact. Difference of opinions which originate from the historical continuities of the two countries as like the Musul İssue, the National Pact and Hatay's accession to Turkey was continuing. Also, there was a disagreement between each other on the policy that would implement in Syria. The relations became more complicated when the result of the behavior of England during the Suez Crisis process and the desire of the USA to remain more neutral instead of giving the necessary support to the Baghdad Pact were added to all these problems. In this study, we have tried to prove that the Middle East crises did not originate from Baghdad Pact and Iraq’s domestic problems became more visible not because of the proclamation of the Baghdad Pact but after the beginning of the Suez Crises. In the thesis, it is stated that Turkey's re-orientation towards the Middle East has different motives from the Soviet threat.
In general, political and diplomatic relations are discussed in the study based on the comparative use of Turkish, American, and British Archive. Memoirs of Iraqi administrators who served during the period, newspapers published in Iraq and Arabic secondary sources were used. In this way, with a holistic perspective, it is intended to understand the reflection of regional policy of the US on Iraq- Turkey relationship and clarify the problems that it created.Bu çalışma Demokrat Parti Dönemi’nde Türkiye’nin Irak ile kurduğu ittifak ilişkilerine, Soğuk Savaş’ın başlamasıyla hegemon güç haline gelen ABD’nin etkisini ele almak maksadıyla hazırlanmıştır. Soğuk Savaş’ın başlamasıyla Sovyetler Birliği’nin bölgede yayılmasını engellemek isteyen ABD, bölge ülkelerini yeni oluşumlar için teşvik etmiştir. Bu oluşumlardan biri olan ve kısaca Ortadoğu Savunma Sistemi olarak adlandırılan planlardan ortaya çıkan Ortadoğu Komutanlığı, Orta Doğu Savunma Organizasyonu, Kuzey Kuşağı ve Bağdat Paktı’nın kuruluş nedeni Sovyet tehdidini önlemektir. Ancak zaman içerisinde bölge ülkeleri ve küresel güçlerin çıkarları çerçevesinde yönlendirmeye çalıştığı yapılara dönüşmüşlerdir. Konunun seçilme sebebi; ABD’nin kendi oluşturduğu ve tüm planlama aşamasında yer aldığı Ortadoğu Savunma Sistemi’nin hayata geçirildiği Bağdat Paktı organizasyonuna üye olmamasının arkasında yatan nedenleri incelemektedir. Çalışmanın ana konusu iki ülke arasındaki ilişkiler üzerinde ABD’nin etkisi olduğu için Türkiye ve Irak arasındaki kültürel ve ekonomik ilişkiler tezin kapsamı dışında bırakılmıştır.
Çalışmadan elde edilen bulgular ışığında Demokrat Parti Dönemi’nde Türkiye ve Irak ilişkilerinin ittifak içerisinde olma seviyesine çıkmasında ABD’nin doğrudan etkisi bulunduğu görülmektedir. Ancak aynı etki Bağdat Paktı ve iki ülkenin Orta Doğu politikasının çöküşünde de başat rol oynamıştır. ABD’nin Mısır ve Arap milliyetçiliği karşısındaki çekingen pozisyonu ve İngiltere’ye verdiği tavizler bölgedeki tüm projelerin kendi hakimiyetinden uzaklaşmasına yol açmıştır. Bu durumdan en çok etkilen iki ülke olan Türkiye ve Irak tüm çabalamalarına rağmen Bağdat Paktı’nı güçlendirememiştir. İki ülkenin tarihsel devamlılıklarından kaynaklanan Musul Sorunu, Misak-ı Milli ve Hatay’ın Türkiye’ye katılımı konularındaki görüş ayrılıkları devam etmekteydi. Ayrıca kendi aralarında Suriye’de izlenecek politika konusunda da fikir ayrılıkları bulunmaktaydı. Tüm bu problemlere İngiltere’nin Süveyş Krizi sürecindeki davranışları ve ABD’nin Bağdat Paktı’na gerekli desteği vermek yerine daha tarafsız kalma isteği eklenince ilişkiler daha karmaşık bir hal almıştır. Çalışma da ek olarak Orta Doğu’daki krizlerin Bağdat Paktı’ndan kaynaklanmadığı ve Irak’ın iç sorunlarının Bağdat Paktı’nın ilanı nedeniyle değil, Süveyş Krizi ardından daha görünür hale geldiği kanıtlanmaya çalışılmıştır. Tez içerisinde Türkiye’nin Orta Doğu’ya yeniden yönelişinin Sovyet tehdidinden farklı etkenlere sahip olduğu belirtilmiştir.
Çalışmada genel olarak Türk, Amerikan ve İngiliz Arşivleri temel alınarak siyasî ve diplomatik ilişkiler karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Dönem boyunca görev yapan Iraklı yöneticilerin hatıratları, Irak’ta yayınlanan gazeteler ve Arapça ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Böylece bütüncül bir bakış açısı ile ABD’nin bölgesel politikasının Irak-Türkiye ilişkilerine yansıması ve yarattığı sorunlara açıklık getirmek hedeflenmiştir
Examınıng The Strategıc Plans Of The Mınıstry Of Natıonal Educatıon In Terms Of Theır Objectıves And Evaluatıng Theır Reflectıons On Implementatıon
In this research, it has been aimed to examine the Turkish education system in terms of the Strategic plans of the Ministry of National Education (MONE) and to evaluate and discuss related to the performance values. In the evaluation of the strategic plans of the Ministry of National Education, it has been aimed to present an approach on the comparison of the targets reported according to years. Considering the efforts of the Turkish education system to adapt to the European Union (EU) education policies; it tried to evaluate the effects of the meeting on the achievement of the goals of the planned training. In this study, it has been planned to examine the general educational problems and acquisitions of the strategic plans in terms of achieving the goals of pre-school, primary and secondary education. The analysis, which is also referred to as FÜTZ Analysis or GZFT Analysis in Turkish, but mostly referred to as SWOT, provided a general framework of flexibility to be used in both the public and private sectors. The data obtained has been classified by SWOT analysis, so that the strengths, weaknesses, opportunities and threats of this information can be uncovered. Since all analysis data collected and evaluated are open access, they are the values that can be obtained by everyoneBu araştırmada, Türk eğitim sisteminin Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) Stratejik Planları Eğitim Göstergeleri açısından incelenmesi, buna yönelik olarak performans değerleri açısından değerlendirilmesi ve tartışılması amaçlanmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı Stratejik planlarının değerlendirilmesinde, rapor haline getirilen hedeflerin yıllara göre kıyaslanması üzerine bir yaklaşım sergilenmesi amaçlanmıştır. Türk eğitim sisteminin, Avrupa Birliği (AB) eğitim politikalarına uyum çalışmaları da göz önüne alındığında; planlanan eğitimin hedeflere ulaşmasında, karşılanma durumlarının nasıl bir etki bıraktığı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada Stratejik planların okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim boyutlarında; amaçlanan hedeflere ulaşma açısından genel eğitim sorunları ve kazanımlarının incelenmesi yapılmıştır. Türkçede FÜTZ Analizi veya GZFT Analizi olarak da bilinen, fakat en çok SWOT deyimiyle kullanılan analiz, hem kamu hem de özel sektörde kullanılacak esneklikte genel bir çerçeve sunmuştur. Elde edilen verilerin SWOT analizi şeklinde sınıflandırılması yapılarak, her bir boyutuna ilişkin güçlü yönler, zayıf yönler, fırsatlar ve tehditler türleri oluşturulmaya çalışılmıştır. Toplanan ve değerlendirilen tüm analiz verileri açık kaynak erişimi olduğu için herkes tarafından elde edilebilecek değerlerdi
Translation Studies and Remakes: A Case Study on Translation of Culture Specific Items in Turkish Remake of TV Series Shameless (US)
Considering its field of study, translation studies is quite suitable for interdisciplinary work and remakes are one of them. Remakes took their place in the history of cinema with the movie Un partie de cartes in 1896. The involvement of remakes in the field of translation studies took place much later. This situation has caused a scholarly gap in the field of translation studies considering that the remakes are widely used in the media outlets of today's world. The aim of this study is to examine remakes in order to contribute filling this gap and to analyze how culture specific items (CSIs) are transferred in remakes. To this end, the TV series Shameless (US) and its Turkish remake Bizim Hikaye are analyzed. CSIs in the source and target series are identified and analyzed according to Pedersen’s (2005) translation strategy model. It was found that, in line with the unique characteristic of remakes, translators mainly preferred target oriented translation strategies in translating CSIs and translation was highly influenced by the socio-cultural characteristics of the target culture, especially in the translation of certain sub-headings. It was demonstrated that almost all translation strategies, due to the nature of remakes, aim to bring the source text closer to the target text. The translation strategies include complete omissions as well as situational paraphrase and cultural substitution. In parallel with the socio-cultural characteristics of the target culture, a particular pattern has been identified in the strategies utilized in the translation of sexuality and taboo related items, brand names and CSIs in the religious context. It has been revealed that this pattern detected in the use of translation strategies also affects the narrative of the story and makes the target series a TV show that considers social sensitivities more than the source series.Çalışma alanı bakımından düşünüldüğünde, çeviri disiplinlerarası çalışmaya oldukça müsaittir. Bu disiplinlerarası alanlardan biri de genelde medya çalışmaları ve uyarlama çalışmaları, özelde ise yeniden çevrimlerdir. Yeniden çevrimler, basit tabiriyle var olan bir yapımın yeniden üretilmesi, Méliès’in 1896 yılında çektiği Un partie de cartes isimli film ile sinema tarihinde yerini almıştır. Yeniden çevrimlerin çeviri çalışmaları alanına dahil olması ise daha sonra gerçekleşmiştir. Çok uzun bir zaman, yeniden çevrimler çeviri çalışmaları bağlamında ihmal edilmiştir. Bu durum, günümüz dünyasında medya organlarında yeniden çevrimlere bolca yer verildiği de göz önünde bulundurulunca, çeviri çalışmaları kapsamında büyük bir akademik eksikliğe neden olmuştur. Bu çalışmanın amacı, çeviri çalışmaları alanında ihmal edilmiş ve bu nedenle az sayıda çalışma olan yeniden çevrimleri çalışmak ve yeniden çevrimlerde kültüre özgü ögelerin çevirisinin nasıl gerçekleştiğini incelemektir. Bunun için ABD yapımı bir televizyon dizisi olan Shameless ve onun Türkçe yeniden çevrimi olan Bizim Hikaye dizisi incelenmiştir. Kaynak ve erek dizideki kültüre özgü ögeler tespit edilmiş ve Pedersen’in (2005) çeviri stratejisi modeline göre incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda yeniden çevrimlerin kendine has özellikleri ile ilişkili olarak, çevirmenlerin kültüre özgü ögelerin çevirisinde karşılaştığı zorluklarda ağırlıklı olarak erek metne yakın çeviri stratejilerini tercih ettiği, çevirinin erek kültürün sosyo-kültürel özelliklerinden fazlasıyla etkilendiği, özellikle belli alt başlıkların çevirisinde belli çeviri stratejilerinin ön plana çıktığı tespit edilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda, hemen hemen tüm çeviri stratejilerinin, yeniden çevrimlerin doğası gereği, kaynak metni erek metne yaklaştırmayı hedeflediği, ancak bunu yaparken uyarlama ve kültürel yerine koyma kadar tamamen çıkarma stratejilerini de kullandığı bulgular arasındadır. Erek kültürün sosyo-kültürel özellikleri ile paralel olarak tabu öğeler, marka isimleri ve dini bağlamdaki kültüre özgü ögelerin çevirisinde kullanılan stratejilerde özellikle bir örüntü tespit edilmiştir. Çeviri stratejilerinin kullanımında tespit edilen bu örüntünün de hikâyenin anlatısını etkilediği ve erek diziyi kaynak diziye oranla sosyal hassasiyetleri daha çok gözeten bir dizi haline getirdiği ortaya konulmuştur
Yaşayan Kültürel Miras Müzeciliği; Ünye Örneği
Culture includes all times of humanity; It is a concept that has transformed from the past to the present and still continues this transformation. The concept of cultural heritage was put forward at the “United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization General Conference” organized by UNESCO in 1972 and it was accepted that the cultural heritage works that are the subject of the “World Heritage Convention” constitute a part of the common heritage of all humanity. The concept of Living Cultural Heritage (LCH) is clearly defined in the "Convention for the Protection of Living Cultural Heritage" prepared and signed by UNESCO (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization) in 2003; “Living cultural heritage means the practices, representations, expressions, knowledge, skills and associated tools, materials and cultural spaces that communities, groups, and in some cases individuals define as part of their cultural heritage. ”
The concept of Intangible Cultural Heritage (ICH) can also be named as 'Living Cultural Heritage (LCH)' in terms of its corresponding meaning. The English equivalent of the concept of 'Intangible Cultural Heritage' settled in Turkey is 'Somut Olmayan Kültürel Miras'. The word 'intangible' has meanings such as 'alive, intangible, intangible, living, intangible in culture'. Therefore, it can be said that it refers to traditional knowledge that is lived and transmitted. Since it is thought to be more suitable for the subject and thesis of this study, the expression of living cultural heritage has been preferred.
After Turkey became a party to this convention in 2006, the definitions of living cultural heritage found direction especially with folklorists and then became the focus of attention of different disciplines. Folklorists, who believe that the Cultural Heritage is a collection of all that people have earned from their creation to the present, claimed in the early 2000s that museums are more than warehouses that store these collections. Living Cultural Museums are institutions that research and convey the rich information potential of not only material heritages but also spiritual heritages in making the material and spiritual accumulations of urban culture more understandable. Living cultural heritage museums have multiple functions in the research and transfer of urban culture, identity and brand. In this study, the process after the transformation of the traditional Black Sea house, which served as the Unye Museum House on May 24, 2013, to the Living Cultural Heritage Museum in 2016 will be discussed. At the same time, taking into account similar museums operating in Turkey, the versatile and functional dimension of living cultural heritage museums will be analyzed.Kültür, insanlığın tüm zamanlarını içerisinde barındıran; geçmişten bugüne dönüşerek gelmiş ve halen bu dönüşümünü sürdüren bir kavramdır. Kültürel Miras kavramı, UNESCO’nun 1972’de düzenlediği, “Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansı’nda ortaya atılmış ve kültürel mirasın “Dünya Miras Sözleşmesi’ne konu olan yapıtların, tüm insanlığın ortak mirasının bir parçasını oluşturduğu kabul edilmiştir. Yaşayan Kültürel Miras (YKM) kavramı ise 2003 yılında UNESCO (United Nations Edicational, Scientificand Cultural Organization) tarafından hazırlanan ve imzalanan “Yaşayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi” ile net olarak şu şekilde tanımlanmıştır; “Yaşayan kültürel miras toplulukların, grupların ve kimi durumlarda bireylerin, kültürel miraslarının bir parçası olarak tanımladıkları uygulamalar, temsiller, anlatımlar, bilgiler, beceriler ve bunlara ilişkin araçlar, gereçler ve kültürel mekânlar anlamına gelir. ”
Somut Olmayan Kültürel Miras (SOKÜM) kavramı, karşılık geldiği anlam itibari ile ‘Yaşayan Kültürel Miras (YKM)’ olarak da adlandırılabilir. Türkiye’de yerleşmiş olan ‘Somut Olmayan Kültürel Miras’ kavramının İngilizce karşılığı ‘Intangible Cultural Heritage’dır. ‘Intangible’ kelimesi ‘canlı, elle tutulmayan, maddi olmayan, yaşayan, kültürde soyut vaziyette var olan’ gibi anlamlar taşımaktadır. Dolayısıyla yaşayan ve aktarılan geleneksel bilgileri ifade ettiği söylenebilir. Bu çalışmanın konusuna ve tezine daha uygun olduğu düşünüldüğünden yaşayan kültürel miras ifadesi tercih edilmiştir.
Türkiye’nin bu sözleşmeye 2006 yılında taraf olmasının ardından, yaşayan kültürel mirasa yönelik tanımlamalar, özellikle halkbilimciler ile yön bulmuş ve sonrasında farklı disiplinlerin de ilgi odağı haline gelmiştir. Kültürel Mirasın, halkların yaradılışından bugüne tüm kazandıklarının bir koleksiyonu olduğuna inanan halkbilimciler, 2000’li yılların başlarında müzelerin bu koleksiyonları saklayan depolardan daha fazlası olduğunu iddia etmişlerdir. Yaşayan Kültürel Müzeleri, kent kültürünün maddi ve manevi birikimlerinin daha anlaşılabilir olmasında, salt maddi mirasların değil, manevi mirasların da zengin bilgi potansiyellerini araştıran ve aktaran kurumlardır. Kent kültürünün, kimliğinin ve markasının araştırılmasında ve aktarımında, yaşayan kültürel miras çok yönlü işlevlere sahiptir. Bu çalışmada 24 Mayıs 2013 yılında Ünye Müze Evi adıyla hizmet veren geleneksel Karadeniz evinin, 2016 yılında Yaşayan Kültürel Miras Müzesi’ne dönüşümünden sonraki süreci ele alınacaktır. Aynı zamanda Türkiye’de faaliyet gösteren benzer müzeler de dikkate alınarak, yaşayan kültürel miras müzeciliğinin çok yönlü ve işlevli boyutu analiz edilecektir