79054 research outputs found
Sort by
The lıabılıty for loss of or damage to goods from a collısıon ınvolvıng mass
Uluslararası niteliğe de haiz olan deniz taşımacılığında yeknesak kurallar oluşturma
çabaları dikkate alındığında, paydaşlar arasında bir şekilde süregelen dengenin, deniz
otonom su üstü gemiler (otonom gemiler) yaygınlaştığında nasıl gözetileceği önemli bir
konudur. Zira; mürettebatın gemide olmayışı, geminin uzaktan kontrolü, gemi ile kontrol
merkezi arasında kesintisiz veri iletişiminin gerekliliği gibi önemli teknik ve teknolojik
değişikliklerin, taşıma, çatma, teknik kusur, denize elverişlilik vb. kurallar çerçevesinde
nasıl ele alınacağı henüz belli değildir.
Gerek çatmadan doğan zararlardan gerekse de deniz yoluyla eşya taşımada taşıyanın yüke
gelen zıya veya hasardan sorumluluk kurallarının temelini kusurun varlığı
oluşturmaktadır. Otonom gemilerin uzaktan veya yapay zekâ ile kontrolü esnasında ise
kusurun kime atfedilebilir olacağı ile gemi sahibinin yükümlülükleri ön plana
çıkmaktadır. Otonom gemilerle ilgili ilk çalışmalarda dört otonom seviyesinin
belirlenmesinin, bunların bir gemi tipi olarak ele alınarak sorumluluk kurallarının -
özellikle de yapay zekâ söz konusu olduğunda- ayrı ayrı ele alınması şeklinde bir
yaklaşıma yol açtığı söylenebilir. Ne var ki, Uluslararası Denizcilik Örgütünde (IMO)
devam eden MASS Kod oluşturma çalışmalarında otonom seviyesi yaklaşımından
ayrılarak, belirlenen seviyelerin geminin seyrüseferi esnasında seyir/operasyon modu
olacağı yaklaşımının benimsenmesi, sorumluluk kurallarının da yeknesak bir şekilde
yorumlanma ihtiyacını bir kez daha ortaya koymuştur denilebilir.
Öyle ki, IMO’da otonom gemilerin seyrüseferi esnasında -yapay zekâ ile seyir esnasında
dahi- her daim sorumlu bir uzaktan kontrol merkezinin ve bu merkezde gerektiğinde
seyir/operasyon modunu değiştirmekle görevli bir kaptanın bulunacağının
kararlaştırılmış olması, kusurun doğru seyir/operasyon moduna geçiş
yapmayan/yaptırmayan uzaktan kontrol merkezinde konuşlu kaptana atfedilebilir
olacağını söylemeye imkân kıldığı ifade edilebilir. Velhasıl, bu tezde öncelikle çatmaya
ve deniz yoluyla eşya taşımaya dair sorumluluk kuralları ele alınmış, ardından otonom
gemilerle ilgili IMO’da devam eden çalışmalara yer verilerek, mevcut sorumluluk
kuralları otonom gemilerin teknik/teknolojik farklılıkları çerçevesinde değerlendirmeye
çalışılmıştır
Covenant in Judaism Christianity and Islam
Anlaşma manasına gelen ahit kavramı hem ahlaki hem de dini anlamda Tanrı ile insan veya insanlar arasında yapılan sözleşmeleri kastetmektedir. Ahit kavramı; Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam'da ve bu dinlerin kutsal kitaplarında sıklıkla yer almaktadır. Yahudilik dini merkezine almış olduğu ahit kavramıyla bütünleşerek ahit dini olarak anılmaktadır. Tanrı'nın İsrailoğullarına göndermiş olduğu özellikle Yahudi kutsal kitaplarında ismen geçen Âdem, Nuh, İbrahim ve Musa peygamberler aracılığıyla İsrailoğulları ile ahitleşmesi; Hıristiyanların bu ahitleri kabul ederek İsa ile ahdin yenilendiğini ve böylelikle insanların kurtuluşa ereceklerini ifade etmeleri ve son olarak İslam'da Allah'ın tüm peygamberlerle ahitleşmesi ancak Kur'an-ı Kerim'de Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed ile yapmış olduğu ahitlerin açıkça zikredilmesi Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam dinlerinde ata olarak kabul edilen şahsiyetlerin benzerlik göstermesi ve bu bağlamda her üç dinde de inanan insanların kurtuluş mücadelesi vererek günahtan korunmaya çalışmaları ahit kavramını önemli kılmaktadır
Kişiler arası çatışma ve rekabetçi psikolojik iklimin kişiler arası bilgi saklama davranışına etkisi
Toplumun temel gereksinimlerini karşılamak ve genel yararı gözetmekle sorumlu olan örgütler hem kamu hem de özel sektörde önemli bir rol oynamaktadır. Çalışanların verimliliği, örgütlerin hedeflerine ulaşmasında kritik bir öneme sahiptir. Personelin açık iletişim kurabilme, iş birliği yapabilme ve bilgiyi etkili bir şekilde paylaşabilme becerileri, örgütlerin başarılı bir şekilde işlemesi için vazgeçilmez unsurlardır. Örgütlerin etkin bir şekilde çıktı üretmesi, toplumsal refahın artmasına katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda, çalışanlardan örgütün çıktısını artıracak davranışlarda bulunmaları ve örgüte zarar verebilecek davranışlardan kaçınmaları beklenir. Ancak, insan ve örgüt yapılarının karmaşıklığı, istenmeyen bir davranış olan bilgi saklamayı teşvik eden durumlara yol açabilir. Bu durum, örgüt içinde iş birliğinin zayıflamasına ve kişilerarası çatışmalara neden olabilir; sonuç olarak hem bireyler hem de örgütler için olumsuz sonuçlar doğurabilir
Bilgi ve iletişim teknolojilerinin uganda halk kütüphaneleri üzerindeki etkisi: kampala capıtal cıty authorıty halk kütüphanesi örneği
Bilgi ve iletişim teknolojilerinin (BİT) kütüphanelerde yaygın olarak
benimsenmesi, kütüphanelerin çalışma biçiminde önemli değişikliklere yol açmıştır.
Bilgi işlem, iletişim ve yığın depolama teknolojileri, bilginin alınması, depolanması,
manipüle edilmesi ve kütüphane kullanıcılarına daha kolay bir şekilde dağıtılmasında
devrim yaratmıştır. Bu gelişmeler, kütüphanelerde bilginin yönetimi ve erişilebilirliği
üzerinde derin etkilere neden olmuştur (Salman ve diğerleri., 2014). İnsanların bilgiye
ulaşmasını sağlayan halk kütüphaneleri, sosyal, ekonomik, dini ve siyasi geçmişleri ne
olursa olsun toplumdaki insanların çoğunluğuna bilgiye erişim için eşit fırsatlar
sunmaktadır. Bu da ailelerin, insanların ve toplulukların refah düzeylerini artırmalarına
yardımcı olmaktadır. Böylece halk kütüphaneleri, kitlelerin bilinçli kararlar almasını ve
toplumlarına olumlu katkıda bulunmasını sağlayabilecek, bilgi ve enformasyon
kaynakları sağlayan temel sütunlar olarak hareket etmektedir (Bilgi ve iletişim teknolojilerinin (BİT) kütüphanelerde yaygın olarak
benimsenmesi, kütüphanelerin çalışma biçiminde önemli değişikliklere yol açmıştır.
Bilgi işlem, iletişim ve yığın depolama teknolojileri, bilginin alınması, depolanması,
manipüle edilmesi ve kütüphane kullanıcılarına daha kolay bir şekilde dağıtılmasında
devrim yaratmıştır. Bu gelişmeler, kütüphanelerde bilginin yönetimi ve erişilebilirliği
üzerinde derin etkilere neden olmuştur (Salman ve diğerleri., 2014). İnsanların bilgiye
ulaşmasını sağlayan halk kütüphaneleri, sosyal, ekonomik, dini ve siyasi geçmişleri ne
olursa olsun toplumdaki insanların çoğunluğuna bilgiye erişim için eşit fırsatlar
sunmaktadır. Bu da ailelerin, insanların ve toplulukların refah düzeylerini artırmalarına
yardımcı olmaktadır. Böylece halk kütüphaneleri, kitlelerin bilinçli kararlar almasını ve
toplumlarına olumlu katkıda bulunmasını sağlayabilecek, bilgi ve enformasyon
kaynakları sağlayan temel sütunlar olarak hareket etmektedir
“Amelin sebepleri ve semereleri suduru” (Shan E Yin Yuo Jing)
Dunhuang, Turfan ve sair bölgelerde bulunan umumiyetle Burhancı (Buddhist)1 metinler, sadece din noktainazarından değil, filolojik açıdan da bir hayli ehemmiyete haizdir. Muhtelif dillere yazılan bu nüshalar, bazen kaybolmuş eski dilleri yeniden keşfetmemize vesile olup ilmî tetkikat yapmamıza zemin sağlamıştır. Bu dillerin içinde daha önceden de yaygın şekilde bilinen bir dilin Çince olduğu aşikârdır. Tabii Eski Uygurca metinlerin bulunması bizim açımızdan daha önemlidir. Ancak Eski Uygurca Burhancı metinlerin önemli bir kısmının kaynağının Çince metinler olduğuna nazaran, Orta Çince metinlerin tetkikatının Türklük bilimi ve Türk dili tarihi için ehemmiyeti, bilhassa karşılaştırmalı çalışmalarda daha aydın bir surette büruz ediyor. Bu tür Eski Uygurca odaklı karşılaştırmalı araştırmalar Türkiye’de de yapılmaktadır lakin filolojik öneme sahip olan bazı mühim metinlerin tetkik olunmadığını görüyoruz; bunun da sebebi belki geriye kalan Eski Uygurca metinlerin kısalığı olabilir. Örneğin ele alacağımız AMELİN SEBEPLERİ VE SEMERELERİ SUDURU (ASSS) [佛說善惡因果經 Fo Shuo Shan E Yin Guo Jing] da Çince aslı (tedvini MS 6. yy.?)1 haricinde Tibetçe, Soğdca, Eski Uygur Türkçesi, Moğolca, Kalmukça ve Mançucaya tercüme edilmiştir. Ancak Eski Uygurca versiyonundan geriye kalan fragman çok kısadır. Pelliot 1908’de bu sudurun Soğdca versiyonunu Dunhuang’da keşfettiğinden (Pelliot, 1911: 329) beri, muhtelif dillere olan versiyonları farklı müdekkikler tarafından incelenmiştir. Bu durumda karşılaştırmalı inceleme bu tür metinler için kaçınılmaz addedilebilir
Genel tarih eserlerinde emevî anlatısı -İslam tarih yazıcılığı bağlamında bir inceleme-(H. III-VI/M. IX-XII)
Bu çalışmada 3-6/9-12. yüzyıllar arasında telif edilen genel tarih eserlerindeki
Emevî anlatımı ele alınmıştır. Emevîler dönemi, kendileriyle çağdaş kaynaklar elimizde
olmadığı ve günümüze ulaşan tarih metinleri de Ümeyyeoğullarını deviren Abbâsîler
döneminde telif edildiği için bir tarihyazıcılığı çalışmasına konu edilmeye son derece
elverişlidir. Nitekim Emevî hanedanına ilişkin tarihî kayıtların ne gibi kusurlarla malul
oldukları veya hangi perspektiflerin izlerini taşıdıklarına dair pek çok görüşün dile
getirildiği bir literatür ortaya çıkmıştır. Bu değerlendirmeler, İslam tarihi kaynaklarının
güvenilirliği, ideolojik tarihçilik gibi genel olarak İslam tarihçiliğini ilgilendiren
tartışmalara da kapı aralamıştır.
İslam tarihyazıcılığına ilişkin muhtelif sonuçlar doğuran bu iddiaların incelenmesi
için Dîneverî, Ya‘kûbî, Taberî, Mes‘ûdî, İbn Miskeveyh ve İbnü’l-Cevzî’nin
metinlerinden müteşekkil bir örneklem oluşturulmuştur. Daha sonra her bir tarihçinin
eserlerindeki Emevîler dönemine tekabül eden kısımlarda yapılan anlatımlar kaynakları
ve içerikleri merkeze alınarak karşılaştırmalı bir şekilde incelenmiştir.
Birinci bölümde araştırmaya konu edilen kaynakların kaynaklarına odaklanılmış,
Emevîler dönemiyle ilgili bilgilere kimler aracılığıyla ulaşıldığı incelenmiştir. Bu sırada
hem örneklemde yer alan tarihçilerin kaynaklarını nasıl ve ne kadar gösterdiklerine işaret
edilmiş hem de tespit edilebilen isimlerin Emevî karşıtlığıyla nitelendirilmelerinin
imkânına, mezhebî-siyasî bağlılıkları hakkındaki iddialara temas edilmiştir. Bu sırada bir
yandan da incelenen tarihçilerin kaynaklarını hangi motivasyonlarla seçmiş
olabileceklerine dair fikir yürütülmüştür. Son olarak hem tarihçiler başvurdukları isimler
açısından birbirleriyle karşılaştırılmış hem de atıf yapılan bütün kaynaklar genel tarih eserlerinin Emevîler dönemi kaynakçası şeklinde takdim edilerek ne gibi değişimlere
uğradığıyla ilgilenilmiştir.
İkinci bölümde ise örneklemde yer alan metinlerin Emevîler döneminde nasıl bir
içeriğe yer verdiklerine odaklanılmıştır. Burada özellikle eserler ortak bir tarih yazım
kategorisinden seçilmelerine ve aynı olaylara yer vermelerine rağmen her konunun farklı
bir şekilde içeriklendirilebildiği ve muhtelif temalara odaklanılabildiği örneklerle
gösterilmiştir. Ayrıca Emevîler döneminin bazı tartışmalı olayları ve hanedanın çok
eleştirilen mensupları hakkındaki anlatımlar ele alınarak her biri farklı mezhebî-siyasî
bağlılıklarla ilişkilendirilen ve muhtelif tarihî gündemleri olan tarihçilerin rivayet
seçimlerinin bundan etkilenip etkilenilmediğine odaklanılmıştır.
Bütün bu sorgulamaların neticesinde genel tarih eserlerindeki Emevî anlatımının
bir taraftarlık sorununa indirgenerek değerlendirilemeyeceği, hanedana karşıt bir
perspektiften izler taşıyan pek çok rivayet bulunmakla birlikte bunların aksi yönde bir
eğilimi yansıtan başka anlatımlarla bir arada oldukları gözlemlenmiştir. Bu karmaşık
içerik hem elimizdeki Emevî anlatımının Abbâsî gölgesi altında kaldığına yönelik
iddiaları hem de Sünnî, Şiî-Mutezilî tarihyazımı gibi kategorilerin geçerliliğini tartışmalı
hale getirmektedir. Buna mukabil, tarih kaynaklarında anlatımın düzenlenmesinden
başvurulan isimlere ve seçilen rivayetlere kadar pek çok tercihin dönemin ilmî
tartışmalarında durulan yere, ilmî çevrelerin farklı temayüllerine ve müellifin kitabıyla
ilgili özel hedeflerine -farklı bir anlatım yapmak, ansiklopedik bir içerik derlemek vb.- ve
tarih kavrayışıyla ilişkili olduğu görülmüştür
Numerical investigation of the effect of strain on two dimensional group IV chalcogens
Tez kapsamında, Janus γ-Si2XY (X/Y = S, Se, Te) tek katmanlarının çeşitli gerilme koşulları altında elektronik, optik ve mekanik özellikleri araştırılmıştır. Fonon spektrumları ve ab initio moleküler dinamik simülasyonları dinamik ve termal kararlılıklarını doğrularken, mekanik kararlılık Born kriteri ile desteklenmiştir. Bu tek katmanlı iki boyutlu malzemeler, Young modülü ve Poisson oranı gibi ayarlanabilir mekanik özellikler sergileyerek onları esnek uygulamalar için uygun hale getirmiştir. Elektronik yapı, benzersiz yük yoğunluğu davranışını gösteren Meksika şapkası şeklinde bir değerlik bandı ortaya koymuştur. Anizotropik deformasyon potansiyeli taşıyıcı hareketliliğini etkiler; γ-Si2SSe ve γ-Si2SeTe düşük etkin kütle ve artırılmış hareketlilik gösterirken, γ-Si2STe daha yüksek etkin kütlesi ve deformasyon potansiyeli anizotropisi nedeniyle daha düşük hareketlilik sergilediği bulunmuştur. Bu bulgular, γ-Si2XY tek katmanlarının çok işlevli doğasını vurgulamaktadır ve onları ileri teknolojik uygulamalar için umut verici adaylar haline getirmektedir
The development of the of tafsir in Basra from the beginning to the end of the second hijrī century
Bu çalışma hicrî ilk iki asır Basra'da tefsir ilminin başlangıç ile gelişimini, sebebleri ve sonuçlarıyla birlikte ele almayı amaçlamaktadır. İlk olarak, Ebû Mûsâ el-Eş`arî'nin tefsir külliyatına yansıyan sözlerinden hareketle başlangıç dönemine dair tespitlerde bulunulmuştur. Sonrasında ise tefsir ilminin Basra'daki gelişimi üzerine değerlendirme ve tahliller yapılmıştır. Tefsirin gelişimini sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek amacıyla bu süreci belirleyen sebepler üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda tefsir ilminin gelişimine etkisi olduğunu düşündüğümüz "yazınsallık", "otorite fikri" ve "toplumsal değişim" kavramları esas alınarak tefsir ilminin gelişiminin sebepleri Basra örnekliğinde açıklanmıştır. Basra özelinde tefsirin gelişim sebeplerine dönük çizilen teorik çerçevenin ardından gelişim döneminin önemli simalarından Hasan el-Basrî ile Katâde b. Diâme es-Sedûsî'nin isnad verilerinin sunduğu imkânlarla Basra'daki tefsir faaliyetleri ve bu alanda ortaya konulan edebiyatın izi sürülmüştür. Ayrıca tarih, tabakât ve kitabiyyât literatüründe yer alan bilgiler çerçevesinde Basra'da tefsir sahasında ihtisaslaşmanın başladığı, disiplin içerisindeki görüşlerin daha geniş bir teorik çerçevede dile getirildiği ve literatürün zenginleştiği gelişim dönemine dair birtakım bulgulara varılmıştır. Bunun yanı sıra, Basra tefsir birikimi; kaynaklar ve isnadlar üzerinden elde edilen, grafik ve şemalarla desteklenen ayrıntılı veriler ekseninde, diğer şehirlerle olan etkileşimi açısından da analiz edilmiştir
The impact of foreign bank entries on Turkish banking sector profitability
Bu çalışmada, yabancı sermayeli banka girişinin Türk bankacılık sektörünün karlılığı üzerindeki etkisi 2003Ç1-2023Ç4 döneminde Türkiye'de faaliyet gösteren 26 ticari bankanın aktif karlılık oranı (ROA) ve net kar marjları (NIM) kullanılarak araştırılmaktadır. Bu kapsamda, yabancı sermayeli banka girişi küresel finansal kriz öncesi dönemde (2003Ç1-2023Ç4) bankaların karlılığını azaltırken, küresel finansal kriz sonrası dönemde ise (2009Ç1-2023Ç4) banka karlılığını artırdığı gözlenmiştir. Yabancı sermaye girişinin finansal kriz öncesi dönemi aşağı yönlü etkisi yerli bankalar üzerindeki etkisinden kaynaklanmaktadır. Yabancı banka girişinin Türk bankacılık sektörü karlılıkları üzerindeki aşağı yönlü etkisi, finansal kriz öncesi dönemde ticari bankalar arasındaki rekabetin artmasının bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Yabancı sermaye girişinin finansal kriz sonrası yukarı yönlü etkisi ise yabancı bankalar üzerindeki etkisinden kaynaklanmaktadır. Bu dönemde yabancı banka girişinin yerli bankaların kârlılığı üzerinde somut bir etkisi bulunmamaktadır. Yabancı girişinin Türk bankacılık sektörünün aktif karlılık oranı üzerindeki yukarı yönlü etkisi, mevduat bankaları arasında yüksek aktif payına sahip üç yerel bankanın yabancı bankalar tarafından devralınmasının bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Son olarak, banka bazlı ve makroekonomik faktörlerle ilgili olarak, bankaya özgü faktörlerin karlılık üzerinde dış etkenlere kıyasla daha büyük bir etkisi olduğu ortaya konulmaktadır. Ayrıca, banka kârlılık dinamiklerin banka türlerine ve küresel kriz öncesi ve sonrasında değişiklik gösterdiği gözlenmektedir.This study analyzes the effect of foreign entry on the profitability of the Turkish banking sector by using the return of assets (ROA) and net interest margins (NIM) of 26 commercial banks for the period of 2003Q1 - 2023Q4. The paper finds that foreign bank entry decreases banks' profitability before the global financial crisis (2003Q1-2008Q4), whereas foreign bank entry increases banks' profitability after the global financial crisis (2009Q1-2023Q4). The downward effect of foreign entry ensues from its effects on domestic banks in the precrisis period. The downward effect of foreign entry on the ROAs of the Turkish banking sector would be considered a result of the increase in competition among commercial banks in the pre-crisis period. The upward effect of foreign entry ensues from its effects on foreign banks in the after-crisis period. During the period, the foreign bank's entry does not have a concrete impact on the profitability of the domestic banks. The upward effect of foreign entry on the ROAs of the Turkish banking sector would be considered a result of the taking over of the three local banks that have high asset shares among the deposit banks by foreign banks. Finally, regarding the analysis of bank-specific and macroeconomic factors, the bank specific factors have a greater effect on profitability compared to external factors, and more importantly, dynamics of profitability also have changed according to bank types and according to before or after the global financial crisis