Eastern Mediterranean University Open Journal Systems (OJS)
Not a member yet
    216 research outputs found

    ‘Müşteriler Bana Gelmez, Onları Ben Bulmalıyım’: Faslı Seks İşçisi Kadınların Hareketlilik Rotalarını Keşfetmek

    No full text
    Global mobility patterns of sex workers have begun to change. However, information about what their spatial mobility is affected by and how the direction of these mobility is determined is limited. Based on this, in this study, a modeling of the gradual mobility of sex workers is made on the example of Moroccan women. Within the scope of the study, face-to-face and online interviews were conducted with women. As a result of the study, it has been observed that Moroccan sex workers being mobile periodically and often perform the mobility gradually. Accordingly, at the first stage, women experience internal migration and moved from less developed cities to more developed ones within Morocco. However, the density of both Moroccan and sub-Saharan African sex workers in developed cities led them to search for new places. In this process, called the second stage, some women turned to the tourist cities of Morocco, where they believed they could find a link to get out of the country. Others went directly to some countries for expedition of discovery where their friends or relatives live. In the third stage, women who have sufficient capital for mobility have started to go Turkey, the Gulf countries and European countries, periodically. Thus, a mobility pattern that covers more than one city and country has emerged.Küresel hareketliliğin artışıyla seks işçisi kadınların hareketlilik paternleri değişmeye başlamıştır. Ancak bu değişim için kadınların hareketliliğinin tüm aşamaları izlenmediğinden, onların küresel hareketliliğinin nelerden etkilenerek gerçekleştiği ve bu hareketliliklerin yönünün nasıl belirlendiği hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Buna dayanarak bu çalışmada, Faslı kadınlar örneği üzerinden seks işçilerinin aşamalı hareketliliğine ilişkin bir modelleme yapılmakta ve bu modeli ortaya çıkaran yapılar tartışılmaktadır. Çalışma kapsamında kadınlarla yüz yüze ve online görüşmeler yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda Faslı seks işçisi kadınların periyodik olarak hareket ettikleri, sıklıkla hareketliliği aşamalı şekilde gerçekleştirdikleri görülmüştür. Buna göre ilk aşamada kadınlar, iç göçmenliği deneyimlemektedir ve Fas içinde az gelişmiş şehirlerden daha gelişmiş şehirlere hareket etmişlerdir. Ancak gittikleri şehirlerde hem Fas’ın diğer şehirlerinden hem de Sahra-altı Afrika’sından gelen ve seks işçiliği yapanların çokluğu, onları yeni mekân arayışına yönlendirmiştir. İkinci aşama olarak isimlendirilen bu süreçte bazı kadınlar, ülke dışına çıkmak için bağlantı bulabileceklerine inandıkları Fas’ın turistik şehirlerine yönelmişlerdir. Bazıları ise doğrudan ülke dışındaki arkadaşlarının veya akrabalarının yanına keşif gezisine çıkmaya çalışmışlardır. Üçüncü aşamada ise hareketlilik için yeterli sermayeye erişen kadınlar, periyodik olarak başta Türkiye olmak üzere, Körfez ülkelerine ve Avrupa ülkelerine gitmeye başlamışlardır. Böylece birden fazla şehri ve ülkeyi kapsayan bir hareketlilik paterni ortaya çıkmıştır

    Woman Existence in the Rural Population of Turkey

    No full text
    The level of development throughout the world is explained on the basis of various criteria population are some of these development indicators. For many countries, the rural population and the characteristics of this population are accepted as an important indicator of development.  Also, in Turkey, focusing the rural population particularly on the issue of rehabilitation since the founding of the Republic remained on the agenda. Indeed, the rural population in Turkey since the first years of the Republic showed a great change and transformation in terms of both quantitative and qualitative. The continuous contraction of the share of the rural population in the face of the urban population, the change in the rural labor force and finally some changes in the administrative sense, led to the situation of addressing the rural population and especially the female population from a significantly different perspective. Finally, in 2012, in accordance with Law No. 6360, Metropolitan Municipality 30 Metropolitan Municipalities organized in Turkey, rural population in these cities was adopted as 0 (zero). In addition to the many disadvantages of this situation, there are drawbacks to criticism in terms of ignoring the presence of women, which constitutes the largest part of the informal labor force in rural areas. It is debatable that rural women, who are deprived of their social rights and have a low level of awareness and quality of life, are inaccessible with the relevant law in comparison with the relatively urban women. In this study, the state of the overall presence of women in rural areas as a result of administrative arrangements with the relevant distribution in Turkey explained the outlines of the female population in the metropolitan municipalities in rural areas was discussed.            Dünya genelinde gelişmişlik düzeyi ülkeden ülkeye çeşitli kriterlere dayandırılarak izah edilmektedir. Bu anlamda çok az husus ülkeler tarafından ortak gelişmişlik göstergesi olarak kabul edilmektedir. Kişi başına düşen kalori, bebek ölüm oranları, nüfusun yaş yapısı bu gelişmişlik göstergelerinden birkaçıdır. Pek çok ülke için de kırsal kesim nüfus miktarı ve bu nüfusun özellikleri de gelişmişliğin önemli bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Türkiye’de de üzerinde özellikle durulan kırsal nüfus ve bu nüfusun rehabilitesi hususu Cumhuriyetin kuruluşundan beri gündemdeki yerini korumuştur. Nitekim Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Türkiye’deki kırsal kesim nüfusu hem nicel hem de nitel açıdan çok büyük bir değişim ve dönüşüm sergilemiştir. Kentsel nüfus karşısında kırsal kesim nüfusunun payının sürekli daralması, kırsal kesim işgücünde yaşanan değişim ve son olarak da idari anlamda yaşanan birtakım değişikliklerle ortaya çıkan tablo, kırsal kesim nüfusunu ve bu kapsamda da özellikle kadın nüfusunu ciddi ölçüde farklı bir bakış açısıyla ele alma durumunu doğurmuştur. Son olarak 2012’deki 6360 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu gereğince Türkiye’de 30 büyükşehir belediyesi teşkilatlanmış, yasa gereğincede söz konusu bu 30 büyükşehir belediyesine kayıtlı kırsal kesim nüfusu 0 (Sıfır) kabul edilmiştir. Bu durumun pek çok sakıncaları yanı sıra kırsal kesimde kayıt dışı işgücünün en büyük kısmını oluşturan kadın varlığının da yok sayılması açısından eleştiriye açık mahzurları bulunmaktadır. Görece kentli kadınla kıyaslanamayacak ölçüde sosyal haklarından mahrum, farkındalık seviyesi ve yer yer yaşam kalitesi oldukça düşük olan kırsal kesim kadınlarının ilgili yasayla birlikte daha da erişilmez bir hal alması tartışmaya açık bir husustur. Bu çalışmada genel olarak kırsal kesimdeki kadın varlığının Türkiye’deki dağılımının ana hatlarıyla izahı ile birlikte ilgili idari düzenlemeler neticesinde büyükşehir belediyelerindeki kırsal kesim kadın nüfusunun durumu irdelenmiştir

    Extending the Scope of Morpho Analysis: an Iranian Exploration

    No full text
    The study of urban form in Iran has been mainly focused on historical urban landscapes. Furthermore, morphological studies have mostly adopted a descriptive qualitative emphasis, many times related to ‘particular’ aspects of the object under analysis and not to ‘general’ frameworks of explanation. While acknowledging the unique urban history of the country, this paper focuses on contemporary urban forms, offering a balance between description and explanation, qualitative and quantitative analysis, and ‘particular’ and ‘general’ views. It proposes the Morpho methodology, focused on the town-plan elements – streets, street blocks, plots, and buildings – for the analysis of contemporary urban landscapes. Morpho is applied into two districts in Tehran. The application makes evident how this morphological framework can be used in the description and explanation of contemporary urban landscapes, highlighting the main strengths (high density of street blocks and plots, high coincidence between building and plot frontages) and weaknesses (low to medium permeability of streets) of the two districts

    Morphological Research in Planning, Urban Design and Architecture

    No full text
    Book Title: Morphological Research in Planning, Urban Design, and Architecture Author’s (Editors) Name: Vitor Oliveria Publisher’s Name: Springer Nature Reviewer’s Name: Nevter Zafer Comert, Eastern Mediterranean University, Cyprus ISBN Number: 978-3-030-66460-2 DimensionsoftheBook: 7.7x0.6x9.4 inche

    Anadolu\u27daki Tarihi Hastane Yapılarında Mekanlarda Cinsiyet Ayrımı Üzerine Bir Analiz

    No full text
    Medical ethics, clinical practices, as well as privacy considerations affected the gender-space relationship in spaces of healing. Researchers to date have been analysed the historical hospitals of Anatolia in terms of their architecture, planning, art history, history of medicine, and even in terms of their functional systems, but not yet regarding their gendered space segregation. There are also limited studies related to the gender, religion, and secularism in historical hospitals outside of Anatolia. Hence, in this paper, historical hospitals of Anatolia have been chosen as case studies and analysed from the point of gendered perspective including how privacy, religion, culture, and gender issues shaped their architecture and planning. In Ottoman Empire, it is known that among the palace elites, there was limited access of women patients to the male doctors, but documented evidence of female attendants being employed in Ottoman hospitals belongs to later periods. In Ottoman dynasty there were also female patrons constructed hospitals for women and for the general public, demonstrating the power and status of women in the Ottoman palace. In addition, based on travellers’ accounts, old drawings, gravures, and archival resources, it is understood that there were separate units for women in Anatolian historical hospital. Those units included the patients’ rooms, wards, latrines, and even courtyards. The research showed that in Anatolian hospitals as the spaces for physical healing and medical training, gendered-space segregation have been acknowledged, at least to some extent in some certain space arrangements. Tıbbi etik, klinik uygulamaları ve aynı zamanda mahremiyet düşünceleri, tedavi mekanlarında cinsiyet-mekan ilişkisini etkilemiştir.  Günümüze kadar araştırmacılar, Anadolu’daki tarihi hastane yapılarında mimari, planlama, sanat tarihi, tıp tarihi ve hatta işlevsel sistemler konularını incelemiştir, ancak henüz bu yapılarda cinsiyete gore mekan ayrımı konusu araştırılmamıştır. Anadolu dışındaki hastane yapılarında ise sınırlı sayıda da olsa cinisyet, din ve sekülerizm konularında çalışmalar mevcuttur. Bu nedenle, bu çalışmada Anadolu’daki tarihi hastane yapıları örneklem alan olarak seçilmiş ve mahremiyet, din, kültür ve cinsiyet konularının bu yapıların mimarisi ve planlamasını nasıl şekillendirdiği cinsiyet perspektifinden analiz edilmiştir.  Osmanlı İmparatorluğu’nda, saraylı seçkin tabaka arasında kadın hastaların, erkek doktorlar tarafından tedavisinin sınırlı olduğu bilinmektedir. Osmanlı hastanelerinde kadın görevlilerin mevcudiyetine dair kayıtlı kanıtlar ise geç dönemlere aittir.   Osmanlı hanedanında kadınlar veya genel halk için hastane inşa ettiren kadın baniler de mevcuttur, bu durum ise Osmanlı sarayında kadının statüsü ve gücünü göstermektedir. Ayrıca, seyahatnameler, eski çizim ve gravürler ve arşiv kaynakları ışığında Anadolu’daki tarihi hastane yapılarında kadınlar için ayrı birimler olduğu anlaşılmaktadır. Bu birimler arasında, hasta odaları, koğuşları, helalar, hatta avlular yer almaktadır. Bu araştırma ile tedavi ve tıp eğitimi mekanları olan Anadolu hastanelerinde, cinsiyete gore mekan ayrımının, en azından kısmen ve belli mekan düzenlemelerinde uygulandığı gözlenmiştir.&nbsp

    The Place of Honour Code in Middle-class Women’s Leisure in High-security Estates in Turkey

    No full text
    This paper investigates the role of gender in women’s everyday leisure practices in a high-security estate in Bursa Turkey. Defined as a new type of sub-urbanisation, such residential areas have emerged in Turkey towards the end of 1990s and, to date, social class has been the central area of inquiry in relation to high-security estates in Turkey. Drawing on the findings from a qualitative research, the current paper argues that gender plays a central role in middle-class women’s access to and use of neighbourhood leisure spaces. Even though the community values and the middle-class rhetoric of gender equality advocate the equal use of public leisure spaces, family-level male control shaped by honour code is still dominant in preventing women from practising the leisure activities they choose.Bu makale Türkiye’nin Bursa ilinde bir yüksek güvenlikli sitede kadınların gündelik leisure (serbest zaman) faaliyetlerinde toplumsal cinsiyetin rolünü incelemektedir. Bir alt-kentleşme olarak tanımlanan bu gibi yerleşim alanları Türkiye’de 1990ların sonunda ortaya çıkmaya başlamış ve bugüne kadar, Türkiye’de yüksek güvenlikli site olgusu sosyal sınıf kavramı etrafında çalışılmıştır. Niteliksel bir araştırmadan elde edilen bulgular üzerine yapılandırılmış bu makale orta sınıf kadınlarının mahallelerindeki serbest zaman mekanlarına ulaşmaları ve bu mekanları kullanmalarında toplumsal cinsiyetin merkezi bir rol oynadığını savunmaktadır. Orta sınıf topluluk değerleri ve toplumsal cinsiyet eşitliği retoriği kamusal serbest zaman alanlarının eşit kullanımını desteklese bile, namus kodu etrafında şekillenen aile içi erkek kontrolü kadınların hala istediği serbest zaman faaliyetini seçip pratik etmesi önünde engel oluşturmaktadır

    İş Yaşamında Bekar Kadınların Sorunlarına İlişkin Nitel Bir Araştırma

    No full text
    Literatürde evli kadınların iş hayatında yaşadıkları zorluklara ilişkin çok sayıda çalışma mevcuttur. Ancak bekâr kadınların çalışma yaşamlarının perde arkasında evli ve çocuklu hemcinslerine yapılan ayrımcılık neticesinde yaşadıkları sorunlar gözardı edildiğinden araştırmanın sorunsalı bu şekilde belirlenmiştir. Bu bağlamda araştırmanın nitel araştırma yöntemlerinden yüzyüze görüşme tekniği  ile yapılmasına karar verilmiş ve 40 bekâr çalışan kadınla görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan kadınların yaşları 25 ile 48 arasında değişmektedir. Katılımcılar hemşire, veteriner, mühendis, gazeteci, mağazacı, güvenlik, polis, bankacı, öğretmen gibi farklı meslek gruplarından  seçilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular ise bekâr kadınların çalışma hayatlarındaki yoğunluktan dolayı iş yaşam dengelerinin olmadığı ve özellikle kadınlara uygulanan pozitif ayrımcılığın hemcinsler arasında eşit dağıtılmadığı nitekim evli ve çocuklu hemcinsleriyle yaptıkları karşılaştırmada çalışma koşullarının ağırlaştığı çünkü evli ve çocuklu çalışanların eşlerini ve çocuklarını bahane ederek kendilerine fırsat yarattıklarına ilişkin bulgulara rastlanmıştır. Bekâr çalışanlar evlilerin kendilerine ait hayatın sorumluluklarının yükünü almadıklarını yöneticilerin de bu duruma uyduklarını sonuç olarak kendilerinin mağdur edildiğini düşünmektedirler

    Afganistan\u27daki Sosyo-Kültürel Normların Kadın İstihdamı Üzerindeki Etkisi

    No full text
    This study based on the review of literature in Afghanistan, collected quantitative data through sequentially structured questionnaires to determine cultural effects on FLFP in Afghanistan. In this purpose, the study aims to use two types of data collection to determine the main research question on “whether socio-cultural norms affect the employability of women”. The results provide evidence based on the purpose of the study that, socio-cultural norms affect women’s employability regardless of their educational level, employment status and the region’s level of development. Though most of the respondents of the survey were educated,  majority of single educated women were the ones who were busy working in service, the industry as well as the agriculture sector. While this case is not true, for married educated women due to social norms and conservatism as one of the major reasons behind their unemployment to enter the job market.  Literatür çalışmasına dayanan bu çalışma, Afganistan’daki sosyal-kültürel normların kadın işgücüne katılım oranı üzerindeki etkisini belirlemeyi amaçlamıştır. Veri toplamak için sıralı yapılandırılmış anket düzenlenerek uygulanmıştır. Sosyal kültürel normların kadın istihdamını etkileyip etkilemediğini belirlemek amacıyla iki tür veri toplama yöntemi kullanılmıştır. Ankete katılan katılımcıların çoğunluğu eğitimli olsa da, bu eğitimli kadınların çoğunluğu hizmet sektöründe, tarım sektörünün yanı sıra sanayide çalışmaktadırlar. Elde edilen sonuçlar kadınların eğitim düzeylerine, istihdam durumlarına ve bölgenin gelişmişlik düzeylerine bakılmaksızın sosyo-kültürel normların kadın istihdamını etkilediğine dair kanıtlar sunmaktadır. Evli ve eğitilmiş işsiz kadınların işgücü piyasasına girmelerinde sosyal normlar ve muhafazakâr olma temel etkenlerden birdir

    “Eşitlik - Farklılık” Tartışması Ekseninde Freud\u27a Feminist Yanıtlar: Beauvoir, Irigaray and Mitchell\u27i Yeniden Okumak

    No full text
    Freudian psychoanalysis has long been a matter of debate among feminists, and usually criticized for biological determinism. While discussing the Freudian framework, feminists have also been discussing how to define a female subject and the age old “equality vs. difference” discussion. This study discusses critical feminist responses to Freud which demonstrate the intricacies of the “equality vs. difference” debate amongst different strands of feminist theory. This article analyses three diverse lines of argumentation regarding psychoanalysis and the equality vs. difference debate by focusing on the works of Luce Irigaray, Simone de Beauvoir and Juliet Mitchell. Beauvoir and Irigaray both criticize the Freudian approach for taking “the male” as the real, essential subject. However, whereas Beauvoir sides with an egalitarian feminism, Irigaray defends underlining the difference of female sexuality. Juliet Mitchell, on the other hand, defends Freudian psychoanalysis through the argument that psychoanalysis actually offers a way to understand how the unconscious carries the heritage of historical and social reality. Accordingly, what Freudian psychoanalysis does is to analyze, rather than to legitimize, the basis of the patriarchal order in the unconscious.Freudyen psikanaliz, feminist teorinin farklı yaklaşımları çerçevesinde çokça tartışılmış, özellikle de biyolojik determinizmi savunmakla eleştirilmiştir. Aslında feminist teorisyenler, Freud’un analiz çerçevesini tartışırken aynı zamanda dişi öznelliğin nasıl tanımlanabileceğini, ve “eşitlik/farklılık” eksenindeki farklı feminist argümanları da tartışmaktadırlar. Bu çalışma, Freud’a feminist eleştirileri, feminist teorinin farklı kanatları arasındaki farkı belirlemekte en etkin tartışma olan eşitlik / farklılık tartışması ekseninde incelemektedir. Çalışma, bu çerçevede, Luce Irigaray, Simone de Beauvoir ve Juliet Mitchell’in çalışmalarına odaklanarak, Freudyen psikanalize üç farklı feminist yaklaşımın analizini yapmaktadır. Beauvoir ve Irigaray, Freudyen yaklaşımı, erkek özneyi temel ve esas özne olarak aldığı gerekçesiyle eleştirmektedirler. Ancak Beauvoir bu eleştirisinde eşitlikçi feminist argümanlar öne sürerken, Irigaray dişi öznenin farklılığının altını çizmeyi önermektedir. Juliet Mitchell ise, psikanalizin biyolojik determinizme dayandığı savını reddetmekte, Freudyen yaklaşımın tarihsel ve toplumsal gerçekliğin mirasının bilinçaltındaki izdüşümünü anlamamıza yardımcı olduğunu önermektedir. Mitchell’in yaklaşımına göre, Freudyen psikanalizin amacı, bilinçaltındaki ataerkiyi meşrulaştırmak değil, analiz etmektir

    Köroğlu Destanı’ndaki Anaerkil Öğelerin Karşılaştırmalı Bir İncelemesi

    No full text
    This study aims to shed light on the matriarchal past of Turkish culture by revealing the matriarchal elements in the Epic of Koroghlu. As well as these elements are the ones we can see as the traces of matriarchal culture such as tomb, spring, blindness, pomegranate and apple, they are also related to the rituals of the sacrifice of a god/king and sacred marriage which we can see in many cultures. The existence of such phenomena in different cultures enables us to complete the missing pieces by comparing them. Therefore, such a comparison has also been made in the present study to comprehend the matriarchal elements in the Epic of Koroghlu better.Bu çalışma, Köroğlu Destanı’ndaki anaerkil öğeleri ortaya koymak suretiyle Türk kültürünün anaerkil geçmişine ışık tutma gayesindedir. Bu öğeler mezar, pınar, körlük, nar, elma gibi, anaerkil kültürün izleri olarak görebileceğimiz öğeler olmakla birlikte, pek çok kültürde görebileceğimiz kutsal evlilik ve tanrı/kralın kurban edilmesi kuttörenleri ile de ilgilidirler. Bu türden olguların birbirinden farklı kültürlerdeki varlığı, bize bunları karşılaştırmak suretiyle eksik parçaları tamamlama imkânı vermektedir. Bu sebeple, Köroğlu Destanı’ndaki anaerkil öğeleri daha iyi kavramak için böylesi bir karşılaştırma bu çalışmada da yapılmıştır

    0

    full texts

    216

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Eastern Mediterranean University Open Journal Systems (OJS)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇