1,721,053 research outputs found
PATELLOFEMORAL AĞRI SENDROMU VE GÜNCEL TEDAVİ YAKLAŞIMLARI
Patellofemoral ağrı sendromu (PFAS) patellofemoral eklemde (PFE) yüklenme oluşturan aktiviteler ile provoke olan, patella çevresinde ve arkasında ağrı tariflenen, diğer ayırıcı patolojilerin yokluğunda bahsedilen, diz önünde ısrarcı ağrıya sebep olan kronik bir kas iskelet sistemi problemi olarak tanımlanmaktadır. Çömelme, uzun süreli dizler fleksiyonda oturma ve merdiven inme ve çıkma gibi PFE’ye yük bindiren aktiviteler sırasında ve sonrasında artan bir ağrı söz konusudur. Ortopedi ve travmatoloji, spor hekimliği, ortopedik ve sportif rehabilitasyon kliniklerine ön diz ağrısı ile başvurunun en sık karşılaşılan sebebidir. Görülme sıklığını araştıran kısıtlı sayıda çalışma bulunmasına rağmen PFAS alt ekstremitedeki en sık rastlanan ağrı nedeni olarak gösterilmektedir. PFA’nın tüm toplumu etkileyebildiği düşünülmekle beraber özellikle adolösanlar, genç aktif yetişkinler, elit atletler, askeri personelde ve yüksek insidans ve prevelans ile kadınlarda görülmektedir. PFAS’ın güncel tedavisinde fizyoterapinin önemli bir rol oynadığı konservatif tedaviye odaklanılmaktadır. Fizyoterapi PFAS’taki disfonksiyonun yönetilmesinde ve hastalar tarafından deneyimlenen ağrının azaltılmasına sıklıkla başvurulan bir tedavi yöntemidir ve ağrıyı azaltmak ve diz fonksiyonunu geliştirmek için egzersiz yaklaşımlarını ön planda tutar. Konservatif tedavinin en büyük amacı patellayı optimal bir biyomekanik dizilime getirmek ve diz çevresi kas yapısının tekrardan güçlenmesini sağlamaktır. Tedavide sıklıkla egzersiz yoluyla PFE mekaniklerini geliştirme, bantlama, tabanlıklar, biyofeedback ve diğer adjuvan tedavilerle desteklenen kombine bir yaklaşım benimsenmektedir. Geleneksel olarak quadriceps femoris kaslarında güç ve koordinasyon üzerinde duran diz odaklı egzersizler kullanılırken kalça odaklı egzersizler de son zamanlarda oldukça ilgi odağı haline gelmiş durumdadır.</jats:p
Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis
The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation
counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings
are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that
only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into
account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed
Variations on the Author
“Variations on the Author” discusses two of Eduardo Coutinho’s recent films (Um Dia na Vida, from 2010, and Últimas Conversas, posthumously released in 2015) and their contribution to the general question of documentary authorship. The director’s filmography is characterized by a consistent yet self-effacing form of authorial self-inscription: Coutinho often features as an interviewer that rather than express opinions propels discourses; an interviewer that is good at listening. This mode of self-inscription characterizes him as an author who is not expressive but who is nonetheless markedly present on the screen. In Um Dia na Vida, however, Coutinho is completely absent form the image, while Últimas Conversas, on the contrary, includes a confessional prologue that moves the director from the margins to the center of his films. This article examines the ways in which these works stand out in the filmography of a director who offers new insights into the notion of cinematic authorship
Appropriate Similarity Measures for Author Cocitation Analysis
We provide a number of new insights into the methodological discussion about author cocitation analysis. We first argue that the use of the Pearson correlation for measuring the similarity between authors’ cocitation profiles is not very satisfactory. We then discuss what kind of similarity measures may be used as an alternative to the Pearson correlation. We consider three similarity measures in particular. One is the well-known cosine. The other two similarity measures have not been used before in the bibliometric literature. Finally, we show by means of an example that our findings have a high practical relevance.information science;Pearson correlation;cosine;similarity measure;author cocitation analysis
Richard Wagner'in bütüncül sanat yapıtı (Gesamtkunstwerk) anlayışının incelenmesi
Bu çalışma, Richard Wagner'in Gesamtkunstwerk (Bütüncül Sanat Yapıtı) anlayışının tarihi ve felsefi arka planını derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır. Gesamtkunstwerk, Wagner'in tüm sanat formlarının bir arada kullanıldığı ve izleyiciye tam bir sanatsal deneyim sunmayı amaçlayan bir sanat anlayışıdır. Çalışma, bu kavramın gelişimini ve Wagner'in bu konudaki düşüncelerinin kökenlerini aydınlatmayı hedeflemektedir. Çalışma, öncelikle Yunan sanat anlayışı ve tragedyalar ile Yunan ve Cermen mitolojisinin Gesamtkunstwerk'in gelişimine olan katkılarını ele almaktadır. Wagner'in bu kavramı nasıl benimsediği ve dönemin sanat hareketlerinden nasıl etkilendiği araştırılmıştır. Ayrıca, Wagner'in felsefi etkilenimlerini, özellikle Schopenhauer'ın müzik metafiziği, Hegel'in estetik anlayışı ve Feuerbach'ın dünya görüşü bağlamında değerlendirir. Bu filozofların düşünceleri, Wagner'in Gesamtkunstwerk anlayışını nasıl şekillendirdiği ve bu anlayışın temel unsurları üzerinde durulmuştur. Araştırma, geniş bir literatür taraması ve içerik analizi yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Wagner'in eserleri, onunla ilgili ikincil kaynaklar, dönemin sanat ve felsefe yazıları incelenmiştir. Bu kaynaklar üzerinden Wagner'in Gesamtkunstwerk kavramını nasıl geliştirdiği ve uyguladığı detaylandırılmıştır. Ayrıca, Yunan ve Cermen mitolojisi, Alman Romantik Sanat Hareketi ve ilgili filozofların etkileri derinlemesine analiz edilmiştir. Nibelung Yüzüğü dörtlemesi, Gesamtkunstwerk anlayışının somut bir örneği olarak detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Araştırmanın bulguları, Wagner'in Gesamtkunstwerk anlayışının, farklı sanat dallarının bir araya gelmesiyle daha derin ve anlamlı bir sanatsal deneyim yaratmayı amaçladığını ortaya koymaktadır. Müzik, şiir ve dram, tiyatro ve sahne sanatları ile görsel sanatlar, Wagner'in eserlerinde bütünleşik bir şekilde kullanılmıştır. Nibelung Yüzüğü dörtlemesi, bu anlayışın somut bir örneği olarak incelenmiş ve eserin felsefi arka planı, Cermen-İskandinav mitolojisi ile dram ve müzik ilişkisi bağlamında tartışılmıştır. Wagner'in, bu eserlerinde müziği birleştirici bir unsur olarak kullanması ve diğer sanat dallarını destekleyici rolü, Gesamtkunstwerk'in temel özelliklerinden biri olarak vurgulanmıştır. Bu bulgular, sanat ve felsefe alanında Wagner'in özgün katkılarını ve Gesamtkunstwerk'in sanat tarihi içindeki yerini vurgulamaktadır. Wagner'in bu bütünsel sanat anlayışı, modern sanatın çeşitli formlarında izlerini bırakmış ve sanatçılara ilham kaynağı olmuştur. Gesamtkunstwerk, sanatı yalnızca estetik bir deneyim olarak değil, aynı zamanda derin felsefi ve kültürel anlamlar taşıyan bir olgu olarak yeniden tanımlamaktadır. Bu çalışma, Wagner'in Gesamtkunstwerk anlayışının, sanat tarihindeki önemini ve etkisini bir kez daha gözler önüne sermektedir
Dispelling the Myths Behind First-author Citation Counts
We conducted a full-scale evaluative citation analysis study of scholars in the XML research field to explore just how different from each other author rankings resulting from different citation counting methods actually are, and to demonstrate the capability of emerging data and tools on the Web in supporting more realistic citation counting methods. Our results contest some common arguments for the continued
use of first-author citation counts in the evaluation of scholars, such as high correlations between author rankings by first-author citation counts and other citation
counting methods, and high costs of using more realistic citation counting methods that are not well-supported by the ISI databases. It is argued that increasingly available digital full text research papers make it possible for citation analysis studies to go beyond what the ISI databases have directly supported and to employ more
sophisticated methods
19. yy.'da gelişen oryantalizm akımı etkisinde Carmen operasının incelenmesi
Oryantalizm anlam bakımından Doğu bilimidir. Oryantal Doğu'ya ait, Doğu'yu anlatan, Doğu işi, Doğu tarzı anlamında da kullanılır. Yakın Doğu ve Uzak Doğu toplum ve kültürleri, dilleri ve halklarını inceleyen, batı kökenli ve merkezli alanların tümüne verilen addır. Napolyon'nun 1798'de Mısır seferiyle, Doğu Batı arasında ki çağdaş kültürel ve siyasal bakış açımıza hala egemen olan süreç başladı. Batı ülkelerinin Doğu'nun zenginliğine ve kültürel mirasına duyduğu ihtiyaç tarih boyunca sürmüştür. Edward Said'e göre oryantalizm, İngiltere, Fransa ve Doğu arasındaki özel yakınlıktan kaynaklanmaktadır. Oryantalist etki I. Dünya Savaşına kadar etkisini yitirmeye başlamıştır. Büyük bir kitleyi etkileyen bu büyüleyici coğrafya, resim sanatının yanı sıra edebiyat, müzik, opera, tiyatro, mimari ve birçok sanat dalını beraberinde etkilemiştir. Artık sanatın birçok dalında oryantalist bir hava vardır. Mozart'ın "Saraydan Kız Kaçırma" (Die Entführung aus dem Serail) operası, "Mehter Marşı"ndan etkilenerek yazdığı, 11 numaralı la majör piyano sonatının (K. 331) üçüncü bölümü olan "Türk Marşı" (Rondo Alla Turca) oryantalist eserlere örnektir. Bunun yanında Antonie Galland'ın "Binbir Gece Masalları"'nı Fransızca'ya çevirmesiyle, insanların Doğu'ya olan merakı artmıştır. Müzikte 19.yy Romantizm Çağıdır. Hofmann'nın "Undine" operası (1816) müzikte romantizmin ilk örneklerindendir. Weber'in "Freischütz"'ü (1821) ilk büyük romantik yapıt kabul edilir. Berlioz'un "Fantastik Senfonisi" (1830), Mendelssohn, Chopin, Schuman'ın eserleri, Lisz'in Senfonik Şiirleri, Verdi'nin, Bizet'nin, Massenet'nin, Saint-Saens'ın operaları bu dönemin önemli eserleridir. Bu dönemin eserlerinde, dramatik anlatımdaki dramatik vurgu isteği en üst noktaya ulaşır. Batılı edebiyat Doğu dünyasında müthiş bir repertuvar bulur. Doğu'nun zenginliklerinden faydalanır. Flaubert, Goethe, Victor Hugo, Byron, Schiller 19. yy. edebiyatının önde gelen yazarlarıdır. Bu dönemde resim alanında da oryantalist etkileri görmekteyiz. Oryantalist ressamlar, portreler, hamamlar, harem gibi konuları ele almışlardır. 19. YY. başında Doğu'nun mistik yapısını fark edip resimlerine konu olarak ele alan ressamlar, tablolarına pırıl pırıl, ateşli renklerle, Doğu manzaralarını ve kültürel zenginliklerini işlediler. Önemli oryantalist ressamlardan bazıları, Lewis, Gerome, Jacobs, Eugene Deacroix olarak sayabiliriz. Oryantalizmin etkilerini birçok opera bestecisinde de görmekteyiz. Bazıları duydukları hikayelerden esinlenerek yazarken bazıları da Doğu'ya yaptıkları gezilerden ya da duydukları hikayelerden esinlenerek eserlerini yazmışlardır. Örnek olarak Rossini'nin "Maometto II", Verdi'nin "Aida" ve "Nabucco", Bizet'nin "Carmen", Saint Saens'ın "Samson et Dalila", Puccini'nin "Madam Butterfly" operası verilebilir. Son bölümde "Carmen" operasının konusu ve karakterlerin müzikal anlatımı incelenmiştir. "Carmen" operası 4 perde olarak oyanan, Bizet'nin en ünlü operalarından birisidir. Eserin öyküsü Prosper Mérimée'nin "Carmen" adlı romanından alınmıştır. Yazar, Endülüs'e yaptığı bir yolculukta, bir arkeoloğun anlattığı anı üzerine Carmen operasını yazar. Bu anıdan çok etkilenir ve bunun üzerine İspanya'ya gider. Orada çingeneler üzerine araştırmalar yapar. Topladığı bilgileri ve daha önce arkealoğun anlattığı anıyı bir hikâye haline dönüştürür. Prosper Mérimée bu romanda, Don José'nin Carmen'e olan büyük tutkulu aşkını, Carmen'i kıskançlıktan öldürdüğünü ve başından geçen olayları anlatır. Romanın ilk bölümünü, Prosper Mérimée'nin yapmış olduğu yolculukta tanıştığı arkeolog anlatıyormuş gibi okuruz. İkinci bölümde de Don José arkeoloğa başından geçenleri, Sevilla şehrinde Carmenle tanışarak ona âşık olup nasıl bir suçluya dönüştüğünü anlatır. Bizet, Prosper Mérimée'nin romanından aldığı konuyla "Carmen" operasını yazar. 3 Mart 1875 tarihinde ilk kez Paris'te oynanır. "Carmen" operasının müziği, melodileri, atmosferi, orkestrasyon parlaklığı, dönemin oryantalist etkilerini yansıtmaktadır. Boğa güreşleri marşı, ritimleri, dansları ve görselliğiyle tam bir şölen niteliği taşır. Konu, İspanya'nın Sevilla şehrinde geçer. Çingene kızın bir askere olan aşkı anlatılır. Endülüs topraklarına ait olan İspanya'nın Sevillia şehrinde geçen bu hikâyede oryantalizmin etkilieri görülmektedir
Comparative analysis of the character traits of the subret roles in W.A.Mozart - L.Da Ponte trilogy in the context of text, music, and vocal performance
Bu tezin yazılma amacı, subret karakterlerinin Commedia dell’arte döneminden opera
buffa’ya klasik dönemden operetlere oldukça sık rastladığımız, opera şarkıcılığı ses
sınıflandırmasında da kabul edilmiş olan alman fach sisteminin içinde de yer alan
“soubrette’’ soprano sesini vokal ve fonksiyonel özellikleri açısından tanımlamak;
bununla birlikte Mozart – Lorenzo Da Ponte iş birliğinde yazılmış olan “Cosi fan tutte”
, “ Le Nozze di Figaro” ve “ Don Giovanni ” operalarındaki Despina, Susanna, Zerlina
subret soprano rollerini metin, karakter ve ses özellikleri bakımından inceleyerek
dönemin sosyoekonomik durumunu, sınıf farklılıklarının bu karakterler üzerindeki
yansımasını ortaya koymak amaçlanmıştır
- …
