Ankara University

Ankara Üniversitesi Akademik Arşiv Sistem
Not a member yet
    79054 research outputs found

    Terracotta figurines and masks related to the cult of Dionysos in the Ionian Region

    Get PDF
    Dionysos'un İonia Bölgesi'ndeki kültü çeşitli arkeolojik eserler ve antik kaynaklar doğrultusunda kanıtlanmıştır. Protogeometrik Dönem'den itibaren bölgede görülen tapınımın Hellenistik Dönem'de yaygınlaşmış olması ve daha yoğun olarak ele geçmiş olması, söz konusu dönemin siyasi etkinlikleriyle doğrudan ilişkilidir. Bu dönemde Dionysos ve onun thiasos'u sosyal ve kültürel yaşamda önemli bir rol oynayarak hem lüks ve zevkin hem de sanatsal ilhamın sembolü haline gelmiştir. Dionysos'un imgelerinin ev dekorasyonlarında ve sosyal alanlarda kaygısız ve neşeli bir yaşamı simgelemek için kullanılmış olması da Dionysiak terrakotta figürinlerin kült temsilleri konusunda soru işaretlerine yol açmaktadır. Dionysos kültü, İonia'daki sosyal ve kültürel yaşamda derin izler bırakmıştır. Dionysos ve onunla ilişkili bu figürinler, mezarlarda ölümsüzlük umudunu temsil etmiş, şenlikler ve festivallerin hatırlatıcıları olarak sergilenmiş, tanrıya adak olarak sunulmuş, tanrının kaygısız yaşam tarzını evlerde dekoratif olarak yansıtmış ve sosyal yaşamın bir parçası haline gelmiş olsa da özel tapınımlarda da yerini almıştır. Benzer tipli ikonografilerin çeşitli kontekstlerde bulunmaları, bu figürinlerin belirli kontekstlere ve işlevlere özel olmadığını gösterdiği gibi, ikincil kullanıma da işaret etmektedir. İonia Bölgesi'ndeki Dionysiak terrakottalar her ne kadar Arkaik Dönem'den başlayarak MS 4.yy'a kadar kullanılmış olmalarına rağmen tanrının kutsal alanlarında dahi yoğun bir buluntu grubu olmamaları, adak terrakottası sunma geleneğinin İonia'daki Dionysos kültünde yaygın olmadığına işaret etmektedir

    Elektronik kaynakların lisanslamasında rehber ulusal ilkelerin geliştirilmesi

    No full text
    Bilimsel yayıncılığın elektronik ortama geçmesi kütüphane hizmetleri ve kütüphaneci görev tanımlarındaki değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Kütüphane koleksiyonlarında yer edinen ve yaygın kullanılan e-kaynaklar seçim, sağlama, değerlendirme vb. süreçlerde kurumlara yeni ve zorlu işlevler yüklemiştir. Bu zorlu görevlerden birini e-kaynakların lisanslanması olarak tanımlamamız mümkündür. Elektronik ortamdaki bilginin kontrollü dağıtılamamasına bir çözüm olarak gösterilen lisans anlaşmaları, e-kaynakların belirli bir süre boyunca ve nasıl kullanılması gerektiği konusunda bilgi veren bağlayıcı yasal belgelerdir. Lisans anlaşmalarının hukuki bir temele dayandırılması, daha çok lisans vereni koruyan maddelere yer verilmesi, yasaların stratejik olarak kullanılması, bu konuda tecrübeli personel sayısının az olması kütüphanelerin zorluklarla karşılaşmasına neden olmaktadır. Bu kapsamda lisans anlaşmaları için yapılacak çalışmaların önemli olduğu ve sorunların çözümünde büyük bir rol oynayacağı düşünülmektedir. Bu çalışma ile Türkiye’deki akademik kütüphanelerin yalnızca dergi türünde erişim sağladıkları e-kaynakların nihai lisans anlaşmaları incelenmiştir. ANKOS Konsorsiyumunda bulunan ve en fazla üyeye sahip olan dernek, üniversite ve ticari yayıncı lisanslarının LIBLICENSE Model Lisansı önerilerine ve ANKOS tarafından geliştirilen Ulusal Site Lisansı İlkelerine (TRNLS) uygunluğu araştırılmıştır. İncelenen lisans anlaşmalarındaki maddeler dünyada kabul edilen ve örnek gösterilen model lisansları ya da Türkiye’de geliştirilen ilkeleri tümüyle kapsamamaktadır. Nihai lisans anlaşmalarının her iki değerlendirmede de önerilerin ve ilkelerin yarısından azına (model lisans için %48, ilkeler için %46) uygunluk gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. LIBLICENSE Model Lisansı karşılaştırmasında nihai lisanslarda; veri paylaşılmaması, yetkisiz kullanımların izlenmemesi, keşif hizmeti için veri sağlanması, geçerli yasa ve yargı yerinin belirtilmesi, dezavantajlı grupların erişiminin desteklenmesi, yedek kopya için dijital kopyanın oluşturulması, arşivleme hizmetleri için alternatif düzenlemelerin geliştirilmesi konularında ya bir bilgiye ulaşılamamış ya da model lisanslara uygunluk görülmemiştir. Ayrıca bilimsel paylaşım, metin ve veri madenciliği, yazar hakları, açık erişim gibi maddelerin yerine daha temel nitelikteki anlaşma maddelerinin kurumsallaştığı ve nihai lisanslara yansıtıldığı görülmüştür. ANKOS TRNLS ilkelerinin karşılaştırılmasında da benzer sonuçlara ulaşılmış yetkili kullanıcı tanımı, yetkili kullanıcı erişimi, erişim ve kimlik doğrulama yöntemleri gibi “yetkili kullanım” alanları %85 oranında nihai lisanslarda yer almıştır. ANKOS TRNLS ilkeleri arasında yer alan lisans yükümlülüğüne ise lisans anlaşmaları %0 oranında uygunluk göstermiştir. Buna göre anlaşmazlık durumlarında Türk Hukukunun uygulanması ve Ankara Mahkemelerinin geçerli olması hiçbir yayıncı lisansında yer almamıştır. Ayrıca değerlendirmede dikkate alınan ilkelerin çoğunluğunun model lisans önerilerinden yararlanılarak oluşturulmasına rağmen yeterince kapsayıcı olmadığı ve günümüz koşullarını yansıtmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Dernek, üniversite ve ticari yayıncı lisansları arasında önemli bir fark olmamasına rağmen model lisans önerilerine en fazla uygunluk gösteren lisanslar ticari yayıncı lisansları (%49,5) olmuştur. Buna göre ticari yayıncıların kâr amaçları ve maddi kaygıları nedeniyle lisans anlaşmalarında değişiklik yapmaya yatkın oldukları düşünülmüştür. ANKOS TRNLS ilkelerine en fazla uygunluk gösteren yayıncı lisansı ise üniversite yayıncıları (%53) olmuştur. Model lisans önerilerinin daha genel, TRNLS ilkelerinde ise konsorsiyuma özel maddelerin yer alması yayıncı türündeki bu farklılığı açıklayabileceği ifade edilmiştir. Ancak her iki değerlendirmede de dernek yayıncılarının diğer yayıncı türlerine göre biraz daha katı bir tutum sergiledikleri sonucuna ulaşılmıştır. E-kaynak erişimini teşvik edecek ve lisans alanı koruyacak maddelerin daha az kurumsallaşma göstermesinde müzakere süreçlerine yaklaşımların, yayıncıların izlediği politikaların ve hukuki prosedürlerdeki zorlukların etkili olduğu belirtilmiştir. Müzakere 168 süreçlerinin iyileştirilebilmesi için mevcut lisans ilkelerinin geliştirilmesi, konsorsiyumun pazarlıklarda daha sıkı politikalar izlemesi ve lisans maddeleri üzerinde önemle durması gerekmektedir. Yasal tavsiye niteliğinde olmadan bu çalışma kapsamında oluşturulan rehber ulusal ilkelerle anlaşmalarda daha iyi müzakere şartlarının oluşması amaçlanmıştır. Lisans anlaşmalarında geçen her bir konu alanı için yapılan açıklamaları ifade eden bu ilkelerle farkındalık oluşturularak kütüphanecilerin kolaylıkla süreçleri yönetebileceği düşünülmektedir. Konsorsiyumun gücüyle lisans anlaşmalarında kurumsallaşması beklenen bu ilkelerin hukuki bir yapıya dayandırılması ve yasalarla desteklenmesi gerektiği önerilmektedir

    The effect of developing conceptual projects on project success and investment value in real estate projects: A case study of the Doğukent region in Mamak district, Ankara province

    Get PDF
    Gayrimenkul projelerinde konsept proje geliştirmenin gayrimenkul geliştirme sürecindeki yeri ve önemi irdelenerek yatırım değeri ve proje başarısına etkisinin değerlendirilmesi araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Araştırma, konsept proje geliştirmenin gayrimenkul projesi geliştirme sürecindeki önemi ve bu sürecin iyileştirilmesine olan katkısından dolayı önemli görülmektedir. Literatür taramalarında gayrimenkul geliştirme sürecinde konsept proje geliştirme hakkında yeterli sayıda araştırmanın olmadığı görülmüş ve bu konuya dikkat çekilmek istenmiştir. Literatürde gayrimenkul projelerinin türleri, proje geliştirme, gayrimenkul geliştirme aktörleri, gayrimenkul geliştirmede kullanılan analizler, gayrimenkul geliştirme süreci gibi konulara ağırlık verildiği görülmüş olup, gayrimenkul projelerinde konsept proje geliştirme konusuna hemen hemen hiç değinilmemesi araştırmanın temel sebebi olmuş ve bu alanda literatüre bir katkı sağlanması hedeflenmiştir. Ankara ili Mamak ilçesi Doğukent bölgesinin bu araştırma için seçilmesinin temel nedeni; Ankara'nın en dezavantajlı bölgesi olmasına karşın, son yıllarda bölgede gerçekleştirilen konsept projeli gayrimenkul projelerinin bölgenin değerine, tercih edilirliğine katkısı ve eski imajına olan etkisini değerlendirmektir. Bunun için araştırma bölgesinde yaşayan kullanıcı ve yatırımcılara anketler uygulanmış, hem yerinde, hem de onaylı mimari projeler üzerinde inceleme yapılmış, gayrimenkul satış ilanları analiz edilmiş ve konsept projeli gayrimenkul projelerinin bağımsız bölüm satış değerlerinin bir konsept proje iddiası olmayan daha sıradan yatırımlara oranla yaklaşık %100 daha yüksek olduğu, kullanıcı ve yatırımcıların hedefledikleri yatırım değeri ve proje başarısını yakaladıkları sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda konsept proje geliştirmenin gayrimenkul projelerinin başarısı ve yatırım değerine olumlu bir katkısı olduğu görülmüştür. Türkiye'de gayrimenkul projesi geliştirmede konsept proje geliştirmenin öneminin anlaşılması ve konsept proje geliştirmenin bir uzmanlık dalı olarak tanımlanması, bu uzmanların geliştirme sürecine dahil olması ve yasal ve kurumsal düzenlemelerin bu doğrultuda yapılmasının gerekliliği vurgulanmalıdır

    A comparative study of somatic idioms in Turkish, Kazakh and Russian languages

    No full text
    Bu tezin konusu, Türkiye Türkçesi, Kazak Türkçesi ve Rusçadaki somatik deyimlerin karşılaştırılmasıdır. Birinci bölümde deyimler tanımlandı ve incelendi; ikinci bölümde ise somatik deyimler semantik, morfolojik ve leksikal açıdan araştırılarak, benzerlikleri ile farklılıkları incelendi. Bu inceleme bu tezin asıl amacıdır. Tezin Birinci Bölümünde genel olarak deyim özellikleri hakkında bilgi verildi. Bu zamana kadar deyim üzerine yapılan çalışmalara da geniş yer verildi. Bunun yanı sıra deyimlerin ortaya çıkması ve ortaya çıkış nedenlerine değinildi. Sonrasında deyimleri diğer sözcük öbeklerinden ayıran önemli nedenler hakkında anlatıldı. Tezin ikinci bölümünde ise bu üç dildeki somatik deyim tespit edildi ve bu deyimler leksikal, morfolojik ve semantik açıdan ele alındı. Sonuç olarak her üç dilde aynı özellikler gösteren deyimler ortaya konuldu

    Workers' tables: A sociological analysis on social classes and food relations

    No full text
    Sosyal politika disiplini ve gıda/yemek çalışmalarının kesişimiyle oluşan bu çalışmada yemekhane, yemek kartı veya nakdi olarak sunulan yemek hizmetlerinin üretim sürecine, çalışma ilişkilerine, sendika, işçi sınıfı ve ailelerine olan etkileri incelenmiştir. Yemeğin üretim sürecinde bir unsur olarak yeri ve konumunun keşfi, sınıflar arası ilişkilerdeki rolü, sınıf kültürünün etkisi, işçi sınıfı ailesi ve ekonomisini ikame edici etkileri, yeni çalışma biçimlerinde yemeğin rolü, yemeğin işçi sınıfı için anlamları çalışmanın amaçlarındandır. Çalışmada nitel araştırma yöntemleri benimsenmiştir. Bu kapsamda kullanılan ilk teknik derinlemesine görüşme tekniğidir. Tekirdağ'ın Çorlu, Çerkezköy, Kapaklı, Süleymanpaşa ilçelerinde ve Ankara'da 22 işçi ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. İşçilere ek olarak 2 sendika uzmanı, 1 sendika yöneticisi bir de sendika avukatı ile görüşülmüştür. Bir diğer yöntem olarak dijital etnografi yöntemi kullanılmış ve bu kapsamda internette ekşi sözlük, Tik Tok gibi mecralarda konuya ilişkin paylaşımlar veri haline getirilmiştir. Çalışmanın en temel sonucu yemeğin yani işçi sofralarının üretim sürecinin vazgeçilmez bir unsuru olması, üretimin devamlılığı, verimlilik ve çalışma ilişkileri bağlamında önemli bir araç olmasıdır. Yemekler ücreti ikame edici etkilere sahip olmakla birlikte hane ekonomilerini etkilemektedir. Çalışma koşullarının yemek ile ilgili konulara yansıması da çalışmanın bir başka sonucudur. Yemeklere yansıyan koşullar aynı zamanda işçilerin eylem kapasitesini de arttırmakta bu kapsamda sendikal faaliyetler için uygun zemin hazırlamaktadır. İşçilerin sınıf olarak işçi sofralarında sahip oldukları ortak bir yemek kültürü vardır. İşçi sınıfı yemek kültürü işçi sofralarında yapılacak yeni çalışmalarla derinleştirilmelidir

    Investigation the adaptation resources and crisis perceptions of adults in the process of legal divorce Yazar:FURKAN EMRE KARAGÖL

    No full text
    Bu araştırmanın amacı yasal boşanma süreci devam eden yetişkinlerin sahip oldukları uyum kaynaklarının ve krize yönelik algılarının incelenmesidir. Aynı zamanda çalışma boşanma sürecini açıklamada kullanılan yaklaşımlardan biri olan Çift ABCX Modeli'ne dayandırılmıştır. Araştırma fenomenoloji deseni kullanılarak yapılmıştır. Veri toplama süreci aile mahkemelerinde boşanma davası devam eden 10 katılımcı ile yapılan görüşmeler aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanırken literatürden ve boşanma, nitel araştırma konularında tecrübeli uzmanlardan destek alınmıştır. Görüşmelerin ardından toplanan veriler içerik analizi kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırmacıların ifadelerinden kodlar oluşturulmuştur. Kodlar aralarındaki bağlantılara ve modelin sunduğu teorik temele göre kategorilendirilmiştir. Çözümleme sonucunda 6 kategori, 3 alt kategori, 2 tema elde edilmiştir. Bu kategoriler "uyum kaynakları" teması altında bireysel uyum kaynakları, sosyal/kurumsal uyum kaynakları ve aile uyum kaynakları; "algı ve yorumlamalar" teması altında sürece ve kendine yönelik algılar, geleceğe yönelik algılar ve uyum kaynaklarına yönelik algılar olarak belirlenmiştir. Ayrıca bireysel uyum kaynakları kategorisi de kendi içinde dine yönelme, kişisel özellikler ve başa çıkma yöntemleri alt kategorilerine ayrılmıştır. Elde edilen bulgularda katılımcıların boşanma sürecini belirsizliklerle dolu bir süreç olarak yorumladığı görülmüştür. Bununla beraber kendilerini yeniden tanımaya başladıkları özgürleştirici bir süreç olarak da görmektedirler. Geleceğe yönelik umutlu olmakla birlikte insanlara ve kurumlara olan güvenlerinin sarsıldığı da söylenebilmektedir. Katılımcıların bireysel uyum kaynaklarında kullandıkları akıl yürütmeye dayalı problem çözme yöntemleri ve dini davranışlara yönelmenin önemli bir rol oynadığı görülmüştür. Sosyal çevreden alınan destek katılımcıların kendilerini güvende hissetmelerine yardımcı olmaktadır. Katılımcıların çoğunluğu yasal boşanma sürecinde herhangi bir kurum veya kuruluştan psikolojik bir destek almamaktadır. Elde edilen bulgular neticesinde araştırmacılara, uygulayıcılara ve kanun koyuculara çeşitli önerilerde bulunulmuştur

    Uluslararası Balıkçılık Hukuku ışığında sürdürülebilirliği yakalamak

    No full text
    International fisheries law is a significant field of the law of the sea, which started its development with unilateral declarations of States and agreements between them for utilizing and sharing fish stocks. Due to the World's increasing demand for fish, technological developments that enabled fleets to fish farther and deeper, and the effects of climate change on the marine environments, the decline in fish stocks is at alarming rates. Besides balancing the rights and interests of coastal and third States in different maritime zones, international fisheries law focuses on establishing sustainable fishing practices. Sustainability is the most important concept in modern fisheries, which aims to renew fish stocks and ensure enough fish is left in the oceans for future generations. Moreover, there is an obligation to cooperate at the very essence of the international fisheries law. Therefore, a better understanding of the relevant international fisheries law regulations would help nations implement responsible fishing practices, conserve stocks and use them sustainably. Within the scope of the thesis, the historical development of the international fisheries law, international conventions regulating fisheries, their articles reflecting sustainability and new approaches for tackling current challenges to the fishing sector are evaluated. The thesis' objectives are to emphasize the importance of sustainable fishing activities for communities, to analyze the applicable international legal framework for fisheries and to address possible ways to boost cooperation between States in semi-enclosed seas such as the Aegean Sea with the help of a relevant RFMO. It is important that the cooperation mechanisms to be established focus on the technical aspects of fisheries and do not include discussions regarding the ownership of the stocks

    The impact of a media mediation workshop on parental media mediation for parents of children aged 36-72 months

    No full text
    Bu araştırma, 36-72 ay arasındaki çocukların ebeveynlerinin medya aracılığı uygulamalarını geliştirmek amacıyla bir medya aracılığı atölyesinin oluşturulmasını ve bu atölyenin ebeveynlerin medya aracılığı uygulamalarına olan etkisini incelemektedir. Araştırma, karma yöntem stratejilerinden yakınsak paralel desen kullanılarak yürütülmüştür. Nitel veri toplama aşamasında ebeveynlerle görüşmeler yapılmış, araştırmacı günlüğü tutulmuş ve odak grup görüşmelesi gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmeler betimsel analiz yöntemiyle incelenmiştir. Nicel veri toplama aşaması ise zayıf deneysel desen kullanılarak, deney ve kontrol gruplu model şeklinde tasarlanmıştır. Ebeveynlerin medya aracılığı uygulamalarını değerlendirmek amacıyla deney ve kontrol gruplarına Erken Çocukluk Ebeveyn Medya Aracılık Ölçeği (EÇEMAÖ) kullanılarak ön test ve son test uygulanmıştır. Nicel sonuçlar, atölyenin deney grubundaki ebeveynlerin medya aracılığı toplam puanlarını istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artırdığını göstermektedir. Kontrol grubundaki ebeveynlerde ise medya aracılığı toplam puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik görülmemiştir. EÇEMAÖ alt boyutları incelendiğinde, deney grubu için aktif-destekleyici, kısıtlayıcı-destekleyici, aktif-sınırlayıcı, kısıtlayıcı-sınırlayıcı ve aktif- yorumlayıcı alt boyutunda son test puanları, ön test puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Kısıtlayıcı-engelleyici alt boyutunda ise ön test sonuçları, son test sonuçlarına göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak, nitel ve nicel veriler birbirini desteklemekte ve atölyenin ebeveynlerin medya aracılığı uygulamalarını olumlu yönde geliştirdiği görülmüştür

    Hybrid models for cancer classification: Combining convolutional neural networks with transformers

    No full text
    Meme kanseri (MK), en yaygın ve en ölümcül malignite türlerinden biridir ve ister zengin ister az gelişmiş ülkelerde yaşıyor olsunlar, küresel olarak kadınlar arasındaki kayıpların önemli bir yüzdesini oluşturmaktadır. MK tespiti için, ultrasonografi ile birlikte radyografi yaygın görüntüleme teknikleridir. Bunlarla birlikte kanser histopatolojisi görüntüleri kullanılmaktadır. Kanser histopatolojisi görüntülerinin, yalnızca bir tümörün varlığını tespit edebilen ve kanserin iyi huylu veya kötü huylu olup olmadığını belirleyebilen radyografi ve ultrason görüntülerinin aksine, meme kanserinin spesifik alt türlerini belirleme kapasitesi vardır. Evrişimli sinir ağları on yılı aşkın bir süredir görüntü sınıflandırılmasında çok önemli bir rol oynamaktadır. Son zamanlarda, görüntü dönüştürücüler çeşitli bilgisayarla görme görevlerinde evrişimli sinir ağlarına (CNN'ler) karşı güçlü rakipler olarak ortaya çıkmıştır. Tıbbi görüntülerin sınıflandırılmasında hem konvolüsyonel sinir ağlarının (CNN'ler) hem de Swin dönüştürücü avantajlarından yararlanarak meme kanseri histopatoloji görüntülerinin sekiz alt sınıfını sınıflandırmak için dört yeni hibrit model önerdik. Önerdiğimiz modellerden MobileNetV2-Swin hibrit modeli, çok sınıflı sınıflandırma için %95.7 ile en yüksek test doğruluğunu elde ederken, bunu %94.4 ile DenseNet121-Swin hibrit modeli ve %91.5 ile VGG16-Swin hibrit modeli takip etmiştir. InceptionV3-Swin hibrit modeli %90.0 test doğruluğu ile sonuncu olmuştur

    KİTAP İNCELEMESİ: Bookchin, Murrey, Geleceğin Devrimi: Halk Meclisleri ve Doğrudan Demokrasi, Dipnot Yayınları, 2017, 267 s.

    No full text

    9

    full texts

    79,054

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Ankara Üniversitesi Akademik Arşiv Sistem
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇