3036 research outputs found
Sort by
Effect of brightness of visual stimuli on EEG signals
The aim of this study was to examine brightness effect, which is the perceptual property of visual stimuli, on brain responses obtained during visual processing of these stimuli. For this purpose, brain responses of the brain to changes in brightness were explored comparatively using different emotional images (pleasant, unpleasant and neutral) with different luminance levels. In the study, electroencephalography recordings from 12 different electrode sites of 31 healthy participants were used. The power spectra obtained from the analysis of the recordings using short time Fourier transform were analyzed, and a statistical analysis was performed on features extracted from these power spectra. Statistical findings were compared with those obtained from behavioral data. The results showed that the brightness of visual stimuli affected the power of brain responses depending on frequency, time and location. According to the statistically verified findings, the increase in the brightness of pleasant and neutral images increased the average power of responses in the parietal and occipital regions whereas the increase in the brightness of unpleasant images decreased the average power of responses in these regions. Moreover, the statistical results obtained for unpleasant images were found to be in accordance with the behavioral data. The results revealed that the brightness of visual stimuli could be represented by changing the activity power of the brain cortex. The findings emphasized that the brightness of visual stimuli should be viewed as an important parameter in studies using emotional image techniques such as image classification, emotion evaluation and neuro-marketing
Evaluation of enterprise investment attractiveness under circumstances of economic development
This article introduces a step-by-step methodology for evaluating an enterprise's investment attractiveness in the context of economic development, using appropriate valuation parameters at macro, meso and micro levels. A system of indicators of macro-level investment attractiveness has been formed based on the criteria of socio-economic and legal attractiveness and investment risks. The indicators for assessing investment attractiveness of the industry have been grouped by the criteria of: prospects of the industry, positioning of the enterprise in the industry market, and sectoral investment risks. The indicators of investment attractiveness have been systematised with the use of three-dimensional current and operational analysis, as well as the method of risk assessment, which helped to determine the area of reaction to risk zones of the enterprise's investment potential. The research allowed us to assess the position of a company in the market and to predict the risks of investing in the chemical industry
Observation of D+ -> eta eta pi(+) and improved measurement of D0(+) -> eta pi+ pi-((0))
Using an e(+)e(-) annihilation data sample corresponding to an integrated luminosity of 2.93 fb(-1) collected at the center-of-mass energy of 3.773 GeV with the BESIII detector, we measure the absolute branching fractions of D+ -> eta eta pi(+), D+ -> eta pi(+pi 0), and D-0 ->eta pi(+) pi(-) to be (2.96 +/- 0.24 +/- 0.10+x10(-3), (2.23 +/- 0.15 +/- 0.10)x10(-3), and (1.20 +/- 0.07 +/- 0.04) x 10(-3), respectively, where the first uncertainties are statistical and the second ones are systematic. The D+ -> eta eta pi(+) decay is observed for the first time, and the branching fractions of D+(0) -> eta pi(+) pi(0(-)) are measured with much improved precision. In addition we test for CP asymmetries in the separated charge-conjugate branching fractions; no evidence of CP violation is found
A class of second order nondifferentiable symmetric duality relations under generalized assumptions
In this article, a pair of second-order nondifferentiable symmetric dual model in optimization problem is formulated over arbitrary cones. For a differentiable function, we consider the definition of strongly K-pseudobonvexity convexity. Next, we derive the appropriate duality results under aforesaid assumptions
Acute Changes in Electrophysiological Brain Dynamics in Elite Karate Players
Göksel Duru, Dilek (Arel Author)Regular physical exercise has enhanced effects on the human anatomy and functionality. Recently, an effect of a single set of exercise is shown to have positive effects on mood and on cognitive functioning. The aim of this study is to investigate the effect of a single bout of moderate exercise on the brain electrophysiological dynamics in resting-state condition and under the mental workload situation from elite-level athletes. For this purpose, electroencephalogram (EEG) is measured before and after the exercise sessions from 17 elite karate players who are members of the national karate team of Turkey. Blood lactate measurements are implemented to monitor the volunteers before EEG measurements. EEG data are analyzed using three metrics: conventional band power of each electrode, coherence metrics between electrodes for each band and source coherence values corresponding to each frequency band. Each metric is statistically analyzed between pre- and post-values, and results revealed that in all frequency bands, right parietal electrode had increased connection values which are thought to be related to ongoing sympathetic nervous system response observed during the recovery period. Another finding is the enhanced connectivity of frontal sources under the resting state as well as during the increased mental workload periods. © 2019, Shiraz University.SAG-A-100713-0296 SAG-A-100713-0296This study was funded by Marmara University, Scientific Research Fund, with the project number SAG-A-100713-0296.We would like to thank Marmara University, Scientific Research Fund, for their support with the project number SAG-A-100713-0296. We would also like to thank Istanbul Arel University for their financial support of providing lactate kits
SİNEMATOGRAFİK ÇERÇEVELEMEDE SİMETRİ VE PERSPEKTİF: WES ANDERSON FİLMLERİ ÜZERİNE BİR ALAN ARAŞTIRMASI
Sinematografi, film yapım sürecindeki tasarımın bütününü tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Görüntüleme, kurgu, ışıklandırma, dekor, mekȃn, makyaj, kostüm, ses, özel efekt gibi birçok unsurun belirli bir bakış ve bütünlük ile oluşturduğu bu kavramın en önemli unsurlarından biri de çerçeveleme yani kompozisyondur. Çerçeve içinde yer alacak objelerin, mekȃnın, oyuncuların, renklerin tasarımı yapım öncesi süreçte ciddi bir çalışma ve prova gerektirmektedir. Sinematografik çerçeveleme, diğer unsurların birbiri ile ilişkilerinden doğmakta ve yönetmenin kendisine ait bakış açısını ortaya çıkarmaktadır. Çerçeve içindeki kompozisyonun oluşturulmasında ve estetize edilmesinde üçte bir kuralı, Fibonacci spirali, ufuk çizgisi kuralı, doku, ritim, yalınlık, fon gibi birçok kural ve madde devreye girmektedir. Çerçeveleme yapılırken estetiğin sağlanması için ön plana çıkan iki madde simetri ve perspektif olmuştur. Bu iki kavram sinema doğduğu günden bugüne birçok yönetmen tarafından farklı yaklaşımlarla kullanılmıştır. Stanley Kubrick için simetri kullanımı filmlerine büyük ölçüde yayılırken, Steven Spielberg ve Paul Thomas Anderson gibi yönetmenler için çektikleri filmlerde üçte bir kuralına uymak veya Fibonacci spirali ekseninde çerçeveleri oluşturmak bir gelenektir. Amerikalı bağımsız yönetmen Wes Anderson da çerçeveleme konusunda başta simetri ve perspektif olmak üzere bu maddelere uygun bir sinematografi sergilemektedir. Bu araştırmanın temel amacı simetri ve perspektif kavramlarını Wes Anderson’un filmleri ekseninde tartışarak sinematografik çerçevelemenin önemini ortaya koymak, simetri ve perspektif kullanımının, onun filmlerindeki sinematografiyi nasıl dönüştürdüğünü ortaya çıkartmaktır. Keşif amaçlı bir alan araştırması olan bu çalışmada filmler arası betimsel analiz yöntemi kullanılmış; yönetmenin filmografisinde bulunan dokuz filmde simetri ve perspektif kullanımı görseller eşliğinde desteklenerek, salt estetik kadrajlar ortaya çıkarmak için değil, yönetmenin kişisel anlatım yönteminde bu iki kavrama verdiği önem vurgulanmıştır
EBELİK ÖĞRENCİLERİNİN DOĞUM AĞRISI VE YÖNETİMİ HAKKINDAKİ BİLGİ DÜZEYLERİNİN BELİRLENMESİ
Amaç: Hoş olmayan bir duygu olan doğum ağrısının ebeler tarafından etkin bir şekilde yönetilmesi önemlidir. Bu araştırma;
ebe adaylarının doğum ağrısı ve yönetimi konusundaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır.
Yöntem: Araştırmanın evrenini, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Van Sağlık Yüksekokulu Ebelik Bölümü’nün 2016-2017 bahar
yarıyılı lisans eğitimine kayıtlı öğrencileri (N=320) oluştururken ayrıca bir örnekleme yapılmamıştır. 25 Şubat-25 Mart 2017
tarihleri arasında araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 250 öğrenciye ulaşılmıştır. Veriler araştırmacılar tarafından
literatür kapsamında hazırlanan 23 sorudan oluşan anketle toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı
istatistikler ve ki kare testi kullanılmıştır.
Bulgular: Öğrencilerin yaş ortalamaları 20.91±1.90 olup tüm sınıflardan ortalama olarak eşit sayıda öğrenciye ulaşılmaya
çalışılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin, gebelerin doğum ağrısı algılarının psikolojik faktörlerden (%82.9), fetal
boyut/pozisyondan (%77.8) ve kişisel özelliklerden (%68.8) etkilendiğini ifade ettikleri belirlenmiştir. %58.5’i doğum
ağrısının müdahale edilebilir bir durum olduğunu belirten öğrencilerin, %58.1’inin ise, kendi doğum ağrılarına müdahale
edilmesini istedikleri saptanmıştır. Öğrenciler arasında en çok duyulan/görülen farmakolojik yöntemin; lokal anestezi
(%75.6), non-farmakolojik yöntemin ise; solunum egzersizleri (%76.5) olduğu ve %43.2’sinin geleneksel uygulamalar
konusunda fikri olmadığı tespit edilmiştir.
Sonuç: Araştırmada, öğrenciler tarafından doğum ağrısının müdahale edilebilir bir durum olarak değerlendirildiği, doğum
ağrısının azaltılmasına yönelik kullanılan nonfarmakolojik yöntemlerden özel bir teknik ve ayrıntılı bilgi gerektirmeyenlerin
daha çok bilindiği görülmüştür. Bu sonuçlar doğrultusunda, ebe adaylarına doğum ağrısının yönetiminde kullanılabilecek
yöntemler konusunda daha detaylı bilgi verilmesi önerilebili
Bir Havalimanı Otoparkına Kurulabilecek Fotovoltaik Üretim Sisteminin Tasarımı ve Enerji Analizi
Dünyada karbon emisyonu azaltımı ile ilgili farkındalık artıkça yenilenebilir enerjiden elektrik üretimi yatırımları buna paralellikgöstermektedir. Özellikle ülkemizde son yıllarda güneş enerjisi santralleri (GES) elektrik güç sisteminin gözde konularından biridir.Fakat büyükşehirlerdeki arazi fiyatlarının yüksek olması bu santrallerin önündeki en büyük engeldir. Havalimanları gibi kamualanlarının otoparklarına yapılacak fotovoltaik üretim sistemleri (FVÜS) hem bu alanların ikincil kullanımına imkân verirken, hem deFVÜS’nin yatırım maliyetini düşürerek yatırıma daha uygun hale gelmesini sağlar. Ayrıca otoparka kurulacak FVÜS ile araçlar içingölgelenme alanı oluşturularak güneşin araçlar üzerindeki etkisi azaltılabilir. Bu çalışmada Adnan Menderes Havalimanının otoparkınakurulabilecek bir FVÜS’nin tasarımı ve ürettiği enerji ile otoparkın enerji ihtiyacını karşılayıp karşılamadığının analizinin yapılmasıamaçlanmıştır. Bunun için otoparka kurulabilecek FVÜS bir benzetim programı kullanılarak oluşturulmuştur. Aylık üretim gücübenzetim programı tarafından hesaplanan FVÜS’nin bulunduğu konumun ışıma değerleri kullanılarak gün içi saatlerdeki ortalamaüretim değerleri hesaplanmıştır. Ayrıca, FVÜS’nin elektrik projelendirmesi yapılarak bağlantı şeması çizilmiştir. Daha sonra otoparkınyük bilgisi alınarak FVÜS’nin ürettiği enerji ile otoparkın ortalama günlük yük eğrisinin karşılaştırılması yapılmıştır. Otoparka kurulanFVÜS’nin gücü 534 kWp olarak hesaplanmıştır. FVÜS toplamda 2770 m2alanı kaplamaktadır. FVÜS’nde 1617 adet 330 Wp gücündeLG330N1C-A5 marka monokristal güneş paneli kullanılmıştır. Paneller 21 seri modül ve 77 paralel diziden oluşmaktadır. Daha sonraotoparkın bir aylık saatlik tüketim bilgisi kullanılarak otoparkın ortalama günlük yük eğrisi elde edilmiştir. Bu iki bilgi karşılaştırılarakhavalimanının enerji analizi yapılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda adı geçen havalimanı otoparkına FVÜS’nin kurulumuprojelendirmesi hazırlanmıştır. Bu çalışmada teorik ile uygulamanın birleştirilmesi de hedeflenmiştir. Ülkemiz güneş enerjisibakımından dünyada çoğu ülkeden daha iyi durumdadır. Bundan dolayı güneş enerjisinden elektrik üretimini artırmak enerjide dışabağımlılığı azaltacaktır. Bu çalışmanın sonuçları da bu konuda yapılacak uygulamalara ışık tutacaktır
TİRAJI YÜKSEK BEŞ ULUSAL GAZETEDE YER ALAN SAĞLIK VE BESLENME HABERLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Bu çalışmada u lkemizde tirajı en yu ksek 5 ulusal gazetenin sag lık ve beslenme haberlerinin konu, kaynak, yayımlama tarihi ve içerik yo nu nden incelenmesi amaçlanmıştır.1 Aralık 2019-29 Şubat 2020 tarihleri arasındaki
do nemi kapsayan kesitsel bir çalışmadır. Toplam tirajı
bir milyona ulaşan beş ulusal basılı gazetenin 455 sayı
ve ekinde bulunan sag lık haberlerinin sayısı, kaynakları,
yayınlanma zamanı ve içerikleri açısından incelenmiştir.
Toplam 1448 haberin yaklaşık yarısını (%43.4)
“beslenme” haberleri oluşturmaktadır. Sag lık haberlerinin %52.3’u nu n kaynag ı hekimlerdir. Haberlerin %
36.3’u nu n ise kaynag ı bilinmemektedir. Beslenme ile
ilgili haberlerin %85’inin konusu “besinlerin sag lık u zerine etkileri” dir. Beslenme ile ilgili 628 haberin %
55.6’sının (n:349) kaynag ı bilinmemektedir. Kaynag ı
bilinen beslenme haberlerinin 171’inin hekim (%27.2),
89’unun diyetisyen (%14.2) tarafından yazıldıg ı, 6’sının
araştırma sonucu oldug u (%1) ve 13’u nu n (%2) ise dig er kaynaklardan elde edildig i bulunmuştur. Sag lık haberlerinin yaklaşık u çte birinin, beslenme haberlerinin
ise yarısından fazlasının kaynag ı bilinmemektedir. Kaynag ı bilinmeyen haberler toplumu yanlış yo nlendirerek
toplum sag lıg ı açısından risk oluşturmaktadır. Bu riskin
o nlenmesi için sag lık haberlerinin sag lık edito rleri tarafından mesleki etik ilkelere bag lı kalarak bilimsel kaynaklara veya uzmanlara danışılarak hazırlanması ve
kaynag ın haberde belirtilmesi gerekmektedir
Sağlık Alanlarında Eğitim Gören Öğrencilerin Skolyoz ile İlgili Bilgi Düzeyi
Giriş: Skolyoz, omurgada üç boyutlu deformiteye oluşturması nedeniyle fiziksel, psikolojik, sosyal ve kozmetik
açıdan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırmanın amacı Türkiye’de sağlık alanında öğrenim gören lisans
öğrencilerinin skolyoz hakkındaki temel bilgi düzeylerininin araştırılmasıdır.
Gereç ve Yöntemler: 2018 – 2019 öğretim döneminde sağlık bilimleri alanında lisans ve ön lisans öğrencisi olan
katılımcılardan araştırmacılar tarafından hazırlanan 17 sorudan oluşan sorgulama formunun online olarak
doldurulması istendi. Veriler SPSS v.22.0 ile tanımlayıcı yöntemler kullanılarak analiz edildi.
Bulgular: Çalışmaya 60 farklı üniversitede öğrenim gören 611 öğrenci katıldı. Katılımcıların %83,6’sı (n=511)
skolyozu ‘omurga eğriliği’ olarak tanımladı. Fizyoterapi lisans öğrencilerinin %87,7’si ve Tıp Fakültesi öğrencilerinin
%82,2’si skolyoz teriminin tanımını bilmekteydi. Öğrencilerin %40’ı skolyozdan şüphesi olduğunda bireyleri hangi
sağlık profesyoneline göndermesi gerektiğini biliyordu. Öğrencilerin bilgi düzeyi öğretim yıllarının artması ile
artmaktaydı.
Sonuç: Çalışmamızın sonucu 4. sınıf öğrencilerinin önemli bir kısmının skolyoz ile ilgili temel bilgi düzeyine sahip
olmadan mezun olacağını göstermiştir. Erken tanı için toplumda skolyoz farkındalığının artması gerekmektedir,
toplumsal farkındalığın artması da öncelikli olarak sağlık çalışanlarının farkındalığının ve bilgi düzeylerinin artması
ile mümkün olabilir