1,720,978 research outputs found

    Katılım ve otonomi etki anketinin (Ipaq-impact on participation and autonomy questionnaire) Türkçeye adaptasyon, geçerlilik ve güvenilirlik çalışması

    No full text
    Nörolojik veya romatizmal hastalıklar ağrı ve fonksiyonel kısıtlanma gibi sonuçlarıyla bireylerin günlük yaşam aktivitelerini yerine getirmesini, bunun ötesinde bireyin toplumsal hayata katılımını ve uyumunu olumsuz şekilde etkilemektedir. Katılımları kısıtlanan ve toplumsal uyumda sorun yaşayan hastaların yaşam kaliteleri de ciddi şekilde etkilenmektedir. Bu hastalarda katılımın değerlendirilmesi, onların toplumsal hayata dönüşlerini ve bu alandaki kısıtlanmalarını ortaya koyar. Özellikle gelişmiş ülkelerde fonksiyonel kayıp yaratan hastalıkların toplumsal boyutunun değerlendirilmesi ve buna yönelik stratejiler geliştirilmesinde katılımın değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Ülkemizde rehabilitasyon alanında katılımın değerlendirilmesinin aktivite değerlendirilmesi ile karşılaştırıldığında yaygın olmadığı görülmektedir. Katılımın değerlendirimiyle ilgili ölçeklerden biri Cardol ve ark tarafından geliştirilen Impact on Participation and Autonomy Questionnaire (IPA) ismiyle bilinen ölçektir. Bu çalışmanın amacı IPA'nın Türkçeye adaptasyonunu yapmak ve Türkçe versiyonunu geçerlilik ve güvenilirlik bağlamında değerlendirerek nörolojik ve romatizmal hastalıklarda kullanmaktı. Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon (FTR) polikliniği ve FTR Romatoloji izlem polikliniği ile Cebeci Rehabilitasyon Hastanesi izlem polikliniğine başvuran çeşitli nörolojik ve romatizmal hastalıklara sahip 192 hasta alındı. Katılımın değerlendirimi için İPA ölçeği kullanıldı. Diğer değerlendirmelerden günlük yaşam aktiviteleri Modifiye Barthel İndeksi (MBI) ile, engellilik durumu Londra Handikap Skalası (LHS) ile, sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili (NHP) ile değerlendirildi. IPA'nın içsel yapı geçerliliği Rasch analizi; güvenirliği iç tutarlılık bağlamında birey ayırsama indeksi ve Cronbach alfa katsayısı; test-tekrar test bağlamında ise sınıf içi korelasyon ve Rasch analizi ile; dışsal yapı geçerliliği, MBI, LHS ve NHP ölçekleri ile korelasyon analizi ile incelendi. Yapılan Rasch analiziyle Türkçe IPA ölçeğinin içsel yapı geçerliliği açısından uygun olduğu saptandı. İçsel tutarlılığı yeterli ve yüksek bulundu (Cronbach Alfa 0.72-0.91, BAİ 0.73-0.83). Test-tekrar test güvenilirliği aile içi rol dışında kabul edilebilir düzeyde bulundu. Rasch analizinde hiçbir madde zaman değişkenine göre Madde İşlev Farklılığı (MİF) göstermedi. IPA ölçeğinin ev içi ve ev dışı otonomi boyutu ile MBI skoru arasında anlamlı korelasyon saptandı (p<0.05). Engellilik ölçeği LHS'nin gitme dolaşma skoru ile IPA'nın ev dışı ve ev içi otonomi boyutu arasında da anlamlı korelasyon saptandı (p<0.05). Yaşam kalitesi bakımından NHP'nin fiziksel skoru ile IPA'nın ev içi otonomi boyutu ve NHP'nin emosyonel durum skoru ile IPA'nın sosyal hayat ilişkiler boyutu korele olarak saptandı (p<0.05). Bu bulgular Türkçe IPA ölçeğinin nörolojik ya da romatizmal hastalıklı bireylerde geçerlilik ve güvenilirliğini desteklemektedir. Sonuç olarak Türkçeye çevrilen IPA ölçeğinin Türk toplumunda sosyal katılım/toplumsal uyumun bireysel ve sosyal algı kapsamında ölçüm ve değerlendirilmesinde güvenle kullanılabilecek bir ölçek olduğuna karar verildi.Neurologic or rheumatic diseases and their consequences such as pain and functional limitation can adversely affect many aspects of person's daily life such as individual activities and participation in social life and social integration, thus the quality of life is, as a whole, severely affected in those patients. Assessment of participation in these patients reveals the patient's involvement in a decent social life and the restrictions in this area. It is important to assess the social dimension of the disease for the determination of the social life problems. These findings are then utilized for the determination of rehabilitation strategies, particularly in developed countries. In Turkey, assessment of participation in rehabilitation field is uncommon as compared to assessment of activities. One of the established assessment of participation is the one developed by Cardol and colleagues and is named as Impact on Participation and Autonomy questionnaire (IPA). The aim of this study was to translate IPA into Turkish and to use Turkish version to evaluate it in terms of validity and reliability for use in patients with neurologic and rheumatic disease. 192 patients with neurologic or rheumatic diseases were recruited from Ankara University Faculty of Medicine, Department of Physical Medicine and Rehabilitation (PMR) and PMR-Rheumatology outpatient clinics. Participation was assessed with IPA. Modified Barthel Index (MBI) and London Handicap Scale (LHS) were used to assess activities of daily living and handicap, respectively, whereas health related quality of life was assessed with Nottingham Health Profile (NHP). Internal construct validity of IPA was studied with Rasch analysis. Reliability in terms of internal consistency was analyzed with Cronbach Alpha and person separation index, and test-retest reliability with intraclass correlation coefficient and Rasch analysis. External construct validity was also assessed with correlation analysis. Rasch analysis support the internal construct validity of the scale. Internal consistency of the IPA scale was adequate and high with Cronbach Alpha of 0.72-0.91, and Person Separation Index (PSI) of 0.73-0.83. Test-retest reliability levels were found acceptable except the family role. There was no Differential Item Functioning (DIF) against time in Rasch analysis. Significant correlation was found between indoor and outdoor autonomy of IPA scale with MBI scores (p <0.05). Significant correlation was also found between indoor and outdoor autonomy of IPA and getting around score of handicap scale LHS (p <0.05). In terms of quality of life, NHP physical score was correlated with indoor autonomy of IPA and emotional status score with social life and relations of IPA (p <0.05). These findings support the validity and reliability of the Turkish-IPA scale in the assessment of patients with neurologic or rheumatic disease. It was concluded that the Turkish-IPA scale can be used reliably in Turkish population for the measurement/assessment of participation and social integration from personal and social perspective

    Lomber disk hernisine bağlı kronik radiküler ağrılı hastalarda pulse elektromanyetik alan tedavisinin ağrı, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerine etkinliği

    No full text
    Lomber Disk Hernisine Bağlı Kronik Radiküler Ağrılı Hastalarda Pulse Elektromanyetik Alan Tedavisinin Ağrı, Fonksiyonel Durum ve Yaşam Kalitesi Üzerine Etkinliği:Uzmanlık Tezi, Ankara, 2018. Giriş ve Amaç:Lomber bölge kas iskelet sistemi ağrılarının en sık görüldüğü lokalizasyondur. Bel ağrısı oldukça maliyetli olup ABD'de 1998 yılında buna yönelik sağlık masraflarının 26.3 milyar dolara ulaştığı bildirilmiştir. Bel ağrısı tedavisinde farmakolojik ajanlar, fizik tedavi uygulamaları ve egzersizler başta olmak üzere çeşitli yaklaşımlar mevcuttur. Pulse elektromanyetik alan (PEMA) tedavisi, son yıllarda kas iskelet sistemi sorunlarında yaygın olarak kullanılan, kolay uygulanabilir, güvenli ve nispeten yeni bir fizik tedavi modalitesidir. Literatürde lomber disk hernisine bağlı kronik radiküler ağrılı hastalarda PEMA tedavisinin etkinliğine dair yapılan çalışmaların sayısı yetersizdir. Bu nedenle çalışmamızda, lomber disk hernisine bağlı kronik radiküler ağrılı hastalarda fizik tedaviye ek olarak uygulanan PEMA tedavisinin ağrı, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesindeki iyileşmede tek başına fizik tedaviye üstün olup olmadığını ortaya koymak amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Bu çalışma prospektif randomize çift kör sham kontrollü olarak tasarlandı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniği'ne Ocak 2016 ile Şubat 2018 tarihleri arasında mekanik karakterli bel-bacak ağrısı şikayeti ile başvuranve MRG ile lomber disk hernisi tanısı konulan hastalardan çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 50 gönüllü hasta çalışmaya dahil edildi.Hastalarrandomize olarak PEMA ve kontrol olmak üzere iki gruba ayrıldı. İki gruba da 3 hafta süreyle toplam 15 seans Hotpack ve Transkutanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu (TENS) uygulandı. Tedavi grubuna bu tedaviye ek olarak PEMA; kontrol grubuna ise sham PEMA uygulaması yapıldı. Bu grupta cihazın sadece ışığı çalıştırılıp, PEMA tedavi uygulaması yapılmadı.Tüm hastalar aynı hekim (Dr. Mona NASİRİ ALGHOU) tarafından tedavi öncesi, tedavi bitiminde ve tedavi sonrası 4.haftada vizüel analog skala (VAS), Modifiye Schober testi, Düz bacak kaldırma testi (DBKT), Douleur Neuropathique 4 (DN4), Roland-Morris disabilite anketi (RMDA) ve Nottingham Sağlık Profili (NSP) ile değerlendirildi. Hastaların körlüğünü sağlamak amacıyla tüm randomizasyon ve tedaviler aynı fizyoterapist (HK) tarafından uygulandı. Hastaların tedavi süreleri boyunca parasetamol grubu analjezik almalarına izin verilmiştir, ayrıca hastalarda oluşan yan etkilerde sorgulanarak kayıt edildi. Bulgular: Toplam 45 hasta çalışmayı tamamladı (PEMA grubunda 23, kontrol grubunda 22).Hastaların yaş ortalaması 45,36 ± 10,74 (20 – 63) olarak hesaplandı. Çalışmaya 30 (%66,7) kadın, 15 (%33,3) erkek hasta katıldı. Çalışma başlangıcında, her iki gruptaki hastaların demografik özellikler, hastalık süresi, ek hastalık, ek ilaç kullanımı, ağrı olan taraf ve diğer değişkenlerin başlangıç değerleri arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Her iki grupta da VAS, DBKT ve DBK derece değerlerinde hastaların başlangıç değerlerine göre tedavi sonrasında iyileşme olduğu görüldü (p 0,05). Nöropatik ağrı ve nöropatik ağrı puan değerleri kontrol grubunda zaman içerisinde bir farklılık göstermezken, tedavi grubunda tedavi sonrası 1. ayda iyileşme olduğu saptandı (p 0 , 05). While neuropathic pain and neuropathic pain scores did not show any difference in the control group over time, the treatment group showed improvement at 1 month after treatment (p <0,01). For Modified Schober, there was no change with time in the control group (p = 0.27), but the value of M.Schober increased with time in the treatment group (p <0.01). Initial values of RMQ in the control group differed at 1 month after treatment (p <0.01). In the treatment group, it was seen that there was a difference between the initial values and both after treatment and 1 month after treatment (p <0,01). NHP energy values were found to be statistically decreased after treatment (p <0,01) in the non-treatment group, but it was found that there was no statistically significant difference between post-treatment and 1 month post-treatment. A similar change was also observed for NHP pain, but there was a decrease in the treatment group at baseline and at 1 month post-treatment (p <0.01). For the treatment group, it was found that the pain decreased at 1 month after the treatment relative to the post-treatment (p <0,01). NHP emotional, sleep, social isolation and physical activity.values was found to be statistically better only in the treatment group (p<0.01). Results: Present findings indicate that PEMF therapy is safe in patients with chronic radicular pain due to lumbar disc herniation and is more effective on back pain, neuropathic pain, functional status and quality of life when applied in addition to conventional physical therapy modalities. For this reason, we think that PEMF therapy can be used as an adjunct to conventional physical therapy methods. Key words: Pulsed electomagnetic field, physical treatmen, lumbar disc herniation, chronic radicular pai

    Fibromiyalji Sendromlu Hastalarda, Aerobik Egzersiz Tedavisine Hipotalamik-Hipofizer-Adrenal Hormonal Yanıtın Değerlendirilmesi

    No full text
    Fibromyalji sendromu (FMS) yaygın ve kompleks bir kronik ağrı sendromudur. FMS kronik yaygın ağrı ve basınca ağrılı yanıt olan allodini ile karakterizedir. Yapılan bazı çalışmalarda FMS klinik semptomları ile hipatalamo-pitüiter-adrenal (HPA) aks arasında ilişki olduğu ileri sürülse de, HPA aks değişikliklerinin FMS’de ki rolü net değildir. FMS tedavisinde egzersiz önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmanın öncelikli amacı FMS’li hastalarda aerobik egzersiz tedavisine HPA aks hormonal yanıtlarının değerlendirilmesidir. Bu çalışmadaki ikincil amacımız ise FMS’de egzersiz tedavilerinin etkilerini incelemektir.Amerikan Romatizma Koleji kriterlerine göre FMS tanısı almış 50 kadın (20-49 yaş) hasta randomizasyon tekniğine uygun olarak ev egzersiz programı (Grup1) veya koşu bandı aerobik egzersiz grubu (Grup2) olarak ayrılmışlardır. Grup 1(n=25)’deki hastalar FMS tedavisi açısından fleksibilite ve gerginlik egzersizlerini içeren 6 haftalık ev egzersiz programı uygulamışlardır. Grup 2’deki hastalar (n=25) 6 hafta süreyle, haftada 3 kez koşu bandı üzerinde aerobik egzersiz tedavisi almışlardır. Her egzersiz seansında 5’er dakikalık ısınma ve soğuma dönemleri arasında 40-50 dakika süre olarak planlanmıştır. Değerlendirme parametreleri olarak sabah tutukluğu süresi (dk), ağrı şiddeti (VAS), uyku kalitesi, hassas noktalar, yetersizlik (fibromiyalji etki sorgulaması), yaşam kalitesi (Kısa form 36) değerlendirilmiştir. Tüm hastalar koşu bandı üzerinde anaerobik eşiklerini (AT) belirlemek üzere ergospirometik egzersiz testine tabi tutulmuşlardır. Sonrasında aynı hafta içinde, bir başka gün basal plasma büyüme hormonu (GH), Adrenokortikotropik hormon (ACTH), İnsülin benzeri büyüme faktörü-1(IGF-1) ve Kortisol değerlerini saptamak için kan örnekleri alınmış ve hastalara kendi AT yoğunluk değerleri üzerinde egzersiz uygulanmıştır. Her hasta için egzersiz süresi 15 dakika olarak belirlenmiştir. Hormon seviyelerinin belirlenmesi için tekrar kan örnekleri hemen egzersiz bitiminde ve bundan 60 dakika sonra tekrarlanmıştır. Tüm bu değerlendirmeler 6 haftalık tedavi bitiminde bir kez daha tekrarlanmıştır.Ortalama yaş Grup 1’de 36.9 ±7.8, Grup 2’de ise 35.1± 8.1 olarak saptanmıştır. Her iki grupta hastaların ortalama yaş değerlerinde farklılık saptanmamıştır. Tedavi sonrası her iki grup klinik değerlendirme parametrelerinde anlamlı düzelmeler saptanmıştır. Bazı parametreler açısından aerobik egzersiz grubunda daha anlamlı ilerlemeler saptanmıştır. Hassas nokta sayısı, FIQ skoru ve ağrı açısından her iki grupta da düzelme saptanmıştır. Bunlara ek olarak aerobik egzersiz grubunda (Grup 2) sabah tutukluğu, SF-36’nın alt bileşenlerinden vücut ağrısı, sosyal fonksiyon ve fiziksel bileşenler alt ünitelerinde iyileşme gözlenmiştir. Hastaların egzersiz testine ilişkin parametrelerden egzersiz süresi aerobik egzersiz grubunda daha uzun olarak tespit edilmiştir. GH’nun bazal değerine göre diğer iki ölçümde artış saptanmıştır. Altı haftalık egzersiz tedavisi sonrasında GH değerlerindeki bu artış daha belirgin hale gelmiştir. Ancak artış istatistiki seviyeye ulaşmamıştır. Her iki grup arasında fark tespit edilmemiştir. Aerobik egzersiz grubunda 6 haftalık tedavi sonrasında yapılan test sonrası ölçümde kortizol düzeylerinde düşme tespit edilmiş olup bu sonuç dikkat çekicidir. Diğer hormonlarda üç ölçüm arasında, tedavi öncesi – sonrasında ve gruplar arasında farklılık tespit edilmemiştir. Araştırmanın sonuçları FMS’de HPA aksda değişiklik olduğu ve uygulanan egzersiz tedavinin aks üzerinde etkili olduğu hipotezini kısmen desteklemiştir. Diğer yandan elde edilen sonuçlar, sekonder amacımız olan egzersizin FM semptomları üzerinde etkili olduğu hipotezimizi doğrulamıştır. Daha geniş hasta grubu ile ve daha sensitif ve hassas değerlendirme parametrelerinin de eklenerek bu çalışmaya devam edilmesinin yararlı olacağı düşünülmüştür

    The importance of evaluating patients with cauda equina syndrome for predicting prognosis

    No full text
    We read with great interest the recent original article by M. Uçkun et al. “Urgent operation improves weakness in cauda equina syndrome due to lumbar disc herniation” published in the September 2019 issue of the Turkish Journal of Physical Medicine and Rehabilitation.[1] Cauda equine syndrome (CES) is a rare condition which may be associated with severe disability. We would like to thank the authors for the article, as it addresses issues in CES.Pubme

    Comparison of injection methods in myofascial pain syndrome: A randomized controlled trial

    Full text link
    In this study; we aimed to compare the efficacy of local anesthetic injection and dry needling methods on pain, cervical range of motion (ROM), and depression in myofascial pain syndrome patients (MPS). This study was designed as a prospective randomized controlled study. Eighty patients (female 52/male 28) admitted to a physical medicine and rehabilitation outpatient clinic diagnosed as MPS were included in the study. Patients were randomly assigned into two groups. Group 1 (n=40) received local anesthetic injection (2 ml lidocaine of 1%) and group 2 (n=40) received dry injecting on trigger points. Both patient groups were given stretching exercises aimed at the trapezius muscle to be applied at home. Patients were evaluated according to pain, cervical ROM, and depression. Pain was assessed using Visual Analog Scale (VAS) and active cervical ROM was measured using goniometry. Beck Depression Inventory (BDI) was used to assess the level of depression. There were no statistically significant differences in the pre-treatment evaluation parameters of the patients. There were statistically significant improvements in VAS, cervical ROM, and BDI scores after 4 and 12 weeks in both groups compared to pre-treatment results (p<0.05). No significant differences were observed between the groups (p>0.05). Our study indicated that exercise associated with local anesthetic and dry needling injections were effective in decrease of pain level in MPS as well as increase of cervical ROM and decrease of depressive mood levels of individuals

    TRADITIONAL AND COMPLEMENTARY MEDICINE FREQUENTLY APPLIED IN MUSCULOSKELETAL DISEASES

    No full text
    Geleneksel ve tamamlayıcı tıp, konvansiyonel tıbbın bir parçası sayılmayan ancak tıbbın çes?itli alanlarında ve sag?lık bakım sisteminde yer alan uygulamalar ve ürünler olarak tanımlanmaktadır. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları tüm dünyada ve ülkemizde 1990’lı yıllardan sonra giderek artıs? göstermis?tir. Dünya Sag?lık Örgütü 2000 yılı verilerine göre Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının sıklıg?ı Afrika’da %80, Kanada’da %70, Avustralya’da %48, ABD’ de %42, Belçika’da %38, Fransa’da %49 dur. Ülkemizde ise çalıs?ma sayısının az olması nedeniyle geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının sıklıg?ı %42-%70 olarak belirtilmis?tir. Bu artıs? dünyada ve ülkemizde bu uygulamaların yasal düzenleme ile takip edilmesi ihtiyacını dog?urmus?tur. Sag?lık Bakanlıg?ı 27 Ekim 2014’de Resmi Gazete’de “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmelig?i”’ni yayınlamıs?tır. Bu yönetmelik ile tamamlayıcı tedavi yaklas?ımlarının ög?retim ve uygulama metodları ile tedaviyi kimlerin uygulayabileceg?i konuları netlik kazanmıs?tır. Tedavi yetkisi hekim ve kendi alanlarında uygulama yapmak üzere dis? hekimleri ve eczacılara verilmis?tir. Yönetmelikte, akupunktur, ozon, mezoterapi, proloterapi, hipnoz, hirudoterapi, refleksoloji, homeopati, fitoterapi, osteopati, kayropraksi, maggot uygulamaları, apiterapi, kupa ve müzik terapi yöntemleri yer almaktadır. Ülkemizde en çok bas?vuru nedeni olarak kas iskelet sistemine bag?lı ag?rılar ve romatolojik hastalıklar ilk sırada yer almaktadır. Bunu kanser, nörolojik hastalıklar ve kronik hastalıklar izlemektedir. Bu derlemede kas iskelet iskelet sistemi hastalıklarında en sık kullanılan yöntemlerden bahsedilmektedir. Her hekim kendi yaklas?ımına uygun olarak farklı bir tedavi yaklas?ımını kullanabilmektedir. Ancak bilimsel anlamda yapılan çalıs?maların kalitesinin çok yüksek olmaması, randomize kontrollü çalıs?maların yetersizlig?i nedeniyle kanatı dayalı öneri yeterince yapılamamaktadır. Buna nedenle bu derlemede geleneksel, ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının çes?itli sistem ve semptomlara etkilerini ve bu etkilerin mekanizmalarını aydınlatmaya yönelik çalıs?malardan bahsedilmektedir.Traditional and complementary medicine is not considered as a part of conventional medicine but it is defined as practices and products in various fields of medicine and health care system. Traditional and complementary medicine practices have been increasing all over the world and in our country since the 1990s. According to the World Health Organization 2000 data, the frequency of traditional and complementary medicine is 80% in Africa, 70% in Canada, 48% in Australia, 42% in the US, 38% in Belgium and 49% in France. In our country, due to the low number of studies the frequency of traditional and complementary medical practices was reported to be 42-70%. The Ministry of Health issued the "Regulation on Traditional and Complementary Medicine " in the Official Gazette on 27 October 2014. With this regulation, teaching and application methods of complementary treatment methods and who can apply the treatment subjects were clarified. Treatment authority was given to physicians, and to dentists and pharmacists to practice in the field of their own. Regulations include acupuncture, ozone, mesotherapy, prolotherapy, hypnosis, hirudotherapy, reflexology, homeopathy, phytotherapy, osteopathy, chiropractic, maggot practices, apitherapy, cup and music therapy methods. In our country, most application reasons are musculoskeletal pain and rheumatologic diseases. This is followed by cancer, neurological diseases and chronic diseases. In this review, the most commonly used methods in musculoskeletal system diseases are mentioned. Each physician can choose a different treatment based on his or her approach. However, because of the low quality of scientific studies and insufficient randomized controlled studies, evidence-based suggestions can not be made. Nonetheless, there is a discussion of the effects of traditional and complementary medicine practices on various systems and symptoms, as well as studies on the mechanisms of these effects

    Going Beyond Counting First Authors in Author Co-citation Analysis

    Full text link
    The present study examines one of the fundamental aspects of author co-citation analysis (ACA) - the way co-citation counts are defined. Co-citation counting provides the data on which all subsequent statistical analyses and mappings are based, and we compare ACA results based on two different types of co-citation counting - the traditional type that only counts the first one among a cited work's authors on the one hand and a non-traditional type that takes into account the first 5 authors of a cited work on the other hand. Results indicate that the picture produced through this non-traditional author co-citation counting contains more coherent author groups and is therefore considerably clearer. However, this picture represents fewer specialties in the research field being studied than that produced through the traditional first-author co-citation counting when the same number of top-ranked authors is selected and analyzed. Reasons for these effects are discussed
    corecore