Biruni University Institutional Repository
Not a member yet
2908 research outputs found
Sort by
Chitosan Nanoparticles Loaded with Quercetin and Valproic Acid: A Novel Approach for Enhancing Antioxidant Activity against Oxidative Stress in the SH-SY5Y Human Neuroblastoma Cell Line
Abstract: Background: Multiple drug-delivery systems obtained by loading nanoparticles (NPs)
with different drugs that have different physicochemical properties present a promising strategy to
achieve synergistic effects between drugs or overcome undesired effects. This study aims to develop
a new NP by loading quercetin (Que) and valproic acid (VPA) into chitosan. In this context, our
study investigated the antioxidant activities of chitosan NPs loaded with single and dual drugs
containing Que against oxidative stress. Method: The synthesis of chitosan NPs loaded with a single
(Que or VPA) and dual drug (Que and VPA), the characterization of the NPs, the conducting of
in vitro antioxidant activity studies, and the analysis of the cytotoxicity and antioxidant activity of
the NPs in human neuroblastoma SH-SY5Y cell lines were performed. Result: The NP applications
that protected cell viability to the greatest extent against H2O2
-induced cell damage were, in order,
96 µg/mL of Que-loaded chitosan NP (77.30%, 48 h), 2 µg/mL of VPA-loaded chitosan NP (70.06%,
24 h), 96 µg/mL of blank chitosan NP (68.31%, 48 h), and 2 µg/mL of Que- and VPA-loaded chitosan
NP (66.03%, 24 h). Conclusion: Our study establishes a successful paradigm for developing drugloaded NPs with a uniform and homogeneous distribution of drugs into NPs. Chitosan NPs loaded
with both single and dual drugs possessing antioxidant activity were successfully developed. The
capability of chitosan NPs developed at the nanometer scale to sustain cell viability in SH-SY5Y cell
lines implies the potential of intranasal administration of chitosan NPs for future studies, offering
protective effects in central nervous system diseases
Design, synthesis and biological evaluation of novel benzocoumarin derivatives as potent inhibitors of MAO-B activity
ABSTRACT
The continued research of novel reversible inhibitors targeting monoamine oxidase (MAO) B remains crucial for
effectively symptomatic treatment of Parkinson’s disease. In this study we synthesized and evaluated a new series
of 3-aryl benzo[g] and benzo[h] coumarin derivatives as MAO-B inhibitors. Compound A6 has been found to
display the most potent inhibitory activity and selectivity against the MAO-B isoform (IC50 = 13 nM and SI =
>7693.31 respectively). Inhibition mode of A6 on MAO-B was predicted as mixed reversible inhibition with a Ki
value of 3.274 nM. Furthermore, in order to elaborate structure–activity relationships, the binding mode of A6
was investigated by molecular docking simulations
Examination of nurses' knowledge and practices regarding healthcare-associated infections
ÖZET
Bu araştırma, hemşirelerin sağlık bakım hizmeti ilişkili enfeksiyonların kontrolüne yönelik bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek ve ilişkili faktörleri belirlemek amacı ile taşıyıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tasarımda gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da bir özel hastanede 19/09/2023-25/12/2023 tarihleri arasında görev yapan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 96 hemşire oluşturdu. Araştırma verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu", "El Hijyeni İnanç Örneği" ve "El Hijyeni Uygulama Envanteri" kullanarak elde edildi. Etik kurul ve kurum izni sonrası ölçek ve formlar dağıtılarak katılımcıların doldurması sağlandı. Verilerin doldurulma süresi ortalama 15-20 dakika idi. Araştırmalardan elde edilen veriler, SPSS paket programı (IBM Statistical Package for Social Science, sürüm 28.0 New York, NY) ile değerlendirildi. Katılımcıların enfeksiyon kontrolü ve önlenmesine yönelik bilgi düzeylerinin iyi olduğu, el hijyeni hakkında pozitif inanca sahip oldukları ve el hijyeni uygulamalarını her zaman yaptıkları, hemşirelerin tamamının konu ile ilgili eğitim aldığı ve tamamına yakınının bu eğitimi hizmet içi eğitim kapsamında aldığı belirlendi. Yoğun bakımda çalışan hemşirelerin acil serviste çalışanlara göre, mesleki eğitim süresince bu konuda eğitim alanların almayanlara göre enfeksiyon kontrolü ve toplam puanları arasında negatif yönlü orta düzeyde ilişki olduğu, ayrıca katılımcıların enfeksiyon kontrolü ve toplam puanları arasında negatif yönlü orta düzeyde ilişki olduğu yani; bilgi düzeyleri arttıkça el hijyeni uygulamalarını daha fazla yaptıkları tespit edildi. Enfeksiyon kontrol hemşirelerinin alan ziyaretlerini daha sık yapmaları, anlık geri bildirimler vermeleri ve gerçekleştirdikleri eğitimleri kayıt altına almaları, enfeksiyon kontrol hemşiresi tarafından hastanede bakım ve tedavi hizmeti veren hemşirelerin belirli periyotlar ile eğitim gereksinimlerinin sorgulanarak ihtiyacın giderilmesinin sağlık bakım hizmeti ilişkili enfeksiyonları önleme noktasındaki bilgi düzeylerini arttırmaları önerilmektedir
OSB'li çocuklara dijital ortamda sunulan davranış sözleşmesinin etkililiği
ÖZET
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), günümüzde en güncel tanı kriterlerine göre, erken gelişim döneminde başlayan sosyal etkileşim ve iletişim sınırlıkları ile tekrarlayıcı davranışları içeren karmaşık bir nörogelişimsel bozukluk olarak tanımlanmaktadır. OSB'li bireylerde sosyal becerilerin gelişimini ve öğretim sürecini olumsuz etkileyen problem davranışlar sergileme riski bulunmaktadır. Araştırmanın amacı problem davranış sergileyen Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanısı almış çocuklara yönelik dijital ortamda hazırlanan davranış sözleşmesine uyma becerisini kazandırmaktadır. Bu araştırma kapsamında dijital ortamda sunulan davranış sözleşmesine uyma becerisini kazandırmaktadır. Bu araştırma kapsamında dijital ortamda sunulan davranış sözleşmesine uyma becerisi, ders süresince ayağa kalkma problem davranışı sergileyen çocukların belirlenen sürede uygun şekilde oturarak derse katılmasına yönelik oluşturulmuştur. Araştırma, 2024 yılında İstanbul ilinde OSB tanısı almış, yaş aralığı 7 ve 8 olan 2 erkek ile 8 yaşında 1 kız çocuk ile yürütülmüştür. Araştırmada tek denekli araştırma modellerinden katılımcılar arası yoklama evreli çoklu yoklama modeli kullanılmıştır. Araştırma sonucunsa OSB'li çocukların problem davranışına yönelik hazırlanan dijital ortamda sunulan davranış sözleşmesine uyma becerisi kazandıkları tespit edilmiştir. Araştırma süreci tamamlandıktan sonra yapılan izleme oturumlarında, katılımcıların ikinci, dördüncü ve altıncı haftalarda kazandıkları bu davranış sözleşmesine uyma becerilerini sürdürebildikleri ve farklı kişiler tarafından sunulduğunda da genellenebildiği gözlemlenmiştir. Ayrıca, uygulama sonrasında araştırmanın sosyal geçerlilik verilerini elde etmek amacıyla yapılan ebeveyn ve öğretmen görüşleri uygulamanın etkili olduğu yönündedir
Prosthodontic rehabilitation with crown lengthening by guided periodontal surgery
INTRODUCTION
A balance between the teeth and gingiva is crucial for a harmonious smile. When the gingival appearance is high, and the crown length is short, crown-lengthening is typically recommended. This case report aims to demonstrate the use of a digital approach to address a short crown length and gummy-smile through a personalized design using a 3D printed guide
Evlilik doyumu ve sosyal medya kıskançlığı arasındaki ilişkinin çeşitli demografik değişkenler açısından incelenmesi
Özet
Bu araştırma güncel bir konu olarak karşımıza çıkan ve hakkında sınırlı sayıda çalışma bulunan sosyal medya kıskançlığı kavramını ele alan bir çalışmadır. Evli bireylerin evlilik doyumları ve sosyal medya kıskançlıkları çeşitli demografik değişkenler açısından inceleyen bu çalışma öncü niteliğinde bir çalışmadır. Araştırma ilişkisel tarama modeliyle yürütülmüştür. Bu araştırmanın katılımcıları Türkiye'de çeşitli illerde ikamet eden uzak ya da yakın mesafe ilişkisi sürdüren ulaşılabilinen evli bireylerden oluşmaktadır. Bu çalışmada Evlilik Doyum Ölçeği ve Romantik İlişkilerde Sosyal Medya Kıskançlığı ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 22.0 (Statistical Package for the Social Scienes) programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde Non- parametrik testler uygulanmıştır. Analiz sonuçları incelendiğinde evlilikte ilişki doyumu; ilişkisel mesafe, cinsiyet, eğitim seviyesi, çalışma durumu, evlilik süresi, çocuk sahibi olup olmama, ne şekilde evlendiği, kullanılan sosyal medya türü, sosyal medyada geçirilen süre, eşin sosyal medya hesabını kontrol etme sıklığı değişkenlere göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir. Bununla beraber evlilik doyumu yaşa göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır. Romantik ilişkilerde sosyal medya kıskançlığı; ilişki mesafesi, eğitim seviyesi, çalışma durumu, çocuk sahibi olup olmama, evlenme biçimi, evlilikte süre, kullanılan sosyal medya türü, sosyal medyada geçirilen süre açısından incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Öte yandan cinsiyet, yaş, eğitim seviyesi, eşin sosyal medya hesabını kontrol etme sıklığı değişkenlerinin romantik ilişkilerde sosyal medya kıskançlığı düzeyi açısından anlamlı farklılaşmalara sahip olduğu görülmüştür. Aynı zamanda Romantik İlişkilerde Sosyal Medya Kıskançlığı Ölçeği sosyal medya alanına saygı alt boyutunun evlilik doyumunu yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak sosyal medya kullanımında eşin sosyal medya alanına gösterilen saygı yeni bir araştırma konusu olarak karşımıza çıkmaktadır
Cribriform Plate Foramina Count in Patients With Acquired and Congenital Anosmia
Abstract
Background: Cribriform foramina provide the openings for olfactory nerve fibers to cross from the nasal cavity to the olfac-
tory bulb. Disruption of the olfactory nerve fibers is known to affect olfactory function, but little is known about the potential
effects on the number of cribriform foramina in congenital anosmia.
Objective: This pilot study aimed to investigate whether there was a reduction in foramina in patients with acquired and
congenital anosmia (including both Kallmann syndrome and isolated congenital anosmia) compared to controls with normal
olfactory function.
Methods: Paranasal CT image stacks were analyzed from 20 patients with congenital anosmia (n=6), acquired anosmia (n=
6), or normal olfactory function (n=8). Cribriform foramina were counted by three observers from the slice revealing the
crista galli and the ethmoidal slits. The two closest values for each subject were analyzed in comparison across the three
groups using one-way analysis of variance.
Results: Patients with congenital, but not acquired, anosmia had significantly fewer cribriform foramina (x̄±SE =10.17±
1.23) compared to healthy, normosmic controls (x̄ ±SE =19.88±2.01). There was no significant difference in foramina
count between congenital and acquired anosmics (x̄ ±SE=15.83±3.47).
Conclusion: In this pilot study, a reduced number of cribriform foramina was found in individuals with congenital anosmia.
Examination of cribriform foramina could be helpful in counseling patients with olfactory loss. Further investigation in larger
studies with additional cohorts is warranted
The role of ultrasound imaging of temporomandibular joint condyle-disc complex disorders
ABSTRACTObjective: This study aimed to determine the diagnostic value of ultrasonography (US) in internalderangements of temporomandibular joint (TMJ) and to compare its efficacy with magneticresonance imaging (MRI).Methods: Fifty patients with MRI indications due to a TMJ disorder were enrolled. Findings of theclinical examination, US examination and MRI examination were noted by seperate clinicians andthe sensitivity, specificity and diagnostic accuracies of all examinations were compared.Results: When compared with MRI, the sensitivity, specificity and diagnostic accuracy of theclinical examination for the internal derangements were 73%, 37%, and 70%, respectively and75.7%, 33.3% and 73.0% for US examination, respectively.Conclusion: US can be considered as an alternative to MRI as it can be used to detect the discposition, internal derangements, intraarticular fluid accumulations and superficial condyle changeswith minimally better results than clinical examination
Evaluation of serum placenta-specific gene 8 protein, total antioxidant capacity, interleukin-10, interleukin-17A, interleukin-21 and interleukin-33 levels in Turkish women with gestational diabetes mellitus
Abstract
Purpose: Gestational diabetes mellitus (GDM) is defined as carbohydrate intolerance that begins or is diagnosed during pregnancy. Our study aimed to establish a correlation between proinflammatory and anti-inflammatory response in order to be able to develop treatment strategies and determine early diagnosis biomarkers in the sera of cases diagnosed with GDM. Moreover, we aimed to investigate interleukin (IL), placenta -specific gene 8 protein (PLAC8) and total antioxidant capacity (TAC) in patients with GDM. Methods: A total of 121 patients were included in the study. These were divided into four patient groups: pregnant and diagnosed with DM (P-GDM, n = 30); pregnant and not diagnosed with DM (P-NGDM, n = 32); non -pregnant diagnosed with DM (NP -DM, n = 29) and non -pregnant and not diagnosed with DM (NPNDM, n = 30). IL -10, IL -17A, IL -21, IL -33, PLAC8 and TAC determinations from patients were evaluated by ELISA (Enzyme -Linked ImmunoSorbent Assay) method. Results: IL -10 and IL -33 concentrations were found to be significantly higher in P-GDM and NPDM patient groups compared to P-NGDM and NP-NDM groups (p < 0.001). The PLAC8 level in the PGDM patient group (20.38 +/- 5.37) was determined to be significantly higher than in the P-NGDM patient group (3.41 +/- 2.17, p < 0.001). TAC in the P-NGDM and NP-NDM groups (12.42 +/- 2.31 vs. 12.96 +/- 3.78, p < 0.001) was determined to be significantly higher than in the P-GDM and NP-DM groups (4.8 +/- 0.52 vs. 2.21 +/- 0.71, p < 0.001). Discussion: The fact that the importance of PLAC8 level and TAC in the diagnosis and follow-up of GDM in pregnancy is demonstrated for the first time in this study shows that it is unique
Evaluation of Toxoplasma gondii, Rubella, and CMV Antibody Positivity and Avidity Test Results in Female Patients Admitted to A State Hospital in İstanbul
ÖZET
Amaç: Toxoplasma gondii, rubella ve sitomegalovirus (CMV) “TORCH” (Toxoplasma, Others, Rubella, Cytomegalo
-
virus, Herpes simplex virus) grubu mikroorganizmalar olup bölgesel olarak epidemiyolojik verilerinin bilinmesi ve
raporlanması, özellikle bölgesel ve ulusal düzeyde rutin tarama yapılıp yapılmayacağına karar vermede büyük önem
taşımaktadır. Çalışmamızda, İstanbul’da bulunan bir devlet hastanesine başvuran kadın hastalarda T. gondii, rubella
ve CMV IgM ve/veya IgG antikorlarının sıklığının değerlendirilmesi amaçlandı.
Yöntemler: Ocak 2017-Aralık 2020 tarihleri arasında hasta serumlarında incelenen T. gondii, rubella ve CMV IgM ve/
veya IgG antikor test sonuçları retrospektif olarak değerlendirildi.
Bulgular: Toplam 33 636 örnek değerlendirildi. Tüm örnekler içinde en fazla seropozitif olgu sayısı 20-29 yaş grubun
-
da tespit edildi (n=4626, %26.72). En yüksek sayıda antikor pozitifliği %33.29 oranı ile 2019 yılında rapor edildi. IgG
seropozitiflik oranları, T. gondii için %24.1, rubella için %93.5 ve CMV için %98.3 idi.
Sonuç: T. gondii seroprevalansındaki farklılıklar dışında, çalışmamızın sonuçları ülkemizde ve dünyada yapılan diğer
çalışmalarla benzerdir. Çalışmamızda T. gondii için yüksek seronegatiflik oranının saptanması, bölgedeki gebelerin T.
gondii infeksiyonu açısından dikkatle izlenmesi gerektiğini göstermektedir. TORCH grubu ajanlar için ulusal tarama
programlarının oluşturulması ve daha kapsamlı çalışmalar yapılması gerektiği düşünülmektedir.ABSTRACT
Objective: Toxoplasma gondii, rubella, and cytomegalovirus (CMV) are among the TORCH (Toxoplasma, Others, Ru
-
bella, Cytomegalovirus, Herpes simplex virus) group microorganisms. Knowing regional epidemiological data on
TORCH group infections is important, especially when deciding whether to perform routine screening at the regional
and national levels. Our study aimed to evaluate the frequency of T. gondii, rubella, and CMV IgM and/or IgG anti
-
bodies in female patients admitted to a state hospital in İstanbul.
Method: T. gondii, rubella, and CMV IgG and IgM antibody results tested in patient sera between January 2017 and
December 2020 were evaluated retrospectively.
Results: The results of 33 636 samples were evaluated. The highest rate of seropositivity was detected in the 20-29 age
group (n=4626, 26.72%). The highest of antibody positivity was reported in 2019 (33.29%). The IgG seropositivity rate
was 24.1% for T. gondii, 93.5% for rubella, and 98.3% for CMV.
Conclusion: Except for the differences in T. gondii seroprevalence, the results of our study seem to be similar to those
of other studies both in our country and globally. The seronegativity rate (74.9%) for T. gondii was high in our research,
which indicates that pregnant women should be carefully monitored for T. gondii infection in our region. We con
-
clude that more comprehensive studies are needed to establish national screening programs for TORCH group agent