Eastern Mediterranean University Open Journal Systems (OJS)
Not a member yet
216 research outputs found
Sort by
Bir Okuma Etkinliği: Clarissa Pinkola Estes ve Kurtlarla Koşan Kadınlar
Şubat 2016\u27dan beri İstanbul\u27da Amerikalı şair ve psikanalist Dr. Clarissa Pinkola Estes\u27in Kurtlarla Koşan Kadınlar: Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler kitabından okumalar düzenliyorum. Yazarın yazmaya 1971 yılında başlayıp yirmi yılı aşan bir sürede bitirdiği bu kitap, onsekiz dile çevrilmiş. 2017 yılında itibarıyla Türkçe’de de 21 baskı yapmış bulunuyor. New York Times\u27ın en iyi satanlar listesinde 145 hafta boyunca yer alan Kurtlarla Koşan Kadınlar, kadınların içsel yaşamı konusunda bir klasik olarak değerlendiriliyor. Doğayla bağını koparmamış bir kadınlık tahayyülü barındıran kitap, kendi bedensel, döngüsel ve cinsel gerçekliği ile barışık, bu gerçekliğin içinden yaşama katılan, söz alan ve eyleme geçen bir kadına geri dönüşü öneriyor.Şubat 2016\u27dan beri İstanbul\u27da Amerikalı şair ve psikanalist Dr. Clarissa Pinkola Estes\u27in Kurtlarla Koşan Kadınlar: Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler kitabından okumalar düzenliyorum. Yazarın yazmaya 1971 yılında başlayıp yirmi yılı aşan bir sürede bitirdiği bu kitap, onsekiz dile çevrilmiş. 2017 yılında itibarıyla Türkçe’de de 21 baskı yapmış bulunuyor. New York Times\u27ın en iyi satanlar listesinde 145 hafta boyunca yer alan Kurtlarla Koşan Kadınlar, kadınların içsel yaşamı konusunda bir klasik olarak değerlendiriliyor. Doğayla bağını koparmamış bir kadınlık tahayyülü barındıran kitap, kendi bedensel, döngüsel ve cinsel gerçekliği ile barışık, bu gerçekliğin içinden yaşama katılan, söz alan ve eyleme geçen bir kadına geri dönüşü öneriyor
Kentler Toplumsal Cinsiyetsiz Değildir: Türkiye’de Kentsel Mekânın Üretiminin Feminist Bir Eleştirisi
Contemporary cities and their socio-spatial structures are premised on the separation of home and work, the segregation of public and private space, and the gendered divisions of labour, they are designed in ways that thus feminist scholars argue that it help to sustain gender inequalities to the disadvantage of women. Feminist geographical research mainly examines the spatial constrains women face in their daily activities and the resulting difficulties in accessing parts of the city. In the relevant literature, these man-made environments are argued to be planned primarily by men from a male perspective and through the intrinsic nature of neo-liberal urban policies. This study aims to contribute a critical feminist analysis and a methodological approach to the debates on gendered spaces of cities, focusing on the Turkish context. In the present study, first, we explore the global and local spatial processes of male-dominated environment. And then, through critical discourse analysis, we examine the ways Turkey’s cities are shaped by gendered assumptions in the design and management of the built environment. The findings of the analysis indicate that neoliberal transformation and its urban policies not only play important roles in the production of gendered urban spaces, but also they legitimize gender inequalities in using or accessing urban spaces of individuals.Feministlerin öne sürdüğü gibi; çağdaş kentler ve onların sosyo-mekânsal yapıları, sanayi sonrası toplumlarda ev ve iş, kamusal ve özel mekânın ayrışmasını takiben üretim ve yeniden üretim sorumluluklarının toplumsal cinsiyete göre bölünmüş olmasından ötürü toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini (kadınların aleyhine olacak şekilde) sürdürülmesinde ve yeniden üretiminde önemli bir yere sahiptir. Feminist coğrafya araştırmaları kadınların günlük yaşamlarında karşılaştıkları mekânsal kısıtları ve kentin bölgelerine erişim zorluklarını araştırmaktadır. İlgili alanyazında, çevrenin erkek bakış açısıyla ve neoliberal kent politikalarının kendine özgü doğası vasıtasıyla bizatihi erkekler tarafından planlanmakta olduğunu öne sürülmektedir. Bu çalışma, Türkiye özelinde, kentlerin cinsiyetlenmiş mekânları hakkındaki tartışmalara eleştirel feminist analizle katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Çalışmada erkek egemen çevrenin küresel ve yereldeki mekânsal süreçleri incelenerek cinsiyetci bakış açısının inşa edilmiş çevrenin tasarımında ve yönetiminde Türkiye kentlerini biçimlendirme tarzı eleştirel söylem analiziyle ele alınmaktadır. Analiz bulguları neoliberal dönüşüm ve buna bağlı kentsel politikaların cinsiyetlenmiş kentsel mekânın üretiminde önemli bir rol üstlendiği ve ayrıca bireylerin kentsel alanlara kullanım ve erişimindeki cinsiyet eşitsizliklerini meşrulaştırdığına işaret etmektedir
Kadın Sünneti bir Hayatı Nasıl Yok Eder: Hazzın Sırrına Sahip Olmak’ta Tashi’nin Hikâyesi
Female Genital Mutilation (FGM) is clearly one of the cruelest examples of violating women’s human rights. It is generally performed under primitive conditions and may result in death, and even the lucky ones who can survive have to face its disastrous consequences both in their social and sexual life. Its main aim is to prevent a woman having a sexual satisfaction by removing clitoris, which would avoid sexual intercourse before marriage or avoid adultery, and to enable men have more pleasure out of sexual intercourse by making the vagina tighter. In Possessing the Secret of Joy, we read Tashi’s story; she has sex with her boyfriend and experiences orgasm before getting married although in her society it is strictly forbidden. Then, she decides to get mutilated as a reaction to the colonial forces. However, she cannot reach sexual and mental satisfaction she had before, and, in the end, she decides to kill the woman who mutilated a lot of girls and Tashi herself. The novel gives the reader an insight into the suffering of mutilated women while telling the reader how and why it is still practiced. The aim of this paper is to show in which ways women are forced to perform FGM and how their lives are devastated after the procedure via studying Walker’s protagonist Tashi’s life. The theoretical framework of the study will be drawn from Simone de Beauvoir’s The Second Sex, an outstanding book in the history of feminist theory as it is often thought to be the starting point of second-wave feminism. In this paper de Beauvoir’s views on the role of traditions, taboos, and religions in women’s oppression, women’s longing for social acceptance, chastity and women’s dilemma while trying to conform to society’s expectations from her and how these views are ...Açıktır ki Kadın sünneti kadınlara yönelik insan hakları ihlallerinden en ağır olanlarından bir tanesidir. Kadın sünneti genellikle ilkel koşullarda yapılır ve ölümle sonuçlanabilir. Ölümle sonuçlanmayanlarında da kadın hem sosyal hem cinsel hayatında bu uygulamanın korkunç sonuçlarıyla karşılaşır. Bu geleneğin ana amacı klitorisi keserek kadını cinsel hazdan tamamen mahrum bırakmak ve bu şekilde eşini aldatmasını veya evlilik öncesi cinsel birleşmeyi engellemek ve vajinayı daraltarak erkeğe daha fazla haz imkânı vermektir. Possessing the Secret of Joy (Hazzın Sırrına Sahip Olmak) adlı romanda Tashi’nin hikâyesini okuruz; yaşadığı toplumda evlenmeden önce cinsel birliktelik kesinlikle yasak olduğu halde erkek arkadaşıyla beraber olur ve orgazmı deneyimler. Daha sonra ise sömürgeci güçlere bir tepki vermek amacıyla sünnet olur. Fakat daha önce elde ettiği zihinsel ve cinsel doyuma bir daha asla ulaşamaz ve romanın sonunda onu ve daha birçok küçük kızı sünnet eden kadını öldürmeye karar verir. Roman, kadın sünnetinin nasıl ve neden hala uygulandığını anlatırken sünnet olan kadınların çektiği acıyı ortaya koyar. Bu makalenin amacı kadınların kadın sünnetine nasıl zorlandığı ve sünnet sonrası hayatlarının nasıl yerle bir olduğunu Walker’ın ana karakteri Tashi’nin hayatı vasıtasıyla anlatmaktır. Çalışmanın teorik çerçevesi Simone de Beauvoir’ın feminist teori tarihinde önemli bir yer tutan ve ikinci dalga feminizmin başlangıç noktası kabul edilen kitabı The Second Sex (İkinci Cins) çerçevesinde çizilecektir. Bu makalede de Beauvoir’ın kadına baskıda geleneklerin, tabuların ve dinlerin rolü, kadınların sosyal kabul beklentisi, namus anlayışı ve toplumun beklentilerini karşılamaya çalışırken kadınların yaşadığı ikilem noktalarındaki fikirleri ve bu fikirlerin Walker’ın ana karakteri Tashi’nin hayatındaki yansımaları çalışılacaktır
Toplumsal Cinsiyet, Bakım Emeği ve Sosyal Refah Politikaları: Bakım Ödenekleri ya da Temel Gelir Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Katkıda Bulunur mu?
Gendered division of labour prescribing women’s domestic and care work and men’s labour market participation continues to be the cause of serious injustices affecting women and one of the determinants of women’s social and economic inequality in the world. Certain social welfare policies such as caretakers’ allowances can be interpreted as initiatives that aim to compensate the undervalued and non-income generating care work predominantly done by women. The article assesses such policies in the framework of feminist debates on gender, care and welfare and argues that as long as such policies assume that caring is women’s natural job, they will fall short of serving gender equality. Re-visiting the feminist discussions on Basic Income, the regular payment of a monthly income to all citizens/residents of the state on an unconditional and universal basis, the article will discuss Basic Income as an alternative policy proposal that is more favourable in terms of its potential for advancing gender equality by providing women with economic security, engendering the re-valuation of care and challenging the gendered division of labour. Although Basic Income is not a panacea to the multiple problems women are faced with, the very discussion of this proposal from a gender perspective is valuable for emphasizing the role of care in human relationships and men’s responsibility in equal role sharing.Ev içi ve ev dışı emeğin toplumsal cinsiyete göre dengesiz dağılımı bugün kadınların karşı karşıya kaldığı birçok adaletsizliğe ve cinsiyete dayalı toplumsal ve ekonomik eşitsizliğe yol açmaktadır. Kadınlara bakım faaliyetlerini yürütebilmeleri için verilen ödenekler gibi bazı sosyal politika girişimleri kadınların gelir getirmeksizin üstlendiği bakım emeğinin maddi ve manevi olarak karşılanması açısından olumlu girişimler olarak yorumlanabilir. Bu makalede, bu gibi tasarılar toplumsal cinsiyet, bakım emeği ve sosyal refah konularını toplumsal cinsiyet açısından ele alan literatür bağlamında değerlendirilmekte, bakımın kadının doğal rolü olduğu düşünüldüğü sürece bu gibi tasarıların toplumsal cinsiyet eşitliğine katkılarının yetersiz olacağı vurgulanmaktadır. Makalede, devletlerin vatandaşlarına koşulsuz olarak vereceği aylık ödenek olarak tanımlanan Temel Gelir sosyal politika tasarısı üzerine yapılan akademik tartışmalar özetlenecek ve Temel Gelirin kadınların ekonomik güvenlik seviyesini arttırmak, bakım emeğinin değerli kılınmasını sağlamak ve toplumsal cinsiyete dayalı emek dağılımını kadınların lehine dönüştürmek gibi toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik faydaları ele alınacaktır. Her ne kadar Temel Gelir, kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle yaşadıkları sorunların hepsine deva olabilecek nitelikte olmasa da, bu konunun toplumsal cinsiyet ekseninden tartışılması gerek bakım emeğinin insan ilişkilerindeki önemini gerek de eşit rol dağılımının gerçekleşmesinde erkeklerin sorumluluğunu göstermesi açısından son derece önemlidir
Kuzey Kıbrıs’ta Kadının İşgücüne Düşük Katılımının Çıktı Maliyetinin Tahminlenmesi
The relationship between gender inequality and economic growth has become one of the most interesting and debated issues both in the academic literature and the policy arena. The aim of this study is to investigate how gender inequalities in the labour force participation (LFP) in North Cyprus undermine the per capita output of the country. Thus, the study is designed to estimate the simulation of a possible increase in per capita GDP based on 2011 data generated by the catch up of north female labour force participation rates to the south for the year 2011. Different age categories for female labour force are considered for the measurement. The age categories distributed within the working age population including female labour force population between the ages 15 and over. The age categories are divided into 5 groups as including the female participants between the age from 15 to 24, 25 to 34, 35 to 44, 45 to 54, and 55 and over. Data used is obtained from the State Planning Organization (SPO) of North Cyprus government for North Cyprus and from the World Bank database for South Cyprus. The North Cyprus labour force participation rates are adjusted to the south as suggested by Bryant et. al. (2004). Parallel to the previous literature, it is found that female labour force participation (FLFP) rate has a positive impact on GDP in North Cyprus. There would have been a 4% higher per capita GDP with the catch up of north to south FLFP rate which might be a substantial contribution towards decreasing the income gap between north and south.Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki, hem akademik literatürde hem de siyasi alandaki en ilgi çekici ve tartışmalı konulardan biridir. Bu çalışmanın temel amacı, Kuzey Kıbrıs’ta işgücüne katılmadaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ülke ekonomisinin büyümesini ne derecede engellediğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda, çalışma 2011 yılında Kuzey Kıbrıs’taki kadın işgücüne katılım oranının Güney Kıbrıs’taki kadın işgücüne katılım oranını yakalaması durumunda kişi başına düşen gayri safi yurtiçi hasılada meydana gelebilecek potansiyel artışı ölçebilecek şekilde düzenlenmiştir. Ölçümler için farklı yaş grupları göz önünde bulundurulmuştur. Yaş grupları, 15 ve üzeri yaşta çalışabilir nüfus içerisindeki kadın işgücünden oluşmaktadır. Yaş grupları 10 yıllık yaş aralıkllarıyla 5 kategoriye ayrılmıştır. Kuzey Kıbrıs için kullanılan veriler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devlet Planlama Örgütü’nden, Güney Kıbrıs içinse Dünya Bankası veri tabanından elde edilmiştir. Kuzey Kıbrıs kadın işgücü katılımı Güney Kıbrıs kadın işgücü katılımına göre Bryant vd. (2004) önerisi doğrultusunda düzenlenmiştir. Önceki çalışmalara paralel olarak, kadın işgücü katılımının Kuzey Kıbrıs’ın GSYİH’sı üzerinde pozitif etkisi olduğu ortaya konmuştur. Yapılan çalışma sonucunda, Kuzey Kıbrıs’taki kadın işgücüne katılım oranının Güney Kıbrıs’taki kadın işgücüne katılım oranını yakalaması durumunda kişi başına düşen GSYİH’nın ayni yıl için %4 oranında daha yüksek olabilme ihtimali olduğu ortaya çıkmıştır; ki bu da iki taraf arasındaki kişi başına düşen GSYİH farkının kapanması bakımından önemlidir
Türkiye’de Ensest Konulu Akademik Makalelerde Anneyi Suçlama
Incest is sexual abuse of a child physically, verbally or visually by his/her mother, father, by a family member or a relative. According to the studies conducted on incest, the abusers are mainly male members of the family; nevertheless, it is a general tendency to blame mothers for the incest. There are also academic studies that blame mothers for the incest occurred in the family. The analysis of studies done in western countries which blame mothers for incest shows that mothers are accused of having a role in incest, or blamed for their personality, their failure of motherhood roles and, for their reaction to incest after the incest is revealed. Mother blaming is part of the patriarchal institution of motherhood’s ideology and practices. For this reason, in this article, having applied the feminist discourse analysis as a tool for revealing the unequal power relations, twenty-four academic articles about incest are analysed. The articles were published between the years 2001 and 2017 and accessed from EBSCO and Google Scholar databases. In Turkey, apart from two articles critical of the mother blaming, mothers are not the primary focus of the academic articles about incest. Some of the articles have the discourse of the mother blaming, however, mother blaming is included within the text generally by intertextuality, in other words, by the quotations from other studies which blame mothers in incest cases. The discourses of those articles are intertwined with the ideology and practices of the legal experts, physicians, academics and some other experts. Thus, the discourses of the articles are able to strengthen and reproduce the ideology and practices of patriarchal institution of motherhood or, on the contrary, are able to defend the opposition to mother blaming.Ensest, anne, baba, aile üyesi veya akraba tarafından çocuğun cinsel ya da cinselliği ima eden davranışlarla sözlü, sözsüz, görsel ya da fiziksel olarak istismar edilmesidir. Bu konuda yapılan çalışmalara göre ensestin failleri genellikle erkeklerdir, fakat ensest görülen ailelerde anneyi suçlamak yaygın bir eğilimdir. Bu eğilim akademik çalışmalarda da görülmektedir. Batı ülkelerinde ensest üzerine yapılan çalışmaların analizinde anneyi suçlamanın, annenin ensestteki rolü, annenin kişiliği, annenin rolleri ve ensest açığa çıkarken veya çıktıktan sonra annenin tepkisi konularında yoğunlaştığı belirtilmektedir. Anneyi suçlama ataerkil annelik anlayışının, kurumun ideoloji ve pratiklerinin bir parçasıdır. Bu nedenle makalede, feminist eleştirel söylem analizinin eşitsiz güç ilişkilerini ifşa etmek için araç olmasından yararlanarak, EBSCO ve Google Scholar veri tabanlarından erişilebilen, 2001 ve 2017 yılları arasında yayımlanmış ensesti konu edinen yirmi dört akademik metinde ataerkil annelik kavrayışına ve ideolojisine içkin anneyi suçlamanın yer alıp almadığı araştırılmıştır.
Türkiye’de, ensest üzerine yazılan makalelerde anneyi suçlamaya eleştirel yaklaşan iki makale dışında anne çalışma konusu edilmez. Analiz edilen makalelerin bir kısmı, anneyi suçlamayı söylemlerinde içermektedir. Anneyi suçlama söylemi genellikle metinlerarasılıkla, diğer bir deyişle anneyi suçlayan çalışmalara referans verilmesiyle bu metinlere dahil edilmiştir. Makalelerin söylemleri tıbbi, adli kurumlarla, üniversitelerle ve bu kurumlarda çalışan uzmanların pratikleri ve ideolojileri ile etkileşim içindedir. Bağlı olarak makalelerin söylemi mevcut ataerkil annelik ideoloji ve pratiklerini yeniden üretip güçlendirebilir ya da aksine anneyi suçlamaya karşı itirazı destekleyebilir
Kapıları Birbirine Eklemlemek: Bir Özgürleşme Mekânı Olarak Harem
The article offers an analysis of Nil Yalter’s video The Harem through a feminist perspective. Nil Yalter was an artist active in the social activism of the 1960’s and one of the first artists to reflect the social changes of these movements in her artistic practice. The Harem, an example of post-constructivist feminist art, is a work which deconstructs history and art history through the mediums of video and body art. Formed by multiple sequences and perspectives, this work is also one of the first examples of video art. In the Harem, Nil Yalter uses video to subvert masculinist art history and body art to debase the patriarchal viewpoint of history. The article presents a detailed account of each sequence through this perspective.Metinde, Nil Yalter’in Harem videosunun feminist bakış açısıyla bir analizi sunulmuştur. Nil Yalter, Paris’te, 1960’lı yıllardaki toplumsal hareketlerin içinde yer almış ve sonraki yıllarda bu hareketlerin etkisini sanatında yansıtan ilk sanatçılardan olmuştur. Postyapısalcı bir feminist sanat örneği olan Harem videosu Nil Yalter’in tarihi ve sanat tarihini video ve beden sanatı yoluyla yapıbozuma uğrattığı yapıtıdır. Birden çok sekans ve birden çok perspektifi içeren bu yapıt ilk video sanatı örneklerinden de biridir. Nil Yalter Harem’de, video sanatını eril sanat tarihini, beden sanatını ise bütün bir erkek egemen tarihi yıkmak için yeni bir araç olarak kullanır. Yazıda her sekansın bu bakış açısıyla ayrıntılı bir incelemesi sunulmuştur
Potansiyel Erkek Girişimcilerin Perspektifinden Kadın Girişimciliği
The study focuses on woman entrepreneurship is a type of entrepreneurship. Woman entrepreneurship is examined in the study as a consideration of female labor is approved by neo-liberal policies. The research question is to what extent gender stereotypes is affected on woman entrepreneurship in a field where is generated by neo-liberal discourse. The background of the research question involves a questioning is related to the social consent of woman entrepreneurship. The questioning is transferred into practice through the foci of potential man entrepreneurs who have education in universities. The university implies to a field which has heavily been influenced by neo-liberal policies and to an institution which takes an active role in expanding the entrepreneurial mission; male students as a shade of sex are preferred to discern the effect of the gender stereotypes regarding woman entrepreneurship. The aim/claim of the study is to display how potential man entrepreneurs respond to woman entrepreneurs if they do apply gender stereotypes or do use marketing discourse. In the study, in-depth knowledge is introduced related to the research question and objective and for this purposes, as an interpretive method, the technique of ZMET is selected. For the inquiry, a volunteer group is consisting of male students have graduated has been selected from a university in keeping with the model of the entrepreneurial university. By these students as adopted \u27potential man entrepreneurs\u27, using pictures selected for the purposes by the researchers were asked to make a collage depicting woman entrepreneurs. For analyzing, it is used the classification of Carter and Malow (2007: 14) in order to discover the dimensions are identified representing woman entrepreneurship by male students. After participants evaluate the images, which are placed on collage, researchers interpret the findings according to the classification. Based on the collages, ...Bu çalışmada kadın girişimciliği kadın emeğinin neoliberal politikalar bağlamında teşvik edilen karşılığı ile ele alınmaktadır. Çalışmanın araştırma sorusu kadın girişimciliğine bakışta toplumsal cinsiyet kalıplarının neoliberal söylemin üretildiği bir alanda ne derece etkili olduğudur. Araştırma sorusunun arka planında kadın girişimciliğinin toplumsal kabulüne ilişkin bir sorgulama yer almaktadır. Bu sorgulama, girişimcilik misyonunu üstlenen üniversitelerde girişimci olmaya aday erkek öğrencilerin bakış açısından hareketle somutlaştırılarak pratiğe dökülmektedir. Çalışmanın temel amacı/iddiası, neoliberal politikalar aracılığıyla dönüşmüş girişimci üniversite(ler)de verilen girişimcilik eğitimi temelinde, potansiyel girişimci adayı erkek öğrencilerin kadın girişimcileri değerlendirirken ne derece toplumsal cinsiyet kalıplarına başvurdukları ortaya koyabilmektir. Çalışmanın amacına ve araştırma sorusuna uygun olarak, derinlemesine bilgi edinmek esas alınmış ve bu amaçla yorumsamacı bir yöntem aracı olan ZMET tekniği seçilmiştir. Araştırmada, “girişimci üniversite” modeline uygun olarak girişimci bireyler yetiştiren bir üniversitede, mezun olma durumundaki erkek öğrencileri kapsayan gönüllü bir grup oluşturulmuştur. “Potansiyel erkek girişimciler” olarak kabul edilen bu öğrencilerden, araştırmacılar tarafından amacına uygun olarak seçilmiş resimleri kullanarak kadın girişimcileri tasvir eden kolajlar yapmaları istenmiştir. Araştırmanın analizi için erkek öğrencilerin kadın girişimciliğini hangi boyutlarda kavradıklarını görmek amacıyla Carter ve Malow’un yapmış olduğu sınıflandırmadan yararlanılmıştır. Bu sınıflandırmaya yerleştirilen yüzeysel metaforlardan hareketle Adem-Havva, taş, hayatta kalma, toprak ana, devlet baba, kontrol, gel-git/medcezir ve bağlantı derin metaforları belirlenmiştir. Katılımcıların kolajlara yerleştirdikleri imgeleri değerlendirmeleriyle belirlenen bu metaforların araştırmacılar tarafından yorumlanması sonucu, neoliberal söylemin piyasada konumlandırdığı kadın girişimci temsilinin olağan şekilde benimsendiği ve cinsiyet kalıplarına yapılan atıfların ataerkil toplumsal yapıyı koruyucu nitelikte olduğu görülmüştür. 
Yalçın Tosun Öykülerinde LGBTİ Kimliklerin İnşası
In his short stories, Yalçın Tosun opened the given gender roles to discussion by dealing with gender in many ways. The author focuses on normative phenomena related to the gender roles, femininity and masculinity, the mechanisms of social oppression and stereotypical thoughts in traditional patriarchial society. The purpose of this study is to elaborate the ways in which the elements of LGBTI identity are handled and the ways of gender constructed in Yalçın Tosun\u27s short stories. In this regard, four stories from the author\u27s books (Kıpırtılı Bir Yorgan, Madam Marini’nin Tamamlanmış Bir Resmi, Kucak Delisi, Siyah Külot) are analyzed with a focus on the reflections on LGBTI genderidentities. As a result, it is revealed that in Yalçın Tosun\u27s short stories, LGBTI sexual identities are handled outsideof discriminatory mechanisms and the concept of LGBTI identity is effectively represented, and that traditional roles of patriarchal femininity and masculinity are disrupted and reconstructed.Yalçın Tosun, öykülerinde, toplumsal cinsiyet kavramını birçok açıdan ele alarak verili toplumsal cinsiyet rollerini tartışmaya açmıştır. Yazar; geleneksel ataerkil kadınlık ve erkeklik rollerini, toplumsal baskı mekanizmalarını, basmakalıp düşünceleri öykülerinde işler. Bu çalışmanın amacı, Yalçın Tosun’un öykülerinde LGBTİ kimlik unsurlarının ele alınış biçimlerini ve inşa edilme yollarını analiz etmektir.. Bu hususta, yazarın kitaplarından seçilen ve LGBTİ cinsel kimliklere dair yansımalar içeren dört öyküye (Kıpırtılı Bir Yorgan, Madam Marini’nin Tamamlanmış Bir Resmi, Kucak Delisi, Siyah Külot) odaklanılmıştır. Bu çalışma sonucunda, Yalçın Tosun’un öykülerinde LGBTİ cinsel kimliklerin, ayrımcılık mekanizmalarından uzakta ele alındığı ve LGBTİ kimliklerinin etkin bir biçimde yansıtıldığı ve geleneksel ataerkil kadınlık ve erkeklik rollerinin yapı-bozuma uğratılarak yeniden inşa edilme olanaklarının ortaya koyulduğu görülmüştür
Cinsiyetli İkilemler: Şükran Moral’ın Üç Performansı
Since the 1960s when the feminist art movement emerged, feminist artists have been focusing on social, historical and cultural issues through the use of the body to produce their own artistic language. In this context, the body emerges as a tool of expression in and of itself. But is it possible to overcome the problem of being objectified as a sexualized female body when that body is positioned at the same time as the subject of feminist art practice? When using certain cliches in the effort to produce a language that transcends traditional gender roles, can the artist fall into a dilemma? This article takes this questiona as feminist paradox and tackles the art world as a cultural arena where artist and women identities intertwine, through a discussion of some performances by Şükran Moral, a performance artist known for her radical performances since the 1990s.Feminist sanat hareketinin başladığı 1960’tan bu yana feminist sanatçılar, bedeni merkeze alan sanat pratiklerinde toplumsal, tarihsel ve kültürel meselelere odaklanarak kendi sanat dillerini yaratmaktadır. Bu çerçevede beden başlı başına bir anlatım aracı olarak gündeme gelmektedir. Peki, feminist sanat üretimi içinde kendi bedenini bir özne olarak kurgularken cinselliği vurgulanan seyirlik bir nesne olmak konumundan kaçınmak mümkün müdür? Geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin ötesinde bir dil üretirken, aynı kalıpları eleştirirken dahi tekrar etmek, sanatçıları ikilemli bir duruma düşürür mü? Bu makalede bu sorular feminist ikilemler olarak ele alınmakta ve sanatçı kimliği ile kadın kimliğinin iç içe geçtiği bir kültürel alan olarak sanat dünyasında 1990’lardan bugüne radikal performanslar gerçekleştiren sanatç