Eastern Mediterranean University Open Journal Systems (OJS)
Not a member yet
    216 research outputs found

    Feminist Mekânların Dönüştürme Deneyim ve İmkânları; Feminist Stüdyo Atölyesi

    No full text
    Since women have been confined to the private sphere by restricting their knowledge and capital accumulation in the public domain, spaces have become crucial for consciousness-raising. This study examines the transformative role of feminist spaces in women\u27s lives and the opportunities they provide. The struggle for women to exist in the public sphere represents a significant step toward combating gender inequality. Throughout history, women have faced challenges in occupying public spaces, which men or patriarchal ideologies have often dominated. With the assumption that public spaces have ceased to bearenas for the free exchange of ideas and have instead become areas governed bypolitical and economic power, often working against women in binary power relations, feminist spaces offer women safe havens to express themselves by resisting societal norms. In this context, the Feminist Studio Workshop, established to distance itself from all forms of power relations andprovide an egalitarian environment, has facilitated discussions on women\u27s challenges in public spaces and gender inequalities.The workshop enabled participants to share their experiences and engage in consciousness-raising processes. These sessions allowed participants to gain new perspectives on gender roles and contribute to social transformation. It was observed that spaces used as feminist media studios offer women a critical platform to amplify their voices and develop sensitivity toward social issues. In this study, the findings regard-ing the positive effects and transfor-mation of feminist spaces in the lives of women in the sample of “Let Us Walk/ Street Harassment Workshop” held in the Feminist Studio were evaluated and it was concluded that shaping the spaces within the scope of feminist foundations is important and necessary...Kamusal alanda bilgi ve sermaye biriktirmesi engellenerek, özel alana sıkıştırıldığından beri kadınlar için mekânlar bilinç geliştirmek için önemli bir mesele olmuştur. Bu çalışma, feminist mekânların kadınların yaşamlarında oynadığı dönüştürücü rolü ve sağladığı imkânları incelemeyi amaçlamaktadır. Tarih boyunca kadınlar, kamusal alanlarda var olmanın zorluklarıyla karşılaşmış ve bu alanlar genellikle erkeklerin ya da eril düşüncenin egemenliğinde olmuştur. Kamusal alanların özgür düşünce alışverişi olmaktan çıkıp, siyasi ve ekonomik erkin yönettiği bir alan olduğu ve bu alanların ikili güç ilişkilerinde kadın aleyhine işlediği ön kabulüyle feminist mekânlar, kadınların toplumsal normlara karşı koyarak kendilerini ifade edebilecekleri güvenli alanlar sunmaktadır. Bu kapsamda tüm erk ilişkilerinden uzaklaşmak ve eşitlikçi bir ortam sağlamak amacıyla Feminist Stüdyo Atölyesi\u27nde gerçekleştirilen çalışmalar, kadınların kamusal alanlarda karşılaştıkları zorluklar ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleriüzerinde durarak, katılımcıların deneyimlerini paylaşmaları ve bilinçlenme süreçleri yaşamalarını sağladığı gözlemlenmiştir.Atölye çalışmaları, katılımcıların toplumsal cinsiyet rollerine dair yeni perspektifler kazanmalarını ve toplumsal dönüşüme katkıda bulunmalarını, feminist medya stüdyosu gibi mekânların, kadınların seslerini duyurabilmeleri ve toplumsal konulara duyarlılık geliştirebilmeleri için önemli bir platform sunduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışmada, Feminist Stüdyoda gerçekleştirilen “Bırakınız Yürüyelim/Sokakta Taciz Atölyesi” örnekleminde, mekânların kadınların yaşamlarında yarattığı etkiler ve dönüşümüne ilişkin bulgular değerlendirilmiştir. Nitel analiz yöntemlerinden odak grup tekniğinin kullanıldığı çalışmada 17 katılımcıyla iki ayrı odak grup çalışması gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, mekânların feminist temeller kapsamında biçimlendirilmesinin düşünsel olarak dönüştürücü olduğu sonucuna varılmıştır

    Türkiye’de Kadın İstihdamının Toplumsal Cinsiyet Perspektifiyle Değerlendirilmesi

    No full text
    Similar to rest of the world, women have not obtained the same rights and freedoms with men in many areas in Türkiye. One of these areas is women’s labour force participation and their current situation in labour market. Women’s labour force participation has been chronically low in Türkiye. Even if they participate in labour market, they are more likely to take domestic and familial responsibilities and they might leave their work due to reasons related to housework and family more than men. Similarly, women encounter with more obstacles while advancing in their careers just because of their sex. Problems related to women\u27s participation in the labour force are, in addition to other factors, closely related to gender roles which are considered appropriate for men and women. When discussing women\u27s employment, it is of great importance not to ignore gender roles, which are an important part of cultures. This study aims to evaluate the women’s employment in Türkiye from a gender perspective. As a result of the literature review and secondary data examination, it was concluded that gender has a significant impact on the women’s employment in Türkiye.Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadınlar, birçok alanda erkekler ile aynı hak ve özgürlükleri elde edememiştir. Bu alanlardan biri de kadınların iş gücüne katılımı ve emek piyasasındaki durumlarıdır. Türkiye’de kadınlar iş gücüne çok fazla katılmamakta, katılsalar bile ev işleri ve ailevi sebeplerden dolayı erkeklere kıyasla daha fazla işten ayrılmakta, emek piyasasına katılırken ev işleri ve aile ile ilgili sorumlulukları üstlenmeye devam etmekte ve kariyerlerinde yükselirken sırf cinsiyetlerinden dolayı daha fazla engelle karşılaşmaktadır. Kadınların iş gücüne katılımıyla ilgili sorunlar, diğer faktörlere ek olarak toplum tarafından kadına ve erkeğe uygun görülen rollerle yani toplumsal cinsiyetle de yakından ilişkilidir. Kadın istihdamı ele alınırken kültürlerin önemli bir parçası olan toplumsal cinsiyet rollerinin göz ardı edilmemesi büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’deki kadın istihdamının toplumsal cinsiyet perspektifiyle değerlendirilmesidir. Literatür taraması yapılarak ve ikincil veriler incelenerek yapılan bu değerlendirme neticesinde, Türkiye’deki kadın istihdamında toplumsal cinsiyetin önemli ölçüde etkili olduğu sonucuna varılmıştır

    Suat Derviş Külliyatına Bir Katkı: Yeni Şark Gazetesinde Yayımlanan Hikâyeleri Üzerine İnceleme

    No full text
    Suat Derviş is one of the important writers of Turkish literature. Various studies on Derviş’s corpus have been and continue to be put forward. İn this study, in the context of Suat Derviş’s stories left in newspaper columns, it is aimed to bring the stories identified in Yeni Şark newspaper into corpus. In addition to the author’s stories titled “Lades”, “Menekşe’nin İntikamı”, “Tevkifhane Köpeği”, “Rüya”, “Bir Mektup”, a translated story titled “Yeni Çığır” was also discovered in the newspaper. The stories, which can be considered as Suat Derviş’s first pen experiences, will enable Derviş’s line of authorship to be revealed more distinctly and the traces of her authorship to be followed more clearly. The stories are analyzed in terms of overploting, character, time and place with the classical method of analysis. Suat Derviş deals with women’s right, feminity and masculinity in his story “Lades”; supernatural events that can be included in horror literature in “Menekşe’nin İntikamı”; animal narrative in “Tevkifhane Köpeği”; unrequited love in “Bir Mektup” and “Rüya”; the importance of the memory genre in her stories “Yeni Çığır”, which was translated from French. It is understood from the subjects of her stories that Suat Derviş as a writer open to innovation since her first pen experiences.Suat Derviş, Türk edebiyatının önemli kalemlerinden biridir. Derviş’in külliyatına ait çeşitli çalışmalar ortaya konulmuş ve konulmaya devam edilmektedir. Bu çalışmada da Suat Derviş’in gazete köşelerinde kalmış hikâyeleri bağlamında Yeni Şark gazetesinde tespit edilen hikâyelerin külliyata kazandırılması amaçlanmıştır. Yazarın, gazetede “Lades”, “Menekşe’nin İntikamı”, “Tevkifhane Köpeği”, “Rüya”, “Bir Mektup” adlı telif hikâyelerinin yanında “Yeni Çığır” adlı tercüme bir hikâyesi de tespit edilmiştir. Suat Derviş’in ilk kalem tecrübeleri olarak değerlendirilebilecek olan bu hikâyeler, Derviş’in yazarlık çizgisinin daha net ortaya konulmasını ve yazarlık nüvelerinin izlerinin daha açık bir şekilde takip edilmesini sağlayacaktır. Hikâyeler olay örgüsü, kişi, zaman ve mekân açısından klasik inceleme yöntemiyle ele alınmıştır. Kadın hakları, kadınlık ve erkeklik konularını “Lades” adlı hikâyesinde işlerken; korku edebiyatına dahil edilebilecek doğaüstü olayları “Menekşe’nin İntikamı”nda; hayvan anlatısını “Tevkifhane Köpeği”nde; karşılıksız aşkları “Bir Mektup” ve “Rüya”da; anı türünün önemini Fransızcadan tercüme ettiği “Yeni Çığır” adlı hikâyelerinde işlemiştir. Suat Derviş’in ilk kalem tecrübelerinden itibaren yeniliğe açık bir yazar olduğu hikâyelerinde yer verdiği konulardan anlaşılmaktadır

    Virginia Woolf’un ‘Kendine Ait Bir Oda’ Eserindeki Kadının Sosyal Statüsünün Mekânsal Analizi

    No full text

    Social Communication Through Literacy and Voice of Woman: Representation of Women in Emine Semiye’s Work Terbiye-i Etfale Ait Üç Hikâye (Three Stories on the Education of Children)

    No full text
    Social communication, a form of communication in which the social dimension takes precedence, enables the articulation of societal issues through literature, which was a significant medium in the 19th century. During the Tanzimat period, writers positioned literature as a tool serving the benefit of society and addressed social problems through their works. In this male-dominated literary sphere, Emine Semiye emerged as a writer who engaged with the issue of women in the Ottoman era, expressing her thoughts through various literary forms and positioning literature as a means of social communication. In this period, literature played a crucial role in fostering social communication. Terbiye-i Etfale Ait Üç Hikâye (Three Stories on the Education of Children), serialized in a periodical, was influential in shaping public discourse on women\u27s issues. Although this work has been briefly mentioned in a few theses and articles, examining it from a perspective centered on feminist critique is significant for understanding how the issues of women and the perspectives on women were represented in the 19th century. Based on this premise, the present study aims to contribute to the literature on 19th-century women’s literature through a critical analysis of this work.İletişimin toplumsal boyutunun ön planda olduğu bir iletişim biçimi olan toplumsal iletişim, 19. yüzyılda önemli bir iletişim aracı olan edebiyat aracılığıyla toplumsal meselelerin dile getirilmesine imkân sağlar. Tanzimat Dönemi yazarlarının sanatı toplumun faydasına hizmet edecek bir araç olarak konumlandırdıkları ve toplumsal sorunları edebiyat aracılığıyla dile getirdikleri görülür. Eril sesin hâkim olduğu bu dönemde bir kadın olarak edebiyat dünyasında yer alan Emine Semiye, Osmanlı Dönemi’nde kadın meselesi üzerine düşünen ve bu konuyla ilgili düşüncelerini kaleme aldığı çeşitli yazı türleri aracılığıyla ifade eden ve edebiyatı toplumsal bir iletişim aracı olarak konumlandıran bir yazardır. Bu dönemde edebiyat toplumsal iletişimi sağlamada önemli bir fonksiyona sahiptir. Süreli bir yayında tefrika hâlinde yayımlanan Terbiye-i Etfale Ait Üç Hikâye kadın sorununa dair kamuoyu yaratmada etkili olmuştur. Birkaç tez ve makalede bahsi geçen Terbiye’i Etfale Ait Üç Hikâye adlı eserin kadın eleştirisini merkeze alan bir bakış açısıyla incelenmesinin 19. yüzyılda kadına bakışın ve kadın sorununun hangi yönleriyle görünür olduğunu aydınlatmada önem arz ettiği düşünülmektedir. Bu düşünceden hareketle çalışmada yapılan eleştirel inceleme aracılığıyla 19. yüzyıl kadın edebiyatına dair literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır.

    Technology and Feminist Posthuman Representations in Cyberfeminist Art

    No full text
    This article aims to analyze artistic productions considered in relation to cyberfeminism—which proposes a feminist politics along the axes of body, identity, and technology—within the framework of feminist posthumanist thought. Positioned in opposition to deterministic gender identities and the domination imposed on the female body and nature, cyberfeminism overlaps with feminist posthumanism in its critique of anthropocentric subjectivity, its challenge to hierarchical relations between human and non-human (animate or inanimate) entities, and its reconstruction of possible relationalities. Both cyberfeminism and feminist posthumanism treat technology as a transformative force and creative apparatus, offering responses to speciesism through frameworks grounded in hybridity and mixed identity formations. Cyberfeminist art is one of the domains where these responses find both concrete and metaphorical expression. In this context, the study examines various artistic practices at the intersection of cyberfeminism and feminist posthumanism, exploring how concepts such as technology, body, gender, and subjectivity are addressed in cyberfeminist art representations. The analysis includes the works of collectives like VNS Matrix, who define themselves as cyberfeminist artists, as well as those of artists such as Lynn Hershman Leeson, ORLAN, and Hito Steyerl, who, though not explicitly adopting the cyberfeminist label, engage with issues central to both cyberfeminism and feminist posthumanism. Supported by the artists\u27 own narratives, their works are analyzed in light of the intersecting points between cyberfeminist art and feminist posthumanism, revealing a shared ground rooted in interspecies relational subjectivities and hybrid identity formations.Bu makale, beden, kimlik ve teknoloji ekseninde feminist bir politika öneren siberfeminizmi merkeze alarak, bu yaklaşımla birlikte düşünülen sanat üretimlerini feminist posthümanist düşünce bağlamında analiz etmeyi amaçlamaktadır. Belirlenimci cinsiyet kimliklerinin ve kadın bedeni ile doğa üzerine kurulan tahakkümün karşısında konumlanan siberfeminizm, bu yönüyle insan-merkezli özne anlayışını sorgulayan, insan ve insan-dışı canlı veya cansız varlıklar arasındaki hiyerarşik ilişkileri eleştiren ve olası ilişkileri yeniden kuran feminist posthümanist anlayışla örtüşmektedir. Teknolojiyi dönüştürücü bir güç ve yaratıcı bir aygıt olarak ele alan siberfeminizm ve feminist posthümanizm, melezlik ve hibritlik temelindeki çözüm önerileriyle türcülüğe karşı cevaplar üretmektedir. Siberfeminist sanat ise bu cevapların somut ve metaforik olarak karşılık bulduğu alanlardan birisidir. Bu bağlamda çalışma, farklı sanat pratiklerini siberfeminizm ve feminist posthümanizmin kesişiminde ele almakta; teknoloji, beden, cinsiyet ve öznellik gibi kavramların siberfeminist sanat temsillerinde nasıl karşılık bulduğunu açıklamaktadır. Çalışmada, kendisini siberfeminist sanatçı olarak tanımlayan VNS Matrix gibi sanat kolektifinin yanı sıra, bu tanımlamadan bağımsız olarak siberfeminizm ve feminist posthümanizmin sorunsallaştırdığı konuları tartışmaya açan Lynn Hershman Leeson, ORLAN ve Hito Steyerl gibi sanatçıların üretimleri incelenmektedir. Sanatçıların yapıtları kendi anlatımlarıyla desteklenerek siberfeminist sanat ile feminist posthümanizmin kesiştiği noktalar ışığında analiz edilmekte ve feminist posthümanizm ve siberfeminist sanat arasındaki ilişkinin türler arası ilişkisel öznellikler ve kimlik melezliği temelinde ortaklaştığı görülmektedir

    Öğrenci Anneler: Üniversite Eğitimi Alan Genç Annelerin Deneyimleri

    No full text
    This study investigates the challenges faced by young mothers in pursuing higher education, examines their coping strategies for balancing motherhood and academic responsibilities, and explores available support systems. In order to accomplish the study\u27s goals and objectives, a qualitative research design was employed. Snowball sampling was used to select women over 18 years old enrolled in a university in North Cyprus having at least one child and speaking English.  Semistructured interviews, lasting 30-50 minutes were carried out with study participants. The interviews were transcribed, coded into themes and sub-themes, and then analysed thematically. The study results revealed that student mothers bear a heavy burden of motherhood responsibilities, leading to significant emotional stress and a negative impact on their mental well-being. The mothers also encounter challenges in finding sufficient support systems, such as lactation rooms and childcare services. To overcome these obstacles, the respondents emphasize the importance of effective time management to balance their academic studies with caring for their children. The respondents report that having a support system from family members and colleagues is valuable for coping with the challenges of motherhood and education. Therefore, addressing the challenges faced by student mothers requires a holistic approach that recognizes the intersectionality of their roles.Bu çalışma, genç annelerin yükseköğrenimlerini sürdürürken karşılaştıkları zorlukları ele almaktadır. Bu kapsamda genç annelerin akademik sorumluluklarını dengelemek için kullandıkları başa çıkma stratejilerini incelemekte ve mevcut destek sistemlerini araştırmaktadır. Çalışmanın amaç ve hedeflerine ulaşmak için nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırma katılımcılarını Kuzey Kıbrıs\u27ta üniversite öğrenimi gören, en az bir çocuğu olan, İngilizce konuşan 18 yaş üstü 15 kadın oluşturmaktadır. Katılımcılarla yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla 30-50 dakika arasında değişen sürelerde derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Verilerin analizi için öncelikle görüşmeler yazıya dökülmüş, temalar ve alt temalar halinde kodlanmış ve ardından tematik analiz yapılmıştır. Çalışma sonuçları, öğrenci annelerin annelik sorumluluklarının ağır yükünü taşıdıklarını, bunun da önemli ölçüde duygusal strese yol açtığını ve iyioluşlarını olumsuz etkilediğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, annelerin emzirme odaları ve çocuk bakım hizmetleri gibi hizmetlerden yararlanmada zorluklar yaşadıkları belirlenmiştir. Bu engellerin üstesinden gelmek için katılımcılar, akademik çalışmaları ile çocuklarının bakımı arasında denge kurmak için etkili zaman yönetiminin önemini vurgulamaktadır. Katılımcılar, aile üyeleri ve iş arkadaşlarından destek almanın annelik ve eğitimin zorluklarıyla başa çıkmada önemli olduğunu belirtmişlerdir. Dolayısıyla, öğrenci annelerin karşılaştığı zorlukların ele alınması, rollerinin kesişimselliğini kabul eden bütüncül bir yaklaşım gerektirmektedir

    “Geçici Kadın” Olarak Siyah Kadın: Maya Angelou’nun Kafesteki Kuşun Neden Şarkı Söylediğini Biliyorum Adlı Eserinin Anzalduan ve Bhabhaian’cı Çerçevede Öznellik İnşası

    No full text
    In her Female Subjectivity in African American Women’s Narratives of Enslavement: Beyond Borders (2009), Lynnette D. Myles conceptualizes Black female subjectivity as an intersubjective act that actively challenges and transforms oppositional views and fixed notions of identity and defines it as the “Transient Woman.” The Transient Woman is a fluid consciousness that moves— in and out, back and forth, —in in-between places toward subjectivity rupturing various forms of Otherness. It is not a close-ended paragon, but rather a beginning of a new consciousness with which the Black woman talks back to the stereotypical images—either sexless or wanton, evil, stubborn, hateful, dependent, and living for others—of Black womanhood prevalent in cultural imagination and textual presentation. By drawing on Anzaldúa’s concept of the “New Mestiza” consciousness and Bhabha’s theory of the “Third Space,” Myles posits that the Transient Woman embodies a new form of consciousness—one that empowers Black women to transform from unconscious objects to deliberate, and active forces within hegemonic society. This paper argues that in I Know Why the Caged Bird Sings (1969), Maya Angelou presents self-consciousness as a developmental journey toward self-actualization, which begins in a state of unconsciousness and gradually evolves into a new, autonomous awareness. Furthermore, it contends that by navigating the challenges of identities within the Third Space and embracing a fluid, dynamic subjectivity, the autobiographical Maya emerges as the “Transient Woman.”Lynnette D. Myles, Afro-Amerikan Kadınların Köleleştirme Anlatılarında Kadın Öznelliği (2009) adlı eserinde, siyah kadın öznelliğini karşıt görüş ve kimliklerde değişiklik yaratan öznelerarası bir eylem olarak görüyor ve onu “Geçici Kadın” olarak tanımlıyor. Geçici Kadın, \u27Ötekilik\u27in çeşitli biçimlerini parçalayan öznelliğe doğru \u27ara\u27 yerlerde \u27ileri geri\u27, \u27içeri ve dışarı\u27 hareket eden akışkan bir bilinçtir. Daha ziyade kapalı uçlu bir örnektir. Siyah kadının, kültürel hayal gücünde ve metinsel sunumda yaygın olan siyah kadınlığa dair cinsiyetsiz ya da ahlaksız, şeytani, inatçı, nefret dolu, bağımlı ve başkaları için yaşayan basmakalıp imgelere karşılık verdiği yeni bir bilincin başlangıcı. Anzaldua\u27nın "Yeni Mestiza" bilincini ve Bhabha\u27nın "Üçüncü Mekânı"nı kullanan Myles, Geçici Kadın\u27ın siyah kadınları "bilinçsiz nesnelerden hegemonik toplumdaki kasıtlı güçlere" dönüştürme yeteneğine sahip yeni bir bilinç olduğunu ileri sürüyor. Bu makale, Maya Angelou\u27nun Kafesteki Kuşun Neden Şarkı SöylediğiniBiliyorum (1969) adlı eserinde Angelou\u27nun benlik bilincini, bilinçdışından başlayıp yeni bir özerklik bilincine ulaşan gelişim aşamaları boyunca kendini gerçekleştirme yolculuğu olarak dile getirdiğini, Üçüncü Uzay\u27daki kimliklerin zorluklarını benimseyerek ve dinamik bir öznellik biçimi ortaya koyarak otobiyografik Maya\u27nın "Geçici Kadın" olarak ortaya çıktığını savunmaktadır

    Taşrada Cumhuriyeti Yetiştirme Tahayyülleri: Erken Cumhuriyet Dönemi Manisa’sında Yayımlanan Gediz Dergisinde Çocukluk, Annelik ve Ulusal İdealler Üzerine Söylemsel Bir Okuma

    No full text
    Childhood, as a socially constructed category, is shaped by specific cultural, political, and historical contexts, and is neither static nor universal. In many nation-building efforts, including that of early Republican Turkey, it has been redefined as a discursive tool to serve the needs of the regime. This study focuses on how childhood was constructed and what values were ascribed to children in the Western Anatolian town of Manisa. Using thematic and discourse analysis and adopting a micro-historical lens, it examines how the Gediz Journal of the Manisa People’s House (1937–1950) engaged with dominant narratives of childhood. The main findings of the study are as follows: 1) the issue of children in Gediz intersected with broader ideological goals of modernization, nation-building, population politics, and gender roles, and it was articulated in ways that reflected these agendas; 2) Children were depicted as vital assets to the nation-state and imagined as future citizens entrusted with ensuring its continuity; 3) The family and the school emerged as the two primary institutions tasked with this mission, with mothers positioned as the principal nurturers expected to raise the future of the Republic; 4) While the journal localized many topics—such as Manisa’s history, folklore, urban development, and socio-economic concerns—its treatment of children reflected a top-down, state-driven narrative. Emphasis was placed on children’s physical, mental, and moral development to safeguard the Republic’s ideological continuity through the combined efforts of the family, especially mothers, and the state.  By centering its analysis on childhood, this article questions the descriptive tendency prevalent in existing scholarship on People’s House publications by focusing specifically on the Gediz journal. It underscores the need for critically engaged and localized readings to develop a more comprehensive understanding of how nation-building, modernity, and gender norms were constructed and disseminated in the early Republican period.Çocukluk, toplumsal olarak inşa edilmiş bir kategori olarak, belirli kültürel, sosyal, politik ve tarihsel bağlamlar tarafından şekillendirilir; bu nedenle ne durağan ne de evrenseldir. Çocukluğun, yeni bir rejimin ihtiyaçlarını karşılamak üzere işlevsel bir söylemsel araca dönüştürülmesi, ulus inşa süreçlerinin tekrar eden bir özelliği olmuştur. Bu çerçevede, bu çalışma Erken Cumhuriyet Türkiye’sine odaklanmakta; Batı Anadolu’da yer alan Manisa’da çocukluğun nasıl tanımlandığını ve çocuklara hangi değerlerin atfedildiğini incelemektedir. Tematik ve söylem analizine dayanan ve mikro-tarihsel bir bakış açısı benimseyen bu çalışma, 1937 ile 1950 yılları arasında Manisa Halkevi tarafindan yayınlanan Gediz dergisinin çocuklukla ilgili egemen anlatılarla nasıl ilişkilendiğini incelemektedir. Çalışmanın başlıca bulguları şunlardır: 1) Gediz dergisinde çocuk meselesi, modernleşme, ulus inşası, nüfus politikaları ve toplumsal cinsiyet rolleri gibi daha geniş ideolojik hedeflerle kesişmekte ve bu ajandalari yansıtacak şekilde tartışılmaktadır; 2) Çocuklar, ulus-devletin hayati unsurları olarak tasvir edilmiş ve ulusun sürekliliğini sağlamakla görevli geleceğin yurttaşları olarak kurgulanmıştır; 3) Aile ve okul, bu misyonla görevlendirilmiş iki temel kurum olarak öne çıkarken, anneler Cumhuriyet’in geleceğini yetiştirmesi beklenen başlıca bakım vericiler olarak konumlandırılmıştır; (4) Dergi Manisa’nın tarihi, folkloru, kentsel gelişimi ve sosyo-ekonomik meseleleri gibi pek çok konuyu yerelleştirerek ele alırken, çocuklara dair söylemi büyük ölçüde yukarıdan aşağıya işleyen, devlet merkezli bir anlatıyı yansıtmaktadır. Çocukların fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişimlerine yapılan vurgu, Cumhuriyet’in ideolojik sürekliliğinin özellikle anneler olmak üzere aile ve devletin ortak çabalarıyla sağlanması amacıyla öne çıkarılmıştır. Bu makale, analizini çocuklar merkezinde kurgulayarak, Halkevi yayınları üzerine yapılan mevcut literatürdeki betimleyici yaklaşımı Gediz dergisine odaklanarak sorgulamakta ve erken Cumhuriyet dönemi ulus inşası, modernlik ve toplumsal cinsiyet normlarının nasıl kurgulandığını ve yaygınlaştırıldığını bütünsel olarak anlayabilmek için daha eleştirel ve yerele odaklanan çalışmalara duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır

    A Critical Examination of Narratives Claiming Angels Cursed Women

    No full text
    The perception of women, religion in the historical process, shaped by the interaction between culture and social structures. Even today, traces of pre-Islamic cultural heritage and traditions can be observed in the formation of this perception in Muslim societies. This historical accumulation continues to have an impact not only on social practices but also on the interpretation of religious teachings. However, the Qur’an considers men and women equal in terms of creation and does not recognize any superiority between them in terms of religious responsibilities and rights. The Prophet\u27s attitudes and practices towards women were based on this principle of equality and developed in harmony with the Qur’anic references. Being “obedient”, which is listed among the characteristics of Muslim women of good character in verse 34 of Surah al-Nisa, is understood as a woman being obedient to her husband. Based on this idea, it has been stated that one of the important duties of a submissive woman is to obey her husband when he calls her to bed.  This article aims to investigate the accuracy of this idea by analyzing the sened-text analysis of the narration “When her husband calls her to bed, if she turns away from him, the angels will curse her until the morning when he spends the night angry with his wife.” and by examining how the narration is understood in the commentary books. The conducted chain of transmission (isnad) and textual (matn) analyses reveal that the narrations in question have weak chains of transmission, contain semantic shifts and inconsistencies among their texts, and it has been determined that the interpretations in the classical commentary literature were shaped by a perspective that legitimizes the patriarchal social structure, rather than considering the contextual and historical background. Kadın algısı, tarihsel süreç içerisinde din, kültür ve toplumsal yapılar arasındaki etkileşimle biçimlenmiştir. Müslüman toplumlarda bu algının oluşumunda, İslâm öncesi kültürel mirasın ve geleneklerin izleri günümüzde dahi gözlemlenebilmektedir. Söz konusu tarihsel birikim, yalnızca toplumsal pratiklerde değil, aynı zamanda dinî nasların yorumlanma biçimlerinde de etkisini sürdürmektedir. Oysa Kur’ân-ı Kerîm, kadın ve erkeği yaratılış itibarıyla eşit görmekte; dinî sorumluluklar ve haklar bakımından da aralarında bir üstünlük tanımamaktadır. Hz. Peygamber’in kadınlara yönelik tavır ve uygulamaları da bu eşitlik ilkesine dayalı olarak Kur’ânî referanslarla uyum içinde gelişmiştir. Nisa Sûresi 34. ayette Müslüman sâliha kadınların özellikleri arasında sayılan “itaâtkâr” olma vasfı, kadının kocasına itaatkâr olması şeklinde anlaşılmıştır. Bu düşünceden hareketle itaatkâr sâliha kadının önemli görevlerinden birinin kocası yatağa çağırdığı zaman icabet etmek olduğu ifade edilmiştir.  Bu makalede, “Kocası yatağına çağırdığı zaman, kadın bundan yüz çevirirse, adam karısına kızgın olarak gecelediğinde, melekler kadına sabah oluncaya kadar lanet eder.” rivayetinin sened-metin analizinin yapılması ve şerh kitaplarında rivâyetin nasıl anlaşıldığı incelenerek söz konusu düşüncenin doğruluğunun araştırılması hedeflenmiştir. Yapılan sened ve metin analizleri, söz konusu rivayetlerin zayıf isnadlara sahip olduğunu, metinler arasında anlam kaymaları ve tutarsızlıklar bulunduğunu ortaya koymuş; klasik şerh literatüründeki yorumların ise bağlamsal ve tarihsel arka planı dikkate almak yerine, ataerkil toplum yapısını meşrulaştırıcı bir perspektifle şekillendiği tespit edilmiştir. Bu bağlamda, rivayetlerin mutlak bir dinî hüküm olarak değil, dönemsel ve bağlamsal faktörler ışığında yeniden okunması gerektiği sonucuna varılmıştır

    0

    full texts

    216

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Eastern Mediterranean University Open Journal Systems (OJS)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇