Eastern Mediterranean University Open Journal Systems (OJS)
Not a member yet
216 research outputs found
Sort by
A Marxist Feminist Analysis: The Play “Âdem’in Kaburga Kemiği” (Adam’s Rib Bone)
In patriarchal societies, the struggle of women, who are often seen as secondary, against the injustices created by the male-dominated system has developed and expanded over time, transforming into a political movement. Feminism, which dates back to the 18th century and refers to women\u27s struggle for equality in economic, cultural, social, and political spheres, has been the subject of study in various fields, particularly the social sciences, up to the present day. The fundamental starting point of Marxist feminism, which came to the fore in the 1960s, is not to oppose the individual, biological, or cultural oppression of women. Marxist feminists criticize the exploitation of women\u27s domestic labor and the tendency for working women to be directed toward low-paying jobs. Drawing its fundamental theory from the ideas of Karl Marx and Friedrich Engels, Marxist Feminism is a feminist theory that opposes the exploitation of women, who can be thought of as “proletarians,” by men, who can be thought of as “bourgeois.” According to Marxist feminists, in order to liberate women from being individuals subordinate to men by examining the family within the capitalist system, a socialist and egalitarian system is necessary. The aim of this study is to analyze Ülker Köksal\u27s play “Adam\u27s Rib Bone” (1980), one of the most striking examples of 20th-century Turkish theater, from a Marxist feminist perspective. Köksal\u27s play addresses the exploitation of women\u27s labor within the family and the enslavement of women, gender inequality in domestic roles, and the dominance of male ideology in the public sphere. As a result of the study, it was concluded that the play titled Adam\u27s Rib Bone is a work that supports Marxist ideology and provides significant examples of the destructive effects of masculine ideology on women.Ataerkil toplumlarda, çoğunlukla, ikincil olarak görülen kadınların eril sistemin yarattığı adaletsizliğe karşı savaşı zaman içinde gelişerek ve genişleyerek politik bir harekete dönüşmüştür. Kökeni 18. yüzyıla dayanan ve kadının ekonomik, kültürel, sosyal ve ekonomik alanlarda eşitlik mücadelesi anlamına gelen feminizm günümüze kadar sosyal bilimler başta olmak üzere farklı alanlarda inceleme konusu olmuştur. 1960’larda ön plana çıkan Marksist feminizmin temel çıkış noktası, kadınların bireysel, biyolojik ya da kültürel ezilmelerine karşı çıkmak değildir. Marksist feministler, kadınların ev içi emeklerinin sömürülmesi ve çalışan kadınların düşük ücretli işlere yönlendirilmelerini eleştirir. Temel teorisini Karl Marx ve Friedrich Engels’in düşüncelerinden alan Marksist Feminizm, bir benzetmeyle, “proleteryan” olarak düşünülebilecek kadınların, “burjuva” olarak düşünülebilecek erkekler tarafından sömürülmesine karşı çıkan bir Feminist teoridir. Aileyi kapitalist düzen içinde ele alarak kadınların erkeklere tabi olan bireyler olmaktan kurtarılması için, Marksist feministlere göre, sosyalist ve eşitlikçi bir düzen gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, 20. yüzyıl Türk tiyatrosunun en çarpıcı örneklerinden biri olan Ülker Köksal’ın Âdem’in Kaburga Kemiği (1980) oyununu Marksist feminist bakış açısından analiz etmektir. Köksal’ın oyunu, aile içinde kadınların emeğinin sömürülmesi ve kadınların köleleştirilmesi, ev içi rollerde cinsiyet eşitsizliği ve kamusal alanda eril ideolojinin kadınlar üzerindeki baskısı olmak üzere üç ana başlık altında incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, Âdem’in Kaburga Kemiği adlı tiyatro oyununun Marksist ideolojiyi destekleyen ve eril ideolojinin kadınlar üzerindeki yıkıcı etkisini önemli örnekler sunan bir eser olduğu sonucuna varılmıştır
19. Yüzyılda Azerbaycan\u27da “Kadın Sorunu”nun Doğuşu
The article examines the emergence of the “woman question” in Azerbaijan during the 19th century. After establishing the research concept and analysing the relevant literature, the topic is discussed in two sections. The first section examines the daily traditional lives of Caucasian Turkic women, while the second section analyses the changes and transformations of Turkic women during the Tsarist period. A retrospective analysis of the literature on the subject revealed that the problem emerged simultaneously with social and cultural needs. Azerbaijani intellectuals, who espoused the principle of creating an intellectually developed nation, posited that this goal could be achieved through educated women. Aware of the difficulties in educating and developing women who were confined to the home in the traditional patriarchal society, these intellectuals both acknowledged the existence of the women\u27s problem and initiated efforts to establish special schools for girls with the aim of addressing it. As a consequence of these endeavours, a new generation of conscious and educated women emerged in the new century.19. yüzyıl boyunca Azerbaycan’da kadın sorununun ortaya çıkışı, bu makalenin başlıca araştırma konusunu oluşturur. Genel araştırma konseptinin belirlenmesi ve literatürün tahlil edilmesinden sonra sorun iki başlık halinde ele alınmıştır. İlk başlıkta Kafkasyalı Türk kadının gündelik geleneksel yaşamı ele alınırken, ikinci başlıkta Çarlık döneminde Türk kadınının geçirdiği değişim ve dönüşüm irdelenmiştir. Konuyla ilgili literatürün retrospektif yöntemle irdelenmesi sonucunda sorunun sosyal ve kültürel ihtiyaçlara eş zamanlı olarak ortaya çıktığı belirlenmiştir. Düşünsel düzeyde gelişmiş millet yaratılması ilkesini benimseyen Azerbaycan aydınları, konulan hedefe eğitimli kadınlarla ulaşılabileceğini tahayyül etmişlerdir. Geleneksel ataerkil toplumda eve kapatılan kadını eğitip geliştirmenin zorluğunun da bilincinde olan bu aydınlar, hem kadın sorununun varlığını kabullenmişler hem de sorunu çözmek amacıyla kızlara özel okullar açılması için çalışmalar yürütmüşlerdir. Sözü edilen çalışmaların sonucu olarak yeni yüzyılda bilinçli ve eğitimli yeni bir kuşak ortaya çıkmıştır
Doğal Afetler Sırasında Kadınların Kırılganlığı: Japonya’da COVID-19’un Etkisine Feminist Bir Bakış Açısı
Female vulnerability during disasters is a significant issue, particularly during the COVID-19 pandemic. Japan, as a developed country, exemplifies how women faced increased economic vulnerability and instability during this crisis. The pandemic intensified existing social structures, leading to greater instability and insecurity, with these effects being especially pronounced when viewed through a gendered lens. This article argues that, despite the Japanese government\u27s efforts to mitigate economic instability, the absence of a gender perspective in policy-making perpetuated women’s economic vulnerability, ultimately undermining human security and the Sustainable Development Goals (SDGs) in Japan.Afetler sırasında kadınların kırılganlığı, özellikle COVID-19 pandemisi sürecinde dikkat çeken bir sorun haline gelmiştir. Japonya gibi gelişmiş bir ülkede, kadınlar bu kriz döneminde artan ekonomik kırılganlık ve istikrarsızlıkla karşı karşıya kalmıştır. Pandemi, mevcut toplumsal eşitsizlikleri daha da derinleştirirken, bu durum toplumsal cinsiyet perspektifinden bakıldığında daha belirgin hale gelmiştir. Bu makale, Japon hükümetinin ekonomik istikrarsızlığı azaltmaya yönelik çabalarına rağmen, politika yapım sürecinde toplumsal cinsiyet perspektifinin eksikliğinin kadınların ekonomik kırılganlığını sürdürdüğünü savunmaktadır. Bu durum, insan güvenliğini tehdit etmekte ve Japonya\u27daki Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni (SDG\u27ler) zayıflatmaktadır
Popüler Sinemaya Sızan Farklı Kadın Temsillerinin Sınırlılıklarının ve Aykırılıklarının Aile Arasında Filmi Üzerinden İncelenmesi
Popular cinema constructs a fictional world that both reflects and reinforces societal perceptions of women\u27s roles. Films play a crucial role in both depicting and legitimizing women’s position in society by representing their roles within their narratives. In recent years, Turkish popular cinema has produced numerous films centered on women and their stories. A closer examination of these films reveals that female characters are frequently portrayed as strong, economically independent individuals who are also sensitive to gender and human rights issues. However, despite the depiction of these women as independent, their narratives remain constrained by the conventions of popular cinema. A striking example of this limitation is the persistent association of female protagonists’ ultimate aspirations with marriage. In other words, while these films place women at the center of their narratives, their stories are largely confined to the theme of marriage, thereby restricting women’s broader representation. Contemporary Turkish popular cinema continues to exhibit the characteristic features of classical narrative cinema commonly associated with Yeşilçam by reinforcing, rather than challenging, the institution of marriage. This study examines Aile Arasında (Açıktan, 2017), a film that foregrounds female characters within its narrative. Popüler sinema, kadınların rollerine ilişkin toplumsal algıları hem yansıtan hem de pekiştiren kurgusal bir dünya inşa etmektedir. Filmler, anlatılarında kadınların rollerini temsil ederek onların toplumdaki konumlarını hem tasvir etmede hem de meşrulaştırmada önemli bir rol oynamaktadır. Son yıllarda Türk popüler sineması, kadınları ve onların hikâyelerini merkeze alan çok sayıda film üretmiştir. Bu filmler daha yakından incelendiğinde, kadın karakterlerin sıklıkla güçlü, ekonomik olarak bağımsız ve aynı zamanda toplumsal cinsiyet ve insan hakları konularına duyarlı bireyler olarak tasvir edildiği görülmektedir. Ancak, bu kadınlar bağımsız olarak tasvir edilmelerine rağmen, kadınların hikâyeleri popüler sinemanın gelenekleri tarafından kısıtlanmaya devam etmektedir. Bu sınırlamanın çarpıcı bir örneği, kadın kahramanların nihai arzularının ısrarla evlilikle ilişkilendirilmesidir. Başka bir deyişle, bu filmler kadınları anlatılarının merkezine yerleştirirken, hikâyeleri büyük ölçüde evlilik temasıyla sınırlı kalmakta ve böylece kadınların daha geniş temsilini kısıtlamaktadır. Günümüz Türk popüler sineması, evlilik kurumuna meydan okumaktan ziyade onu pekiştirerek, Yeşilçam\u27la özdeşleşen klasik anlatı sinemasının karakteristik özelliklerini sergilemeye devam etmektedir. Bu çalışma, anlatısında kadın karakterleri ön plana çıkaran Aile Arasında (Açıktan, 2017) filmini incelemektedir. 
Kadın Girişimciliğini Yeniden Tanımlamak: Genel Girişimcilik ile Kavramsal Bir Karşılaştırma
This study compares the literature on women entrepreneurship and general entrepreneurship, examining the thematic and conceptual differences between the two fields. The analysis includes articles published in English up to 2025 in the Web of Science database. In the women entrepreneurship literature, a total of 5,058 articles and 8,983 keywords were identified, while in the general entrepreneurship literature, 24,038 articles and 31,385 keywords were analyzed. The findings indicate that the women entrepreneurship literature primarily focuses on themes such as gender, empowerment, social capital, and social entrepreneurship. In contrast, the general entrepreneurship literature encompasses broader themes, including innovation, entrepreneurship education, institutional structures, and economic growth. While concepts like empowerment, social entrepreneurship, and intersectionality are prominent in the women entrepreneurship literature, the general entrepreneurship literature emphasizes innovation, institutions, and entrepreneurial ecosystems. The findings of this study provide a crucial foundation for understanding the unique challenges and opportunities of women entrepreneurs while underscoring the need for a more inclusive perspective in general entrepreneurship literature. These differences highlight the importance of integrating the two fields for a more balanced and inclusive understanding of entrepreneurship. Future research is recommended to ensure greater representation of women entrepreneurship in the general entrepreneurship literature and to foster mutual enrichment between the two fields.Bu araştırmada kadın girişimcilik ve genel girişimcilik literatürleri karşılaştırılarak iki alanın tematik ve kavramsal farklılıkları incelenmiştir. Çalışma kapsamında, 2025 yılına kadar Web of Science veri tabanında İngilizce yayımlanmış makaleler incelenmiştir. Kadın girişimcilik literatüründe toplamda 5058 makale ve bu makalelerde geçen 8983, genel girişimcilik literatüründe ise 24038 makale ve 31385 anahtar kelime tespit edilmiştir. Analiz sonuçları, kadın girişimcilik literatürünün daha çok toplumsal cinsiyet, güçlenme, sosyal sermaye ve sosyal girişimcilik gibi konulara odaklandığını göstermektedir. Buna karşın genel girişimcilik literatürü, yenilikçilik, girişimcilik eğitimi, kurumsal yapı ve ekonomik büyüme gibi daha geniş kapsamlı temalara odaklanmaktadır. Kadın girişimcilik literatüründe güçlenme, sosyal girişimcilik ve kesişimsellik gibi kavramlar öne çıkarken, genel girişimcilik literatüründe yenilikçilik, kurumlar ve girişimcilik ekosistemleri dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın bulguları, kadın girişimciliğin kendine özgü zorluklarını ve fırsatlarını anlamak için önemli bir temel oluştururken, genel girişimcilik literatürüne daha kapsayıcı bir perspektif kazandırma gerekliliğini de vurgulamaktadır. Literatürler arasındaki bu farklar, daha dengeli ve kapsayıcı bir girişimcilik anlayışı için iki alanın entegrasyonunun önemini ortaya koymaktadır. Gelecekteki araştırmalar, kadın girişimciliğin genel girişimcilik literatüründe daha fazla yer bulması ve bu iki alanın karşılıklı olarak birbirini zenginleştirmesi gerektiği önerilmektedir.
 
Müslüman Toplumlarda Cinsiyet Apartheidına Karşı Mücadelede Women Living Under Muslim Laws (WLUML) Ağının Rolü ve Etkileri
WLUML is known for its global campaigns against gender inequalities in Muslim societies and patriarchal gender apartheid. It has been particularly active in defining gender apartheid as a crime against humanity under international law and in campaigning internationally against abuses of women rights, especially after Taliban rule in Afghanistan. In particular, the network is concerned with the impact of legal regulations and societal notions on women living under Shari’a law in a world where the West’s intellectual ideas about “women” and “human rights” are absolute, and where various relations are involved. Today, in a global world of global paradigms, orthodox Islam legitimises patriarchal legal systems with its attitudes towards women and traditional fundamentalist discourses, and practices that restrict women’s right to life, are caught in the work and lens of the WLUML through activism activities carried out through various campaigns on international platforms to transform the relevant structures with the ultimate goal of eliminating violence against women and gender discrimination. Taking into account possible criticisms of cultural relativism and anachronism, this article takes the research framework and style in the context of “women’s human rights” and blends it with the feminist perspective and discourse practiced by women living in Muslim societies with Islamic heritage, rather than a feminism imported from the West.WLUML ağı, Müslüman toplumlarda cinsiyet eşitsizliğine ve ataerkil yapıların dayattığı cinsiyet apartheidına karşı yürüttüğü küresel mücadelelerle bilinmektedir. Ağın cinsiyet apartheidını uluslararası hukuk bağlamında bir insanlık suçu olarak tanımlama çabaları ve bu bağlamda, özellikle Taliban’ın Afganistan’da iktidara gelmesinin ardından yaşanan kadın hakları ihlallerine karşı yürüttüğü uluslararası kampanyalar; dünya genelinde pek çok feministi bir araya getirmiştir. Özellikle Batı feminizmi ile Doğu feminizmini bir araya getiren bir şemsiye ağ olması itibariyle WLUML ağı, Batı düşünsel kavramlarının da bireylere mutlak surette etki ettiği bir dünyada, şeri yasalar altında yaşayan kadınlara yönelik yasal düzenlemelerin ve toplumsal algıların yarattığı etkiyi, “kadın” ve “insan hakları” etrafında ele alan ve çeşitli ilişkisellikleri bünyesinde barındıran bir örgüt olarak faaliyet göstermektedir. Bugün küresel paradigmaların söz konusu olduğu global bir dünyada Ortodoks İslam, kadına yönelik tutum ve geleneksel köktendinci söylemleriyle ataerkil hukuk sistemlerini meşrulaştırdığı bir düzlemde başat olarak kadının yaşama hakkını kısıtlayan uygulamalar WLUML’nin çalışma ve lensine; kadına yönelik şiddetin ve cinsiyet ayrımcılığının ortadan kaldırılması üst hedefi ile, ilgili yapıların dönüştürülmesi için uluslararası platformlarda çeşitli kampanyalarla yürütülen aktivizm faaliyetleriyle takılmaktadır. Bu makale, muhtemel kültürel görecelik ve anakronizm eleştirileri göz önünde bulundurularak araştırma çerçevesi ve üslubunu “kadının insan hakları” bağlamında ele almakta ve Batı’dan ithal edilen bir feminizm yerine, Müslüman toplumlarda yaşayan ve İslam mirasına sahip kadınlar tarafından pratize edilen işlevsel bir feminist bakış ve söylemle harmanlamaktadır
Siyasette Cinsiyet Eşitliği: Uluslararası Alandan Yerel Alanın Dinamiklerine Kadın Temsili
This study examines the role of women in politics by analyzing the underlying reasons for their exclusion, with a particular focus on local politics. As in many parts of the world, women\u27s participation in politics in Turkey remains constrained, and gender equality in political representation is yet to be fully realized. Although women\u27s visibility in political spheres has increased in recent years, significant disparities persist. Notably, women’s participation rates in local politics are even lower than in national politics. Within a predominantly male-dominated political arena, women remain less visible at the local level, limiting their capacity to influence the structural dynamics of local governance. Grounded in this premise, the study first explores the structural and sociopolitical challenges that hinder women’s engagement in politics. It then presents an empirical analysis of women\u27s representation and participation in local politics using contemporary data. To contextualize these findings, the study situates Turkey’s gendered political landscape within a comparative global framework. In doing so, it seeks to elucidate the structural mechanisms that shape local political dynamics in Turkey and critically examines the marginalization of women in this sphere. Furthermore, the study analyzes the implications of the 2024 local elections for women\u27s political representation. While the elections marked an increase in the electoral success of female candidates, the persistent structural barriers within local politics continue to restrict women’s access to political representation and participation. Despite these limitations, the study provides a detailed examination of women’s representation in the 2024 local elections, with a specific focus on metropolitan, provincial, and district mayoralties.Bu çalışma, kadınların siyasetteki rolünü yerel siyaset bağlamında ele alarak, dışlanma nedenlerini analiz etmeyi ve tartışmayı amaçlamaktadır. Türkiye’de de dünyada olduğu gibi, kadınların siyasete katılımı sınırlı; temsilde eşitlikleri ise kısıtlıdır. Son yıllarda siyasette kadının görünürlüğü artmakla birlikte, Türkiye siyasette cinsiyet temelinde eşitliğe ulaşabilmenin henüz uzağındadır. Üstelik yerel siyasetin her bir kademesinde kadınların siyasete katılım oranları ulusal düzeyden daha da azdır. Kadınlar, erkek egemen bir siyasal alan içerisinde, yerelde siyasete katılımda ulusal siyasete kıyasla daha az görünür olmakta; bu nedenle de yerel siyasal alanın dinamiklerini şekillendirmede etkili olamamaktadır. Çalışma, bu kabulden yola çıkarak, öncelikle kadınlar ve siyaset arasındaki ilişkide karşılaşılan güçlükleri tartışmaktadır; ikinci olarak yerel siyasette kadın temsili ve katılımını gösteren bulguları güncel veriler üzerinden ele almaktadır. Bu veriler dünyada kadınların siyasetteki temsilini Türkiye ile karşılaştırarak, Türkiye siyasetinde kadınların nerede olduğunu anlamak açısından gereklidir. Bu nedenle özel olarak çalışmada, Türkiye\u27de yerel siyasetin hangi dinamikler tarafından şekillendiği açıklanarak, kadınların yerel siyasetle olan mesafeli ilişkisi ele alınmaktadır. Bu tarmında kadın temsilinin siyasal alandaki önemine dair bir analizle pekiştirilmektedir. 2024 yerel seçimlerine göre kadın adayların siyasi yarışta başarısının artmasına karşılık yerel siyasetin görünmeyen engelleri, kadınların temsilini ve siyasete katılım alanlarını sınırlandırmaktadır. Bu sınırlılığa rağmen 2024 yerel seçimlerinde artan kadın temsilini büyükşehir il ve ilçe belediye başkanlıklarındaki durumlarına göre analiz etmektedir
Turizm Perspektifinden Öznel İyi Oluş ve Zaman Kullanımında Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği: TOPSIS ve MOORA Yöntemleri ile Analiz
Although the tourism sector offers significant opportunities for women\u27s participation in the labor market, the mostly seaso-nal, low-paid and precarious nature of employment in the sector risks reinforcing gender inequalities. In tourism, women are often employed in labor-intensive jobs with flexible but demanding working conditions, which has significant effects on both time use and subjective well-being. This study aims to contribute to the literature by examining how inequalities in tourism employment affect individuals\u27 time use practices, subjective well-being and worklife balance in a multidimensional framework. In this context, women\u27s and men\u27s time use, subjective assessment of well-being and gender-based employment differences are analyzed comparatively across OECD countries. Using TOPSIS and MOORA methods, countries were ranked according to the selected indicators and comparisons were made. The results of the analysis show that Latvia, Luxembourg, Estonia, Denmark findings suggest that these countries have a more gender-balanced structure in both employment structures and time use practices, which positively affects subjective well-being. The findings also show that while tourism employment offers opportunities for women, it also leads to various inequalities, which directly affect time management and subjective well-being, more clearly than in the last-ranked countries. By systematically and comprehensively revealing the potential of tourism to promote gender equality, as well as the limitations to realizing this potential through multi-criteria analysis, the study makes an original contribution to the existing body of literature.Turizm sektörü, kadınların işgücü piyasasına katılımı için önemli fırsatlar sunmasına rağmen, sektördeki istihdamın çoğunlukla mevsimlik, düşük ücretli ve güvencesiz olması, cinsiyet eşitsizliklerini pekiştirme riski barındırmaktadır. Kadınlar, turizmde sıklıkla esnek ama zorlu çalışma koşullarına sahip emek yoğun işlerde istihdam edilmekte; bu durum, hem zaman kullanımı hem de öznel refah üzerinde önemli etkilere sahip olmaktadır. Bu çalışma turizm istihdamındaki eşitsizliklerin bireylerin zaman kullanım pratiklerini, öznel refah düzeylerini ve iş-yaşam dengesini nasıl etkilediğini çok boyutlu bir çerçevede inceleyerek litera-türe katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda kadınların ve erkeklerin zaman kullanımı, refah düzeyine ilişkin öznel değerlendirme ve cinsiyet temelli istihdam farklılıkları OECD ülkeleri özelinde karşılaştırmalı olarak analiz edilmektedir. TOPSIS ve MOORA yöntemleri kullanılarak seçilen göstergelere göre ülkeler sıralanmış ve karşılaştırmalar yapılmıştır. Analiz sonuçları Letonya, Lüksemburg, Estonya, Danimarka ve İsveç’in en üst sırada yer aldığını göstermektedir. Bu bulgular, bahsi geçen ülke-lerin hem istihdam yapılarında hem de zaman kullanım pratiklerinde cinsiyet temelli daha dengeli bir yapıya sahip olduklarını ve bu durumun öznel iyi oluşu olumlu şekilde etkilediğini göstermektedir. Bulgular ayrıca, turizm istihdamının kadınlar için fırsatlar sunarken aynı zamanda çeşitli eşitsizliklerine yol açtığını ve bunun da doğrudan zaman yönetimi ve öznel refahı etkilediğini son sıralarda yer alan ülkeler üzerinden daha net ortaya koymaktadır. Çalışma, turizmin toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleme potansiyelini ve bu potansiyelin önündeki sınırlayıcı unsurları çok kriterli analiz yöntemleri aracılığıyla sistematik ve bütüncül bir biçimde ortaya koyarak literatüre özgün bir katkı sunmaktadır
Türkiye ve Amerika Yapımı Netflix Dizilerinde Anneliğin Temsili: Hizmetçi ve Biz Kimden Kaçıyorduk Anne Örnekleri
This study, arguing that motherhood/mothering is a political act, analyzes two Netflix productions centered on the theme. To analyze the representation of mothering/motherhood, it applies Fiona Joy Green’s (2020) three central concepts within feminist mothering: oppose the institution of motherhood, view mothering as an empowered and political act, and practice matroreform. The method of this study is Feminist Close Reading, which allows for a comparative analysis of whose narratives will be prioritized, amplifying the voices of marginalized perspectives across various traditions. The research focusing on Netflix delivering duplicate content to a large audience across different countries demonstrates that these productions do not romanticize motherhood, impose outdated gender roles, or define women solely through their familial roles. Instead, they reveal that the mothers in these narratives resist societal norms, representing women characters striving to fulfill their authentic identities and stay true to themselves.Bu araştırma, anneliğin politik bir pratik/rol olmasından hareketle iki Netflix dizisine odaklanarak, feminist medya çalışmalarının, kadınların medyada kurban ya da zayıf olarak, erkeklerle yalancı bir eşitlik içerisinde temsil edildiği yönündeki eleştirilerini temel alır. Bu bağlamda da seçilen iki diziyi ataerkil bir kurum ve feminist bir deneyim biçimi olarak alan annelik bağlamında tartışır. Green’in üç feminist annelik deneyimi bağlamı üzerinden bu dizilerdeki anneliğin temsilini analiz eder. Bulgular, söz konusu yapımların anneliği romantize etmediği, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini yeniden üretmediği, kadınları aile rolleri içine hapsetmediği yönündedir. Aksine, dizilerdeki annelik temsillerinin toplumsal normlara karşı çıkış olarak kodlandığı, kadınların otantik varoluşunu anneliğe indirgemediği yönündedir. Çalışmada Netflix’in seçilmesinin sebebi, aynı içeriği benzer zamanlarda geniş kitlelerle paylaşma kapasitesi ve sansürden görece özerkliği, ek olarak dezavantajlı grupların temsil edebilmesidir. Ancak çalışma, tüm bu özelliklerle birlikte, ticari yönlerinin de dikkate alınarak, dijital platformların idealize edilmemesi gerekliliği de vurgular
Görünmeyen Hayatlar, Görünür Mücadeleler: Türki- yedeki Göçmen Kadınların Dijital Analizi
In contemporary society, social media platforms play a pivotal role in connecting individuals with shared experiences, fostering solidarity and support networks. In Türkiye, in particular, these platforms have had a profound impact on the women\u27s rights movement. However, they are equally effective in disseminating misinformation and exacerbating the marginalization of targeted groups. This research aims to examine the media visibility of Ukrainian, Syrian, and Afghan migrant women in Türkiye, as well as their experiences with dehumanization, sexism, and insecurity. The study focuses on the negative impacts of the platform X (formerly known as Twitter), highlighting common and unique challenges faced by these women, and investigates how societal perceptions of migrant women are shaped on digital platforms. Methodologically, the research is grounded in thematic content analysis, employing data from Google Trends and X. In the first phase, Google Trends data from 2021, 2022, and 2023 were analyzed to identify spikes in online searches for these groups using specific keywords. In the second phase, it was observed that commentary on X concerning migrant women correlated with peaks in Google Trends data. In
the final phase, the data were subjected to thematic content analysis. This approach seeks to highlight the prevalence of dehumanizing and sexist remarks driven by prejudice made online and to examine how social media platforms shape social perceptions and attitudes toward these groups. This research aims to enhance understanding of migrant women\u27s experiences in Türkiye, focusing on their representation and challenges within the context of social media, while promoting awareness of the narratives shaping societal perceptions. The central finding of the study is that Afghan and Syrian women are predominantly represented through narratives of anti-migrant sentiment and criminalization, whereas Ukrainian women are less associated with migrant hostility but are more frequently subjected to themes of sexualization and exploitation.Günümüz toplumunda, sosyal medya platformları, benzer deneyimlere sahip bireyleri birbirine bağlamada, dayanışma ve destek ağları oluşturma konusunda önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle Türkiye\u27de, bu platformlar kadın hakları hareketi üzerinde derin bir etkiye sahip olmuştur. Bununla birlikte, aynı derecede etkili bir şekilde yanlış bilgi yaymakta ve hedeflenen grupların marjinalleşmesini artırmaktadır. Bu araştırma, Türkiye\u27deki Ukraynalı, Suriyeli ve Afgan kadınlarının medya görünürlüğünü, karşılaştıkları insanlık dışı muamele, cinsiyetçilik ve güvencesizlik deneyimlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, özellikle X platformunun olumsuz etkilerine odaklanarak, bu kadınların karşılaştıkları zorlukların ortak noktalarını ve farklılıklarını ortaya koymakta ve dijital platformlarda kadınlara yönelik toplumsal algıların nasıl şekillendiğini incelemektedir. Metodolojik olarak, araştırma tematik içerik analizine dayanmaktadır ve Google Trends ile X\u27ten elde edilen veriler kullanılmaktadır. İlk aşamada, 2021, 2022 ve 2023 yıllarına ait Google Trends verileri, belirli anahtar kelimeler kullanılarak bu üç gruba yönelik çevrimiçi aramalardaki artışları belirlemek için analiz edilmiştir. İkinci aşamada, X\u27te göçmen kadınlara yönelik yapılan yorumların, Google Trends verilerindeki zirve noktalarıyla örtüştüğü gözlemlenmiştir.
Son aşamada ise, veriler tematik analize tabi tutulmuştur. Bu yaklaşım, internet erişimine sahip bireyler tarafından yapılan önyargılı, insanlık dışı ve cinsiyetçi yorumların yaygınlığını vurgulamayı ve sosyal medya platformlarının göçmen kadın gruplarına yönelik toplumsal algıları ve tutumları nasıl şekillendirdiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırma, Türkiye\u27deki göçmen kadınların deneyimlerini daha iyi anlamayı, sosyal medya bağlamında onların temsili ve karşılaştıkları zorluklara odaklanmayı ve toplumsal algıları şekillendiren anlatılara yönelik farkındalığı artırmayı amaçlamaktadır. Çalışmanın temel bulgusu, Afgan ve Suriyeli kadınların dijital ortamda yoğun şekilde mülteci karşıtlığı ve kriminalleştirme söylemleriyle temsil edilirken, Ukraynalı kadınların ise daha az mülteci karşıtlığına maruz kalıp cinselleştirme ve istismar temalarıyla öne çıktığını göstermektedir