Hacettepe University Institutional Repository
Not a member yet
    20712 research outputs found

    Arykanda Antik Kenti'ndeki Geç Antik Dönem Hamamları

    No full text
    The subject matter of this thesis is the Late Antique bath buildings in Arykanda which lies beneath the modern Arif village of Finike, Antalya. Within the scope of this thesis, five bath structures dated to the Late Antiquity were discussed, detailed architectural definitions were made, building phases were determined, and they were dated using archaeological data. It is understood that two of the five baths built in the early 4th-mid 4th century AD in the Late Antique District were in the status of semi-private baths directly related to the villa. VI. Bath belongs to Pierios House, and the Inscribed House Bath belongs to the House with Atrium. In addition, it is understood that the V. Bath in the insula of the House with Atrium was allocated for the use of slaves or workers. Naltepesi Bath, on the other hand, was a public bath in its first phase, and was converted into a villa bath in its second phase. For this reason, bath structures are handled within the general residential and settlement architecture. Apart from these four baths, the VII. Bath, which was built as an independent structure from the residences, was suggested to be reserved for the use of the church or the military. In this study, the Late Antique baths in the Lycian region and its surroundings, as well as in the Capital and Anatolia, are also included in the discussion. In this context, the bath architecture of the Late Antiquity Period, the social and cultural role of the baths, and the formal and functional changes in the buildings were discussed comparatively.Bu tez çalışmanın konusu Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Arif Köyü’nde bulunan Arykanda Antik Kenti’ndeki Geç Antik Dönem hamam yapılarıdır. Tez kapsamında Geç Antik Dönem’e tarihlendirilen beş hamam yapısı ele alınmış, detaylı mimari tanımları yapılmış, evreleri tespit edilmiş, arkeolojik veriler kullanılarak tarihlendirmeleri yapılmıştır. Geç Antik Dönem Mahallesi’nde yer alan MS 4. yüzyıl başı- 4. yüzyıl ortasında inşa edilmiş beş hamamdan ikisinin doğrudan villa ile ilişkili yarı özel hamam statüsünde olduğu anlaşılmıştır. VI. Hamam, Pierios Evi’ne, Yazıtlı Ev Hamamı ise Atriumlu Ev’e aittir. Ayrıca, Atriumlu Ev’in insulasındaki V. Hamam’ın köle veya işçilerin kullanımına tahsis edildiği anlaşılmaktadır. Naltepesi Hamamı ise birinci evresinde kamuya açık bir hamamken, ikinci evresinde bir villa hamamına dönüştürülmüştür. Bu nedenle, hamam yapıları genel konut ve yerleşim mimarisi içinde ele alınmıştır. Bu dört hamamın dışında konutlardan bağımsız bir yapı olarak inşa edilmiş olan VII. Hamam ise kilise ya da ordunun kullanımına tahsis edilmiş olduğu önerilmiştir. Bu çalışmada Likya bölgesi ve yakın çevresi ile Başkent ve Anadolu’daki Geç Antik dönem hamamları da tartışmaya dâhil edilmiştir. Bu bağlamda Geç Antik Dönem hamam mimarisi, hamamların sosyal ve kültürel rolü ile binalarda tespit edilen biçimsel ve işlevsel değişimler karşılaştırmalı olarak tartışılmıştır

    PAPİLLER TİROİD KANSERİ HASTALARINDA BRAF, NRAS, TERT PROMOTER MUTASYON SIKLIĞI VE MUTASYONLARIN KLİNİKOPATOLOJİK ÖZELLİKLER VE UZAK METASTAZ İLE İLİŞKİSİNİN İNCELENMESİ

    No full text
    Yılmaz. E., The frequency of BRAFV600E, TERT promoter, NRASmutations in patients with papillary thyroid cancer and the relationship of these mutations with clinicopathological features and distant metastasis, Hacettepe University Faculty of Medicine, Medical Specialty, Thesis in Internal Medicine. Ankara, 2021. Various molecular mechanisms play a role in the pathogenesis of papillary thyroid cancer (PTC). Distant metastasis is a rare condition in PTC and is associated with a poor outcome. Understanding the underlying pathogenesis and molecular changes is needed to improve clinical outcomes in PTC. In this study, we aimed to determine the frequency of BRAFV600E, TERT Promoter and NRAS mutations in patients with papillary thyroid cancer, and the relationship of mutations with clinicopathological features and distant metastasis. Mutations were detected by PCR and direct sequencing method from the paraffin-embedded tumor tissues of 42 PTC patients (16 with distant metastasis and 42 without) over 18 years of age who were followed up in Hacettepe University Hospital and archived in the Department of Pathology between 2004-2021. Pearson’s, chi-square and Mann-Whitney U tests were used for statistical analysis. A P value <0.05 was considered statistically significant. The frequency of BRAFV600E mutation was found to be 64.3%(27/42) in the total group. BRAF positivity was found in 22.2% (6/15) of patients with distant metastasis, and %77.8% (21/25) in those without distant metastasis (p=0.006). There was no statistically significant difference between BRAFV600E mutation and age at diagnosis, gender, tumor size, aggressive histological variant, extrathyroidal invasion, multifocality, lymphovascular invasion, capsule invasion, lymph node metastasis, recurrence and distant metastasis. The frequency of TERT promoter mutation was found to be 9.5%(4/42). These mutations were all at position C228T. No statistically significant difference between TERT promoter mutation and age at diagnosis, gender, tumor size, aggressive histological variant, extrathyroidal invasion, multifocality, lymphovascular invasion, capsule invasion, lymph node metastasis, recurrence and distant metastasis. No NRAS mutation was detected in any of the PTC cases in the study (0/42). There was no statistically significant difference for clinicopathological features and distant metastasis in cases with BRAFV600E and TERT promoter mutations and in cases with both. In conclusion, BRAFV600E mutation was found to be frequent in our PTC cases. Our results indicate that BRAFV600E and TERT promoter mutations, either in isolation or together, do not seem to be prognostic or predictive for distant metastasis in PTC.Yılmaz, E., Papiller tiroid kanserli hastalarda BRAFV600E, TERT promoter, NRAS mutasyonlarının sıklığı ve mutasyonların klinikopatolojik özellikler ve uzak metastaz ile ilişkisinin incelenmesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Uzmanlık Tezi. Ankara, 2021. Papiller tiroid kanseri patogenezinde çeşitli moleküler mekanizmalar rol oynamaktadır. Uzak metastaz PTK’de nadir gözlenen bir durum olup kötü sonuçlar ile ilişkilidir. PTK’de klinik sonuçların geliştirilmesi için altta yatan patogenez ve genetik değişikliklerin anlaşılmasına ihtiyaç vardır. Bu çalışmada papiller tiroid kanserli hastalarda BRAFV600E, TERT promoter ve NRAS mutasyonlarının sıklığı ve mutasyonların klinikopatolojik özellikler ve uzak metastaz arasındaki ilişkisini, mutasyonların prognostik ve prediktif değerinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde takipli 2004-2021 yılları arasında Patoloji Anabilim Dalı’da arşivlenmiş 18 yaşın üzerinde 16 uzak metastaz olan ve 26 uzak metastaz olmayan toplam 42 PTK hastasının paraffin kaplı tümör dokularından PCR ve direkt sekanslama yöntemiyle mutasyonlar saptandı ve klinikopatolojik özellikler ile ilişkisi belirlendi. İstatistiksel analizlerde Pearson, ki kare ve Mann Whitney U testi kullanıldı. P<0.05 olan değer istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmada BRAFV600E mutasyonu sıklığı tüm grupta %64.3 (27/42) olarak saptandı. BRAF pozitifliği, uzak metastazı olanların %22.2’sinde (6/15), olmayanların ise %77.8’inde (21/25) mevcuttu (p=0.006). BRAFV600E mutasyonu ile tanı anındaki yaş, cinsiyet, tümör boyutu, histolojik varyant, ekstratiroidal invazyon, multifokalite, lenfovasküler invazyon, kapsül invazyonu, lenf nodu metastazı, nüks, uzak metastaz arasında anlamlı fark saptanmadı. TERT promoter mutasyonu sıklığı tüm kohortta %9,5 (4/42) olarak bulundu. Bu mutasyonların hepsi C228T pozisyonundaki mutasyonlar idi. TERT promoter mutasyonu ile tanı anındaki yaş, cinsiyet, tümör boyutu, histolojik varyant, ekstratiroidal invazyon, multifokalite, lenfovasküler invazyon, kapsül invazyonu, lenf nodu metastazı, nüks, uzak metastaz arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. Çalışmada hiçbir PTK vakasında NRAS mutasyonu saptanmadı (0/42). BRAFV600E ve TERT promoter mutasyonlarının ikisini birden bulunduran ve her ikisinden birini bulunduran vakalarda klinikopatolojik özellikler ve uzak metastaz için istatististiksel anlamlı fark saptanmadı. Sonuç olarak BRAFV600E mutasyonu kohortumuzdaki PTK vakalarında yüksek prevalansta bulundu. Sonuçlarımız PTK’de BRAFV600E ve TERT promoter ya da her iki mutasyonun birlikteliğinin prognostik ya da uzak metastaz için prediktif olmadığı yönündedir

    Serviks Skuamöz Hücreli Kanser Hücre Serilerinde Sisplatin İle Eş Zamanlı Radyoterapiye Eklenen Metformin’in Radyoduyarlılaştırıcı Rolünün Araştırılması

    No full text
    The radioresistance and chemoresistance may develop in cervical cancer patients during treatment. Although there are several studies reporting antiproliferative and radiosensitizing effects of metformin, the effect of metformin on the radiosensitizing effect of cisplatin when combined with chemoradiotherapy is uncertain. The aim of this study is to investigate the radiosensitizing effect of metformin per se and combined with cisplatin in human cervical cancer cell line (HeLa) and explore how radiosensitizing effect changes with activation/inhibition of AMPK. Metformin, when combined with cisplatin, did not increase the radiosensitivity of cisplatin (compared to cisplatin, p>0.05). Although the radiosensitizing effects of metformin and cisplatin per se were present in high ionizing radiation doses (both metformin and cisplatin compared to control, p0.05). Dorsomorfin which is AMPK inhibitor potentiated cytotoxicity of cisplatin with all ionizing radiation doses, thus, dorsomorfin was found to be a more radiosensitizing agent than A769662 and metformin. Administration of A769662 24 hours prior to cisplatin treatment caused an increase in AMPK that produced resistance to cisplatin, but this effect was not observed in HeLa cells concomitantly treated with A769662 and cisplatin. The radiosensitizing effects of metformin, cisplatin, A769662, and dorsomorfin has been confirmed with analysis of DNA damage proteins, damage repair proteins and evaluation of cell cycle arrest.Serviks kanseri tedavisi sürecinde çeşitli mekanizmalarla radyoterapi (RT) ve sisplatine karşı direnç gelişmektedir. Metforminin kanser hücreleri üzerinde antiproliferatif etkisi olduğunu ve RT ile birlikte uygulandığında radyoduyarlılığı arttırdığını gösteren çalışmalar olsa da serviks kanserinde RT ile eş zamanlı sisplatin uygulamasına metformin eklendiğinde tümör kontrolünün artıp artmadığı ile ilgili veri bulunmamaktadır. Bu amaçla, insan serviks kanseri hücre dizisi HeLa hücrelerinde metforminin tek başına radyoduyarlılaştırıcı etkisi, sisplatin ile eş zamanlı uygulamasındaki etkisi ve 5’ adenozin monofosfat (AMP) ile aktive edilen protein kinaz (AMPK) aktivasyonu/inhibisyonu ile radyoduyarlılığın değişip değişmediği bu çalışmada araştırılmıştır. Metforminin iyonizan radyasyon varlığında sisplatin sitotoksisitesini arttırmadığı gösterilmiştir (sisplatin ile kıyaslandığında, p>0.05). Özellikle yüksek iyonizan radyasyon dozlarında sisplatinin radyoduyarlılaştırıcı etkinliğinin azaldığı gösterilmiştir. Yüksek iyonizan radyasyon dozunda hem sisplatin hem de metformin tek başlarına radyoduyarlılaştırıcı etkileri devam etmesine rağmen (hem sisplatin hem de metformin kontrol ile kıyaslandığında, p0.05). AMPK inhibitörü olan dorsomorfinin tüm iyonizan radyasyon dozlarında sisplatinin etkinliğini arttırarak AMPK aktivatörü olan A769662 ve metforminden daha potent bir radyoduyarlılaştırıcı ajan olduğu gösterilmiştir. A769662’nin sisplatinden 24 saat önce uygulanması ile hücre içinde artan AMPK’nın sisplatine direnç oluşturduğu, ancak eş zamanlı uygulamada bu etkinin gözlenmediği görülmüştür. Metformin, sisplatin, A769662 ve dorsomorfinin iyonizan radyasyona duyarlılık üzerine etkileri hücre hasar ve hasar tamiri proteinleri ve hücre siklus duraklaması incelenerek desteklenmiştir

    Uzaktan Eğitimin Ergenlerde Akademik Kendini Düzenleme, Motivasyonel Stratejiler Kullanma Becerileri ve Akademik Başarı ile İlişkisinin İncelenmesi

    No full text
    Gür, T., The Relationship Between Academic Self-Regulation, Motivational Strategies, Academic Success in Adolescence on Distance Education, Hacettepe University Graduate School of Health Sciences Child Development and Education Program Master Thesis, Ankara, 2022. The current study examined the relationships between academic self-regulation skills, using motivational strategies, and academic achievement in the distance education process of adolescents. The sample consisted of 311 adolescents (222 girls-71% and 89 boys-29%) from different socioeconomic levels in a metropolitan area of Ankara. Adolescents in the ninth to twelfth grades were selected from public schools (93.6% Anatolian High School). We used “Demographic and Personal Information Form”, “Academic Self-Regulation Questionnaire” and “The Motivated Strategies for Learning Questionnaire”. Academic achievement was measured by taking the e-school end-of-term weighted grade point average of the 2019-2020 academic year I. semester (face-to-face education period) and 2020-2021 education I. semester (distance education period). In the analyses, differences between groups (eg, gender effect) were analyzed by using univariate or multivariate analyzes of variance, and relationships between variables were evaluated with Pearson Correlation Coefficient. The results indicated the academic achievement varied by developmental stage, and self-regulation and cognitive strategies differed according to gender. As the level of parental education increases, the academic success of adolescents increases. Adolescents who participated in distance education for more regular were more likely to have higher academic achievement, the external, introjected, and identified sub-dimensions of academic self-regulation, and self-regulation, cognitive strategy use, and self-efficacy sub-dimensions of motivational strategies.Bu çalışmada, ergenlerin uzaktan eğitim sürecinde akademik kendini düzenleme becerileri, motivasyonel stratejiler kullanma becerileri ve akademik başarı ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Ankara ilinde merkez ilçelerde yaşayan farklı sosyoekonomik düzeyden İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı devlet liselerinde (%93.6 Anadolu Lisesi) öğrenim gören, 222 kız (%71), 89 (%29) erkek olmak üzere toplam 311 ergen oluşturmuştur. Araştırmada “Demografik ve Kişisel Bilgi Formu”, “Akademik Alanda Kendini Düzenleme Ölçeği” ve “Öğrenmeye İlişkin Motivasyonel Stratejiler Ölçeği”nden yararlanılmıştır. Akademik başarı, lise 1-4. sınıf öğrencilerinin 2019-2020 eğitim öğretim I. Yarıyılı (yüz yüze eğitim dönemi) ile 2020-2021 eğitim öğretim I. Yarıyılı’na (uzaktan eğitim dönemi) ait e-okul dönem sonu ağırlıklı not ortalaması alınarak ölçülmüştür. Gruplar arasındaki farklılıklar (örn., cinsiyet etkisi) tek ya da çok değişkenli varyans analizleri kullanılarak; değişkenler arasındaki ilişkiler ise Pearson Korelasyon Katsayısı hesaplanarak değerlendirilmiştir. Sonuçlar, akademik başarı puan ortalamalarının ergenlik dönemine göre, öz düzenleme ve bilişsel strateji kullanımının ise cinsiyete göre farklılaştığına işaret etmiştir. Ebeveyn öğrenim düzeyi arttıkça ergenlerin akademik başarıları artmaktadır. Uzaktan eğitime uzun süreli katılım gösteren gruptaki ergenlerin akademik başarı puan ortalamaları, akademik alanda kendini düzenlemenin dışsal, içe yansıtılmış ve özdeşimsel alt boyutlarından ve motivasyonel stratejiler kullanmanın öz düzenleme, bilişsel strateji kullanımı ve öz yeterlik alt boyutlarından alınan puan ortalamaları, daha az katılım gösteren ergenlerle karşılaştırıldığında daha yüksektir. Ergenlerin dışsal ve özdeşimsel kendini düzenlemeleri arttıkça ve motivasyonel stratejiler kullanımının alt boyutlarından öz düzenleme, bilişsel strateji kullanımı ve öz yeterlik kullanımı arttıkça uzaktan eğitimde akademik başarıları da artmaktadır

    Tozpembe Masallar Üzerine Görsel Sorgulamalar

    No full text
    Rose-colored tales form the conceptual basis of this research as a metaphoric expression referring to the forms of reality established in the direction of power relations through social discourses. In this respect, this research, in which the linguistic-visual meaning of expression is examined in terms of social meaning relations, has been put forward on the basis of the conceptual nature of art. If we look at the process of an individual's positioning in any community from a general perspective, we can see the direct impact of some value production and management processes such as culture and politics. While the subject's life practice is shaped around the knowledge reflected from these areas, we can say that the context of social narratives that have the power to transform reality, in a sense, increases its effect on a 'purple' ground. The metaphorical approach revealed by this form of association, the metaphor production processes that exist in the inner dynamic of art, and the thoughts and approaches in which similar relations are established have been put forward. Art movements and works, in which the critical attitude has an effect on the dissolution of rigid social meanings, are included in the understanding of each period. Art movements and works, in which the critical attitude has an effect on the dissolution of rigid social meanings, are included in the understanding of each period. In addition, art practices were carried out in which different techniques were applied in connection with the theoretical framework.Tozpembe masallar, toplumsal söylemler üzerinden güç ilişkileri doğrultusunda kurulan gerçeklik biçimlerine atıfta bulunan metaforik bir ifade olarak, bu araştırmanın kavram temelini oluşturmaktadır. Bu bakımdan, ifadenin dilsel- görsel anlamının toplumsal anlam ilişkileri doğrultusunda incelendiği bu araştırma, sanatın kavramsal doğası temelinde ortaya koyulmuştur. Bireyin herhangi bir topluluk içinde konumlanma sürecine genel bir izlekten bakacak olursak, kültür, siyaset gibi bir takım değer üretme ve yönetme süreçlerinin doğrudan etkisini görebiliriz. Öznenin yaşam pratiği bu alanlardan yansıyan bilgi etrafında şekillenmekteyken, gerçeği dönüştürecek güce sahip toplumsal anlatıların bağlamı bir anlamda ‘tozpembe’ bir zeminde etkisini artırmaktadır diyebiliriz. Bu ilişkilendirme biçiminin ortaya koyduğu metaforik yaklaşım, sanatın iç dinamiğinde var olan metafor üretim süreçleri göz önünde tutularak benzer ilişkilerin kurulduğu düşünce ve yaklaşımlar ortaya koyulmuştur. Eleştirel tavrın katı toplumsal anlamların çözülmesine etkide bulunduğu sanat hareketleri ve yapıtları her dönemin kendi anlayışı içinde yer almaktadır. Bu araştırmada da, toplumsal anlam yapılanmalarının özellikle günümüz sanatında irdelendiği yaklaşım biçimleri öne çıkmaktadır. Ayrıca kuramsal çerçeveyle bağlantılı olarak farklı tekniklerin uygulandığı sanat pratikleri gerçekleştirilmiştir

    Trimetazidinin Kontrollü Salımı için Kriyojel Membranların Sentezi ve Karakterizasyonu

    No full text
    In this thesis, tablet synthesis of trimetazidine dihydrochloride imprinted poly(2-hydroxyethyl methacrylate/acrylamide) [poly(HEMA/AAm)] cryogel membranes was performed at low temperatures and the release of the active substance was evaluated. The release of the active substance from the trimetazidine dihydrochloride -imprinted poly(HEMA/AAm) cryogel membranes was monitored by varying the crosslinking ratio in the polymer. In this context, monomer mixtures containing 7.4%, 11.1% and 14.8% moles ratios of N,N-methylenebis(acrylamide) [(MBAAm)] in the polymerization solution were prepared and expected to transform into cryogel form at low temperatures. For characterization studies, non-imprinted poly(2-hydroxyethyl methacrylate) [poly(HEMA)] and poly(HEMA/AAm) were synthesized under the same conditions. The physical properties of the synthesized cryogel membranes were followed and their formation was observed. The resulting cryogel membranes were characterized by Fourier Transform Infrared Spectroscopy (FTIR). In infrared spectroscopy of poly(HEMA/AAm) cryogel, hydrogen bonding of amine groups originating from acrylamide with hydroxy group originating from 2-hydroxyethyl methacrylate was evaluated. When the infrared spectroscopy of the trimetazidine dihydrochloride imprinted poly(HEMA/AAm) cryogel was examined, hydrogen bonding effect caused by trimetazidine dihydrochloride was also observed. The synthesized cryogel membranes were also characterized by the thermogravimetric analysis method. According to the thermogravimetric results, it was observed that the poly(HEMA/AAm) cryogel was the most thermally stable structure. Trimetazidine dihydrochloride, on the other hand, degraded the fastest thermally, and suppression of trimetazidine dihydrochloride to the cryogel membranes decreased the thermal stability of the cryogel membranes. For surface characterization, images of trimetazidine dihydrochloride imprinted poly(HEMA/AAm) cryogel were taken with Scanning Electron Microscopy (SEM), in addition, trimetazidine dihydrochloride unimprinted poly(HEMA) and trimetazidine dihydrochloride imprinted poly(HEMA/AAm) containing different crosslinking ratios as well as trimetazidine dihydrochloride released poly(HEMA/AAm) containing different crosslinking ratios were analyzed for surface characterization with Brauner Emmett and Teller (BET) surface porosity analysis and macroporosity analysis obtained from swelling test results of the same cryogel membranes. While the macroporosity of trimetazidine dihydrochloride unimprinted poly(HEMA/AAm) was 48.4%, this value was found to be 58.8% in the imprinted cryogel and 54.3% in the trimetazidine dihydrochloride-removed cryogel. It was observed that the crosslinking ratio did not cause a significant change in the surface area of the trimetazidine dihydrochloride imprinted cryogels. Biocompatibility tests were performed for the synthesized poly(HEMA), poly(HEMA/AAm) and trimetazidine dihydrochloride imprinted poly(HEMA/AAm) cryogel membranes by following blood compatibility. In this context, prothrombin time, activated partial prothrombin time and in-vitro coagulation times were determined. According to the results obtained, it was observed that poly(HEMA), poly(HEMA/AAm) and trimetazidine dihydrochloride imprinted poly(HEMA/AAm) cryogel membranes were biocompatible. For the release of trimetazidine dihydrochloride from the cryogel membranes, a pH value at which maximum loading was first determined. It was observed that the adsorption capacity of the poly(HEMA) cryogel membrane did not change at all pH values, and the poly(HEMA/AAm) and trimetazidine dihydrochloride imprinted poly(HEMA/AAm) cryogel membranes reached the maximum adsorption capacity at pH 7.0. Maximum adsorption capacities at pH 7.0 are 22.5 mg/g, 18.5 mg/g and 16.3mg/g for poly(HEMA/AAm), trimetazidine dihydrochloride-imprinted poly(HEMA/AAm) cryogel membranes containing 7.4%, 11.1% and 14.8% crosslinking, respectively. A pH scan was also performed to determine the maximum desorption capacity for trimetazidine dihydrochloride-imprinted cryogel membranes, for trimetazidine dihydrochloride-imprinted poly(HEMA/AAm) cryogel membranes containing 7.4%, 11.1% and 14.8% crosslinking in aqueous NaCl solution that the values were found as 21.3 mg/g, 17.8 mg/g and 15.8 mg/g at pH 8.0, respectively. It has been evaluated that the desorption capacity is not affected by the pH value for all cryogel membranes and the variation of the desorption capacity against time at pH 8.0, a low increase, was investigated. Trimetazidine dihydrochloride-imprinted poly(HEMA/AAm) cryogel membranes with the lowest crosslinking ratio had the equilibrium desorption time, 110 minutes, and the same was 80 minutes in the one with the highest crosslinking rate. Diffusion analysis of the swelling-controlled release of trimetazidine dihydrochloride was also performed, and it was determined that the diffusion type in all three cryogel membranes containing varying amounts of crosslinkers conformed to the Pseudo-Fickian Diffusion. Kinetic studies were performed for trimetazidine dihydrochloride-imprinted cryogel membranes containing varying proportions of crosslinking, and it was observed that trimetazidine dihydrochloride release from all three cryogels was suitable for pseudo-second-order kinetic modeling. With the increase in temperature, the desorption capacity of trimetazidine dihydrochloride released from the trimetazidine dihydrochloride-imprinted cryogel membranes increases, and this value was observed as 22.5 mg/g at 37˚C, which is body temperature.Bu tez çalışmasında, trimetazidin dihidroklorür baskılı poli(2-hidroksietil metakrilat/akrilamid) [(poli(HEMA/AAm)] kriyojel membranların tablet şeklinde sentezi düşük sıcaklıklarda yapılarak etken maddenin salımı değerlendirilmiştir. Trimetazidin dihidroklorür baskılı poli(HEMA/AAm) kriyojel membranlarından etken maddenin salımı, polimerdeki çapraz bağlayıcı oranı değiştirilerek takip edilmiştir. Bu bağlamda, polimerizasyon çözeltisinde mol cinsinden %7,4, %11,1 ve %14,8 oranında N,N-metilenbis(akrilamid) [(MBAAm)] bulunan monomer karışımları hazırlanmış ve düşük sıcaklıklarda kriyojel formuna dönüşmesi beklenmiştir. Karakterizasyon çalışmaları için yine aynı koşullarda baskılanmamış poli(2-hidroksietil metakrilat) [poli(HEMA)] ve poli(HEMA/AAm) sentezlenmiştir. Sentezlenen kriyojel membranların fiziksel özellikleri takip edilerek oluşumu gözlenmiştir. Elde edilen kriyojel membranlar Fourier Dönüşümlü İnfrared Spektroskopisi (FTIR) ile karakterize edilmiştir. Poli(HEMA/AAm) kriyojeline ait FTIR spektrumunda, akrilamidden kaynaklı amin gruplarının 2-hidroksietil metakrilat kaynaklı hidroksi grubuyla hidrojen bağı değerlendirilmiştir. Trimetazidin dihidroklorür baskılı poli(HEMA/AAm) kriyojelin infared spektroskopisi incelendiğinde, yine trimetazidin dihidroklorür kaynaklı hidrojen bağı etkisi gözlenmiştir. Sentezlenen kriyojel membranlar, termogravimetrik analiz yöntemi ile de karakterize edilmiştir. Termogravimetrik sonuçlara göre, poli(HEMA/AAm) kriyojelinin ısıl olarak en kararlı yapı olduğu gözlenmiştir. Trimetazidin dihidroklorür ise, ısıl olarak en hızlı bozunmuştur ve kriyojel membranlara trimetazidin dihidroklorür baskılanması, kriyojel membranların ısıl kararlılıkarını düşürmüştür. Yüzey karakterizasyonu için trimetazidin dihidroklorür baskılanmış poli(HEMA/AAm) kriyojelinin Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) ile görüntüleri alınmış, buna ek olarak trimetazidin dihidroklorür baskılanmamış poli(HEMA) ve poli(HEMA/AAm) ile değişik oranlarda çapraz bağlayıcı içeren trimetazidin dihidroklorür baskılanmış poli(HEMA/AAm), trimetazidin dihidroklorür salmış poli(HEMA/AAm) kriyojel membranları için Brauner Emmett ve Teller (BET) yüzey gözenekliliği analizi ve şişme testleri sonuçlarından elde edilen makrogözeneklilik analizi yapılmıştır. Trimetazidin dihidroklorür baskılanmamış poli(HEMA/AAm) için makrogözeneklilik %48,4 iken, baskılanmış kriyojelde bu değer %58,8, trimetazidin dihidroklorür uzaklaştırılmış kriyojelde ise %54,3 olarak bulunmuştur. Çapraz bağlayıcı oranının trimetazidin dihidroklorür baskılı kriyojellerin yüzey alanında belirgin bir değişime neden olmadığı gözlenmiştir. Sentezlenen poli(HEMA), poli(HEMA/AAm) ve trimetazidin dihidroklorür baskılı poli(HEMA/AAm) kriyojel membranlar için biyouyumluluk testleri kan uyumluluğu takip edilerek yapılmıştır. Bu kapsamada, protrombin zamanı, aktive edilmiş kısmi protrombin zamanı ve in-vitro pıhtılaşma zamanları belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, poli(HEMA), poli(HEMA/AAm) ve trimetazidin dihidroklorür baskılı poli(HEMA/AAm) kriyojel membranların biyouyumlu olduğu gözlenmiştir. Trimetazidin dihidroklorürün kriyojel membranlardan salımı için ilk olarak maksimum yüklemenin yapılacağı bir pH değeri saptanmıştır. Poli(HEMA) kriyojel membranın bütün pH değerlerinde adsorpsiyon kapasitesinin değişmediği, poli(HEMA/AAm) ve trimetazidin dihidroklorür baskılanmış poli(HEMA/AAm) kriyojel membranların pH 7.0’da maksimum adsorpsiyon kapasitesine ulaştığı gözlenmiştir. pH 7,0 değerinde maksimum adsorpsiyon kapasiteleri poli(HEMA/AAm), %7,4 %11,1 ve %14,8 çapraz bağlayıcı içeren trimetazidin dihidroklorür baskılı poli(HEMA/AAm) kriyojel membranlar için sırayla 22,5 mg/g, 18,5 mg/g ve 16,3 mg/g olarak gözlenmiştir. Trimetazidin dihidroklorür baskılanmış kriyojel membranlar için maksimum desorpsiyon kapasitesinin belirlenmesi için de bir pH taraması yapılmış, sulu NaCl çözeltisinde %7,4 %11,1 ve %14,8 çapraz bağlayıcı içeren trimetazidin dihidroklorür baskılı poli(HEMA/AAm) kriyojel membranlar için sırayla bu değerler pH 8,0’da 21,3 mg/g, 17,8 mg/g ve 15,8 mg/g olarak bulunmuştur. Desorpsiyon kapasitesinin bütün kriyojel membranlar için pH değerinden etkilenmediği ve çok az değişim olan pH 8.0’da desorpsiyon kapasitesinin zamana karşı değişimi incelenmiş, dengeye ulaşma süreleri çapraz bağlayıcı oranı en düşük trimetazidin dihidroklorür baskılı poli(HEMA/AAm) kriyojel membranlar için bu değer 110 dakika olarak gözlenirken, en yüksek çapraz bağlayıcı oranına sahip olan kriyojel membranda ise 80 dakika olarak gözlenmiştir. Trimetazidin dihidroklorürün şişme kontrollü salımının difüzyon analizi de yapılmış olup, değişik oranda çapraz bağlayıcı içeren her üç kriyojel membran içinde difüzyon türünün Yalancı Fickian Difüzyonuna uyduğu belirlenmiştir. Değişik oranlarda çapraz bağlayıcı içeren trimetazidin dihidroklorür baskılı kriyojel membranlar için kinetik çalışmalar yapılmış, her üç kriyojelden de trimetazidin dihidroklorür salımının yalancı ikinci dereceden kinetik modellemeye uygun olduğu gözlenmiştir. Sıcaklık artışı ile trimetazidin dihidroklorür baskılı kriyojel membranlardan salınan trimetazidin dihidroklorürün desorpsiyon kapasitesi artmakta olup, vücut sıcaklığı olan 37˚C’de bu değer 22,5 mg/g olarak gözlenmiştir

    Literatürdeki Mevcut Çok Katmanlı Yalıtım Battaniyesi Performans Denklemlerinin Değerlendirilmesi

    No full text
    MLI blankets are the thermal insulation materials used in cryogenics, spacecraft applications and many other sectors. In literature, there are several equations to predict the thermal performance of MLI blankets. In the content of the thesis, some of heat flux predicting equations in the literature were investigated. The accuracy and the validity of these equations were discussed by using existing in-house experimental results of 8 and 22 layer MLI blankets. In order to utilize these equations, the specifications and the parameters of MLI blankets required for these equations were defined. According to these parameters, iterative and direct numerical computing codes were generated using a commercial software to predict the heat flux results of 8 and 22 layer MLI blankets with respect to different cold boundary temperatures. Obtained heat flux results of these equations were compared with experimental steady state heat flux results to observe the accuracy of these equations. Based on the studies carried out for the thesis, it was concluded that the Layer by Layer MLI Calculation Using a Separated Mode and Doenecke equation is able to predict the heat flux through MLI blankets successfully at the cold boundary temperature of -127°C and -75°C for the MLI blankets with different number of layers. However, Modified Lockheed equation gives unsatisfactory predictions at the same cold boundary temperatures. Obtained heat flux results of these equations were also compared with each other. Based on observations, it was concluded that the Layer by Layer MLI Calculation Using a Separated Mode and Doenecke equation gives similar results for the same cold boundary temperatures.Çok Katmanlı Yalıtım Battaniyesi (ÇKYB) kriyojenik, uzay aracı uygulamaları ve daha birçok sektörde kullanılan ısı yalıtım malzemeleridir. Literatürde, ÇKYB’lerin ısıl performansını tahmin etmek için birçok denklem bulunmaktadır. Tez kapsamında literatürde yer alan bazı ısı akısı tahmin denklemleri incelenmiştir. Bu denklemlerin doğruluğu ve geçerliliği, deneysel sonuçları belirli olan 8 ve 22 katmanlı ÇKYB’lere ait deneysel sonuçlar kullanılarak tartışılmıştır. Bu denklemleri kullanmak için, bu denklemler için gerekli olan ÇKYB’lerin özellikleri ve parametreleri belirlenmiştir. Bu parametreler doğrultusunda, 8 ve 22 katmanlı ÇKYB’lerin deneysel kararlı durum ısı akısı sonuçlarını tahmin etmek için ticari bir yazılım kullanılarak iteratif ve doğrudan sayısal hesaplama kodları üretildi. Bu denklemlerden elde edilen ısı akısı sonuçları, bu denklemlerin doğruluğunu gözlemlemek için deneysel sonuçlarla karşılaştırılmıştır. Tez için yapılan çalışmalara dayanarak, -127° ve -75°C soğuk sınır sıcaklığına sahip ÇKYB’ler için Ayrılmış Mod Denklemi ile Katman Katman ÇKYB Hesaplaması (Layer by Layer MLI Calculation Using a Separated Mode Equation) ve Doenecke denkleminin ısı akısı tahmininin başarılı olduğu gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, Modified Lockheed denkleminin, aynı soğuk sınır sıcaklıklarında tatmin edici olmayan tahminler verdiği gözlemlenmiştir. Bu denklemlerden elde edilen ısı akısı sonuçları kendi aralarında da karşılaştırılmıştır. Gözlemlere dayalı olarak, Layer by Layer MLI Calculation Using a Separated Mode denkleminin ve Doenecke denkleminin aynı soğuk sınır sıcaklıkları için benzer sonuçlar verdiği sonucuna varılmıştır

    Watching The Mediterranean Light From Félix Ziem, Venice, Martigues, Istanbul

    No full text
    Although Félix François Georges Philibert Ziem, born in Beaune, returned to his workshop by taking sketches from many countries throughout his career, Martigues, whom he sees as an inspiration for the brilliance of water, Venice, where he admires the unity of sea and architecture, is the result of the atmosphere of freedom and ease of travel created by the Tanzimat Edict during the reign of Sultan Abdülmecid, he became famous for his Istanbul paintings, which artists flocked to. Rather than reflecting a documentary depiction of these three cities in his paintings, the artist wanted to portray the picturesque landscape of life in the sea. Félix Ziem, who was heavily criticized by his contemporaries for his financial gains, was described as a merchant after a point in his career because he constantly repeated similar compositions. The current recognition rate for an artist who was so famous during his lifetime must be surprising. In this study, it is aimed to evaluate Félix Ziem, a member of the jury of Claude Monet, who was praised by Vincent Van Gogh and entered the Louvre Museum while he was alive, as a monographic evaluation.Although Félix François Georges Philibert Ziem, born in Beaune, returned to his workshop by taking sketches from many countries throughout his career, Martigues, whom he sees as an inspiration for the brilliance of water, Venice, where he admires the unity of sea and architecture, is the result of the atmosphere of freedom and ease of travel created by the Tanzimat Edict during the reign of Sultan Abdülmecid, he became famous for his Istanbul paintings, which artists flocked to. Rather than reflecting a documentary depiction of these three cities in his paintings, the artist wanted to portray the picturesque landscape of life in the sea. Félix Ziem, who was heavily criticized by his contemporaries for his financial gains, was described as a merchant after a point in his career because he constantly repeated similar compositions. The current recognition rate for an artist who was so famous during his lifetime must be surprising. In this study, it is aimed to evaluate Félix Ziem, a member of the jury of Claude Monet, who was praised by Vincent Van Gogh and entered the Louvre Museum while he was alive, as a monographic evaluation.Beaune’da dünyaya gelen Félix François Georges Philibert Ziem, kariyeri boyunca çok sayıda ülkeden eskizler alarak atölyesine dönüş yapmış olsa da başta suyunun parlaklığını ilham verici bulduğu Martigues, deniz ve mimarinin birlikteliğine hayran olduğu Venedik, Sultan Abdülmecid döneminde Tanzimat Fermanı ile birlikte oluşan özgürlük ortamı ve seyahat koşullarının kolaylaşmasıyla kendisi ve beraberindeki birçok oryantalist sanatçının akın ettiği İstanbul ile üne kavuşmuştur. Sanatçı resimlerinde bu üç kentin belgesel betimlerini yansıtmaktan ziyade, deniz üzerindeki yaşamın pitoresk yönünü ortaya koymayı amaçlamıştır. Maddi kazanımları ile çağdaşları tarafından yoğun bir şekilde kıskanılan Félix Ziem, kariyerinin bir noktasından sonra benzer kompozisyonları sürekli olarak tekrarladığı için eleştirmenler tarafından tüccar olarak nitelendirilmiştir. Yaşarken bu denli ün sahibi olan bir sanatçının günümüzdeki tanınırlık oranının azlığı ise dikkat çekicidir. Çalışmamız kapsamında Vincent Van Gogh tarafından övgülere layık görülen, Claude Monet’in jüri üyeliğini yapan, henüz hayattayken bir vasiyet üzerine Louvre Müzesi’ne girmeyi başaran, adına müzeler açılan, caddelere ismi verilen ve sanat hayatı boyunca zenginlerin gözbebeği olan Félix Ziem’in, tezimizin adını oluşturan bu üç kent merkeze alınarak monografik bir çalışma ile kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Beaune’da dünyaya gelen Félix François Georges Philibert Ziem, kariyeri boyunca çok sayıda ülkeden eskizler alarak atölyesine dönüş yapmış olsa da başta suyunun parlaklığını ilham verici bulduğu Martigues, deniz ve mimarinin birlikteliğine hayran olduğu Venedik, Sultan Abdülmecid döneminde Tanzimat Fermanı ile birlikte oluşan özgürlük ortamı ve seyahat koşullarının kolaylaşmasıyla kendisi ve beraberindeki birçok oryantalist sanatçının akın ettiği İstanbul ile üne kavuşmuştur. Sanatçı resimlerinde bu üç kentin belgesel betimlerini yansıtmaktan ziyade, deniz üzerindeki yaşamın pitoresk yönünü ortaya koymayı amaçlamıştır. Maddi kazanımları ile çağdaşları tarafından yoğun bir şekilde kıskanılan Félix Ziem, kariyerinin bir noktasından sonra benzer kompozisyonları sürekli olarak tekrarladığı için eleştirmenler tarafından tüccar olarak nitelendirilmiştir. Yaşarken bu denli ün sahibi olan bir sanatçının günümüzdeki tanınırlık oranının azlığı ise dikkat çekicidir. Çalışmamız kapsamında Vincent Van Gogh tarafından övgülere layık görülen, Claude Monet’in jüri üyeliğini yapan, henüz hayattayken bir vasiyet üzerine Louvre Müzesi’ne girmeyi başaran, adına müzeler açılan, caddelere ismi verilen ve sanat hayatı boyunca zenginlerin gözbebeği olan Félix Ziem’in, tezimizin adını oluşturan bu üç kent merkeze alınarak monografik bir çalışma ile kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi amaçlanmıştır

    Alerjen Spesifik İmmunoglobulin E Tayini İçin Yüzey Plazmon Biyosensörlerin Geliştirilmesi

    No full text
    Allergy is a mysterious chronic disease that causes the digestive system to be exposed to certain foods, the respiratory system to dust or pollen, or the skin to chemicals. Allergy is a very common disease affecting 10-20% of the world's population. Allergy affects 2% of the adult population and 8% of children. Immunoglobulin E (IgE) level rises in allergic conditions. The main allergenic sources are pollen, foods, mites, molds and poisons. Therefore, the increase in IgE level is important for the diagnosis of allergic diseases such as asthma, eczema and hay fever. Food allergy is defined by the adverse reactions of the immune system when triggered by the consumption of certain foods. Food allergy reactions occur as a result of the recognition of allergenic proteins by allergen-specific IgE antibodies. For some allergic individuals, selective food contact can develop into life-threatening reactions (such as anaphylactic shock). Traditional methods for allergen detection are Enzyme-linked immunosorbent analysis (ELISA), which usually requires enzymatic labeling. This labeling process is time consuming and can alter the immunochemical activity of target biomolecules. Surface plasmon resonance (SPR) is a well-known technology for the measurement of interactions between biomolecules. In this thesis, optical-based surface plasmon resonance biosensors were prepared for allergen-specific serum IgE determination. The SPR biosensor gold chip surface is primarily functionalized with 3-mercaptopropionic acid. The covalent coupling of N-ethyl-N'-(3-diethylaminopropyl) carbodiimide (EDC)/sulfo-N-hydroxysulfosuccinimide (NHS) has been performed to activate carboxylic acid functions. Anti-immunoglobulin E (anti-IgE) with terminal amine groups on the antibody were then immobilized to the surface as recognition sites. The prepared SPR biosensor chip surface was characterized by the contact angle, atomic force microscope (AFM) and ellipsometry. Surface roughness values were found as 0.28 nm and 8.36 nm for the bare chip surface and the modified chip surface, respectively. The detection of IgE has been carried out in the broad range of 1.0 ng/mL-1000 ng/mL. The detection of IgE was performed with the SPR biosensor in plasma and aqueous solutions very selectively with an analysis time of approximately 10 minutes. The limit of detection (LOD) value for IgE was found to be 0.22 ng/mL. Selectivity studies were performed with albumin, immunoglobulin G, and myoglobin as similar proteins. In reusability studies, IgE samples were given to the SPR biosensor system five times in a sequence and were examined the stability of the signal response. Scatchard, Langmuir, Freundlich and Langmuir-Freundlich adsorption isotherm models were calculated to examine the surface homogeneity of the designed SPR biosensor gold chips. The adsorption behavior of both chips was found following the Langmuir isotherm model.Alerji dünya nüfusunun %10-20’sini etkileyen oldukça yaygın kronik bir hastalıktır. Alerji, yetişkin nüfusun %2'sini ve çocukların %8'ini etkilemektedir. Alerjik hastalıklar, solunum sisteminin toz ve polenlere, sindirim sisteminin belirli bir gıdaya, cildin bir kimyasal maddeye maruz kalması ile ortaya çıkabilir. Serumda, antijen-spesifik immunoglobulin E’nin (IgE) tayini antijene karşı aşırı duyarlılığı belirtir. IgE düzeyi alerjik durumlarda yükselir. Başlıca alerjenik kaynaklar polenler, besinler, akarlar, küfler ve zehirlerdir. Bu nedenle astım, egzama ve saman nezlesi gibi alerjik hastalıkların teşhisi için IgE düzeyindeki artış önemlidir. Alerjen tespiti için geleneksel yöntemler genellikle enzimatik etiketleme gerektiren Enzim-bağlı immunosorbent analizi (ELISA) tekniğidir. Bu etiketleme süreci zaman alıcıdır ve hedef biyomoleküllerin immunokimyasal aktivitesini değiştirebilir. Yüzey plazmon rezonans (SPR), biyomoleküller arasındaki etkileşim ölçümü için iyi bilinen bir teknolojidir. Bu tez kapsamında alerjen-spesifik serum IgE tayini için optik temelli yüzey plazmon rezonans biyosensörler hazırlanmıştır. SPR biyosensor çip yüzeyi öncelikle 3-merkaptopropionik asit ile işsevleştirilmiştir. N-etil-N′-(3-dietilaminopropil)karbodiimid (EDC)/sülfo-N-hidroksisülfosüksinimit (NHS) ile aktive edilmiş karboksilik asit fonksiyonlarına kovalent bağlanması gerçekleştirilmiştir. Antikor üzerindeki terminal amin grupları ile Anti-immünoglobulin E daha sonra tanıma bölgeleri olarak yüzeye immobilize edilmiştir. Hazırlanan SPR biyosensor çip yüzeyi temas açısı, atomik kuvvet mikroskop (AFM) ve elipsometre ile karakterize edilmiştir. Yüzey pürüzlülük değerleri boş çip yüzeyi ve modifiye edilmiş çip yüzeyi için sırasıyla 0.28 nm ve 8.36 nm olarak bulunmuştur. IgE tayini 1.0 ng/mL-1000 ng/mL derişim aralığında yürütülmüştür. SPR biyosensörde plazma ve sulu çözeltilerde IgE’nin tayini yaklaşık 10 dakika analiz süresiyle çok seçici bir şekilde gerçekleştirilmiştir. IgE tayin sınırı (LOD) 0.22 ng/mL olarak bulunmuştur. Albumin, immunoglobulin G, miyoglobin proteinleri ile seçicilik çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Tekrarlanbilirlik çalışmaları SPR biyosensor sistemine ard ard 5 defa IgE örnkeleri verilerek sinyal yanıt kararlılığı incelenmiştir. Tasarlanan SPR biyosensor çiplerin yüzey homojenliğini incelemek için Scatchard, Langmuir, Freundlich ve Langmuir-Freundlich adsorpsiyon izoterm modelleri hesaplanmıştır. Hem çiplerde adsorpsiyon davranışı, Langmuir izoterm modeline uygun olarak bulunmuştur

    Refakatsiz Çocukların İyilik Hallerini Etkileyen Faktörlerin İncelenmesi

    No full text
    The aim of this research is to analyze the socio-demographic and socio-cultural characteristics, social support systems, future expectations and life experiences before-during-after migration in unaccompanied minors, and study about the relationship between these factors and well-being in mentioned group. In light of gained data, propose solutions to increase the well-being of unaccompanied minors. In this study, which was done in a quantitative design, the relational screening model was used because it was aimed to define and correlate the variables that affect the well-being of unaccompanied minors. In this regard, 133 children between the ages of 13 and 18 whose native language is Arabic and Persian, and are under protection and care in 10 different Child Support Centers which are specialized in the field of unaccompanied minors under the connection of Ministry of Family and Social Services, were reached. In the interviews, information was collected through the interview form prepared by the researcher and the DSÖ-V Well-Being Scale. The data collection process was carried out in the accompany of Arabic and Persian translators and had done face-to-face with the consent and wish of the children. According to the results obtained from the research, the educational level and Turkish speaking skills of unaccompanied minors have a significant effect on their well-being. At the same time, it was concluded that the traumatic life experiences which was experienced during migration have a negative effect on the level of their well-being. It has been observed that unaccompanied minors feel alone and outsider. The level of well-being of the children who could share their problems and feelings with their families, friends and institution personnels was found to be higher. Finally, it was concluded that unaccompanied minors have a strong sense of anxiety about the future after institutional care and their future expectations have a significant effect on their well-being level. In regard with this, concrete suggestions have been developed at micro, mezzo and macro levels to ensure the well-being of unaccompanied minors. Especially, when the institutional care of unaccompanied minors ends, it should be prepared in terms of biopsychology, spirituality and economy. For this, in addition to the studies that have been carried out at the micro level, alternative service models and policies have to be developed in the field of education and employment. On the other hand, to strengthen the professional staff who apre working with unaccompanied minors in order to make the existing service models more functional; There is a demand for programs to be developed by considering the socio-cultural dynamics and future expectations of unaccompanied minors.Bu araştırmanın amacı, refakatsiz çocukların sosyo-demografik özellikleri, sosyo-kültürel özellikleri, sosyal destek sistemleri, geleceğe yönelik beklentileri, göç öncesi-esnası-sonrasına ait yaşam deneyimleri ve gelecek beklentilerini inceleyerek bu faktörlerin iyilik halleri arasındaki ilişkileri analiz etmek; elde edilen bilimsel veriler ışığında, refakatsiz çocukların iyilik halini artırmaya yönelik çözüm önerileri ortaya koymaktır. Nicel desende yapılan bu çalışmada, refakatsiz çocukların iyilik hallerini etkileyen değişkenlerin tanımlanarak ilişkilendirilmesi amaçlandığı için ilişkisel tarama modeline başvurulmuştur. Bu doğrultuda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı bulunan refakatsiz çocuk alanında ihtisaslaşmış 10 Çocuk Destek Merkezinde koruma ve bakım altında olan 13-18 yaş arasındaki ana dili Arapça ve Farsça olan 133 çocuğa ulaşılmıştır. Görüşmelerde araştırmacı tarafından geliştirilen görüşme formu ve DSÖ-V İyilik Hali Ölçeği aracılığı ile bilgi toplanmıştır. Veri toplama süreci, çocukların rıza ve istekleri doğrultusunda Arapça ve Farsça tercümanlar eşliğinde ve yüz yüze olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre refakatsiz çocukların eğitim durumu ve Türkçe konuşabilme becerilerinin iyilik haline düzeyi üzerinde önemli bir etkisi bulunmaktadır. Aynı zamanda göç yörüngesinde yaşanan travmatik yaşam deneyimlerinin iyilik hali düzeyine olumsuz etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Refakatsiz çocukların önemli oranda kendilerini yalnız ve dışlanmış hissettikleri görülmüştür. Sorunlarını ve duygularını aileleri, arkadaşları ve kurum personelleri ile paylaşabilen çocukların iyilik hali düzeyi daha yüksek bulunmuştur. Son olarak, refakatsiz çocukların kurum bakımı sonrasındaki sürece ilişkin yoğunlukla geleceğe yönelik endişe duygusuna sahip olduğu ve gelecek beklentilerinin iyilik hali üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda, refakatsiz çocukların iyilik halinin sağlanabilmesine yönelik mikro, mezzo ve makro düzeyde somut öneriler geliştirilmiştir. Özellikle refakatsiz çocukların kurum bakımı sona erdiğinde biyopsikososyal, manevi ve ekonomik olarak hazırlanması sağlanmalıdır. Bunun için mikro düzeyde yapılacak çalışmaların yanı sıra alternatif hizmet modelleri ile eğitim ve istihdam alanında geliştirilecek politikalara ihtiyaç duyulmaktadır. Öte yandan, var olan hizmet modellerinin daha işlevsel olabilmesi için refakatsiz çocuklarla çalışan meslek elemanlarının güçlendirilmesine; refakatsiz çocukların sosyo-kültürel dinamikleri ve geleceğe yönelik beklentileri göz önünde bulundurularak geliştirilecek programlara ihtiyaç duyulmaktadır

    0

    full texts

    20,712

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Hacettepe University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇