Hacettepe University Institutional Repository
Not a member yet
20712 research outputs found
Sort by
Üniversite Öğrencilerinde Bilişsel Abartma Tarzının Endişe, Kaygı ve Depresif Belirtilerle İlişkisi: Endişe ile İlgili İnançlar ve Olumsuz Sorun Yöneliminin Aracı Rolünün İncelenmesi
In this study, it was aimed to investigate the mediator effects of several metacognitive processes in the relationship between Looming Cognitive Style, which was asserted as a cognitive vulnerability factor specific to anxiety disorders, and worry, anxiety, depressive symptoms level. These metacognitive processes are; positive beliefs about worry which emphasizes usefulness of worry, negative beliefs about worry which points to uncontrollability and dangerousness of worry and negative problem orientation which is defined as an individual's tendency to be pessimistic about problems and his/her problem solving ability. Sample of this study was consisted of 18-30 years old 422 university students who were reached via convenience sampling. Data was collected by using Demographic Information Form, Looming Maladaptive Style Questionnaire-Revised, Social Problem Solving Inventory-Revised, Metacognitions Questionnaire-30, Trait Anxiety Inventory, Penn State Worry Questionnaire and Trait Depression Inventory. IBM SPSS 24 programme was used for statistical analysis of the data and Parallel Multiple Mediator Analysis was conducted for mediating effects. Results showed the significant mediating role of negative beliefs about worry and negative problem orientation in the relationship between Looming Cognitive Style and worry, anxiety, depressive symptoms. Beside this, there was no mediating role of positive beliefs about worry in these relationships. Results are discussed in the frame of related literature.Bu çalışmada, yalnızca kaygı bozukluklarına özgü bir bilişsel yatkınlık faktörü olarak öne sürülen Bilişsel Abartma Tarzı’nın endişe, kaygı ve depresif belirtiler düzeyi ile ilişkisinde çeşitli üstbilişsel süreçlerin aracı etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu üstbilişsel süreçler; endişenin yararlılığına vurgu yapan endişe ile ilgili olumlu inançlar, endişenin kontrol edilemeyeceğini ve tehlikeli olduğunu işaret eden olumsuz inançlar ve bireyin sorunlara ve sorun çözme yeteneğine dair kötümser olma yatkınlığı şeklinde tanımlanan olumsuz sorun yönelimidir. Çalışmanın örneklemi, uygun örnekleme yoluyla ulaşılan 18-30 yaş arası 422 üniversite öğrencisinden oluşmuştur. Araştırma kapsamında veriler; Demografik Bilgi Formu, Bilişsel Abartma Tarzı Ölçeği-Yeniden Değerlendirilmiş Türkçe Formu, Gözden Geçirilmiş Sosyal Sorun Çözme Envanteri, Üstbiliş Ölçeği-30, Sürekli Kaygı Envanteri, Penn Eyalet Endişe Ölçeği ve Sürekli Depresyon Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi için IBM SPSS 24 programı kullanılmış ve aracılık etkileri için Paralel Çoklu Aracı Değişken Analizi yürütülmüştür. Bulgular, endişe ile ilgili olumsuz inançlar ve olumsuz soruna yönelimin Bilişsel Abartma Tarzı’nın endişe, kaygı ve depresif belirtiler ile ilişkisinde aracı rolünün anlamlı olduğunu göstermiştir. Bunun yanı sıra, bu ilişkilerde endişe ile ilgili olumlu inançların aracı rolünün bulunmadığı görülmüştür. Bulgular ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır
Resimli Çocuk Kitaplarının 5 Yaş Çocuklarının Bakış Açısı Alma Becerisi ve Dil Gelişimine Etkisi
This research is conducted to examine the effect of Language Development and Perspective Taking Education on the language and perspective taking skills of 5 years old children. Pre-test post-test quasi-experimental design with placebo and control groups was used in this study. In experimental group 14 children, in control group 13 children and in placebo group 12 children are in this study group of the research. Criterion sampling was used and accordingly, children whose mother’s maternal level was high school and below were included in the study. Data were collected by TEDIL, Perspective Taking Test for Children (CBT) and Personal Information Form. The Picture Story Assessment Scale was used to select storybooks. The training prepared with picture storybooks was applied in experimental group, painting activities were applied in placebo group and no application was done to the children in control group. Data were analyzed with Kruskal Wallis H test, Mann Whitney U and Wilcoxon Signed Rank test. A significant difference was observed in post-test TEDIL total score and sub-test scores, the CBT total score and perceptual, cognitive and affective perspective taking scores of children in experimental, control and placebo groups. As a result of this research, it was seen that training prepared with picture storybooks was effective in developing children’s perspective taking and language scores, and it was concluded that this effect was large.Bu araştırma Dil Gelişimi ve Bakış Açısı Alma Eğitimi’nin 5 yaş grubu çocukların dil ve bakış açısı alma becerilerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada plasebo ve kontrol gruplu ön-test son-test yarı deneysel desen kullanılmıştır. Deney grubu 14 çocuk, kontrol grubu 13 çocuk ve plasebo grubu 12 çocuk araştırmanın çalışma grubunu oluşturmaktadır. Çalışmada ölçüt örnekleme yapılmış buna göre anne eğitim düzeyi lise ve altı olan çocuklar araştırmaya dâhil edilmiştir. TEDİL, Çocuklar İçin Bakış Açısı Alma Testi (ÇBT) ve Kişisel Bilgiler Formu kullanılarak veriler toplanmıştır. Hikâye kitaplarının seçiminde Resimli Öykü Kitaplarını Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Deney grubunda bulunan çocuklara resimli hikâye kitaplarıyla hazırlanan eğitim, plasebo grubunda bulunan çocuklara boyama etkinlikleri uygulanmış, kontrol grubunda bulunan çocuklara herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Veriler Kruskal Wallis H testi, Mann Whitney U testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ile analiz edilmiştir. Araştırmada deney, kontrol ve plasebo grubu çocukların son test TEDİL toplam puanlarında ve alt test puanlarında, ÇBT toplam puan ve algısal, bilişsel, duygusal bakış açısı alma puanlarında anlamlı farklılaşma olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırma sonucunda resimli hikâye kitaplarıyla uygulanan eğitimin çocukların bakış açısı alma ve dil puanlarını arttırmada etkili olduğu ve bu etkinin geniş olduğu görülmüştür
PISA 2018 Türkiye Örnekleminde Okuma Okuryazarlık Düzeylerinin Farklı Veri Madenciliği Sınıflandırma Yöntemleri ile İncelenmesi
The purpose of research is to determine the classification accuracy of students' success status and reading skills proficiency levels according to the factors affecting the success of students' reading skills and their success scores based on the PISA 2018 Turkey sample by using Artificial Neural Networks, Decision Trees, K-Nearest Neighborhood and Naive Bayes methods and to examine the general characteristics of success groups. In the research, 6890 student questionnaires were used. Firstly, the missing data were examined and completed. Secondly, 24 index variables were determined by examining the literature, PISA 2018 Technical Report and data. Thirdly, the students were scaled in 2 categories as “Successful-Unsuccessful” according to the scores of PISA 2018 reading test and in 3 categories as “Level-1”, “Level-2” and “Level-3” according to their proficiency levels. Statistical analysis was conducted with SPSS MODELER. At the end of the research, Decision Trees C5.0 had the highest classification rate with 89.6%, QUEST had the lowest classification rate with 75%, and four clusters were obtained with the Two-Step Clustering analysis method to according to the success scores. C5.0 had the highest classification rate with 88.6% and the QUEST had the lowest classification rate with 61.7%, and three clusters whose distributions are not proportionally close to each other were obtained. It can be said that the data sets are suitable for clustering and according to both their achievement scores and their levels, all data mining methods can be used to classify students because of their ability to correctly classify beyond random classification.Bu araştırmanın amacı PISA 2018 Türkiye örneklemine dayalı olarak öğrencilerin okuma becerileri başarısını etkileyen faktörlere ve başarı puanlarına göre başarı durumlarının ve okuma becerileri yeterlilik düzeylerinin Yapay Sinir Ağları, Karar Ağaçları, K-En Yakın Komşuluk ve Naive Bayes yöntemleri ile sınıflama doğruluklarının belirlenmesi ve başarı gruplarının genel karakteristiğinin incelenmesidir. Araştırmada PISA 2018 Türkiye uygulamasına katılan 6890 öğrenci anketi kullanılmıştır. Birinci aşamada kayıp veri incelenmiş ve eksik veriler tamamlanmıştır. İkinci aşamada alanyazın, PISA 2018 Teknik Rapor ve veriler incelenerek okuma becerileri başarısını etkilediği düşünülen 24 indis değişken belirlenmiştir. Üçüncü aşamada alt problemler dikkate alınarak öğrenciler PISA 2018 okuma becerileri başarı testi puanlarına göre “Başarılı-Başarısız” olarak 2 ve yeterlik düzeylerine göre “Düzey-1”, “Düzey-2” ve “Düzey-3” olarak 3 kategoride ölçeklenmiştir. Verilerin istatistiksel çözümlemeleri SPSS MODELER programı ile yapılmıştır. Araştırma sonunda başarı puanlarına göre; Karar Ağaçları C5.0 algoritmasının %89.6 ile en yüksek, QUEST algoritmasının %75 ile en düşük sınıflama oranına sahip olduğu, genel karakteristiğin incelenmesinde iki aşamalı kümeleme analizi yöntemiyle gruplandırılması sonucunda dağılımları oransal olarak birbirine yakın dört küme elde edildiği, başarı düzeylerine göre de Karar Ağaçları C5.0 algoritmasının %88.6 ile en yüksek, QUEST algoritması da %61.7 ile en düşük sınıflama oranına sahip olduğu, genel karakteristiğin incelenmesi sonucunda dağılımları oransal olarak birbirine yakın olmayan üç küme elde edildiği belirlenmiştir. Her iki kümeleme analizinde de 0,1 olarak hesaplanan Sihoutte Katsayısının 0 değerinden büyük olmasından dolayı veri setlerinin kümeleme yapılmaya elverişli olduğu ifade edilebilir. Hem başarı puanlarına hem de düzeylerine göre bütün veri madenciliği yöntemlerinin rastgele sınıflamanın ötesinde doğru sınıflandırma yapabilmesi sebebiyle öğrencileri sınıflandırmada kullanılabileceği sonucuna varılabilir
Göç Alanında Sivil Toplum Profesyonelleri
The main subject of this thesis is non-governmental organizations that focus on migration and the culture of professionalism that develops within these institutions. The study begins with the historical background and conceptual transformation of civil society. Sectorization and the accelerating effect of Turkey's European Union candidacy process in the formation of the professionalization trend in civil society were emphasized. The main problem of the research is how the formation of professionalism in the field of migration takes place in civil society. Since it is a determining area in the emergence of professionalization in civil society, the field of migration was preferred. The obtained data were analyzed from a critical point of view and it was concluded that the sectoralization of civil society is the first axis that reveals the formation of professionalism in the field of migration. Migration-specific problems emerged as the second axis in the formation of professionalism in civil society in the field of migration. It has been concluded that professionalization in the field of migration in civil society takes place through these two axes.Bu tez çalışmasının ana konusu göç alanına odaklanan sivil toplum kuruluşları ve bu kurumlar içinde gelişen profesyonellik kültürüdür. Çalışma sivil toplumun tarihsel arka planı ve kavramsal dönüşümü ile başlamaktadır. Sivil toplumda profesyonelleşme eğiliminin oluşmasında sektörleşme ve Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylık sürecinin hızlandırıcı etkisi üstünde durulmaktadır. Araştırmanın temel problemi, sivil toplumda göç alanında profesyonelliğin oluşumunun nasıl gerçekleştiğidir. Göç alanı sivil toplumda profesyonelleşmenin ortaya çıkışında belirleyici bir alan olması nedeniyle tercih edilmiştir. Elde edilen veriler eleştirel bir perspektifle analiz edilerek sivil toplumun sektörleşmesinin göç alanında profesyonelliğin oluşumunu ortaya çıkaran birinci eksen olduğu sonucuna varılmıştır. Göçe özgü problemlerin ise göç alanında sivil toplumda profesyonelliğin oluşumunda ikinci eksen olduğu ortaya çıkmıştır. Bu iki eksen üstünden sivil toplumda göç alanında profesyonelleşmenin gerçekleştiği sonucuna varılmıştır
Bir Üniversite Hastanesinde Hemşirelik Hizmeti Verenlerin Psikososyal Risklerinin Kopenhag Psikososyal Risk Değerlendirme Ölçeği ile İncelenmesi ve Mental İyilik Durumu ile İlişkisi
Birdane G., Assessment of psychosocial risk factors of employees of nursing in a university hospital with the Copenhagen Psychosocial Ouestionnaire and the association between mental wellbeing status Hacettepe University Graduate School of Health Sciences, Phd Thesis of Occupational Health Program, Ankara, 2022. In this study, it is aimed to evaluate associations among the work life characteristics of employees of nursing, their exposure to work related psychosocial risk factors and mental wellbeing status between the dates of March-May 2019. The data of this cross-sectional study was based on the self-reported survey forms of the research group consisting of 434 nurses working at a foundation university hospital in Ankara (availability %96,4). Sociodemographic characteristics of the employee, the variables of the working life characteristics were assessed using the questionnaires created by the researcher, the psychosocial risks were assessed using COPSOQ-TR and the mental wellbeing were assessed using the GSA-12 scales. Data analysis was performed by using statistical software program on computer, after COPSOQ-TR reliability and confirmatory factor analysis was evaluated for this group, the research variable associations were evaluated by univariate, stratified and multivariate models. The most frequently reported psychosocial risks are lack of social support from colleagues (%60,1), lack of social support from supervisor (%59,0) and role conflicts (%52,8). When the median value was used as the cut-off point for the mental wellbeing, it was determined that the mental wellbeing of %43,1 of the employees was worse than the median value and %56,9 of them were better than the median value. As the mental wellbeing status of the nurses are compared according to the work related psychosocial factors, it was established that the employees with higher cognitive demands, quantitative demands, emotional demands, demands for hiding emotions, work family conflict, role conflicts, insecurity over working conditions, job satisfaction and burnout had GSA score above the median value (worse mental wellbeing). Considering the psychosocial risk dimensions found to be associated with mental wellbeing status and their associations, it can provide casuality and prevention bases for the follow up studies. COPSOQ can be used as a monitoring tool in workplaces.Birdane G., Bir üniversite hastanesinde hemşirelik hizmeti verenlerin psikososyal risklerinin Kopenhag Psikososyal Risk Değerlendirme Ölçeği ile incelenmesi ve mental iyilik durumu ile ilişkisi, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü İş Sağlığı Programı Doktora Tezi, Ankara, 2022. Bu çalışmada, hemşirelik hizmeti verenlerin çalışma yaşamı özellikleri, çalışma yaşamında psikososyal risk etkenlerine maruz kalımları ile mental iyilik durumları arasındaki ilişkilerin Mart-Mayıs 2019 tarihleri arasında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipte araştırmanın verileri, Ankara İli’nde bulunan bir vakıf üniversite hastanesinde çalışan 434 hemşireden oluşan araştırma grubunun kendi beyanları temelinde anket formlarına dayanmaktadır (gerçekleşme düzeyi %96,4). Çalışana ait sosyo-demografik özellikler, çalışma yaşamı özelliklerine ait değişkenler araştırmacı tarafından oluşturulan soru formları, psikososyal riskler KOPSOR-TR ve mental iyilik durumu ise GSA-12 ölçekleri kullanılarak incelenmiştir. Verilerin analizi istatistik yazılım programı kullanılarak bilgisayar ortamında, KOPSOR-TR güvenirliği ve bu grup özelinde doğrulayıcı faktör analizi ardından, araştırma değişken ilişkileri univariate, tabakalı, çok değişkenli modellemelerle incelenmiştir. En sık bildirilen psikososyal riskler iş arkadaşlarından sosyal destek eksikliği (%60,1), üst amirden sosyal destek eksikliği (%59,0) ve rol çatışmasıdır (%52,8). Mental iyilik durumu için ortanca değer kestirim noktası alındığında çalışanların %43,1’inin mental iyilik durumunun ortancaya göre daha kötü, %56,9’unun ortancaya göre daha iyi olduğu saptanmıştır. İşle ilgili psikososyal risklere göre hemşirelerin mental iyilik durumu karşılaştırıldığında yüksek bilişsel talepler, nicel talepler, duygusal talepler, duygularını gizleme, iş-ev çatışması, rol çatışması, çalışma koşulları ile ilgili iş güvencesizliği, iş doyumu eksikliği ve tükenmişliği olanların ortanca üzeri GSA puanı sahip olduğu (mental iyilik durumu daha kötü) saptanmıştır. Mental iyilik durumu ile ilişkili olduğu saptanan psikososyal risk boyutları ve ilişkileri dikkate alınarak yürütülecek izlem çalışmalarına nedensellik ve önleme zemini sağlayabilir. KOPSOR-TR iş yerlerinde bir izlem aracı olarak kullanılabilir
1990 Sonrası Alman Çocuk Ve Gençlik Edebiyatında “Türk Çocukları” Motifi
Türken und ihre Kinder, die die größte ausländische Mehrheit in Deutschland bilden, sind an einigen Romanen und Geschichten im Bereich der Literatur beteiligt. In dieser Studie werden die Arbeiten türkischer und deutscher Autoren, die in Deutschland leben und ihre Werke im Kontext von Kinder- und Jugendschriften verfasst haben, historisch vergleichend untersucht. Heute wird die türkische und die deutsche Literatur, die häufiger als Migranteliteratur bezeichnet wird, in Perioden unterteilt, die ihren Merkmalen entsprechen, drei Werke werden entsprechend jeder Periode ausgewählt und die Werke, die sie schreiben, werden nach ihren Eigenschaften bewertet. Die zu untersuchenden Arbeiten werden zwischen 1990 und 2020 chronologisch sortiert und sollen verkörpern, was sich in der Kinder- und Jugendliteratur verändert hat.Almanya’da en büyük yabancı çoğunluğu oluşturan Türkler ve onların çocukları edebiyat alanında bazı roman ve hikâyelerde yer almaktadır. Bu çalışmada, Almanya’da yaşayan, çocuk ve gençlik yazını bağlamında eserlerini kaleme alan Türk kökenli ve Alman yazarların eserleri tarihsel olarak karşılaştırmalı bir biçimde incelenecektir. Günümüzde daha çok göçmen edebiyatı olarak adlandırılan Türk – Alman edebiyatı kendi içerisinde taşıdıkları özellikler doğrultusunda dönemlere ayrıştırılarak, her bir döneme denk gelecek üç tane eser seçilecek ve yazdıkları eserler özelliklerine göre değerlendirilecektir. İncelenecek eserler 1990-2020 yılları arasında kronolojik olarak sıralanarak çocuk ve gençlik edebiyatında nasıl bir değişim oluştuğu somutlaştırılmaya çalışılacaktır
Zaman Frekans Analiz Yöntemleri ile İmha Değerlendirme
Kill assessment is an capability that evaluates the success or failure of a missile interception of a threat by providing the basis for further decisions in a defense system. The most important advantage of the assessment is to reduce the costs of the defense system by reducing the number of missiles that will be fired to destroy a threat. The need for an assessment for small ranges is much less with respect to long ranges because assessment can be made visually by the operator in small ranges . In long ranges, the fact that the kill or miss point is too far from the observation point causes the need for a separate algorithm to make the assessment.
In this study, radar data was used as input of assessment and since there is no radar data of the moment of kill in the literature, the study started with a simulator design and that produces synthetic radar data for different miss and kill scenarios. In order to detect both the range and speed of the air targets, pulse Doppler searching radar was based on. Pulse compression methods were compared to increase range resolution performance, and the linear frequency modulation pulse compression method was decided by evaluating the advantages and disadvantages. LockHeed Martin's RRP-117 Radar is referenced in the technical data used in the simulator.
For the processing of radar data, some of the time-frequency analysis methods were compared based on couple of parameters such as resolutions and computation time. The studies about Ambiguity Analysis in the literature are summarized by emphasizing the similarity with the Wigner Ville distribution, which was chosen as the favorite time frequency method.
Matched filter, Wigner Ville distribution and ambiguity analysis signal processing methods were compared by using example target signals. As a result of processing, it is aimed to obtain delay and Doppler frequency, so range and speed, of the air targets detected by the radar. It was decided to use ambiguity functions in the study due to the distortions in the matched filter output in the presence of a moving target, the interferences encountered in the use of Wigner Ville and the loss of resolution performance caused by the filtering used to prevent interference.
In order for the thresholding to be adaptive, the CFAR algorithm was applied to the ambiguity function outputs and feature matrices were extracted on the scenarios by applying feature extraction algorithms to these outputs. Analysis graphs were drawn using noiseless and noisy environment assumptions and interpreted in the performance tables considering the detection rate and accuracy parameters in order to assess kill. Also these feature matrices were given as input to the another thesis work in order to give the kill assessment decision using machine learning and deep learning methods.
The analysis graphs provided the representation of the reflected radar signals of the air targets in the delay and Doppler frequency domains and made it possible to make some assumptions about miss/kill scenarios. For example, it has been interpreted that reflections with varying delay values at the same Doppler values may belong to the same target, while reflections with reduced delay difference values at two different Doppler values may be two targets converging to each other. It has been evaluated that after the point where the delay difference between the two targets is minimum, the increase in the delay differences without the change in the Doppler values may be a result of the miss scenario. Also after same point, revealing of more than two air targets with different Doppler and delay values may be result of the kill scenario.
In the noiseless environment assumptions, only the errors arising from the analysis were emphasized, and in the noisy environment assumptions, first, the effect of the different antenna gains, so indirectly SNR value, and after the effect of thresholding on the analysis was compared and interpreted due to the CFAR application applied for different false alarm rates. In this way, it was concluded that with the selection of an appropriate false alarm rate, the kill assessment evaluation can be made with the analysis graphics extracted from the radar signals.İmha değerlendirme, bir savunma sisteminde tehdidin mühimmat tarafından önlenmesinin başarı veya başarısızlığını değerlendiren, sonraki işlemler için temel sağlayan bir karar, bir yetenektir. Değerlendirmenin en önemli amacı bir tehdidin yok edilmesi için ateşlenecek olan füze sayısını azaltarak savunma sistemlerinin maliyetlerini azaltmaktır. Yakın menzillerde aynı amaçla kullanılmak üzere bir imha değerlendirme ihtiyacı uzun menzillere göre çok daha azdır. Çünkü bu değerlendirme operatör veya ilgili kişiler tarafından manuel yapılabilmektedir. Uzun menzillerde ise imha veya ıskalama noktasının gözetleme noktasından çok uzakta olması değerlendirmenin yapılabilmesi için ayrı bir algoritmaya ihtiyaç duyulmasına sebep olmaktadır.
Çalışmada gerekli analizin girdisi olarak radar verisi kullanılmasına karar verilmiş ve literatürde imha anına ait radar verisine ulaşılamadığından çalışmaya, farklı ıskalama ve imha senaryoları özelinde yapay radar verisi üreten bir simülatör tasarımı ile başlanmıştır. Hava hedeflerinin hem mesafe hem de hızlarının tespit edilebilmesi için birincil radarlardan darbe-Doppler radar tipli arama radarları esas alınmıştır. Menzil çözünürlük performans artırımı için darbe sıkıştırma yöntemleri karşılaştırılmış, avantaj dezavantajları değerlendirilerek lineer frekans modülasyonlu darbe sıkıştırma yönteminde karar kılınmıştır. Simülatörde kullanılan teknik verilerde LockHeed Martin'in RRP-117 radarı referans alınmıştır.
Simülatör çıktısı yapay radar verilerinin işlenmesi için öncelikle bazı zaman frekans analiz yöntemleri çözünürlük, hesaplama hızı gibi parametrelere dayandırılarak karşılaştırılmıştır. Belirsizlik analizinin, favori zaman frekans yöntemi seçilen Wigner Ville dağılımı ile olan benzerliği vurgulanarak literatürdeki çalışmaları özetlenmiştir.
Uyumlu filtre, Wigner Ville dağılımı ve belirsizlik analizi yöntemleri örnek hedef sinyalleri üretilerek sinyal işleme yöntemleri karşılaştırılmıştır. İşleme sonucu hedeflere ait radar tarafından tespit edilen gecikme ve Doppler frekanslarına, dolayısıyla da menzil ve hız değerlerine ulaşılması hedeflenmiştir. Hareketli hedef varlığında uyumlu filtre çıkışındaki bozulmalar, Wigner Ville kullanımında karşılaşılan girişimler ve girişimlerin engellenmesi için kullanılan filtrelemenin neden olduğu çözünürlük performans kayıpları sebepleri ile bu çalışmada radar belirsizlik analizi kullanılması kararı alınmıştır.
Eşiklemenin uyarlanabilir olması için belirsizlik fonksiyon çıktılarına CFAR algoritması uygulanmış ve bu çıktılara öznitelik çıkarma algoritmaları uygulanarak senaryolar bazında öznitelik matrisleri çıkarılmıştır. İmha değerlendirmenin yapılabilmesi için öznitelik matrisleri kullanılarak analiz grafikleri gürültüsüz ve gürültülü ortam varsayımları ile çizdirilmiş ve performans tablolarında tespit oranı ve doğruluk parametreleri göz önünde bulundurularak yorumlanmıştır. Ayrıca bu öznitelik matrisleri makine öğrenmesi ve derin öğrenme yöntemleriyle imha değerlendirme kararının verilebilmesi için \cite{Goren2022} tezine girdi olarak verilmiştir.
Analiz grafikleri hedeflerin radar dönüşlerine ait yansımalarının gecikme ve Doppler frekansı alanında gösterimlerini sağlamış ve imha/ıskalama senaryolarına ait bazı varsayımlarda bulunabilmeyi olası kılmıştır. Örneğin aynı Doppler değerinde, gecikme değeri değişen yansımaların menzili değişen tek bir hedefe ait olabileceği, iki farklı Doppler değerinde gecikme değerleri arasındaki farkın azaldığı yansımaların ise birbirine yakınlaşan iki hedef olabileceği çıkarımı yapılmıştır. Birbirine yaklaştığı tahmin edilen iki farklı hedefin gecikmeleri arasındaki farkın minimum olduğu noktadan sonraki davranışın ise senaryonun ıskalama mı imha mı olduğuna dair bir fikir verebileceği değerlendirilmiştir. Örneğin bu noktadan sonra mevcut Doppler değerlerinin değişmeden gecikme değer farklarının büyümesinin bir ıskalama senaryosu olabileceği düşünülmüştür. Ya da bu noktadan sonra Doppler ve gecikme değerlerinin ilk durumdan farklı, tespit edilen hedef sayısının beklenenden fazla olmasının ise bir imha senaryosunun sonucu olabileceği değerlendirilmiştir.
Gürültüsüz ortam varsayımlarında yalnızca analizden doğan hataların vurgulanması sağlanmış, gürültülü ortam varsayımlarında da öncelikle farklı anten kazançlarının yani dolaylı yoldan SNR değerinin analize etkisi, daha sonra da farklı yanlış alarm oranı için uygulanan CFAR uygulaması sebebiyle eşiklemenin analiz üzerine etkisi karşılaştırılarak yorumlanmıştır. Bu şekilde uygun bir yanlış alarm oranı seçimi ile radar sinyallerden çıkarılan analiz grafikleri ile imha değerlendirmenin yapılabileceği sonucuna varılmıştır
Investıgatıon Of Potentıal Use Of Propolıs Agaınst The Infectıons Accompanıed By Dıaper Dermatıt (Rash)
Propolis is a resinous substance that bees create by combining the secrations they collect from trees, leaves and buds with their own enzymes. Due to its antibacterial, antimicrobial and antifungal properties, propolis has been benefited for centuries in many ways, from embalming the dead. to the content of lip balms. Studies have shown that propolis has a therapeutic effect on wound healing, burn treatment, dermatitis, and many skin problems. In this study, the effect of antibacterial activity of propolis on the prevention of bacterial infections accompanying Diaper dermatitis, one of the most common skin diseases in infants, was investigated.
During the experiment, propolis from Tunceli, Hakkâri and Bursa provinces, two bacteria Escherichia coli and Staphylococcus aureus commonly associated with diaper dermatitis, and a yeast Candida albicans were used in clinical strains.
iv
Ethyl alcohol (99%) was used as an organic solvent for the extraction of propolis samples. In order to determine the antimicrobial activities of propolis samples antibiogram tests were applied on bacteria and fungi samples. In order to test the antimicrobial activity of propolis samples in diapers 100% and 50% extracts were absorbed into the inner midlines of the diapers. Swab samples were taken from the incubated diapers at the 3rd, 6th, 9th, 12th, and 24th hours with the help of a glass baguette, and smear was cultivated on NA for bacterial strains and PDA for yeast. The hourly microbial growth-based antimicrobial inhibition rates of propolis samples were determined by the pour plate technique.
As a result of the study, antimicrobial effects were observed at different rates in all 3 microorganisms. The antimicrobial effect of propolis is found expected to be more effective in cases where the diaper is not changed for a long time. The most efficient method would be to put propolis-absorbed material on the top of the diaper as a separate layer.Propolis arıların ağaçlardan, yapraklardan, tomurcuklardan topladığı maddeleri kendi enzimleriyle bir araya getirerek oluşturduğu reçinemsi bir maddedir. Propolisten antibakteriyel, antimikrobiyal, antifungal özellikleri sebebiyle yüzyıllar boyu ölüleri mumyalamaktan, dudak nemlendiricilerinin içeriğine kadar birçok konuda yararlanılmıştır. Yapılan çalışmalarda propolisin yara iyileşmesi, yanık tedavisi, deri iltihapları ve birçok cilt probleminde tedavi edici etkisinin olduğu belirtilmiştir. Bu çalışma kapsamında propolisin antibakteriyel aktivitesinin, bebeklerde en sık karşılaşılan deri hastalıklarından biri olan Diaper dermatit’e eşlik eden bakteri enfeksiyonlarının önlenmesindeki etkisi incelenmiştir.
Deney sürecinde Tunceli, Hakkâri ve Bursa propolisi, diaper dermatite yaygın olarak eşlik eden iki bakteri Escherichia coli ve Staphylococcus aureus ve bir maya Candida albicans klinik suşlarında kullanılmıştır. Propolis örneklerinin ekstraksiyonu etil alkol (%99) kullanılarak yapılmıştır. Propolis örneklerinin bebek bezlerindeki antimikrobiyal etkinliğinin test edilmesi amacıyla %100 ve %50’lik ekstraktlarının bebek bezlerinin iç orta hatlarına emdirilmesi sağlanmıştır.
ii
İnkubasyondaki bebek bezlerinden 3, 6, 9, 12 ve 24. saatlerde cam baget yardımıyla sürüntü örnekleri alınarak, bakteri suşları için NA, maya için PDA besi yerlerine yayma ekim yapılmıştır. Propolis örneklerinin saatlik üremeye dayalı antimikrobiyal inhibisyon oranları plak dökme metoduyla belirlenmiştir.
Çalışma sonucunda her 3 mikroorganizmada farklı oranlarda antimikrobiyal etki gözlenmiştir. Propolisin antimikrobiyal etkisinin, bezin uzun süreli değiştirilmediği durumlarda daha etkili olacağı düşünülmektedir. En verimli kullanım yöntemi bezin en üstüne ayrı bir tabaka olarak propolis emdirilmiş materyal konulması olacaktır
Darunavir Baskılanmış Phema Temelli Mikrokriyojellerin Hazırlanması ve Salım Kinetiğinin İncelenmesi
Darunavir (D.V) is a powerful Antiretroviral drug used to treat infections with the human immunodeficiency virus (HIV). Acquired immunodeficiency syndrome (AIDS) is the most advanced stage of HIV infection. D.V is a synthetic non-peptide protease inhibitor that was first approved by the FDA for resistant type-1 treatment of HIV, in June 2006.
Controlled drug release systems offer an effective treatment method by using drugs to the target tissue at the specific dose, at the right time, and place during the treatment of diseases. Polymeric systems as biomaterials are used in controlled release systems that can be obtained naturally/synthetically. The use of these materials is increasing nowadays. One of these biomaterials is microcryogels, which are derivatives of hydrogels, and gel matrices synthesized under the freezing temperature of the solvent. Since microcryogels have supermacroporosity, elastic and spongy morphology, they have recently been used in biomedical applications such as drug release.
In this thesis study, the controlled release and kinetic studies of darunavir were investigated with the D.V imprinted poly (2-hydroxyethyl methacrylate) (PHEMA) based microcryogels. Darunavir imprinted PHEMA microcryogels with different crosslinker ratios and different loaded drug were prepared for in vitro release studies of darunavir.
In the first step, the MAH monomer was complexed with Cu (II) metal ions at three different molar ratios. Then, darunavir imprinted microcryogels were prepared at -14oC. In the second stage, the structure and surface morphology of microcryogels were characterized with FTIR-ATR, scanning electron microscopy (SEM), swelling experiments and surface area measurements. According to the SEM results, it was observed that the microcryogels were homogeneously distributed with macroporous sizes greater than 20 µm. Also, the surface area and % swelling of microcryogels were increased by increasing the amount of loaded darunavir. In the third stage, the effect of different Cu (II) ion, drug loaded amount, crosslinker and pH on in vitro D.V release rate was investigated. Different D.V imprinted microcryogels were prepared by loading different amounts of darunavir (0.5-1.75 mg/mL). It was demosntarted that D.V release rate was increased by increasing the amount of D.V. Also, darunavir imprinted microcryogels were prepared in three different mole ratios of MBAAm (nHEMA/nMBAAm = 4, 6, 8), as crosslinker. The controlled release of D.V. was decreased by increasing the crosslinker density. The release of darunavir from drug imprinted microcryogels at different pH (6.0, 7.0, 7.4, and 8.0) was studied. According to the results, the most and controlled drug release was occured at pH 7.4. Finally, cytotoxicity studies of the microcryogels were performed using the fibroblast cell line (L929) in the thesis study.Darunavir (D.V), insan immün yetmezlik virüsü (HIV) ile enfeksiyonların tedavisinde kullanılan güçlü bir Antiretroviral ilaçtır. Edinilmiş immün yetmezlik sendromu (AIDS), HIV enfeksiyonunun en ileri aşamasıdır. D.V sentetik bir peptid olmayan proteaz inhibitörüdür. İlk olarak Haziran 2006'da, HIV'in dirençli tip-1 tedavisi için kullanılması FDA tarafından onaylanmıştır.
Kontrollü ilaç salım sistemleri, hastalıkların tedavisi sürecinde hedef dokuya ilaçları istenilen dozda, doğru zaman ve yerde kullanılarak etkin bir tedavi yöntemi sunmaktadır. Biyomalzeme olarak polimerik sistemler, doğal/sentetik olarak elde edilebilen kontrollü salım sistemlerinde kullanılır. Bu malzemelerin kullanımı günümüzde artmaktadır. Polimerik sistemlerden en yaygın olarak kullanılan polimerler hidrojellerin türevi olan mikrokriyojellerdir. Mikrokriyojeller çözücünün donma sıcaklığı altında sentezlenen jel matrikslerdir. Mikrokriyojellerin süpermakrogözenekli, elastik ve süngerimsi morfolojiye sahip olmasından dolayı son zamanlarda ilaç salımı gibi biyomedikal uygulamalarda kullanılmaktadır.
Tez çalışmasında, ilk önce D.V baskılanmış poli (2-hidroksietil metakrilat) (PHEMA) temelli mikrokriyojeller sentezlenmesi planlanarak darunavir’in kontrollü salımı ve salım kinetiğinin incelenmesi yapılmıştır. Antiretroviral ilaç olan darunavir’in, karakterizasyon çalışmaları ve in vitro salım deney çalışmalarını incelemek amacıyla, farklı çapraz bağlayıcı oranlarına ve farklı ilaç yükleme miktarlarına sahip darunavir baskılanmış PHEMA mikrokriyojeller hazırlanmıştır.
İlk aşamada, MAH monomeri Cu (II) metal iyonları ile üç farklı molar oranda kompleks oluşturulmuştur. Daha sonra darunavir baskılanmış mikrokriyojeller -14oC sıcaklıkta elde edilmiştir. İkinci aşamada, mikrokriyojellerin yapı ve yüzey morfoloji karakterizasyonu Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR-ATR), taramalı elektron mikroskobu (SEM), şişme deneyleri ve yüzey alanı ölçümleri ile yapılmıştır. SEM sonuçlarına göre mikrokriyojellerin, makrogözenek boyutlarının 20 µm’den büyük olduğu ve homojen bir şekilde dağıldığı gözlenmiştir. Farklı ilaç yükleme oranlarına sahip mikrokriyojellerin yüzey alanı ve şişme davranışlarının, darunavir yükleme miktarının artması ile hem şişme oranının hem de yüzey alanının önemli miktarlarda arttığı görülmüştür. Üçüncü aşamada, farklı oranlardaki Cu (II) iyonunun, ilaç yükleme miktarının, çapraz bağlayıcının ve ortam pH’nın D.V salım hızına etkisi in vitro salım deney çalışmaları ile incelenmiştir. Farklı darunavir miktarı (0.5-1.75 mg/mL) yüklenerek farklı D.V baskılanmış mikrokriyojeller hazırlanmıştır. D.V baskılanmış mikrokriyojellerin ilaç miktarının artmasıyla D.V salım oranı arttığı gözlenmiştir. Molar olarak üç farklı oranda MBAAm (nHEMA/nMBAAm = 4, 6, 8) içeren üç farklı mikrokriyojel hazırlanmıştır. D.V'nin kontrollü salımı MBAAm miktarının (çapraz bağlayıcı yoğunluğunun) artması ile azalmıştır. Ayrıca, farklı ortam pH’larında (6.0, 7.0, 7.4 ve 8.0) D.V baskılanmış mikrokriyojellerden darunavir salımı incelenmiştir. Sonuçlara göre en fazla ve kontrolü olarak ilaç salımı pH 7.4’de gerçekleşmiştir. Son olarak tez çalışmasında kullanılan mikrokriyojellerin sitotoksisite çalışmaları fibroblast hücre hattı (L929) kullanılarak yapılmıştır
ETİ MADEN MÜDÜRLÜĞÜ KIRKA BOR İŞLETMELERİ ATIKSULARINDA BULUNAN LİTYUMUN ELDE EDİLMESİ İÇİN Li-Mn-O YAPILI ADSORBENTİN SENTEZİ VE KULLANIMININ ARAŞTIRILMASI
Studies on the production and recovery of lithium compounds, which are especially needed in the production of lithium ion batteries, have gained importance in recent years. In recent years, the synthesis and use of template manganese oxide adsorbents has come to the fore in the recovery of lithium(I) ions from waste batteries, sea water, geothermal waters and wastewater containing lithium(I) ions. In this thesis, it is aimed to recover the lithium (I) ions in the wastewater of Kırka Boron Plant by selective adsorption to the template manganese oxide adsorbent by desorption. The adsorbent synthesized by solid state reaction by using LiOH.H2O and Mn3O4 was prepared by washing the redox type spinel LiMn2O4 structure with HCl solution. The characterization studies of the adsorbent structure showed the accuracy of the synthesis.
Experimental studies were carried out with synthetic lithium(I) solution and Kırka Boron Plant wastewater and the results were compared. In the first stage of the studies, the effects of initial pH, initial lithium(I) ion concentration and adsorbent concentration on the adsorption equilibrium in lithium(I) ion adsorption from synthetic solution were investigated and the most suitable working conditions were pH 10, adsorbent concentration 10 g/L and initial lithium(I) ion concentration 200 mg/L. The highest lithium(I) adsorption capacity of the adsorbent in the Langmuir model was found to be 12,71 mg/g.
In the next stage of the studies, the adsorption/desorption of lithium(I) ions from Kırka Boron Plant wastewater was investigated together with ions such as calcium(II), magnesium(II), sodium(I), potassium(I), and boron(III). The reusability of the λ-MnO2 adsorbent was investigated. Since Kırka Boron Plant wastewater has a pH value of 9.54 and adsorption was carried out without a preliminary pH adjustment. The lithium(I) adsorption capacity of the adsorbent in this wastewater containing 165,5 mg/L lithium(I) was determined as 8,31 mg/g.
In the last stage of the studies, the recovery of lithium(I) ions adsorbed by λ-MnO2 adsorbent from wastewater was investigated and 91.5% efficiency was obtained in the first desorption. This adsorption/desorption study was repeated 5 times and the results showed that the desorption efficiency of λ-MnO2 adsorbent decreased by about 10% from 91.5% to 82.5%.Lityum(I) İyonları, Adsorpsiyon, Şablon Lityum Mangan Oksit YapıÖzellikle lityum iyon pillerinin üretiminde ihtiyaç duyulan lityum bileşiklerinin eldesi ve geri kazanımı ile ilgili çalışmalar son yıllarda oldukça önem kazanmıştır. Atık pillerden, deniz suyundan, jeotermal sulardan ve lityum(I) iyonlarını içeren atıksulardan lityum(I) iyonlarının geri kazanımında son yıllarda şablon mangan oksit yapılı adsorbentlerin sentezi ve kullanımı öne çıkmıştır. Bu tez çalışmasında Kırka Bor İşletmesi atıksuyunda yer alan lityum(I) iyonlarının seçici olarak şablon mangan oksit yapılı adsorbente adsorplanarak desorpsiyonla geri kazanımı hedeflenmiştir. Adsorbent LiOH.H2O ve Mn3O4’ten katı hal reaksiyonu ile sentezlenen redoks tipli spinel LiMn2O4 yapının HCl çözeltisi ile yıkanmasıyla hazırlanmıştır. Adsorbent yapının karakterizasyon çalışmaları yapılan sentezin doğruluğunu göstermiştir.
Deneysel çalışmalar sentetik lityum(I) çözeltisi ve Kırka Bor İşletmesi atıksuyu ile gerçekleştirilerek sonuçlar karşılaştırılmıştır. Çalışmaların ilk aşamasında sentetik çözeltiden lityum(I) iyon adsorpsiyonunda başlangıç pH’ının, başlangıç lityum(I) iyon derişiminin ve adsorbent derişiminin adsorpsiyon dengesi üzerine etkileri araştırılmış ve en uygun çalışma koşulları pH 10, adsorbent derişimi 10 g/L ve başlangıç lityum(I) iyon derişimi 200 mg/L olarak belirlenmiştir. Langmuir modelinden adsorbentin en yüksek lityum(I) adsorpsiyon kapasitesi 12,71 mg/g olarak saptanmıştır.
Çalışmaların daha sonraki aşamasında ise, Kırka Bor İşletmeleri atıksuyundan lityum(I) iyonlarının adsorpsiyonu/desorpsiyonu atıksuyun içerdiği kalsiyum(II), magnezyum(II), sodyum(I), potasyum(I), ve bor(III) gibi iyonlarla birlikte araştırılarak λ-MnO2 adsorbentin tekrar kullanılabilirliği incelenmiştir. Kırka Bor İşletmeleri atıksuyunun kendi pH değerinin 9,54 olması nedeniyle adsorpsiyon bir ön pH ayarlaması yapılmadan gerçekleştirilmiştir. 165,5 mg/L lityum(I) içeren bu atıksuda adsorbentin lityum(I) adsorpsiyon kapasitesi 8,31 mg/g olarak saptanmıştır.
Çalışmaların son aşamasında ise, λ-MnO2 adsorbentin atıksudan adsorpladığı lityum(I) iyonlarının geri kazanımı araştırılmış ve ilk desorpsiyonda %91,5 verim elde edilmiştir. Bu adsorpsiyon/desorpsiyon çalışması 5 kez tekrarlanmış ve sonuçlar λ-MnO2 adsorbentin desorpsiyon veriminin yaklaşık %10 azalarak %91,5’ten %82,5’ e düştüğünü göstermiştir