79054 research outputs found
Sort by
Küheylan Adlı Oyunda Dionizyak Yarılma: Peter Shaffer'ın Modern Trajedisine Nietzsche Üzerinden Bir Bakış
This paper aims to explore Peter Shaffer's ritualistic play Equus (1973) by means of
utilising Nietzsche's interpretation of ancient Greek tragedy which is based on the collision
between the Apollonian impulse and the Dionysian impulse. Equus tells the story of Martin
Dysart, a psychiatrist, who struggles to treat a young man, Alan Strang, who has a
mystical fascination with horses and blinds six horses. This study argues that Alan
represents the Dionsyian principle, while Martin embodies the Apollonian principle before
his confrontation with Alan, and that the clash between these forces leads to tragedy in
Martin's life as he comes to realise that he is divided between these two impulses. The
Dionysian impulse is an urge towards obliteration of boundaries, dissolution of individual
selves, excess, intoxication, and ecstatic experience of oneness whereas the Apollonian
impulse gestures toward drawing and maintaining boundaries, individuality, distinction
and discreteness. Alan is a Dionysian character who ecstatically experiences a sense of
oneness with horses through bacchic frenzy. By contrast, Martin is an Apollonian
character who attemtps to give a form to this chaotic force and whose sense of purpose as
a psychiatrist is disrupted by his patient's mystical experience of primordial unity with
horses. As an antagonistic force that shatters Martin's sense of meaning in life, Alan and
his Dionysiac state compel Martin to rethink about his life and his profession. This paper
contends that Martin is the protagonist of this play who, as the embodimentof the modern
subject, experiences the battle between the Dionsyian impulse and the Apollonian impulse
and thus undergoes a tragic moment in his life
Drying of Marmara Lake in the context of political ecology of wetlands
Sulak alanlar, su ve toprağın hidrojeolojik ilişkilerinin mekânlarıdır. Temel öğeleri su ve toprak olarak betimlense de bu iki öğenin toplamından ibaret değildir. Heterojen yaşam çevreleri olarak çoğunlukla düzensiz, karmaşık okunaksız yerler olarak merkezi bir iktidarın gelişmesine engel olan yaşam çevreleridir. Aynı zamanda bu yerler, su ve toprağın dışında çok sayıda canlı ve cansız varlığı bünyesinde barındırmasından kaynaklı olarak biyolojik açıdan da çok çeşitli yerler var ederler. Sulak alanlardaki yaşam çevresi vurgusu, suyun soyut simgesel bir anlamla nesneleştirilmesinin ötesinde mekânsal yönünü ortaya çıkarmaktadır. Devlet, toplum ve doğa ilişkileri ekseninde sulak alanlar merkezi olarak müdahale edilmesi güç olması sebebi ile farklılaşan topluluklar için değişen anlamlarının dışında modern devlet tarafından pejoratif doğalar olarak ele alınmış, bu sebeple yalnızca su ve toprak olarak bu yerleri ayrıştırma projeleri gerçekleştirilmiştir. 16. yüzyıldan itibaren gelişen kapitalizmle birlikte ilerleyen teknolojinin, bu okunaksız yerleri dönüştürme araçları sunması, sulak alanların doğal metabolizmasındaki varlıkların kentlere aktarıldığı çeşitli yarılmalar gerçekleştirmiştir. 20. yüzyılda sulak alanların uğradığı zararlar arttıkça ortaya çıkan ekolojik kaygılar, sulak alanların işlevlerine vurgu yapıldığı bir koruma yaklaşımını doğurmuştur. Ancak yine de sulak alanlara yönelik gerçekleştirilen parçacıl doğa koruma yaklaşımı da bu yerlerin yok olmasına engel olamamaktadır. Türkiye'de de Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan statüsü olmasına rağmen Marmara Gölü kapitalist üretim ilişkileri tarafından belirlenen su ve doğa kaynaklarını parçacıl yönetme yaklaşımı sebebi ile kurutulmuş ve insan da dahil Marmara Gölü'nde canlı ve cansız doğalar üzerinde çeşitli eşitsizlikler yaratmıştır. Bu tez çalışması, sulak alanların politik-ekolojisi bağlamında Marmara Gölü'ndeki devlet-toplum-doğa ilişkisini ele almaktadır
Understanding of direction in religions (The Example of Judaism,Christianity and Islam)
Dini inanışlarda çeşitli kutsal fenomenler mevcuttur. Dünya üzerindeki dört ana ve ara yön, sağ ve sol yönleri, ayrıca kutsal yön oluşturan mekân ve şehirler, kutsal yön fenomeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam, kutsal yön anlayışına sahip olan dinlerdendir. Söz konusu dinlerde kutsal yön anlayışının kaynağını, ibadet ve ritüellere nasıl yansıdığını ortaya koyan bu tez çalışması, giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde; Hint, Çin, Japon, İran dinleri ile Sabiilik ve Geleneksel Türk Dininin kutsal yön anlayışları hakkında temel bilgiler yer almaktadır. Birinci bölüm; Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam'ın kutsal yön anlayışının kaynağını ve buna bağlı olarak, Tanrı ve kutsal kitap anlayışının kutsal yön oluşumundaki etkilerini ortaya koymaktadır. İkinci bölüm ise kutsal yön anlayışının Dua, Hac, Kurban ibadetlerine yansıması ve cenaze ritüellerindeki yön algısı hakkında bilgi vermektedir. Ayrıca, bu dinlerde kutsal yön anlayışının merkezinde yer alan kutsal mekanlar incelenmektedir. Her iki bölümün sonunda Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam'ın kutsal yön anlayışları hakkında değerlendirmeler bulunmaktadır. Sonuç bölümü ise, tezde ulaşılan bulgular ve tespitlerden oluşmaktadır
Kabil büyükelçisi Yusuf hikmet (bayur) Bey’in Ankara’ya gönderdiği raporlar çerçevesinde kral Amanullah Han dönemi Afganistan’da meydana gelen olaylar ve Türkiye’ye yansımaları
Kasım 1919’da tam bağımsızlığını ilan eden Afganistan’da Amanullah Han ülkenin ilk kralı olmuştur. Sonraki süreçte ülkesini modern bir yapıya kavuşturmak isteyen Kral bu anlamda önemli adımlar atmıştır. Bu sırada Türkiye’de de bağımsızlık mücadelesi başarıyla sonuçlanmış ve 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş, Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa da ilk cumhurbaşkanı olmuştur. Sonrasında ise yeni Türk Devletinin çağdaş devletler düzeyine ulaşması için her alanda inkılaplar yapılmaya başlanmıştır. Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip eden Amanullah Han 1928 yılında Türkiye’ye ziyarette bulunmuş ve bu sırada Türkiye’nin ilk Kabil Büyükelçisi olarak Yusuf Hikmet (Bayur) Bey atanmıştır. Yusuf Hikmet Bey Kabil’e gittikten kısa bir süre sonra Kralın reformlarına karşı isyanlar başlamış ve isyanlar kısa sürede ülke geneline yayılmıştır. Zor bir dönemde görev yapan Yusuf Hikmet Bey bölgeye ait raporlarını Ankara’ya iletmiş ve Türk dış politikasının belirlenmesinde önemli bir katkı sağlamıştır. Çalışmada Yusuf Hikmet Bey’in Kabil’den yazdığı ve daha önce yayımlanmamış olan raporları esas alınarak döneme ait bilinmeyen pek çok konuya ışık tutulmaya çalışılmıştır
Teos’tan Taşa Yazılmış Bir Anakreon Şiiri Hakkında
Anakreon şüphesiz Teos kentinin en tanınmış şahsiyetidir . MÖ 570 civarında doğan şair hayatının ilk yarısını memleketinde geçirmiş ve burada sanatını geliştirmiştir. Memle-keti Teos Arkaik Dönem’de Yakın Doğu ve Karadeniz bölgeleriyle geniş bir ticaret ağı oluş-turmuş ve belli bir refah seviyesine ulaşmıştır. İhraç edilen ürünler arasında zeytinyağı ve şarap dışında boyalı seramik kaplar yer almaktaydı. Çeşitlilik gösteren bu kaplardan sem-pozyum kültürünün yaygın¬laşmasından dolayı özellikle içki kâselerine büyük rağbet vardı . Şarap ve bereket tanrısı Dionysos’u kentin koruyucusu seçen Teoslular küçümsenmeyecek bir kültürel seviyeye ulaşmışlardı . Anakreon bu zengin kültürel ortamdan çıkmıştır.
Anakreon orta yaşlarda uzun bir gezgin hayatına başlamıştır. Bazı antik yazarlar bu göçebe hayatı tetikleyen olayın Perslerin Batı Anadolu’yu işgal etmesi olduğunu öne sür-müşlerdir. Şair önce Abdera’ya yerleşmiştir. Trakya sahilinde kurulan bu İon kenti Teos’tan aldığı göç neticesinde kısa bir sürede büyümüş ve ele geçirdiği verimli topraklar ve de gü-müş maden ocakları sayesinde zenginleşmiştir . Anakreon o yıllarda Trak kadınlarının güzel-liğini de fark etmiş ve bunu “Trak Kısrağı” adında bir şiirinde ölümsüzleştirmiştir
Perceived exam pressure for high school entrance exam the mediating role of student characteristics in the relationship with learning level
Bu çalışmada Liselere geçiş sınavına yönelik sınav baskısının öğrenme düzeyi ve akademik başarıyla olan ilişkisinde özyeterlik, başarı güdüsü ve okul başarısını algılama değişkenlerinin aracılık rolünün belirlenmesi ve incelenen değişkenlere ilişkin oluşturulan kuramsal modelin iki düzeyli (öğrenci ve okul) yapısal eşitlik modeliyle test edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda nicel araştırma yaklaşımlarından ilişkisel model ile yürütülen araştırmada çalışma grubu kullanılmıştır. Toplam 945 öğrenciden elde edilen verilerle araştırma gerçekleştirilmiştir. Çalışmada; çoktan seçmeli maddelerden oluşan Öğrenme Düzeyi Testi, Sınav Baskısı Ölçeği, Başarı Güdüsü Ölçeği, Okul Başarısını Algılama Ölçeği, Özyeterlik Ölçeği ve öğrenci bilgi formu veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Öğrenci bilgi formundan elde edilen veriye göre; geçiş sınavı sürecinde hem bireysel hem de okullarda öğrencilerin çok yönlü gelişimlerine katkı sağlayabilecek olan etkinliklerin yeterli şekilde gerçekleştirilmediği belirlenmiştir. Ayrıca öğrencilerin liselere geçiş sınavına hazırlık sürecinde kaygı, stres, uykusuzluk, okula olan güven düzeylerinin, kitap okuma sürelerinin azaldığı; aile ile olan çatışmaların, sınav baskısının, yorgunluk hissinin arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Sınav baskısı ve akademik başarı puanları arasında kurulan aracılık modeline ilişkin sonuçlara göre; değişkenler arasında kestirilen katsayıların hepsinin manidar olduğu belirlenmiştir. Ayrıca sınav baskısı ve akademik başarı puanları arasında aracı değişkenlerle (Okul Başarısını Algılama, Özyeterlik ve Başarı Güdüsü) kurulan modelde okul başarısını algılama, başarı güdüsü ve özyeterlik değişkenlerinin sınav baskısı ile akademik başarı puanları arasında kısmi aracılık rolü olduğu belirlenmiştir. Sınav baskısı ve okul öğrenme düzeyi puanları arasında kurulan aracılık modeline ait sonuçlara göre; okul başarısını algılama, başarı güdüsü ve özyeterliğin aracılık etkisinin olduğu ancak sınav baskısının doğrudan etkisinin manidar olmadığı belirlenmiştir. Okul öğrenme düzeyi testini yanıtlayan öğrencilerin veri toplama sürecinde testten aldıkları puanların kendilerinin değerlendirilmesi sürecinde kullanılmayacak olması ve yalnızca öğrenme düzeylerinin belirlenmesi amaçlandığı ifade edildiği için sınav baskısını hissetmemiş olabilecekleri düşünülmektedir. Araştırmada yapılan çok düzeyli yapısal eşitlik modellemesi sonucuna göre öğrencilerin hissettikleri sınav baskısı ve okul öğrenme düzeyleri arasında kurulan ve okul düzeyinde okulun sosyoekonomik düzeyi ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısı değişkenleri ile yapılan incelemede, okul düzeyinde okulun sosyoekonomik düzey değişkeninin büyük ve manidar bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir
Words related to the creation of humans in the Qur'an (In the first five centuries of tafsir (Exegetics) literature)
KUR'ÂN-I KERİM'DE İNSANIN YARATILIŞIYLA İLGİLİ KELİMELER (İLK BEŞ ASIR TEFSİR LİTERATÜRÜNDE) isimli tezim giriş, iki bölüm ve sonuçtan ibarettir. Girişte genel olarak metodolojik bilgiye yer verilmiştir. Birinci bölümünde YARATILIŞ AŞAMALARINDAN İNSANIN İNORGANİK TOPRAK AŞAMASINA İŞARET EDEN KELİMELER başlığı altında ele alınmıştır. Bu kelimeler bir alt başlık halinde sırasıyla: "Tîn ve Tîn'un-Lâzib", "Salsâl", "Hame'", "Mesnûn", "Sülâle" ve "Fahhâr" olacak şeklinde altı başlık altında incelenmiştir. İkinci bölüm ise YARATILIŞ AŞAMALARINDAN İNSANIN ORGANİK YAPI AŞAMASINA İŞARET EDEN KELİMELER üst başlığı ve sırasıyla: "Nutfe", "Emşâc", "Alaka", "Mudğa", "'Izâm" ve "Suret" ile "Âdem ve Âdemoğulları'nın Yaratılışı ile ilgili Tefsirlerde yer alan bazı rivayetler " olacak şekilde yedi başlık halinde incelenmeye çalışılmıştır. Hicri ilk beş asırlık dönemde ortaya çıkmış ve eser vermiş müfessirlerin günümüze ulaşmış eserleri muvacehesinde gerek Tefsir gerekse Garibu'l Kur'ân ve Mecazu'l Kur'ân ile 'İrâbu'l Kur'ân gibi eseler ile aynı dönem içindeki dilbilimcilerin eserlerine yansımış olan anlamları ortaya çıkarmaktır. Aynı zamanda müfessirlerin insanın yaratılışıyla ilgili ayetlere yaklaşımlarını ortaya koymak suretiyle de Kur'ân'ın iniş sürecinde muhatapların inen vahiyle nasıl etkileştiklerini ortaya çıkarmaya çabalayan bir tezdir
Investigation of cold stress tolerance in pepper (Capsicum annuum L.) seedlings applied with meta-topoline
Bu araştırmada, soğuk stresi (4°C) öncesi farklı konsantrasyonlarda (0, 0.1, 0.25 ve 0.50 mM) eksojen olarak uygulanan meta-topolinin (mT) soğuğa duyarlı KM-1 ve toleranslı ÇF1 biber (Capsicum annuum L.) çeşitlerinin yapraklarındaki bazı anatomik ve fizyolojik değişimler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Soğuk stresi uygulamasına maruz bırakılan KM-1 biber fidelerinin yapraklarında kontrolüne (25°C) göre stoma sayısı, stoma indeks oranı ve alt ve üst epidermal hücrelerin sayısı ve yaprak kalınlığındaki artışlar ÇF1 çeşidinden daha fazla olmuştur. Soğuk stresi uygulaması H2O2, MDA içeriği ve iyon sızıntısı oranında artışa, nispi ve gerçek su içeriği, klorofil a ve total klorofil, yaş ve kuru ağırlık miktarında ise genel olarak azalmaya neden olmuştur. Her iki çeşitte mT uygulamalarında 48. ve 60. saatte karotenoid ve klorofil a içeriği artış göstermiştir. 0.1 ve 0.25 mM mT genel olarak hem nispi ve gerçek su içeriği hem de yaş ağırlık miktarında artışa neden olmuştur. KM-1 çeşidinde 0.25 ve 0.50 mM mT uygulamalarında soğuk stresine göre daha yüksek H2O2 içeriğine karşın daha düşük miktarda MDA ve iyon sızıntısı ve genel olarak da yüksek fenolik, DPPH, FRAP, flavonoid ve total çözünür protein içeriği tespit edilmiştir. Tüm mT uygulamalarında ÇF1 çeşidinde KM-1'e göre daha yüksek H2O2'e karşın daha düşük MDA içeriği belirlenmiştir. Her iki çeşitte en yüksek antosiyanin içeriği 0.1 mM mT uygulamasında 48. saatte belirlenmiştir. ÇF1 çeşidinde en yüksek peroksidaz aktivitesi, DPPH, FRAP ve total protein içeriği 0.25 mM mT uygulamasında saptanmıştır. mT duyarlı ve toleranslı biber çeşitlerinde çeşitli anatomik ve fizyolojik mekanizmalar aracılığıyla soğuk stresine verilen yanıtı olumlu yönde etkilemiştir
Sınıf deneyimi olarak güvencesizlik: avm işçileri örneği
Türkiye’de sınıf temalı çalışmalarda işçilerin üretim noktası ve gündelik hayatına ilişkin deneyimlerini merkezine alan çalışmaların sayısı azdır. İşçileri özne olarak sosyal bilimler alanından dışlayıp yapıya belirleyicilik atfeden bu çalışmalarda işçilerin sınıf deneyimlerine merkezi rol verilmez. Sınıf oluşumunun mayası ve harcı niteliğinde olan deneyimi analize dahil eden çalışmalar bu açığın kapatılmasında etkili olacaktır
Göç ve kadın: mevcut araştırmaların incelenmesi ve toplumsal cinsiyet bağlamında yeni bir bakış
Geçmişten günümüze yapılan araştırmalar, göçlerin toplumsal cinsiyet açısından temel
bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Göç çalışmaları, sosyoloji ve diğer sosyal bilimler
açısından büyük bir öneme sahiptir. Göçün nedenleri, sonuçları, göç süreci ve bu süreçte
yaşanan sosyal değişimler, göçmenlerin hayatındaki etkiler ve birçok toplumsal konu bu
alanda incelenmektedir. Toplumsal cinsiyet çalışmaları da ayrıca önemli bir alanı kapsar.
Göç hareketlerindeki değişimlerle birlikte, göç eden kadın sayısındaki hızlı artış, toplumsal
cinsiyet odaklı yeni bir perspektifin benimsenmesini gerektirmektedir. Bu çalışma, toplumsal
cinsiyet ve göç konularını bir araya getirerek, göç sürecinde 'kadın'ın konumunu anlamaya
yönelmiştir. Toplumsal cinsiyetin, göçün sebep ve sonuçlarına etki eden sosyal ilişkileri ve
yapıları nasıl şekillendirdiğini anlamak için, toplumsal cinsiyet ve göç arasındaki ilişki detaylı
bir şekilde incelenmelidir. Toplumsal cinsiyet kavramı, kadının hem aile hem de sosyal
alanlarda çeşitli zorluklara ve ayrımcılığa maruz kalmasına, erkeğin gölgesinde ikinci sırada
kalmasına neden olmaktadır. Bu durum, çalışmanın ana teması olan göç sürecindeki kadın
perspektifinde de belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Kadınlar, göç sürecinde pasif
unsurlar olmanın ötesinde, görünmezlikleriyle birlikte göçün olumsuz koşullarını ve zorlayıcı
sonuçlarını daha keskin bir şekilde deneyimlemekte ve yaşamaktadırlar.
Bu araştırma ve diğer akademik çalışmaların ortaya koyduğu bulgulardan hareketle
şunu ifade edebiliriz ki, sosyolojik bir bakış açısıyla değerlendirdiğimizde, toplumsal cinsiyet
kalıplarının temelini oluşturan göç, kadın kavramı üzerinden incelenmeli ve farklı
perspektiflerle ele alınmalıdır. Bu alanda elde edilen bilimsel sonuçların geçerliliği ve
güvenilirliği için yapılan çalışmalarda kadın ve göç konuları bütünlük içinde ele alınmalı,
hatta yalnızca kadın ve göç başlığı altında uluslararası düzeyde daha kapsamlı ve çok yönlü
araştırmalar yapılmalıdı