International Journal of Human Sciences / Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi (E-Journal
Not a member yet
2841 research outputs found
Sort by
Human-robot interaction: How do personality traits affect attitudes towards robot?
The robot technology seems to be an important part of daily life and has shown great progress in recent years. Robots are used in a lot of parts of life. Thus, we need to think and know how robots will affect human life and how human will react to robots. This study focused on human’s attitude toward robots. The first purpose of this study is to determine participants’ attitude towards robots and second is to investigate how personality traits predict their attitudes towards robots. Participants consisted of 219 (142 female and 77 male) university students. Of the participants were university students and their age was between 18-26 years old (mean age=20.54, SD=1.22). Negative Attitude towards Robot Scale and Quick Big Five Personality Test were used to collect data. Results indicated that gender, extraversion and openness to experience are important factors for participants’ attitude towards robots. Considering speed technological development we need more researches to evaluate correctly human-robot interactions. ÖzetRobot teknolojisi günlük yaşamın önemli bir parçası olarak görünmektedir ve son yıllarda büyük ilerleme göstermiştir. Robotlar yaşamın pek çok alanında kullanılmaktadır. Bundan dolayı robotların insan yaşamına nasıl etkide bulunduğunu ve insanların robotlara karşı nasıl teki verdiğini düşünmeye ve bilmeye ihtiyacımız vardır. Bu çalışma insanların robotlara karşı tutumları üzerine odaklanmıştır. Bu çalışmanın ilk amacı katılımcıların robotlara karşı tutumlarını belirlemek ve ikinci amacı da katılımcıların kişilik özelliklerinin robotlara karşı tutumlarını nasıl yordadığını incelemektir. Veriler 219 (142 kadın ve 77 erkek) üniversite öğrencisi katılımcıdan toplanmıştır. Katılımcıların yaş aralığı 18-26’dır (ort. yaş=20.54, SS=1.22). Robota karşı Olumsuz Tutum Ölçeği ve Hızlı Büyük Beşli Kişilik Testi kullanılmıştır. Sonuçlar katılımcıların robotlara karşı tutumunda cinsiyetin, dışadönüklüğün ve deneyimlere açıklığın önemli faktörler olduğunu göstermiştir. Hızlı teknolojik gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda insan-robot etkileşimini doğru bir şekilde değerlendirmek için daha fazla araştırmaya ihtiyacımız vardır
The relationship of emotional ıntelligence and ınstitutional culture with organizational cynicismDuygusal zekâ ve kurum kültürü algısının örgütsel sinizmle ilişkisi
In this study, Turkey organizational cynicism relationship of emotional intelligence and corporate culture perceptions of personnel working in research centers attached to the Ministry of Education was examined. This research is designed according to one of the quantitative research approaches. In this study, the research group in the 2016-2017 academic year guidance research centers in various cities in Turkey tasks that constitute 364 staff. Personal Information Form, Corporate Culture Scale, Emotional Intelligence Scale and Organizational Cynicism Scale were used to collect the research data. In order to analyze the data, Pearson Moment Correlation Coefficient and hierarchical regression analysis were used to analyze the data. As a result of the analysis of the research data, it has been found that there is a relationship between corporate culture and emotional intelligence and organizational cynicism. The results were discussed in the context of literature and some suggestions were made according to the results.Extended English summary is in the end of Full Text PDF (TURKISH) file. ÖzetBu çalışmada Türkiye Milli Eğitim Bakanlığına bağlı rehberlik araştırma merkezlerinde çalışan personelin duygusal zekâ ve kurum kültürü algılarının örgütsel sinizmle ilişkisi incelenmiştir. Bu araştırma nicel araştırma yaklaşımlarından biri olan tarama modeline göre tasarlanmıştır. Bu çalışmanın araştırma grubu 2016-2017 eğitim-öğretim yılında Türkiye’nin çeşitli illerindeki rehberlik araştırma merkezlerinde görev yapan 364 personel oluşturmaktadır. Araştırma verilerini toplamak için “Kişisel Bilgi Formu”, “Kurum Kültürü Ölçeği”, “Duygusal Zekâ Ölçeği” ve “Örgütsel Sinizm Ölçeği” kullanılmıştır. Verilerin analizi için parametrik yöntemlerden Pearson Momentler Çarpımı korelasyon katsayısı tekniği ve hiyerarşik regresyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırma verilerinin analizi sonucunda kurum kültürü ve duygusal zekâ ile örgütsel sinizm arasında bir ilişki olduğu tespit edilmiş olup, kurum kültürünün alt boyutlarından olan sosyalleşmenin ve duygusal zekânın örgütsel sinizmi anlamlı düzeyde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuçlar literatür bağlamında tartışılmış ve elde edilen sonuçlar doğrultusunda bazı önerilerde bulunulmuştur.
The effect of Lego Mindstorm projects on problem solving skills and scientific creativity of teacher candidate: Öğretmen adaylarının problem çözme becerilerine ve bilimsel yaratıcılıklarına Lego Mindstorm projelerinin etkisi
In this study; the effects of Lego Mindstorms projects on problem solving skills and scientific creativity of teacher candidates were. The study group consisted of 20 pre-service science teachers. The data were collected quantitatively and qualitatively. Problem solving and scientific creativity test were used as quantitative data collection instruments. , Teacher Participant Interview was used as qualitative data collection tool. The practice with teacher candidates lasted 9 weeks. In this process, pre-service teachers learned the software. Then, these teacher candidates were presented with the science problems appropriate to different grade levels and produced solutions to these problems with Lego EV3 Education sets.Results of the study, the participating teacher candidates identified Lego Ev3 Education sets as creative (25.6%), functional (18.7%), educational (20.9%), developmental (20.9%) and informative (13.9%). As a result of the projects carried out with the Lego Ev3 education sets, the problem solving skills and scientific creativity of the prospective teachers developed.Extended English summary is in the end of Full Text PDF (TURKISH) file. ÖzetBu çalışmada; Lego Mindstorms projelerinin öğretmen adaylarının problem çözme becerilerine ve bilimsel yaratıcılıklarına etkisi incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Fen Bilgisi 3.sınıf öğrencisi 20 öğretmen adayı oluşturmuştur. Araştırmada nicel ve nitel veriler toplanmıştır. Nicel veri toplama araçları olarak problem çözme envanteri ve bilimsel yaratıcılık testi kullanılmıştır. Nitel veri toplama aracı olarak da öğretmen görüş anketi kullanılmıştır. Araştırmanın uygulama süreci 9 hafta sürmüştür. Bu süreçte önce öğretmen adayları yazılımı öğrenmiştir. Sonra bu öğretmen adaylarına farklı sınıf düzeylerine uygun fen problemleri sunulmuş ve bu problemlere Lego EV3 Education setleri ile çözüm üretmişlerdir.Çalışmanın sonuçları, araştırmaya katılan öğretmen adaylarının Lego Ev3 Education setlerini: yaratıcı (%25.6), işlevsel (%18.7), eğitimde uygulanabilir (%20.9), gelişimsel (%20.9) ve bilgiyi uygulayabilir (%13.9) olarak tanımladıklarını ortaya çıkarmıştır. Lego Ev3 education setleri ile yapılan projeler sonucunda öğretmen adaylarının problem çözme becerileri ve bilimsel yaratıcılıkları gelişmiştir
Investigation of the relationship between self-efficacy belief levels and digital game dependence of children who do and who do not do sportsSpor yapan ve yapmayan çocukların dijital oyun bağımlılığı ile öz yeterlik inanç düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
The aim of this study is to investigate the relationship between the levels of digital game addiction and self-efficacy beliefs of children who do sports and who do not. In this study, which is designed according to quantitative research model, correlational research method is used. The universe of the research; There are 1200 students in the 10-14 age group who study at Atatürk Secondary School affiliated to Niğde Provincial Directorate of National Education in 2018-2019 academic year. The sample of the study was composed of 500 students (202 females, 233 males) who agreed to participate voluntarily (30 min. Digital games each day). As data collection tools; "Secondary School Self-Efficacy Scale" and "Digital Game Addiction Scale for Children" were used. In the analysis of data, paired comparisons and correlation analyzes were done by using SPSS 24. Package program. As a result of the binary comparison analysis, there was a difference between the groups. Similarly, correlations between scale scores were found in the correlation analyzes. As a result; It has been determined that self-efficacy beliefs of individuals are an important factor in digital gaming addiction which has become an important problem of today.Extended English summary is in the end of Full Text PDF (TURKISH) file. ÖzetBu araştırmanın amacı, spor yapan ve yapmayan çocukların dijital oyun bağımlılık düzeyleri ile öz yeterlilik inanç düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Nicel araştırma modeline göre tasarlanan bu çalışmada korelasyonel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştıranın evrenini; Niğde İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Atatürk Ortaokulu’nda 2018-2019 eğitim öğretim yılında öğrenim gören, 10-14 yaş grubu 1200 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini (her gün en az 30 dk. dijital oyun oynayan) araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden, 500 öğrenci (202 kadın, 233 erkek) oluşturmuştur. Veri toplama araçları olarak “Ortaokul Öz-Yeterlik Ölçeği ile Çocuklar İçin Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği” kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 24. Paket program kullanılarak veri setine ilişkin ikili karşılaştırmalar ve korelasyon analizleri yapılmıştır. Yapılan ikili karşılaştırma analizleri sonucunda gruplar arasında fark olduğu görülmüştür. Benzer şekilde yapılan korelasyon analizlerinde de ölçek puanları arasında ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak; günümüzün önemli bir sorunu haline gelmiş olan dijital oyun bağımlılığında sporun ve bireylerin öz yeterlik inançlarının önemli bir faktör olduğu tespit edilmiştir
The use of virtual patient in teaching clinical practice skills to nursing students: Hemşirelik öğrencilerine klinik uygulama becerilerinin öğretiminde sanal hastanın kullanımı
Virtual patients are used as training method to gain professional competencies in nursing education. Virtual patients are real-life interactive computer-based clinical scenarios where students can learn appropriate information and practices to plan and manage patient care, and can be used for health care, training, or evaluation. Virtual patient technology that provides skill in a risk-free environment provides real-time feedback on student activity that can affect decision-making when they contact with the patient. If included in the curriculum appropriately; virtual patient technology can help the student develop numerous skills such as clinical assessment, patient interaction, critical thinking, therapeutic approach and adaptation to a changing environment. It helps students to overcome the limits of clinical practice, develop coping skills, support critical thinking, develop decision-making skills, and quickly adapt to clinical settings.
Extended English summary is in the end of Full Text PDF (TURKISH) file.
Özet
Sanal hastalar, hemşirelik eğitiminde mesleki yeterlikleri kazanmak için eğitim yöntemi olarak kullanılmaktadır. Öğrencilerin hasta bakımını planlamak ve yönetmek için uygun bilgi ve uygulamaları öğrenebilecekleri, sağlık bakımı, eğitim veya değerlendirme amacıyla kullanılabilen gerçek yaşamla etkileşimli bilgisayar tabanlı klinik senaryolardır. Risksiz bir ortamda beceri kazandıran sanal hasta teknolojisi, hasta ile temasa geçtiğinde karar vermeyi etkileyebilecek öğrenci etkinliği hakkında gerçek zamanlı geribildirim sağlar. Müfredata uygun bir şekilde dahil edilirse; sanal hasta teknolojisi öğrenciye klinik değerlendirme, hasta etkileşimi, eleştirel düşünme, terapötik yaklaşım ve değişen bir ortama uyum sağlama gibi çok sayıda becerinin geliştirilmesine yardımcı olabilir. Öğrencilerin klinik uygulamaların sınırlarını aşmalarına, baş etme becerilerini geliştirmelerine, eleştirel düşünceyi desteklemelerine, karar verme becerilerini geliştirmelerine ve klinik ortamlara hızlı bir şekilde adapte olmalarına yardımcı olmaktadır
A parent participation proposal: Benefiting from the field expert teacher parents on teaching of course subjects : Bir veli katılım önerisi: Alan uzmanı öğretmen velilerden derslerde faydalanma
This research has been realized to determine whether students’ academic success increases when teacher parents as expert in their fields teach courses instead of classroom teachers with the aim of giving a parent participation proposal. In the research, the study group includes 4th grade elementary school students which has been realized experimentally in controlled pre-test and final test model. Success test developed by the researcher has been used as data collection instrument which is determined with sampling method with aimed study group in the research. Paired groups t-test has been user in the data analysis. According to the research findings, when field expert teacher parents enter the course and when these are compared with the courses which classroom teachers enter, it has been determined that academic success of the students increase at the same level. However, the result of permanence of the knowledge being higher has been reached when compared with the courses which classroom teachers enter. According to the results, it is proposed that field expert teacher parents should enter the courses of classroom teachers in teaching of some subjects. This also can be accepted as a new parent participation proposal.
Extended English summary is in the end of Full Text PDF (TURKISH) file.
Özet
Bu araştırma bir veli katılım önerisinde bulunmak amacı ile konu alanında uzman olan öğretmen velilerin sınıf öğretmeninin yerine ders vermesinin öğrencilerin akademik başarılarını arttırıp arttırmadığını belirlemek için gerçekleştirilmiştir. Kontrollü ön test ve son test modelinde deneysel olarak gerçekleştirilen araştırmada, çalışma grubu ilkokul 4. sınıf öğrencilerinden oluşmaktadır. Çalışma grubu amaçlı örnekleme yöntemine göre belirlenmiş olan araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen başarı testi kullanılmıştır. Verilerin analizinde eşleştirilmiş gruplar t-testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre alan uzmanı öğretmen velilerin sınıf öğretmenlerinin yerine derslere girmesinin öğrencilerin akademik başarılarının, sınıf öğretmenlerinin girmiş oldukları dersler ile karşılaştırıldığında aynı düzeyde arttığı belirlenmiştir. Ancak öğrenilen bilgilerin kalıcılığı ise sınıf öğretmenlerinin girmiş oldukları derslere göre daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuçlara göre bazı konuların öğretiminde o alanda uzman öğretmen velilerin sınıf öğretmenlerinin derslerine girmesi önerilmektedir. Bu da yeni bir veli katılım önerisi olarak kabul edilebilir.  
Improving reading performance through the whole school approach: the sample of Hong KongTüm okul yaklaşımıyla okuma performansının artırılması: Hong Kong örneği
In the digital age, it is expected that students will not only have experience and passion for reading, but also will develop their reading skills to learn. Reading is one of the most important skills that develop the human and increase life-long learning capacity. Individuals can improve their personal, moral and emotional qualities to strengthen their sense of responsibility towards the family, society, nation and the world through reading. The individual can develop his personal, moral and emotional qualities in order to strengthen the sense of responsibility towards his family, society, nation and the world through reading.The life experiences of elementary school students are limited, but effective readings help to expand their horizons and perspectives. People can bring their knowledge and experiences together by reading. At the time of reading, students should have the ability to put out the deep meaning of the text, their learning experiences, and the ability to put new knowledge on their prior knowledge to build meaning. The Programme for International Student Assessment (PISA) is one of the most comprehensive educational research at the international level. The PISA survey, conducted every three years since 2000, aims to measure students' achievement in science, reading skills and mathematics. When our country's reading performance is compared with other countries, it is seen that it is ranked 50th among the 70 countries participating in the program in 2015. Hong Kong, which participated in the same program, appears to be the 2nd. The purpose of this research is to examine the "whole school approach" adopted by Hong Kong, performed high reading achievement in 2012 and 2015 PISA exams, during the learning and development of reading and the studies it has carried out based on it. For this purpose, Hong Kong's Basic Education Program Guide will be reviewed. The sections in which the success of reading in the PISA examinations and the effects of the whole school approach on this success were examined by the researchers and translated into Turkish. The data obtained were reviewed with language experts. The content analysis of the data has been made and three themes have been created that reveal all aspects of the (whole school approach TO: (1) Identify the Whole school approach (WSA), (2) School responsibilities in Whole school approach (WSA) and (3) Stakeholders' responsibilities in the Whole school approach (WSA). The results of the research show that there are responsibilities and responsibilities to school administrators, school program development experts, teacher-librarians, teachers, parents and students in improving reading performance with the whole school approach. It was concluded that the task and responsibility of gaining reading performance and habit should not be left to teachers only. In addition, success in improving reading performance with the whole school approach can be achieved in proportion of each stakeholder performing their duties.Extended English summary is in the end of Full Text PDF (TURKISH) file. ÖzetDijital çağda, bilgi temelli toplumdaki taleplerle başa çıkabilmek için, öğrencilerden yalnızca deneyimleri ve okuma tutkusuna sahip olması beklenmemekte, aynı zamanda öğrenmek için okuma becerilerini de geliştirmesi beklenmektedir. Okuma, insanı bir bütün olarak geliştiren ve yaşam boyu öğrenme kapasitesini artıran en önemli becerilerden biridir. Birey okuma yoluyla ailesine, toplumuna, milletine ve dünyaya karşı sorumluluk duygularını güçlendirmek için kendi kişisel, ahlaki ve duygusal niteliklerini geliştirebilir. Yine okuma yoluyla farklı fikir, görüş, değer ve kültürlere açık görüşlülükle yaklaşmayı öğrenir.İlkokul öğrencilerinin yaşam deneyimleri sınırlıdır, ancak etkili okumalar ufuklarını ve perspektiflerini genişletmeye yardımcı olur. İnsanlar okumalarla bilgilerini ve deneyimlerini bir araya getirebilir. Okuma sırasında öğrencilerin, metnin derin anlamını çıkarabilmeleri, anlam kurmaları için önbilgilerinin üzerine öğrenme deneyimlerini ve yeni bilgiyi koyabilme becerisine sahip olması gerekir. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) uluslararası düzeyde fen, matematik ve okuma alanlarında yapılan önemli bir eğitim araştırmasıdır. 2000 yılında başlamıştır ve üç yılda bir tekrarlanan PISA araştırması, öğrencilerin fen, okuma becerileri ve matematik alanlarındaki başarı durumu ölçmeyi amaçlamaktadır. Ülkemizin okuma alanındaki başarısı diğer ülkelerle karşılaştırmalı olarak incelendiğinde 2015 yılında programa katılan 70 ülke arasında 50. sırada yer alındığı görülür. Aynı programa katılan Hong Kong’un ise 2. olduğu görülmektedir. Bu araştırmanın amacı 2012 ve 2015 PISA sınavlarında okuma alanında yüksek başarı gösteren Hong Kong’un okumanın öğrenilmesi ve geliştirilmesi sürecinde benimsediği “tüm okul yaklaşımı”nı ve buna dayalı gerçekleştirdiği çalışmaları incelemektir. Bu amaçla Hong Kong’un Temel Eğitim Program Kılavuzu incelenmiştir. Kılavuzda PISA sınavlarında okuma bölümünde elde edilen başarının ve tüm okul yaklaşımının bu başarıya etkilerinin anlatıldığı bölümler araştırmacılar tarafından incelenmiş ve Türkçeye çevrilmiştir. Elde edilen veriler dil uzmanlarıyla tekrar gözden geçirilmiştir. Verilerin içerik analizi yapılmış ve “ tüm okul yaklaşımının” tüm yönleriyle ortaya koyan üç tema oluşturulmuştur: (1) Tüm Okul Yaklaşımını (TOY) tanıma, (2) TOY okulda yapılaması gerekenler ve (3) TOY paydaşların rolleri. Araştırma sonuçları tüm okul yaklaşımıyla okuma performansının geliştirilmesinde okul yöneticilerine, okul program geliştirme uzmanlarına, öğretmen-kütüphanecilere, öğretmenlere, ebeveynlere ve öğrencilere sorumluluk ve görevler düştüğü göstermektedir. Okuma performansı ve alışkanlığının kazandırılması görev ve sorumluluğu sadece öğretmenlere bırakılmaması gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca tüm okul yaklaşımıyla okuma performansının artırılmasındaki başarı, her paydaşın üzerine düşen görevleri yapması oranında sağlanabilir
Clinical social work practices for adult offendersYetişkin hükümlülere yönelik klinik sosyal hizmet uygulamaları
In the historical process, crime has a long history. Crime is one of today's biggest social problem. Because of the consequences of crime to the whole society, prevention efforts have gained importance especially with the developments in the field of human rights. At this point today's prisons are places where the punishment foreseen by the law in return for the consequences of the crime are taken; also draw attention as institutions to prevent crime. One of the most important disciplines to prevent crime in prisons targeting rehabilitation is the social work profession. For this reason, social work practices in prison gain importance in terms of reducing the negative effects of the crime on the individual, family and society; contributing to the functional passage of the execution time; to intervene in accordance with the needs of special-needs offenders and preventing re-offending.Based on all these; In this review article on clinical social work practices for adult offenders; It is intended to provide a perspective on the structure of today's prisons, current social work practices, population of prisons and theoretical and clinical knowledge and skills of the social worker working in the penitentiary system.Extended English summary is in the end of Full Text PDF (TURKISH) file. ÖzetTarihsel süreç içerisinde suç olgusunun uzun bir geçmişi bulunmaktadır. Suç günümüzün en büyük sosyal sorunlarından birisidir. Suçun tüm toplumu ilgilendiren sonuçları sebebiyle de önleme çalışmaları, özellikle insan hakları alanında var olan gelişmelerle birlikte önem kazanmıştır. Günümüz ceza infaz kurumları bu noktada suçun sonuçlarının karşılığında hukukun öngördüğü cezanın çekildiği yerler olmasının yanında; suçu önlemeye yönelik kurumlar olarak da dikkat çekmektedir. Rehabilitasyonu hedefleyen Ceza İnfaz Kurumlarında suçu önlemeye ilişkin en önemli mesleklerden birisi de sosyal hizmet mesleğidir. Bu sebeple ceza infaz kurumlarındaki sosyal hizmet uygulamaları; suçun birey, aile ve toplum üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak, infaz sürecinin işlevsel geçmesine katkıda bulunmak, özel ihtiyaç sahibi hükümlülerin gereksinimlerine uygun müdahalelerde bulunmak ve en önemlisi yeniden suç işlemeyi önlemek anlamında önem kazanmaktadır. Tüm bunlardan hareketle; yetişkin suçlulara yönelik klinik sosyal hizmet uygulamalarını konu alan bu derleme yazısında; günümüz ceza infaz kurumlarının yapısı, mevcut sosyal hizmet uygulamaları, ceza infaz kurumu popülasyonu ve ceza infaz sisteminde çalışan sosyal hizmet uzmanının sahip olması gereken teorik ve klinik bilgi ve becerilere ilişkin bir bakış açısı sunulması amaçlanmaktadır
Examination of speech-sounds disorder in children between 78-90 months with reading and writing difficulty: 78-90 ay aralığında okuma yazma güçlüğü olan çocuklarda konuşma sesleri bozukluğunun incelenmesi
In the development of reading and writing, the ability to recognize the speech sounds, which are phonemes, is accepted as the determining factor. Tests are needed to measure auditory processing skills in terms of detecting the nature of the problem in children who have difficulty in reading and writing despite their normal development. For this purpose, it was tried to determine the source of the problem by applying the Speech Sound Recognition Test (SSRT) to the children with and without reading and writing difficulties. By using quantitative research method, 30 children between 78-90 months of age were included in the study. Control 1 (normal) group 10 (6 girls, 4 boys); experimental group (reading and writing difficulty) 10 (6 girls, 4 boys), control 2 (reading and writing difficulty) group were grouped as 10 (5 girls, 5 boys) children. Writing Skills Scale, False Analysis Inventory and Speech Sound Recognition Test were used as data collection tools. In the analysis of data, Kruskal Wallis Variance Analysis was used for descriptive statistics and group comparisons. It was found that the scores of data collection tools, experimental group and control 2 groups were significantly lower than those of the control group. In the experimental and control groups, the mean of starting to talk with the first words of the children having reading and writing difficulty were significantly different when compared to the control 1 group (normal). It was determined that the children in the experimental and control 2 groups started to talk quite late compared to the children in the control 1 (normal) group. According to the present findings, it was seen that delayed speech may have a negative effect on academic skills in the future, and it was concluded that recognition of speech sounds was a basic skill on reading and writing. Children who get phoneme recognition trainings in preschool period can learn to read and write more easily. And also the SSRT can be used as a suitable training material in the detection and education of children with reading and writing difficulties.
Extended English summary is in the end of Full Text PDF (TURKISH) file.
Özet
Okuma yazma gelişiminin sağlanmasında dile ait sesler olan konuşma seslerini tanıma becerisi belirleyici etken olarak kabul görmektedir. Normal gelişim göstermesine rağmen okuma yazma öğreniminde güçlük görülen çocuklarda problemin doğasını tespit etmek açısından, işitsel işlemleme becerisini ölçmeye uygun testlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla okuma yazma güçlüğü görülen ve görülmeyen çocuklara Konuşma Seslerini Tanıma Testi (KSTT) uygulanarak problemin kaynağı tespit edilmeye çalışılmıştır. Nicel araştırma yöntemi kullanılarak yaşları 78-90 ay aralığında 30 çocuk araştırmaya dahil edilmiştir. Kontrol 1 (normal) grubu 10 (6 kız, 4 erkek); deney (okuma yazma güçlüğü) grubu 10 (6 kız, 4 erkek), kontrol 2 (okuma yazma güçlüğü) grubu 10 (5 kız, 5 erkek) çocuk olarak gruplandırılmıştır. Veri toplama aracı olarak Yazma Becerisi Ölçeği, Yanlış Analizi Envanteri ve Konuşma Seslerini Tanıma Testi kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ile grup karşılaştırmalarında Kruskal Wallis Varyans Analizi kullanılmıştır. Okuma yazma güçlüğü olan deney ve kontrol 2 gruplarının, konuşma sesleri tanıma ve tanıdığı sesi yazma puanlarının okuma yazma güçlüğü olmayan kontrol 1 grubuna göre anlamlı düzeyde düşük olduğu görülmüştür. Deney ve kontrol 2 grubundaki çocukların ilk kelimelerini söylemeye başlama ayı ve ikili ifadelere başlama ayı kontrol 1 (normal) grupla karşılaştırıldığında, normallere göre anlamlı düzeyde farklı bulunmuştur. Deney ve kontrol 2 grubundaki çocukların, kontrol 1 (normal) grubundaki çocuklara göre konuşmaya oldukça geç başladığı tespit edilmiştir. Mevcut bulgular doğrultusunda konuşmaya geç başlamanın ilerideki akademik becerileri olumsuz etkileyebileceği görülmüş olup, konuşma seslerini tespit etmenin okuma ve yazma kazanımı üzerinde temel bir beceri olduğu sonucuna varılmıştır. Okul öncesi dönemde konuşma seslerini tanıma eğitimleri ile temel okuma yazma becerisi kazanımının kolaylaştırılması mümkün olacağı gibi, okuma yazma güçlüğü görülen çocukların tespitinde ve eğitiminde KSTT uygun bir eğitim materyali olarak kullanılabilir.  
Değerler Sınıflandırması
Çalışmanın amacı, değerlerin en genel sınıflandırmasını yapmaktır. Bunun için muhtemel tüm değerlerin bağlı olduğu evrensel temel değerler araştırılmıştır. Fiziki ve toplumsal gerçekliklerin tarihsel yöntem ile incelenmesi sonucunda özgürlük, eşitlik, adalet, bilim ve sanat olmak üzere beş evrensel temel değer saptanmıştır. Diğer bütün değerlerin, temel değerlerden bir veya birkaçının bileşkesi olarak ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Evrensel değerler toplumsal olaylarda gözlemlenebilen olgusal değerlerdir. Sosyal olaylarda temel değerler ne miktarda bulunursa aynı oranda işlevsel olduğu kabul edilebilir