Eastern Mediterranean University Open Journal Systems (OJS)
Not a member yet
216 research outputs found
Sort by
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Yönünden Kullanılan Endeksler: Avrupa Birliği Ülkeleri ve Türkiye
Many organisations conduct research on the concept of gender, which refers to the social dimension of the gender to which aperson belongs. However, it is not possible to say that there is a single method for measuring gender-based inequalities. The aim of the study is to explain the indices used in the field of gender equality in general terms and to evaluate the index values in the European Union (EU) countries and Türkiye in particular. Accordingly, the concepts of gender and gender equality are first explained in this study. Afterwards, the indices used in the field of gender equality were explained and the index values of EU countries and Türkiye were analyzed from the database of the organizations researching these indices. In this study, data from the United Nations Development Programme (UNDP), Organization for Economic Cooperation and Development Development Centre, World Economic Forum (WEF), European Institute for Gender Equality (EIGE) were used in the field of gender equality.Kişinin ait olduğu cinsiyetin toplumsal bir boyut kazanması durumunu ifade eden toplumsal cinsiyet kavramı ile ilgili pek çokkuruluş araştırma yapmaktadır. Ancak toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlikleri ölçüm noktasında tek bir yöntemin olduğunusöylemek mümkün değildir. Çalışmanın amacı, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında kullanılan endekslerin genel hatlarıyla açıklanıp söz konusu endeks değerlerinin Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ve Türkiye özelinde değerlendirmesinin yapılmasıdır.Bu doğrultuda çalışmada ilk olarak toplumsal cinsiyet ve toplumsal cinsiyet eşitliği kavramları açıklanmıştır. Akabinde toplumsal cinsiyet eşitliği alanında kullanılan endeksler açıklanarak bu endeksleri araştıran kuruluşların veri tabanından AB ülkeleri ile Türkiye’nin endeks değerleri incelenmiştir. Çalışmada Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (United Nations DevelopmentProgramme, UNDP), Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü Kalkınma Merkezi (Organization for Economic Cooperation and Development/Development Centre), Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum, WEF), Avrupa Cinsiyet Eşitliği Enstitüsü (European Institute for Gender Equality, EIGE)’nün verilerinden yararlanılarak; elde edilen veriler doğrultusunda, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında kullanılan endekslerin değerlendirmeleri yapılmıştır
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) Madde 9 Kapsamında Kadınların Vatandaşlık Haklarına Eşit Erişimi
Siyahi Feminenliğin Söylemsel Yeniden İnşası: Feminist Eleştirel Söylem Analizi Perspektifinden Venüs
One of the striking plays by a black female writer, Suzan-Lori Parks, Venus is analyzed through Feminist Critical Discourse Analysis (FCDA) in this study. Inspired by a brutal historical reality, Parks (re)positions black women in the patriarchal and racist system. Her black woman, Venus, is objectified through her body, while she also struggles to be the subject of her own inner world. Focusing on the playwright’s discourse, this study sheds light on the complex relationship between discourse and gender through FCDA. Its main concern is that gender is discursively constructed based on ideological and political factors. It claims that discourse justifies and perpetuates gender-based discrimination, resulting in strengthening the patriarchal system at a linguistic level. Based on FCDA’s principles, this study infuses that Parks’s discourse of positioning the black female body as an object of male domination is constructed to reflect power relations, which systematically oppress black women. Relatedly, this study suggests that Parks’s discourse in Venus illuminates the pervasive nature of the objectification and exploitation of the black female body and dismantles historical and societal realities through the systemic oppression and marginalization that black women have faced. By exposing these deep-rooted power imbalances based on white hegemony and patriarchy, Parks’s discourse challenges the longstanding societal norms that have subjugated black women for centuries.Bu çalışma, siyahi kadın yazar Suzan-Lori Park’ın çarpıcı oyunlarından biri olan Venüs’ü Feminist Eleştirel Söylem Analizi (FESA) ile incelemektedir. Parks, tarihsel bir gerçeklikten esinlenerek yazdığı oyununda siyahi kadını, ataerkil ve ırkçı düzende yeniden konumlandırır. Siyahi kadını, Venüs bir yandan bedeni üzerinden nesneleştirilirken, diğer yandan kendi iç dünyasının öznesi olarak çabalar. Yazarın söylemine odaklanan bu çalışmada, FESA aracılığı ile söylem ve cinsiyet arasındaki karmaşık ilişki ağına ışık tutulmaktadır. FESA’nın temel savı, cinsiyetin söylemsel olarak kurgulandığı ve bu kurgunun temelinde ideolojik ve politik unsurların yer aldığıdır. Söylemin cinsiyete dayalı ayrımcılığı meşrulaştırdığını ve devam ettirdiğini ve böylece ataerkil yapının dilsel düzlemde de güçlendirildiğini iddia eder. FESA’nın ilkelerinden yola çıkan bu çalışma, Parks’ın siyahi kadın bedenini eril tahakkümün bir nesnesi olarak konumlandıran söyleminin, siyahi kadını sistematik olarak ezen güç ilişkilerini yansıtacak şekilde kurgulandığını ileri sürmektedir. Dolayısıyla bu çalışma, Parks’ın Venüs’teki söyleminin, siyah kadın bedeninin nesneleştirilmesinin ve sömürülmesinin yaygın doğasını aydınlattığını ve tarihsel ve toplumsal gerçekleri, siyahi kadınların maruz kaldıkları sistematik baskı ve ötekileştirme yoluyla ortaya çıkardığını iddia etmektedir. Parks’ın söylemi, hem beyaz hegemonyasına hem de ataerkilliğe dayanan bu köklü güç dengesizliklerini açığa çıkararak, yüzyıllardır siyahi kadınları boyun-duruk altına alan uzun süredir devam ettirilmiş toplumsal normlara meydan okumaktadır
Akademide Kadın Çalışmalarının Kurumsallaşma Serüveni: Araştırma Merkezleri, Akademik Dergiler ve Lisansüstü Programlar Üzerinden Bir Değerlendirme
The process that started with the “Women\u27s Problems Application and Research Center” established in 1989 at Istanbul University, which is considered as the milestone of the institutionalization of women\u27s studies in Turkey, is one of the first manifestations of an academic positioning that has become quite widespread today. A number of international and local dynamics played an important role in calling for and encouraging the institutionalization of academic feminism in Turkey. Institutionalization practices led by women\u27s studies centers in universities are primarily seen in the opening of graduate programs that include interdisciplinary departments based on women\u27s studies and the establishment of peer-reviewed academic journals whose publishers are mostly universities and women\u27s studies centers. Academic feminism, which is realized through these practices, has undergone change and transformation in the context of different variables from past to present. This study is based on the question “what are the factors, dynamics and components that play a role in the institutionalization of women\u27s studies in academia?”. Accordingly, the subject of this study is the dynamics that enable the institutionalization of women\u27s studies in academia and the current position of these dynamics. The aim of the study is to discuss the impact of women\u27s studies centers, graduate programs and academic journals, which are considered to be a strong basis for the institutionalization of women\u27s studies in universities, which started to be effective in Turkish academia especially after the 1990s and which constitute the academic interest of many academics today, with the conjunctural structures of the historical process. Although there are studies on the institutionalization of academic feminism and women\u27s studies in the literature, these studies have mostly analyzed institutionalization experiences by limiting them to research centers. Türkiye’de kadın çalışmalarının kurumsallaşma serüveninin miladı olarak kabul gören ve 1989 yılında İstanbul Üniversitesi bünyesinde kurulan “Kadın Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi” ile başlayan süreç, günümüzde oldukça yaygınlaşmış olan bir akademik konumlanmanın ilk tezahürlerinden biridir. Türkiye’de akademik feminizmin kurumsallaşmasına çağrıda bulunan ve teşvik eden birtakım uluslararası ve yerel dinamikler önemli rol oynamıştır. Üniversitelerde kadın çalışmaları merkezlerinin öncülüğünde kurumsallaşma pratikleri, öncelikle kadın çalışmaları eksenli disiplinlerarası anabilim dallarını içeren lisansüstü programların açılması, buna paralel yayımcılarının çoğunlukla üniversiteler ve kadın çalışmaları merkezlerinin olduğu hakemli akademik dergilerin kurulması olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu pratikler aracılığıyla vuku bulan akademik feminizm, geçmişten bugüne farklı değişkenler bağlamında değişim ve dönüşüme uğramıştır. Bu çalışma, “akademide kadın çalışmalarının kurumsallaşmasında rol oynayan etkenler, dinamikler ve bileşenler nelerdir?” sorusunda hareketle yola çıkmıştır. Buna göre bu çalışmanın konusu, akademide kadın çalışmalarının kurumsallaşmasını sağlayan dinamikler ve bu dinamiklerin günümüzdeki konumlarıdır. Çalışmanın amacı, Türkiye akademisinde özellikle 1990’lı yıllardan sonra etkili olmaya başlayan ve günümüzde birçok akademisyenin akademik ilgi alanını oluşturan kadın çalışmalarının, üniversitelerde kurumsallaşmasına güçlü bir dayanak oluşturduğu düşünülen kadın çalışmaları merkezleri, lisansüstü programlar ve akademik dergilerin etkisini tarihsel sürecin konjonktürel yapılarıyla tartışmaktır. Literatürde akademik feminizm ve kadın çalışmalarının kurumsallaşması eksenli çalışmalar olmakla birlikte bu çalışmalar kurumsallaşma deneyimlerini çoğunlukla araştırma merkezleri üzerinden sınırlandırarak analiz etmişlerdir. 
Endonezya\u27da Kentli Kadınları Güçlendirmek: Anne, Ekonomik ve Sivil Katılımda Sosyal Medyanın Rolü
The rapid advancement of digital technology, particularly social media, has transformed the socio-economic landscape for urban women in Indonesia. This study examines the role of social media in maternal, economic, and civic empowerment, focusing on platforms such as Instagram, Facebook, WhatsApp, and YouTube. Through a qualitative descriptive approach, indepth interviews with women in Jakarta and surrounding areas reveal how social media fosters self-awareness, entrepreneurship, and community engagement. The findings indicate that social media facilitates access to critical information on parenting, health, and financial management, enhances women\u27s participation in digital entrepreneurship, and strengthens their engagement in civic advocacy and activism. However, the study also highlights challenges, including misinformation, cyber harassment, and algorithmic biases, which can limit the full realization of digital empowerment. The research contributes to theoretical discussions on digital inclusion and gender media serves as both an enabler and a constraint in women\u27s self-empowerment journeys. It underscores the importance of digital literacy, policy interventions, and platform accountability to ensure equitable and safe digital participation for women. The study calls for targeted government and private sector initiatives to enhance online safety, support women-led businesses, and promote digital education. By addressing these issues, social media can continue to be a transformative force for gender equity and women\u27s empowerment in Indonesia.Dijital teknolojinin, özellikle sosyal medyanın hızlı gelişimi, Endonezya’daki kentli kadınların sosyo-ekonomik yapısını dönüştürmüştür. Bu çalışma, Instagram, Facebook, WhatsApp ve YouTube gibi platformlara odaklanarak sosyal medyanın annelik, ekonomik ve sivil katılım açısından kadınları nasıl güçlendirdiğini incelemektedir. Nitel tanımlayıcı bir yaklaşım kullanılarak yapılan derinlemesine görüşmeler, sosyal medyanın kadınlara öz-farkındalık, girişimcilik ve toplumsal katılım konularında nasıl destek sağladığını ortaya koymaktadır. Bulgular, sosyal medyanın kadınlara ebeveynlik, sağlık ve finansal yönetim konularında kritik bilgilere erişim sağladığını, dijital girişimciliğe katılımlarını artırdığını ve sivil savunuculuk ve aktivizm alanlarında rol almalarını güçlendirdiğini göstermektedir. Ancak çalışma, bilgi kirliliği, siber taciz ve algoritmik önyargılar gibi zorlukların kadınların dijital güçlenme sürecini sınırlayabileceğini de vurgulamaktadır. Bu araştırma, dijital kapsayıcılık ve toplumsal cinsiyet güçlendirme üzerine kuramsal tartışmalara katkıda bulunarak sosyal medyanın kadınların kendilerini güçlendirme yolculuklarında hem bir araç hem de bir engel olduğunu göstermektedir. Çalışma, kadınların eşit ve güvenli dijital katılımını sağlamak için dijital okuryazarlık, politika müdahaleleri ve platform sorumluluğunun önemini vurgulamaktadır. Kadınların çevrimiçi güvenliğini artırmaya, kadın girişimlerini desteklemeye ve dijital eğitimi teşvik etmeye yönelik hükümet ve özel sektör girişimlerinin hayata geçirilmesi gerektiği çağrısında bulunmaktadır. Bu konular ele alındığında, sosyal medya toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlenmesi için dönüştürücü bir araç olmaya devam edebilir
OnlyFans Platformunda Kadınların Çevrimiçi Seks İşi: Baskı mı Güçlenme mi?
(Online) Sex work is a hot topic in feminist literature which is mainly studied with respect to two perspectives towards sex work: oppression and empowerment. This study aims to understand “How online sex work of women on OnlyFans can be interpreted and try to understand if OnlyFans can be explained through the perspectives of victimization and empowerment. For this purpose, this paper will provide a theoretical discussion about two main debates (oppression and empowerment) in the literature; be analyzed by taking OnlyFans as a case. Study results show that women\u27s online sex work experience cannot be explained purely by oppression or empowerment paradigms, instead coexistence of oppression or empowerment should be taken into account. Secondly, emphasizing only the oppression or empowerment paradigm underestimates women’s differences that directly affect women’s online sex work experiences. Thus, intersectional analyses that are taken into women’s age, race, and gender considerations are necessary in order to understand women’s OnlyFans experiences. Last but not least, women’s experiences of online sex work can change according to the motivation behind being a sex worker in OnlyFans.(Çevrimiçi) Seks işi, feminist literatürde genellikle iki perspektife dayalı olarak incelenen bir konudur: baskı ve güçlenme. Bu çalışma, "OnlyFans üzerindeki kadınların çevrimiçi seks işi nasıl yorumlanabilir ve OnlyFans\u27ın mağduriyet ve güçlenme perspektifleri aracılığıyla açıklanıp açıklanamayacağını anlamaya yöneliktir. Bu amaçla, bu makale, literatürdeki iki ana tartışma (baskı ve güçlenme) hakkında teorik bir tartışma sunacak ve bunu bir vaka olarak ele alarak analiz edecektir. Çalışma sonuçları, kadınların çevrimiçi seks işi deneyiminin sadece baskı veya güçlenme paradigmalarıyla açıklanamayacağını, bunun yerine baskı veya güçlenmenin bir arada var olduğunun göz önüne alınması gerektiğini göstermektedir. İkinci olarak, sadece baskı veya güçlenme paradigmasına vurgu yapmak, kadınların çevrimiçi seks işi deneyimlerini doğrudan etkileyen kadınların farklılıklarını küçümsemektedir. Bu nedenle, kadınların OnlyFans deneyimlerini anlamak için kadınların yaş, ırk ve cinsiyet gibi demografik değişkenleri içeren kesişimsel analizlere ihtiyaç vardır. Son olarak, kadınların çevrimiçi seks işi deneyimleri kadınların bu işi hangi motivasyonun ile yaptıklarına bağlı olarak değişkenlik göstermektedir
İngiliz Seyahatnameleri ve Osmanlı Arşiv Kaynakları Işığında Geç Dönem Osmanlı Anadolu’sunda Konar-Göçer Kadın
It is a fact that representation of no-madic women in the Ottoman historiog-raphy is quite insufficient and left un-touched. Although there are anthropolog-ical and sociological studies on nomadic women, Ottoman historiography’s defi-ciency on this topic is due to many multi-faceted reasons. In this study, a signifi-cant and modest contribution will be made to the literature within the frame-work of some rarely found information regarding the nomadic women’s repre-sentation. Although Ottoman archival sources can provide limited data, some archival documents show important insights on the issue. Also, some data on the versality of nomadic women’s repre-sentation will be shared in the light of the writings of British male travelers’ direct observations despite their orientalist and modernist prejudices on the social life in late Ottoman Anatolia. Based on these accounts and some Ottoman archival records in the last period of the empire, the diversity and versatility of the politi-cal and social status of nomadic women in their own public sphere will be dis-cussed. Within the framework of the cri-tique and analysis of these data, this study, away from over-generalizations, aims to contribute to the other studies on the role of the nomadic women.Konar-göçer kadınlar ile ilgili antropolojik ve sosyolojik çalışmaların varlığı söz konusu olsa da Osmanlı tarihi çalışmalarında aynı derecede zengin bir literatür yoktur. Bu çalışmada tarih yazımında geri planda kalmış olan konar-göçer kadın temsiliyetleri ile ilgili bazı ender bilgiler çerçevesinde literatüre mütevazı fakat önemli bir katkı sunulmuştur. Osmanlı arşivi kaynakları, konar-göçer kadın temsiliyeti ile ilgili araştırmacılara sınırlı bir veri sunabilmesine rağmen, ender de olsa bazı arşiv belgeleri konumuzu aydınlatıcı ve yön gösterici olmuştur. Ayrıca, oryantalist ve modernist önyargılarına rağmen, doğrudan gözlemler olması açısından, önemli kaynaklardan biri olan İngiliz erkek seyyahların Anadolu coğrafyasında sosyal yaşama dair sundukları veriler ışığında da konar-göçer kadın temsiliyetinin çok yönlülüğü ile ilgili bazı veriler paylaşılmıştır. İmparatorluğun son dönemlerine ait bu seyahatnameler ve yine bu döneme ait bazı Osmanlı arşiv kayıtları çerçevesinde konar-göçer topluluklarda kadının aşiret içerisindeki idari ve sosyal statülerinin çeşitliliğine ve çok yönlülüğüne değinilmiştir. Bu verilerin kritiği ve analizi çerçevesinde genellemeden kaçınarak konar-göçer kadınlar ile ilgili yapılacak sonraki çalışmalara katkı sunulması amaçlanmaktadır
Kişisel ile Sosyal Arasında Suat Derviş Karakterleri: Karanlıktan Hiçliğe Cinsiyetli Bedenler, Bedenleşmiş Duygular
In the context of the fact that canonical literary works are predominantly formed within Western literature and that even the critiques are mainly coming from Western feminists, this paper primarily explores the potentials of canonization in Turkish literature. The study examines Suat Derviş\u27s works, drawing parallels between Derviş\u27s name, personality, and struggle, and how characters from Kara Kitap to Hiç are portrayed in terms of their class, social, and gender backgrounds. The article discusses the relationships between Derviş\u27s characters and the embodiment of their bodies by questioning the possibility of canonization of feminist literature and women\u27s narratives within Suat Derviş\u27s literature.Kanon edebiyat eserlerini Batı ede¬biyatının oluşturduğu, buna yönelik eleştirilerin dahi çoğunlukla Batılı feministlerden geldiği gerçekliği çerçevesinde, bu metinde öncelikle Türkiye\u27de yazının kanonlaşma potansiyelleri soruşturulmaktadır. Çalışma, Suat Derviş eserlerini, Derviş\u27in ismi, kişiliği ve mücadelesiyle paralellikler kurarak, Kara Kitap\u27tan Hiç\u27e karakterlerin sınıfsal, toplumsal, cinsiyete dayalı yönleriyle nasıl resmedildiğini irdelemektedir. Derviş\u27in karakterlerinin birbirleriyle ilişkileri ve bedenlerinin cisimleşmelerini tartışan makale, feminist edebiyatla kadın anlatılarının ve Suat Derviş edebiyatının kanonlaşma olanağını sorgulamaktadır
“Damızlık Kızın Öyküsü” Dizisinin Mekânlarında Kadın Temsiliyetleri
The series ‘The Handmaid\u27s Tale’ refers to the power relations between the body and social structure, demonstrating the relation-ship of domination in which both societal norms and power dynamics shape an individu-al\u27s body. Therefore, representations within the show\u27s setting play a significant role in how individuals\u27 bodies are perceived and utilized, concerning factors such as gender, class, race, and others. The research aims to examine the representations of women in fictional interior spaces of a digital media series which will contribute to many disciplines, gender studies, cinematography, and interior architecture.
The research focuses on the Waterford House from the first season of ‘The Handmaid\u27s Tale’ as a means of cinematic spatial analysis. The analysis of the set design, spatial elements, arrangements, actions, symbolic meanings, the reflection of social norms in the framing, and the theoretical backgrounds of the characters all incorporate cinematographic language. The study\u27s goal is to examine the meanings at-tached to cinematic space to revitalize varied norms of women\u27s representations and norma-tive stereotypes of the community.
The results of this study\u27s spatial analysis will shed light on both the representation of gender roles depicted within the fictional culture, time, and location of the series and contribute to future studies on gender and space, considering the prevailing norms of today and beyond. By emphasizing the limita-tions faced by women in social life, it is hoped that it would contribute to raising awareness of women\u27s rights and gender inequality in society.Damızlık Kızın Öyküsü’ dizisi, beden ile sosyal yapı arasındaki güç ilişkilerine atıfta bulunarak, toplumsal normların ve güç dinamiklerinin bireyin bedenini şekillendirdiği bir tahakküm ilişkisini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, dizi mekânındaki temsiller, bireylerin bedenlerinin cinsiyet, sınıf, ırk gibi faktörlere bağlı olarak nasıl algılandığı ve kullanıldığı konusunda önemli bir rol oynamaktadır. Bu araştırma, dijital medya dizisinin kurgusal iç mekânlarında kadın temsillerini inceleyerek, cinsiyet çalışmaları, sinematografi ve iç mimarlık gibi birçok disipline katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
Araştırma, ‘Damızlık Kızın Öyküsü’ dizisinin ilk sezonunda yer alan Waterford Evi’ni sinematik mekânsal analiz aracı olarak odak noktası haline getirmektedir. Set tasarımı, mekânsal unsurları ve düzenlemeleri, mekânda gerçekleştirilen eylemler, sembolik anlamlar, toplumsal normatif kalıpların kadraja yansıması ve karakterlerin teorik arka planları sinematik veriler varlığında incelenmiştir. Makalenin amacı, sinematik mekâna ilişkin anlamları derinleştirerek, kadın temsillerinin farklı normlarını gözlemlemek ve toplumun normatif kalıplarına ilişkin stereotipleri vurgulamaktır.
Bu çalışmanın mekânsal analizinin sonuçları, dizinin kurgulanan kültürü, zamanı ve mekânında tasvir edilen cinsiyet rollerinin temsilinin ifade edilmesinin yanında günümüzdeki ve gelecekteki toplumsal cinsiyet ve mekân çalışmalarına ışık tutacaktır. Ayrıca, kadınların sosyal hayatta karşılaştığı kısıtlamaları vurgulayarak kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği konusunda farkındalık yaratılmasına katkıda bulunması umulmaktadır
Lea\u27nın Kızı Dinah: Oktateukhos El Yazmalarında Yaratılış 34\u27ün Bilinmeyen Varyasyonları
Genesis 34, an obscure narrative in the Torah, tells the story of Dinah, the daughter of Jacob and Leah. The biblical story unfolds as Dinah goes out to see the local girls, a seemingly innocent act, and her life is thrown into darkness when Shechem, the prince of the land, harasses her. The following chain of events involves Dinah\u27s brothers, Simeon and Levi, and their cunning deception of Shechem and his clan, revenge, and confrontation with their father, Jacob.
This study examines the complex layers of Genesis 34, exploring its disconnection from the broader Genesis narrative and the absence of moral clarity or divine presence in the text. The narrative raises unanswered questions about Dinah\u27s fate, the consequences of vengeance on Shechem, and God\u27s silence throughout the events. Including this story in Bible has puzzled early commentators, prompting them to reflect on the moral lesson and overall message intended to be drawn from it.
The article has two parts. The first part analyses the sources from the period between 1000 and 1300 CE that mentions the story of Dinah and gives an idea about the interpretations and reflections of this episode in the Bible at that time. In the second part, the study analyses the illustrations of Dinah in the Middle Byzantine Octateuch manuscripts, shedding light on the visual interpretations and representations of the story in the context of medieval art.
As the study progresses, it attempts to unravel the mystery surrounding Dinah\u27s story, exploring its significance, moral implications and potential cultural or historical implications. The juxtaposition of textual and visual analyses adds depth to the exploration of this biblical narrative and invites readers to reflect on the ongo-ing enigma of Genesis 34 and its complex lessons.Lea\u27nın Kızı Dinah: Oktateukhos El Yazmalarında Yaratılış 34\u27ün Bilinmeyen Varyasyonları Tevrat\u27ta anlaşılması güç bir anlatı olan Yaratılış 34, Yakup ve Lea\u27nın kızı Dinah\u27ın hikâyesini anlatır. Kutsal Kitap’ta geçen hikâye Dinah\u27ın görünüşte masum bir hareket gibi görünen yerel kızları görmek için dışarı çıkması ve devamında ülkenin prensi Shechem\u27in onu taciz etmesiyle hayatının karanlığa dönüşmesiyle gelişir. Bunu izleyen olaylar zinciri, Dinah\u27ı kardeşleri Simeon ve Levi’nin Shechem ve halkını kurnazca aldatmalarını, intikamlarını ve babaları Yakup\u27la yüzleşmelerini içerir.
Bu çalışma, Yaratılış 34\u27ün karmaşık katmanlarını inceleyerek, daha geniş Yaratılış anlatısından kopukluğunu ve metinde ahlaki netlik veya ilahi varlığın yokluğunu araştırmaktadır. Anlatı, Dinah\u27ın kaderi, Şekem\u27den alınan intikamın sonuçları ve olaylar boyunca Tanrı\u27nın sessizliği hakkında cevaplanmamış sorular ortaya çıkarmaktadır. Bu hikâyenin Kutsal Yazılar\u27da yer alması eski yorumcuların kafasını karıştırmış, onları bu hikâyeden çıkarılması amaçlanan ahlaki ders ve genel mesaj üzerinde düşünmeye itmiştir.
Makale iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, MS 1000 ve 1300 yılları arasında Dinah\u27ın öyküsünden bahseden dönem kaynakları incelenerek, o dönemde Kutsal Kitap\u27taki bu bölümün yorumları ve yansımaları hakkında fikir verilmektedir. İkinci bölümde ise çalışma, Orta Bizans Oktateukhos el yazmalarındaki Dinah resimleri analiz ederek, Orta Çağ sanatı bağlamında hikâyenin görsel yorumlarına ve temsillerine ışık tutmaktadır.
Çalışma ilerledikçe, Dinah\u27nın hikayesini çevreleyen gizemi çözmeye çalışmakta, önemini, ahlaki çıkarımlarını ve potansiyel kültürel veya tarihsel etkilerini araştırmaktadır. Metinsel ve görsel analizlerin yan yana getirilmesi, bu Kutsal Kitap anlatısının araştırılmasına derinlik katmakta ve okuyucuları Yaratılış 34\u27ün süregelen muamması ve içerdiği zor dersler üzerinde düşünmeye davet etmektedir