Eastern Mediterranean University Open Journal Systems (OJS)
Not a member yet
216 research outputs found
Sort by
İstanbul Sözleşmesi Bağlamında Kadın Sünneti
Between social activists and feminists, the fight against female circumcision (Female Genital Mutilation) is an important policy objective. FGM, sometimes referred to as female circumcision or female genital cutting, is to cut down the clitoris of girls and women to reduce their sexual desires and to protect their sexual dignity before marriage. There is also a slight confusion over the two concepts that are defined as female genital mutilation and female circumcision. In fact, although two terms can be used interchangeably, it is also obvious that they carry two different connotations. The practice that is said to be common in Muslim countries is a huge cost: many girls die from blood loss or infection. Most have become traumatized. Survivors may experience adverse health effects during marriage and pregnancy. New information from Iraqi Kurdistan reveals that the problem is also widespread in the Middle East.
This article will be preceded by relevant concepts / terminology and will be assessed for the different methods / types applied. Later on, the reason for this process will be the importance in terms of history and religions, the clitoridectomy in the West, the relationship with this woman\u27s sexuality and misogyny, and the female circumcision will be examined under the Istanbul Convention.Sosyal aktivistler ve feministler arasında, kadın sünneti (FGM- Female Genital Mutilation-, kadının genital yaralanması) ile mücadele önemli bir politika hedefidir. Bazen kadın sünneti veya kadın genital kesimi olarak adlandırılan FGM, kadınların ve kız çocuklarının klitorisini cinsel arzularını azaltmak ve cinsel onurunu evlilik öncesi korumak için kesmektir. Kadın sünneti ve kadın genital kesimi olarak tanımlanan iki kavram konusunda, hafif bir karışıklık da vardır. Aslında, iki terim birbirinin yerine kullanılabildiği halde, farklı iki çağrışım taşıdıkları da aşikârdır. Çoğunlukla müslüman ülkelerde yaygın olduğu söylenen uygulamanın muazzam bir maliyeti vardır: birçok kız kan kaybı veya enfeksiyon nedeniyle ölür. Çoğu travmatize olmuştur. Hayatta kalanlar evlilik ve gebelik süresince olumsuz sağlık etkileri yaşayabilirler. Irak Kürdistanı\u27ndan yeni bilgiler, sorunun Ortadoğu\u27da da yaygın olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu makalede önce konu ile ilgili ilgili kavramlar/terminoloji verilecek ve uygulanan farklı yöntemlerin/tiplendirilmesi değerlendirilecektir. Daha sonra bu işlemin gerekçesi, tarihçesi ve dinler açısından önemi, Batı’da klitoridektomi, bu uygulamanın kadın cinselliği ve kadın düşmanlığı ile ilişkisi ve İstanbul Sözleşmesi’nde kadın sünneti incelenecektir. İlgili konunun kadın bakış açısından ve feminist terminolojiden yeniden değerlendirilmesi ve bu konuda daha sonra yapılması muhtemel daha kapsamlı çalışmalara öncül olması amacını taşımaktadır
Neo-liberal Zamanlarda Feminist Teori: Özneye Yeni Yaklaşımlar
Since the 19th century feminism that aimed at improving the rights of women evolved in two dimensions: the philosophical and activist movement. Hence, feminism is an ideological movement which aims at analyzing multi-dimensional relationships between female subject and power in historical times and focusing on body, sexual roles, sexual orientation, or class/racial differences. One of the philosophical impact of neoliberal era is postmodernism —both normative conditions of producing the information and also the subject of producing this information has led to the debate. The postmodern effect which offers the criticism is based on the dualism of the Enlightenment such as rationalism / irrationalism, mind/body, subject/object created a new subject category of social constructionism context which has also been deconstructed female subject in feminist theory. This study will therefore discusses the loss of ‘subject’ and the discussion line that leads to new possibilities of performative subject in feminist theory as it relates to postmodernist times. The question of ‘where the discussions of new subject are situated in the neoliberalizing power?’ will attempt to be answered in terms of the criticism of the periodic proximity. Ondokuzuncu yüzyıldan bu yana kadın haklarının iyileştirilmesini hedefleyen Feminizm, felsefi ve aktivist bir hareket olarak gelişti. İdeolojik bir hareket olduğundan tarihin farklı devrelerinde beden, cinsel eğilimler, sınıf/ırk farklılıkları konusunda iktidar ve kadın özne arasındaki çok boyutlu ilişkileri analiz etmeye çalıştı. Neo-liberal dönemin felsefi etkilerinden biri olan postmodernizm ise feminist teoriyi hem bilginin üretilmesinin normatif koşulları hem de bu bilgiyi üreten özne açısından tartışmaya açmıştır. Aydınlanma döneminin dayandığı rasyonalizm/ irrasyonalizm, akıl /beden, özne/ nesne gibi düalizmlerin eleştirisini sunan postmodern etki feminist teoride kadın özneyi yapıbozuma uğratan, sosyal inşacılık bağlamında yeni bir özne kategorisi yarattı. Çalışma postmodernist zamanlarda feminist teorideki “ özne”nin kaybına ve yeni performatif özne olasılıklarına yol açan tartışma hattını ele almaya çalışacaktır. Yeni özne tartışmaları neo-liberalleşen iktidarın neresinde konumlanmaktadır? sorusu özelikle neoliberalizmle feminizmin dönemsel yakınlığına ilişkin eleştiriler açısından yanıtlanmaya çalışılacaktır. 
Akademideki Kadınların Neoliberal Sıkıntıları: ‘Olur Mu Hiç Çalışmamak’
In this article, I discuss the potential of digital storytelling as a site where feminist scholars in academia can get together to reflect upon their concerns about neoliberal burdens in academia. I rely on the recent literature about the feminist interventions in higher education in addition to giving an account of the grass-roots digital storytelling movement around the world and its feminism oriented journey in Turkey. Focusing on the digital stories told at the pre-conference digital storytelling workshop in EMU (Eastern Mediterranean University) immediately before the 5th International Conference on Gender Studies in March 2015, the aim of that digital storytelling workshop was not only to facilitate the creation of digital stories told by feminist academics but also to carry these digital stories into the program of the conference in a special session that hosted both the screening of these digital stories and an open discussion about our neoliberal concerns in academia and everyday life. This article also provides an account of the main discussions and attempts to suggest the digital storytelling workshop as a tool for broadening the interactions between academic and activist feminisms.Bu makale, dijital hikaye anlatımının akademide karşılaşılan neoliberal söylemlere dair kaygılarını dile getirebilmesini sağlayan ortamı sunma potansiyelini tartışmaktadır. Yüksek öğretimde neoliberal söylemlere feminist müdahaleleri içeren okumalara dayanarak ve bunlarla dijital hikaye anlatımının taban hareketleri kökenli seyri içinde, Türkiye’deki uygulamanın feminist zemininden hareket ediyorum. Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde 5. Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Konferansı öncesinde bir konferans ön etkinliği olarak 2015 Mart ayında gerçekleştirdiğimiz bu dijital hikaye anlatımı atölyesi ile akademide feminist perspektifleri ile konumlanmış akademisyen kadınların hikayelerini yaratmalarını sağlamanın yanı sıra konferans programına yerleştirilen özel gösterim seansı ile bu dijital hikayeler üstünden bir tartışma açmayı hedefliyorum. Bu makale, dijital hikaye anlatımının akademide ve akademi dışı örgütlenmeler içinde konumlanan feminizmlerin buluşmalarını arttıracak bir potansiyele sahip olduğuna dair bir iddia geliştirmektedir
THE INVESTIGATION OF THE INTERACTION OF SEVERAL ANTIPSYCHOTIC DRUGS WITH HUMAN CHOLINESTERASE ENZYMES
Phenothiazines and butyrophenones are one of the important antipsychotic group of drugs. They have been utilized for many years for treatment of schizophrenia and other psychotic disorders. They are the main constituents of the first generation, also referred as typical, antipsychotic drugs. They are known for their potential to antagonize dopamine D2 receptors. With respect to their structures, they are able to cross the blood brain barrier and interact with various types of receptors. In order to investigate their potential to interact with cholinesterase enzymes, within this research, we have designed a series of experiments. Although, earlier studies have shown that some of those compounds have the potential to inhibit cholinesterase enzyme, for the first time, we have evaluated their potential to inhibit human isoforms of acetylcholinesterase and butyrylcholinesterase. The results strongly pointed out that phenothiazines are selective and potent inhibitors of the human butyrylcholinesterase enzyme
Kadınların Denizcilik Eğitiminde Karşılaştıkları Sorunlara İlişkin Bir Araştırma
Today, women have begun to appear in jobs that had been previously employed entirely by men. Maritime is one of these businesses. The number of women working on ships is steadily increasing. Nonetheless, however, seafarer is the general name called for the person working on ships still remains a male-dominated profession. Accordingly, women working on ships sometimes suffer from difficulties in view of the fact that the jobs they are doing, the environment they work in and the outputs expected from the work are arranged especially for men. Today, for sea-going duties, women are educated in the higher education institutions in Turkey under the graduate, undergraduate and associate degree programs. These programs educate cadets who will work on board regardless of whether they are male or female. The problem encountered by women on ships is any way reflected in the educational institutions. Additionally, woman cadets are also experiencing problems in the higher education institutions arising from the values and prejudices of the social structure. In the study; the preference of women for maritime programs and the problems that women undergo in the higher education institutions are evaluated based on the research made in a higher education institution. The aim of the study is to identify the problems of female students studying in maritime programs in Turkey and to propose remedies for these problems. The study includes basic concepts and explanations of women\u27s maritime employment opportunities, working conditions and difficulties encountered during the education. In the study, the nımber of women relative to men having education on maritime programs in a university is to be examined as well. At the end of the study, evaluations and proposals for the future are reported.Bugün, kadınlar daha önceleri tamamen erkeklerin istihdam edildiği alanlarda da görünmeye başlamıştır. Denizcilik bu iş alanlarından biridir. Günümüzde gemilerde çalışan kadınların sayısı giderek artmaktadır. Gemilerde çalışan kadınlar; yaptıkları işlerin, içinde bulundukları ortamın ve işten beklenen çıktıların özellikle erkekler için düzenlenmiş olması nedeniyle sorunlar yaşamaktadırlar. Günümüzde, Türkiye\u27de kadınlar gemide çalışmak üzere yükseköğretim kurumlarında Yüksek Lisans, Lisans ve Önlisans programlarında eğitilmektedirler. Lisans programları genel olarak Deniz Ulaştırma ve İşletme Mühendisliği programı ile Gemi Makineleri İşletme Mühendisliği programıdır. Önlisans programları ise Deniz Ulaştırma İşletme, Gemi Makineleri İşletme, Deniz ve Liman İşletmeciliği, Yat İşletme ve Yönetimi, Mekatronik (Elektro Teknik) ile Deniz Aşçılığı programları olarak yürütülmektedir. Bu programlar kadın, erkek ayrımı gözetmeksizin gemide çalışacak personel yetiştirmektedir. Kadınların gemilerde karşılaştıkları sorunlar eğitim kurumlarına da yansımaktadır. Kadın öğrenciler yükseköğretim kurumlarında, mesleki güçlüklerin yanı sıra, toplumsal değerlerden ve önyargılardan kaynaklanan sorunlar da yaşamaktadırlar. Bu çalışmada; gemilerde çalışmak üzere personel yetiştiren yükseköğretim kurumlarındaki denizcilik programlarının kadınlar tarafından tercih edilebilirliği ve kadın öğrencilerin yükseköğretim kurumlarında karşılaştıkları sorunlar bir yükseköğretim kurumunda yapılan alan çalışmasına dayalı olarak değerlendirilmektedir. Çalışma, temel kavramları açıklayacak, kadının denizcilik sektöründeki çalışma olanaklarına, çalışma şartlarına ve eğitim sırasında karşılaşılan sorunlara ilişkin olarak yazında kapsanmış olan bilgileri içerecek, İnceleme bölümünde kadınların eğitim sırasında karşılaştıkları sorunlara ilişkin olarak yapılan bir alan çalışmasından faydalanılacaktır. Çalışma sonunda, ulaşılan alt sonuçlar, çıkarsamalar ve değerlendirmeler ile geleceğe ilişkin öneriler yapılacaktır. Bu çalışma, denizcilik sektöründeki cinsiyet eşitliği konularını iyileştirmek için farkındalık yaratmak amacıyla yürütülecektir
Yerel Siyasette Kadının Politik Güçlenmesinin Karşılaştırmalı Bir Okuması: Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye
Empowerment is defined as a complex process of accessing, acquiring and providing resources as well as having capabilities and rights within different spheres of life. Being one of these spheres, political empowerment of women has been given top priority for enhancement of democratic ideals by international society. Most of the studies on women’s political empowerment focus on women’s representation at the state or federal level leaving local politics aside. In addition, women’s participation in politics is mainly studied through interrelated binaries of public versus private, political versus non-political, which in turn are nourished by the grand dichotomy of Western versus Non-Western. In the light of these discussions, this study firstly elaborates on the relation between political empowerment, political representation and local politics in the context of gender, following by a comparative reading of studies on representation of women in local politics both in the United States and Turkey. Conclusion points out how political representation of women confined to public versus private dichotomy would be transgressed by different strategies in different contexts.Güçlenme kavramı yaşamın farklı alanlarına kaynaklara ulaşma, bu kaynakları elde etme ve sağlamanın yanı sıra hak ve yetilere sahip olma gibi karmaşık süreçler bütünü olarak tanımlanmaktadır. Uluslararası toplum, demokratik ideallere ulaşılması açısından bahsedilen farklı alanlar arasında özellikle kadınların politik güçlenmesinin öneminin altını çizmektedir. Kadınların politik güçlenmesi üzerine yapılmış çalışmaların çoğu ulusal veya federal düzeylerdeki kadın temsiline odaklanırken yerel siyaseti bir kenara itmektedir. Bunun yanı sıra kadınların siyasete katılımları ve siyasi temsilleri üzerine yapılmış çalışmalara baktığımızda, literatürün genellikle Batılı/Batılı olmayan ikiliğinden beslenen kamusal alan/özel alan, siyasi olan/siyasi olmayan gibi ikilikler üzerine kurulduğu görülmektedir. Bu tartışmalar ışığında bu çalışmada öncelikle politik güçlenme, siyasi temsil ve yerel siyaset bağlantısı toplumsal cinsiyet bağlamında tartışıldıktan sonra, Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye’de yerel siyasette kadın temsili ile ilgili yapılmış çalışmaların karşılaştırmalı bir okuması gerçekleşecektir. Son bölümde ise bu okumanın, kamusal-özel ikiliğinin içine sıkıştırılan kadının siyasi temsilinin nasıl farklı bağlamlarda farklı stratejilerle aşılabildiğine işaret ettiği tartışılacaktır
Anlatılan Senin Hikayendir / De Te Fabula Narratur
Aslı Vatansever & Meral Gezici Yalçın (2015). "Ne Ders Olsa Veririz" Akademisyenin Vasıfsız İşçiye Dönüşümü. İstanbul: İletişim Yayınları. 268 sayfa. ISBN: 9789750516924.Aslı Vatansever & Meral Gezici Yalçın (2015). "Ne Ders Olsa Veririz" Akademisyenin Vasıfsız İşçiye Dönüşümü. İstanbul: İletişim Yayınları. 268 sayfa. ISBN: 9789750516924
Çatışma Bölgelerindeki Kadınlar: Kıbrıslı Kadınlarla Yapılan Röportajlar Serisi
Anna Prodromou (2019). Women in Conflict Zones: A Collection of Interviews of Cypriot Women (Çatışma Bölgelerindeki Kadınlar: Kıbrıslı Kadınlarla Yapılan Röportajlar Serisi). Nicosia: Erker Publishing House. 197 sayfa. ISBN-10, 13: 9925756405, 978-9925756407.Anna Prodromou (2019). Women in Conflict Zones: A Collection of Interviews of Cypriot Women (Çatışma Bölgelerindeki Kadınlar: Kıbrıslı Kadınlarla Yapılan Röportajlar Serisi). Nicosia: Erker Publishing House. 197 sayfa. ISBN-10, 13: 9925756405, 978-9925756407
Dış Politikada Kadınlar İnisiyatifi
Toplantılar için bakınız: http://wfp14.org/en/our-events/speaker-series/.
Eğitimler için bakınız: http://bm1325eylemplani.org/.
Sohbetler için bakınız: http://wfp14. org/en/our-events/roundtables/cooperation-withdiplomatic-corps.
Alemdar Z. (2018). Women Count Turkey 2018: Turkey’s Implementation of Unscr 1325. Stockholm: Operation 1325. URL: https://www.operation1325. se/sites/default/files/women_count_turkey.pdf.Toplantılar için bakınız: http://wfp14.org/en/our-events/speaker-series/.
Eğitimler için bakınız: http://bm1325eylemplani.org/.
Sohbetler için bakınız: http://wfp14. org/en/our-events/roundtables/cooperation-withdiplomatic-corps.
Alemdar Z. (2018). Women Count Turkey 2018: Turkey’s Implementation of Unscr 1325. Stockholm: Operation 1325. URL: https://www.operation1325. se/sites/default/files/women_count_turkey.pdf
AB’nin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği İkilemi: İnsan Hakları mı Yoksa Pazar Ekonomisi Aracı mı?
In the early stages of the European Integration, gender equality related policies were narrowly tackled due to the economic recovery priority of the Union. Although there was a rise of national and international women movements all around Europe, gender equality, particularly as a new paradigm, had not gained priority until the 1990s, when the EU was newly building a political presence in the world politics. Since the Copenhagen Criteria were presented in 1993, gender equality embedded titles have proven to be more promising as they are declared as a part of the EU’s human rights norms and the EU’s self-image towards ‘Others’. In a similar vein, specifically in that period the EU has contributed several international women conventions and has undertaken responsibilities in terms of promoting equality between men and women in its external relations. However, the explanations how a gender equality norm matters in the EU are yet unsatisfied due to the continuity of gender blind policies and strategies. This paper scrutinizes the content within which the EU has constructed gender equality norm inside its borders and then exported it as a Europeanization norm in its relations with Turkey. In light of the EU’s official documents and imposition of gender equality as an accession criterion, it can be argued that instead of creating an ideational change in the unequal conception of gender roles, the EU constantly instrumentalizes gender equality as a regulatory mechanism for market economy both inside the Union and throughout its enlargement process. Hence, despite its gender sensitive image, the EU falls short in internalizingAvrupa bütünleşmesinin erken dönemlerinde toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili politikalar, Birliğin II. Dünya Savaşı sonrası oluşan ekonomik iyileşme endişesinden dolayı kısmen ele alınmıştır. Her ne kadar ulusal ve uluslararası kadın hareketleri Avrupa’nın her tarafında yükselişe geçmiş olsa da özellikle yeni bir paradigma olan toplumsal cinsiyet eşitliği, AB’nin dünya siyasetinde politik bir duruş inşa ettiği 1990’lara kadar öncelik kazanmamıştır. Kopenhag Kriterlerinin tanıtıldığı 1993 yılından itibaren, toplumsal cinsiyet eşitliği içerikli başlıkların, AB’nin insan hakları normlarının bir parçası olarak ifade edilmesi ve ‘öteki’ karşısında AB’nin özimajı olarak gösterilmesi umut verici adımlar olmuştur. Benzer şekilde AB o dönemlerde birçok uluslararası kadın sözleşmelerine katkı sağlamış ve dış ilişkilerinde de kadın-erkek eşitliğini teşvik etmek adına sorumluluklar almıştır. Ne var ki, toplumsal cinsiyet eşitliğinin AB’de ne derece önemli olduğuna dair açıklamalar hala daha ‘cinsiyet körü’ politika ve stratejilerin devam etmesinden dolayı sorunludur. Bundan dolayı bu çalışma öncelikle AB’nin toplumsal cinsiyet eşitliği normunu hangi bağlamda kendi sınırları içinde inşa ettiğini, sonrasında ise Avrupalılaşma normu olarak Türkiye ile ilişkilerinden nasıl aktardığını inceleyecektir. Çalışmada AB resmi dokümanları ve toplumsal cinsiyet eşitliği yükümlülüğüne değinen katılım kriterleri incelendiğinde; cinsiyet rollerinin eşitsiz olduğu algısında düşünsel değişim yaratmaktansa, AB’nin hem kendi Birliği içinde hem de genişleme sürecinde toplumsal cinsiyet eşitliğini devamlı piyasa mekanizmasını düzenleyicisi olarak araçsallaştırdığı iddia edilmektedir. Buradan da anlaşılmaktadır ki toplumsal cinsiyete duyarlı bir imaj çizen AB, bu normu hem kendi içinde tam anlamıyla içselleştirmekte hem de insan haklarının bir parçası olarak sunmakta eksik kaldığıdır