Eastern Mediterranean University Open Journal Systems (OJS)
Not a member yet
    216 research outputs found

    Aile Temelli Modernleşme ve Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Üzerine Karşılaştırmalı Analiz: Türkiye ve Japonya Örneği

    No full text
    Turkey and Japan are among the lowest-ranked countries in various gender gap indexes despite their economic achievement. To understand the phenomena, this study explores a question how the experiences of Turkey and Japan converge and diverge in the early struggles for modernisation and a new gender order through an interpretive comparative historical analysis. This study shows that notwithstanding geographical distance, cultural variances and different courses of industrialisation, Turkey and Japan have a number of common historical backgrounds which makes a comparative study interesting. Both countries played a leading role in its region in terms of modernisation, industrialisation and women’s emancipation between the late 19th century and the early 20th century. Yet in both countries women were emancipated but unliberated; they gained civil rights but their empowerment was controlled judicially and ideologically. The two countries also share a socio-demographically similar experience of “semicompressed modernity” which made them opt for familialism as a welfare model today. This familialism is both part of their neoliberalisation programme of social policy and their self-Orientalist response to global capitalist economy. This study argues that it is questionable if familialism secures the family. It is also questionable if women’s labour force participation in flexible employment contributes gender equality. Apart from the similarities in state policies, Turkey’s experience diverts from that of Japan. One of the most significant variances is that more women in Turkey tend to postpone labour force participation rather than childbirth while it is the opposite in case of Japan. In face of neoliberalising global economy, both Turkey and Japan have carried out drastic reforms since the 1980s yet again without liberating women.Türkiye ve Japonya, ekonomik başarılarına rağmen, çeşitli cinsiyet ayrımı endekslerinde oldukça düşük sıralarda yer almaktadır. Bu meseleyi anlamak üzere bu çalışma yorumlayıcı karşılaştırmalı tarihsel analizlerle birlikte şu soru üzerine yoğunlaşır: Türkiye ve Japonya’nın erken modernleşme ve yeni bir cinsiyet rejimi inşa etme maceraları ne ölçüde örtüşmüş ve farklılaşmıştır? Türkiye ve Japonya’nın coğrafi uzaklıkları, kültürel farklılıkları ve farklı sanayileşme biçimlerine rağmen iki ülkenin karşılaştırmalı bir çalışmasını ilgi çekici kılan ortak bir takım tarihsel arka planları paylaştıkları söylenebilir. Her iki ülke de 19. ve 20. yüzyıllarda modernleşme, sanayileşme ve kadın özgürleşmesi anlamında geçirdikleri dönüşümlerle bulundukları bölgelerin öncüsü olmuşlardır. Her iki ülkede de modernleşme sürecinde kadınların kurtarılmasından ama özgürleşememesinden bahsedilmektedir; kadınlar buralarda bir takım sivil haklara kavuşmuş olsalar da güçlenmeleri yargı ve ideolojiler yoluyla kontrol altında tutulmuştur. Aynı zamanda bu iki ülke bugün onları aile temelli bir refah modeline uygun kılan sosyo-demografik açıdan yarısıkıştırılmış modernite deneyimi yaşamışlardır. Bu aile temelli yaklaşım hem sosyal politikaların neoliberalleşmesine dair programın bir parçası hem de bu ülkelerin küresel kapitalist ekonomiye kendi oryantalist cevaplarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışma aile temelli yaklaşımın aileyi güvenceye aldığı düşüncesinin sorgulanabilir olduğunu iddia etmekte. Aynı zamanda kadının emek gücünün esnek piyasalarda istihdam edilmesinin cinsiyet eşitliğine katkısını sorgulamakta. Devlet politikalarındaki benzerlikler olsa da Japonya ve Türkiye deneyimi belli noktalarda ayrışır. Bu farklılıkların en önemlilerinden biri Türkiye’de daha fazla kadın iş gücüne katılımını çocuk doğurmak adına ertelemeye meyilliyken Japonya’da durumun bunun tam tersi olmasında tezahür eder. Neoliberal küresel iktisadi politikalar karşısında hem Türkiye hem Japonya 1980’lerden bu yana birçok reformu yine kadın özgürleşmesini dikkate almayarak yürürlüğe koymuştur

    Neoliberalizm, Gıda ve Kadın: Narsist Bir Mutfak Kültürü?

    No full text
    This paper aims to provide a critique of food cultures in the neoliberal era. I argue that neoliberalism has transformed the ways in which people consume food and the cultural meanings of food and eating. Food and eating have become sources of narcissistic pleasure that are usually accompanied by feelings of guilt and anxiety towards oneself and nature. Middle-class women in particular are engaged in this neoliberal food culture through the discourses of ‘healthy bodies’, ‘organic lifestyles’ as well as the ‘domestic pleasure of cooking’.Bu makale neoliberal çağda gıda kültürleri ile ilgili bir eleştiri ortaya koymayı amaçlar. Makalede neoliberalizmin gıda tüketim kültürünü ve gıda ve yeme-içmenin kültürel anlamlarını dönüştürdüğünü ileri sürüyorum. Gıda ve yeme-içme, genellikle kişinin kendisine ve doğaya karşı duyduğu suçluluk ve kaygı duygularıyla birlikte narsist hazların kaynağı haline gelmiştir. Orta sınıf kadınlar bu neoliberal gıda kültürne özellikle ‘sağlıklı bedenler’, ‘organik yaşam tarzları’ ve ‘evde yemek pişirme hazzı’ söylemleriyle eklemlenmektedirler

    On Dokuzuncu Yüzyılda İngiliz Kadın Yazarlar

    No full text
    A. Deniz Bozer (Ed.) (2018). On Dokuzuncu Yüzyılda İngiliz Kadın Yazarlar. Ankara: Hacettepe Üniversitesi Yayınları. 328 sayfa. ISBN: 978-9754914788.A. Deniz Bozer (Ed.) (2018). On Dokuzuncu Yüzyılda İngiliz Kadın Yazarlar. Ankara: Hacettepe Üniversitesi Yayınları. 328 sayfa. ISBN: 978-9754914788

    New Femininities: Postfeminism, Neoliberalism and Subjectivity

    No full text
    Rosalind Gill & Christina Scharff (Eds.) (2011). New Femininities: Postfeminism, Neoliberalism and Subjectivity. 344 sayfa. New York: Palgrave Macmillan. ISBN: 1137339861, 9781137339867.Rosalind Gill & Christina Scharff (Eds.) (2011). New Femininities: Postfeminism, Neoliberalism and Subjectivity. 344 sayfa. New York: Palgrave Macmillan. ISBN: 1137339861, 9781137339867

    Feminist Uluslararası İlişkiler Yazını Üzerine Bir İnceleme

    No full text
    The International Relations discipline and feminism is an important discussion field today. In the 1980s, when many concepts of realism were questioned by the scholars of International Relations, gender-oriented texts of the field gained importance. Even though the International Relations discipline, unfortunately, is still characterized as a masculine field, many critical texts with gender perspective have been written and many discussions have been made to challenge the hegemony of the masculine realism over the last thirty years. In this context, an important literature transforming the field has emerged. The aim of this study is to make a review of the main texts in the feminist International Relations literature. The study, which unfolds chronologically, will examine the texts written in the late 1980s, 1990s and 2000s. The study, which does not claim to examine all the texts written in the field, offers an introduction to the young scholars willing to delve into the related topics.Uluslararası İlişkiler disiplini ve feminizm, günümüzün önemi giderek artan bir tartışma alanıdır. 1980’li yılların ikinci yarısında, Uluslararası İlişkiler alanında realizmin tanımaldığı pek çok kavramın sorgulandığı bir dönemde, disiplinin toplumsal cinsiyet odaklı metinler üretmesi de önem kazanmıştır. Uluslararası İlişkiler disiplini maalesef ki hala eril bir alan olarak tartışılsa bile, feminist Uluslararası İlişkiler üzerine son otuz yılda pek çok önemli metin yazılmış ve realist paradigmayı sarsan pek çok tartışma yapılmıştır. Bu bağlamda alanda ciddi bir literatür oluştuğunu söylemek mümkündür. Bu çalışma, feminist Uluslararası İlişkiler yazınında ortaya konan belli başlı metinlerin ve tartıştıkları konuların dönemsel bir incelemesini yapmayı amaçlamaktır. Genel anlamda kronolojik olarak ilerleyecek olan çalışma, 1980’li yılların sonu, 1990 ve 2000’li yıllarda yazılan metinleri inceleyecektir. Alanda yazılmış bütün metinler inceleme iddiası olmayan çalışma, önemli yazarları ve uluslararası alanda ortaya konulmuş belli başlı metinleri bu konuda çalışmak isteyenlere yol göstermek için inceleyecektir

    Sıradan İnsanın Failliği: Cinsel Yönelim Ayrımcılığını Taktiklerle Aşındırmak

    No full text
    Focusing on the daily life of lesbians and bisexual women, this study analyzes the discrimination and violence that these women are exposed to in their daily lives, together with individual tactics they use as coping practices. It is based on the literature depicting the daily life as a sphere where different kinds of pressure and discipline and also practices upon these take place on one hand, but on the other hand ordinary people who are exposed to all wear down the requests of the powerful and the strategies they use by interpreting them and with the tactics they produce. Within this context, this study has put forth that women are not passive receivers of the pressure and discrimination they are surrounded, but in contrast they are subjects who create space for themselves through using the resistance possibilities daily life harbors inside. This study, which is based on a qualitative research and feminist methodology, has its basis on the stories of eleven lesbians and three bisexual women as they identify themselves. Covering individual experiences, it at the same time aims to take attention to the intersecting processes of the experiences, question their roots and open new paths for asking new questions.Bu çalışma, eşcinsel/biseksüel kadınların gündelik hayatlarına odaklanarak, bu kadınların gündelik hayatlarında maruz kaldıkları ayrımcılık ve şiddetle ve tüm bunlarla mücadelede kullandıkları bireysel taktikleri incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, gündelik hayatın bir yandan farklı baskı ve denetim ağıyla sarmalandığı ve buna dönük uygulamaların yer bulduğu, diğer yandan da bunlara maruz kalan sıradan insanların iktidarın istediklerini ve kullandığı stratejileri kendilerince yorumlayıp ürettikleri taktiklerle aşındırdıkları bir alanı oluşturduğunu söyleyen literatüre yaslanmaktadır. Bu anlamda çalışma, kadınların çevrelendikleri baskı ve ayrımcılığı pasif şekilde kabul edenler değil, aksine gündelik hayatın içerisinde barındırdığı direnme olanaklarıyla kendilerine hareket alanı yaratan birer özne olduklarını ortaya koymayı hedeflemektedir. Nitel bir çalışma olarak örülen ve feminist metodolojiye dayanan çalışma, kendilerini tanımladıkları haliyle on bir lezbiyen ve üç biseksüel kadının anlatılarına dayanıyor. Tekil deneyimler üzerinden örülen çalışmada, bu deneyimlerin ortaklaştığı sürece dikkat çekilmesi, temellendikleri zeminin sorgulanması ve yeni soruların sorulmasının önünün açılması amaçlanmaktadır

    Babanın Evinde: Assia Djebar’ın ve Leïla Sebbar’ın Yazılarında Dil ve Şiddet

    No full text
    This essay examines autobiographical writing by two women who grew up in colonial Algeria; it considers how the relationship between fathers and daughters is marked by linguistic conflict. For each of these writers, language is not a simple tool, but instead a problematic inheritance that shapes her world and her relationship with her father. Assia Djebar and Leila Sebbar, who were children in colonial Algeria of the late 1940s and early 1950s, examine their relationships to Arabic and French in terms of their relationships with their families and in particular with their schoolteacher fathers. The fathers, who benefitted from French colonial education, fail to understand the different risks inherent for their daughters in transgressing conservative community and linguistic boundaries. Each writer, even as she acknowledges the benefits of the colonizer’s language, also describes the language as a scene of violent trauma for which she holds her father responsible. With language and paternal love so tightly entwined, this essay argues that even in highly politicized colonial contexts, the national value of a language can only be understood if the familial and personal value of the language is also taken into account.Bu makale, kolonyal Cezayir’de büyüyen iki kadının otobiyografik yazılarını inceliyor ve babalar ve kızları arasındaki ilişkilerin nasıl dilsel çatışmalardan etkilendiğini irdeliyor. Her iki yazar için de dil sade bir araç değil, aksine babalarıyla olan ilişkilerini ve dünyalarını şekillendiren problemli bir mirastır. Assia Djebar ve Leila Sebbar 1940larda ve 1950lerde Cezayir’de daha çocukken, aileleriyle ve özellikle öğretmen olan babalarıyla olan ilişkilerinin etkisinde, Arapçayla ve Fransızcayla olan ilişkilerini inceliyorlar. Kolonyal bir eğitimden geçmiş olan babaları, kızlarının tutucu bir topluma karşı geldiklerinde ve dilsel sınırları zorladıklarında göğüslemek zorunda oldukları riskleri anlayamıyorlar. Her iki yazar da, kolonyal dilin avantajlarını kabul etmelerine rağmen, babalarını sorumlu tuttukları dil miraslarını travmatik bir alan olarak tanımlıyorlar. Dil ve baba sevgisi birbiri ile o kadar iç içe geçmiş ki, burada anlatılan gibi oldukça siyasallaşmış kolonyal bir bağlamda bile, dilin ulusal değeri ancak ailevi ve kişisel değeri de dikkate alarak anlaşılabilir

    Gender Violence in Failed and Democratic States: Besieging Perverse Masculinities.

    No full text
    In this book, Rodriguez aims to understand the roots of gender violence, more specifically men’s violence against women. For this purpose, throughout the book, she gives examples of specific cases such as Nicaragua, the U.S.S.R, Austria and the U.S.A., and examines these examples through mostly psychoanalysis and sometimes through by political science perspectives. The book is an easy read as the case studies - by utilizing newspaper articles- are used as a very useful tool to exemplify the theories behind. Moreover, some literary sources such as poems and novels, or even movies are utilized to reveal male desire and male view of violence against the women which are the true roots of gender violence against women.In this book, Rodriguez aims to understand the roots of gender violence, more specifically men’s violence against women. For this purpose, throughout the book, she gives examples of specific cases such as Nicaragua, the U.S.S.R, Austria and the U.S.A., and examines these examples through mostly psychoanalysis and sometimes through by political science perspectives. The book is an easy read as the case studies - by utilizing newspaper articles- are used as a very useful tool to exemplify the theories behind. Moreover, some literary sources such as poems and novels, or even movies are utilized to reveal male desire and male view of violence against the women which are the true roots of gender violence against women

    Türkiye’deki Doğrudan Yabancı Yatırımların Kadın İstihdamına Etkisi

    No full text
    This study aims to analyze the effect of foreign direct investment (FDI) on women\u27s employment in Turkey on sectoral basis. The study covers the period between 2004 and 2012, the method is dynamic panel data analysis method. The results show that the effect of FDI on women employment is negative while the effect of GDP is positive. As a contribution to literature, present study takes into account the effect of FDI on women\u27s employment rather than aggregate employment in a sectoral analysis. Bu çalışmada Türkiye’ye yönelik doğrudan yabancı yatırımların (DYY) kadın istihdamı üzerindeki etkisinin farklı sektörler bazında analiz edilmesi amaçlanmaktadır. 2004-2012 dönemi için yıllık verilerin kullanıldığı çalışmada, yöntem olarak dinamik panel veri analiz tekniği uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre, DYY’lerin kadın istihdamı üzerindeki etkisi negatif iken, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH)’nın etkisi pozitiftir. Söz konusu çalışmanın alan yazınına katkısı, Türkiye’deki DYY’lerin toplam istihdam düzeyinden ziyade kadın istihdam düzeyi üzerindeki etkisinin sektörel olarak incelenmesidir.&nbsp

    John Rawls’un Ev-içi Adalet Yaklaşımının Eleştirisi

    No full text
    John Rawls, being one of the most important political philosophers of the twentieth century, has influenced most of the theorist of his time, including feminists with his theory of justice. Feminists finding liberal thinkers’ gendered family justice approaches problematic saw a similar problem in Rawls’s theory of justice. In this paper, the feminist critiques towards the concept of family embedded in Rawls’s works will be discussed in chronological order.20. yüzyılın en önemli siyaset felsefecilerinden birisi olan John Rawls’un adalet teorisi zamanının çok sayıda teorisyenini olduğu gibi feministleri de etkilemiştir. Liberal düşünürlerin aile adaletine ilişkin yaklaşımlarını toplumsal cinsiyet açısından sorunlu gören feministler benzer bir problemi Rawls’un adalet teorisinde de gördüler. Bu çalışmada kronolojik olarak Rawls’un temel eserlerinde yer alan aile yaklaşımlarına yönelik feminist eleştiriler ele alınmaktadır

    0

    full texts

    216

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Eastern Mediterranean University Open Journal Systems (OJS)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇