79054 research outputs found
Sort by
The role of just world belief, honor system justification, anger and disgust sensitivity on empathy towards rape victim and perpetrator
Bu tez çalışmasında tecavüz kurbanına ve saldırganına yönelik empatinin altında yatan güdüsel (adil dünya inancı, dindarlık ve politik yönelim), bilişsel (namus sistemini meşrulaştırma) ve duygusal (öfke ve tiksinme hassasiyeti) süreçleri açıklayan bir model geliştirmek amaçlanmıştır. Ek olarak, öfke duygusuna temel oluşturan bağlamsal farklılıkları ve farklı bağlamsal öfke türlerine hassasiyet ile tiksinme hassasiyetinin ahlaki değerlendirme eğilimleri ile ilişkilerini incelemek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, ilk olarak öfke duygusunun farklı bağlamlarda ne düzeyde deneyimlendiğini ölçen bir öfke ölçeği geliştirilmiştir (Çalışma 1 A, N = 301 ve Çalışma 1 B, N = 373). Yapılan çalışmalar sonucunda, öfke duygusuna hassasiyetin bireysel öfke, ahlaki öfke ve toplumsal norm temelli öfke olmak üzere farklı temellere sahip olabileceği görülmüştür. Ayrıca Çalışma 1 B'de, ahlaki öfke hassasiyetinin zarar verme/bakım temelindeki, toplumsal norm temelli öfke hassasiyetinin ise saflık/kutsallık temelindeki ahlaki değerlendirmelerin en güçlü yordayıcıları oldukları görülmüştür. İkinci olarak (Çalışma 2, N = 304), tecavüz kurbanına ve saldırganına yönelik empatiyi yordayan değişkenlere ilişkin önerilen model test edilmiştir. Modele göre genel adil dünya inancı, politik yönelim ve dindarlık namus sistemini meşrulaştırmayı pozitif yönde yordamaktadır. Namus sistemini meşrulaştırma ise ahlaki öfke hassasiyetini negatif, toplumsal norm temelli öfke hassasiyetini pozitif yönde yordamaktadır. Ancak beklentilerin aksine tiksinme hassasiyetini yordamamaktadır. Ahlaki öfke hassasiyeti tecavüz kurbanına yönelik empatiyi pozitif, tecavüz saldırganına yönelik empatiyi negatif yönde yordamaktadır. Toplumsal norm temelli öfke hassasiyeti ise beklenilenin aksine tecavüz kurbanına yönelik empatiyi yordamasa da tecavüz saldırganına empatiyi pozitif yönde yordamaktadır. Son olarak, yine beklentilerin aksine, tiksinme hassasiyeti ne tecavüz kurbanına ne de tecavüz saldırganına yönelik empatiyi yordamamaktadır. Bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde 1) öfke duygusuna ilişkin alanyazındaki tutarsız bulguların öfkenin tanımlanması ve ölçülmesindeki farklılıklardan kaynaklanıyor olabileceği, 2) öfke ve tiksinme duygularının ahlaki değerlendirmeler ile özellikle de tecavüz olgusu ile yakından ilişkili olan zarar verme/bakım ve saflık/kutsallık temelindeki ahlaki değerlendirmeler ile ilişkileri açısından alanyazındaki tutarsız bulguların öfkenin farklı bağlamlarda ele alınmasıyla açıklanabileceği, 3) tecavüz kurbanına ve saldırganına yönelik empatinin güdüsel, bilişsel ve duygusal değişkenlerin bir arada ve bir süreç içerisinde değerlendirilmesinin cinsel şiddet ile ilgili yapılan çalışmalara kuramsal bir çerçeve çizebileceği düşünülmektedir.
This thesis aims to construct a model that elucidates the motivational (belief in a just world, religiosity, and political orientation), cognitive (honor-system justification), and emotional (anger and disgust sensitivity) processes that underlie empathy towards both the rape victim and the perpetrator. In addition, the objective was to investigate the variations in context that give rise to the emotion of anger, as well as the relationships between sensitivity to different forms of contextual anger and disgust sensitivity and inclinations in moral judgment. To assess the intensity of anger experienced in different situations, a scale was initially created (Study 1A, N = 301, and Study 1B, N = 373). As a result of the studies, it has been found that sensitivity to the emotion of anger may have several bases, including individual anger, moral anger, and societal norm-based anger. In Study 1B, it was discovered that moral anger sensitivity was the strongest predictor of harm-based moral judgments; however, social norm-based anger sensitivity was the strongest predictor of purity-based moral judgments. Furthermore (Study 2, N = 304), the proposed model that predicts empathy towards the rape victim and the perpetrator was tested. The model indicates that general belief in a just world, political orientation, and religiosity are all favorable predictors of the honor system justification. The honor system justification negatively predicted moral anger sensitivity and positively predicted social norm-based anger sensitivity. However, in contrast to expectations, it fails to predict disgust sensitivity. Higher levels of moral anger sensitivity are related to increased empathy towards the rape victim and decreased empathy towards the perpetrator. Although, contrary to expectations, social norm-based anger sensitivity did not predict empathy towards the rape victim, it did positively predict empathy towards the perpetrator. Unexpectedly, disgust sensitivity did not have any predictive influence on the level of empathy towards either the rape victim or the perpetrator. When considering the entirety of the research, the inconsistent results regarding the emotion of anger in the literature may be attributed to variations in how anger is defined and measured. Additionally, inconsistent findings in the literature regarding the relationships of anger and disgust with moral judgments, especially the harm and purity-based moral judgments that are closely linked to rape, can be explained by considering anger in different contexts. Lastly, a comprehensive theoretical framework for studying sexual violence can be established by examining the motivational, cognitive, and emotional factors of empathy towards the rape victim and the perpetrator within a unified process
Appeal in Turkish administrative jurisdiction
Mahkeme kararlarının hukuka aykırı olma ihtimalleri sebebiyle mahkeme kararlarının denetimi gereklidir. Bu denetim kanun yolları vasıtasıyla yerine getirilmektedir. Teknik anlamıyla kanun yolu, mahkemelerin kesinleşmemiş olan nihai kararlarının bir üst mahkeme tarafından denetlenmesini ifade eder. Temyiz, mahkeme kararlarının hukuka uygunluğu açısından doğruluğunun denetlendiği bir kanun yoludur. 6545 sayılı Kanun ile idari yargılama hukukunda temyiz "ilk kez" üçüncü derece bir yargılama aşaması olarak da düzenlenmiştir. 6545 sayılı Kanun'a göre, temyiz edilebilecek Bölge İdare Mahkemesi kararları, davaların parasal sınırları ve konularına göre belirtilmiştir. Kanun'da belirtilen konular dışındaki Bölge İdare Mahkemesi kararlarına karşı temyiz yolu kapalıdır. Anayasa Mahkemesi, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda temyize başvuru için parasal sınırı belirleyen hükmü iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesinin içtihadı sebebiyle hukuki boşluklar ve uygulamada tereddütler ortaya çıkmıştır. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin içtihadındaki gerekçeler doğrultusunda, 6545 sayılı Kanun hükümleri ile getirilen temyiz sisteminin Anayasa'ya uygunluğu sorgulanmalıdır. Yine temyize tabi olabilecek kararlar hakkında Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştay kararlarında istikrar bulunmamaktadır. Bu sorunlar kapsamında tezde, temyize konu olabilecek kararların öngörülebildiği, bu konuda farklı yöndeki Danıştay kararları arasında istikrarın sağlandığı ve kanun yoluna başvurma hakkının güvence altına alındığı bir temyiz sistemine geçilmesi gerektiği iddia edilmektedir. Tezde böyle bir temyiz sistemi için öneriler sunulmaktadır. Bu öneriler şöyle özetlenebilir. Öncelikle temyize başvurulabilecek kararlarla ilgili yasal düzenlemeler sadeleştirilmeli ve bu hükümler katı ve şekilci bir tutumdan kaçınılarak yorumlanmalıdır. Bir diğer önerimiz ise idari yargıda değere bağlı temyiz sisteminden kısmen vazgeçilmesidir. Bu kapsamda Kanun ile belirlenecek sınırlı sayıda uyuşmazlığa karşı temyize başvurulabilir. Ancak bu uyuşmazlıklar dışında Danıştayın temyiz izni verdiği kararlara karşı da temyize başvuru mümkün olmalıdır. Bu fikirler çerçevesinde tez iki ana bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde, öncelikle bir kanun yolu olarak temyiz kavramı detaylarıyla açıklanmış, kanun yoluna başvurma hakkının sınırlandırılması Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında anlatılmış, temel kanun yolu sistemleri tanımlanmış, bazı Avrupa ülkelerindeki kanun yoluna konu olabilecek kararların sınırlandırılması ilgili yasal düzenlemeler alıntılanarak incelenmiştir. Akabinde idari yargıda kanun yolları ve temyizin Türkiye'deki tarihi gelişimi mülga ve yürürlükteki yasal düzenlemeler kapsamında ele alınmıştır. Tezin ikinci bölümünün konusu, idari yargılama hukukunda temyize konu olabilecek kararlardır. Bu bölümde; Danıştay dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdiği kararlar, ivedi yargılama usulüne tabi davalarda verilen kararlar, merkezî ve ortak yargılama usulüne tabi davalarda verilen kararlar ve bölge idare mahkemelerinin İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46. maddesinde belirtilen davalar hakkında verdiği kararlar öğretideki görüşler ve güncel Danıştay içtihatları doğrultusunda derinlemesine analiz edilmiştir.
It is necessary to review court decisions due to the possibility that court decisions may be unlawful. This review is carried out through appeal. In technical terms, appeal refers to the review of the final decisions of the courts that are not finalized by a higher court. In the appeal process, the correctness of court decisions in terms of compliance with the law is reviewed. Law No. 6545 regulates the appeal "for the first time" as a third-degree stage in administrative proceedings law. According to Law No. 6545, District Administrative Court decisions that can be appealed are specified according to the monetary limits and the subjects of the cases. Except for the matters specified in the Law, the way of appeal against the decisions of the District Administrative Court is closed. The Constitutional Court annulled the provision of the Administrative Procedure Law foreseeing the monetary limit for appeal. Due to the case law of the Constitutional Court, legal gaps and ambiguities in practice have emerged. In addition, in line with the justifications in the case law of the Constitutional Court, the constitutionality of the appeal system introduced by the provisions of Law No. 6545 should be questioned. Also, there is no consistency in the decisions of the District Administrative Court and the Council of State regarding the decisions that may be subject to appeal. Within the scope of these problems, the dissertation argues that an appeal system should be adopted in which the decisions that may be subject to appeal can be foreseen, stability is ensured between different decisions of the Council of State and the right to appeal is guaranteed. The dissertation offers suggestions for such an appeal system. These suggestions can be summarized as follows. First of all, the legal provisions regarding the decisions that can be appealed should be simplified and these provisions should be interpreted by avoiding a rigid and formalistic attitude. Another recommendation is to partially abandon the value-based appeal system in administrative jurisdiction. In this context, appeals may be filed against a limited number of disputes to be determined by law. However, apart from these disputes, it should also be possible to appeal against the decisions that the Council of State has granted permission to appeal. Within the framework of these ideas, the dissertation consists of two main parts. In the first part of the dissertation, firstly, the concept of appeal is explained in detail, the limitation of the right to appeal is explained in the light of the decisions of the Constitutional Court and the European Court of Human Rights, the main appeal systems are defined, and the limitation of the decisions that can be subject to appeal in some European countries is evaluated by quoting the relevant legal regulations. Subsequently, the historical development of appeals in administrative jurisdiction in Türkiye is discussed within the scope of the former and current legal regulations. The subject of the second part of the dissertation is the decisions that may be subject to appeal in the administrative jurisdiction law. In this chapter, the decisions rendered by the Council of State departments as courts of first instance, the decisions rendered in cases subject to the expedited procedure, the decisions rendered in cases subject to the centralized and common procedure, and the decisions rendered by the district administrative courts on the cases specified in Article 46 of the Administrative Procedure Law are analyzed in depth in line with the scholar opinions and the current case law of the Council of State
Calligraphic works depicting names of Halwati sheikh Yazar:ABDULLAH FURKAN YAMAN
Hat sanatı ve tasavvuf beraberliği neticesinde ortaya çıkan ürünlerden birisi tasavvuf önderlerinin isimlerinden müteşekkil olan tekke levhaları olmuştur. Tarikatlar kendi şeyhlerinin isimlerini belli bir kompozisyon dahilinde hattatlara yazdırarak tekkelerine asmış ve onların hatırlanmalarını arzulamıştır. Ayrıca hat sanatının teknik tüm imkanlarının yanı sıra tâc-ı şerîf, sancak, perde, sehpa ve teber gibi sembollere de yer verilerek tekke levhaları adı altında yeni bir sanat damarı açılmıştır. Hattatlar açılan bu yeni sanat akımı neticesinde hat sanatının en güzel örneklerini vermiştir. Tekke levhaları alanında en çok esere konu olan tarikatlar Nakşbendiyye, Mevleviyye, Rûfâiyye ve Bektâşiyye olmuştur. Genel itibarıyla yazılar, her tarikata has olan tâc-ı şerîf formundaki istif üzerine kompoze edilmiştir. Bununla birlikte satır nizamında da çokça yazılmıştır. Bu çalışmamızda hat ve tasavvuf birlikteliği göz önüne alınarak kolları ve şubeleri itibarıyla dünyanın en geniş tarikatı olma hüviyetini haiz olan Halvetiyye'nin, şeyhlerinin isimlerini ihtiva eden hat eserleri sanat süzgecinden geçirilmek suretiyle incelenmiştir.
Out of the products created from the joining of Islamic calligraphy and tasawwuf, artworks depicting sufi leader's names are some of them. The sects commissioned calligraphers to have their leader's names be drawn in a certain composition and hung them in the dervish lodges as a reminder of them. A new art form called dervish lodge lawha was thus born, incorporating along with all aspects of traditional calligraphy, new figurative elements such as the tac-ı şerif, flag, curtain, teapoy and poleax. Calligraphers produced some of their finest works as a result of this new art form. The sects subject to the most art works of this new form were the Naqshbandiyyah, Mawlawiyyah, Rufaiyyah and Baktashiyyah. Generally, the writings are composed based on a "istif" in the form of a tac-ı şerif specific to the sect. However there are also many written in line form. This study, taking into account the amalgamation of calligraphy and tasawwuf, analyzes the works containing names of leaders of the halwati sect, the largest sect in terms of the number of its branches
THOMAS HOBBES VE JOHN STUART MİLL’İN DEVLET VE ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞLARI
Bu çalışmada Thomas Hobbes ve John Stuart Mill’in siyaset felsefelerinin
temelinde yer alan insan hakkındaki düşüncelerinden hareketle, felsefe tarihi boyunca
üzerinde düşünülen iki kavram olan devlet ve özgürlük anlayışları incelenip
karşılaştırılmaktadır. Bu doğrultuda öncelikle söz konusu her iki düşünürün devlet ve
özgürlük anlayışlarına temel oluşturan fikirleri açıklanarak devlet ve özgürlük
anlayışlarında örtüştükleri ve ayrıştıkları noktalar ortaya konacaktır.
Bu doğrultuda ilk olarak, Thomas Hobbes’un insan hakkındaki düşünceleri
incelenecektir. Onun doğal durumdaki insanın doğası hakkındaki düşünceleri
gösterilerek, insanın doğasının Hobbes’un devlet ve özgürlük anlayışına ne şekilde
yansıdığı ortaya konmaya çalışılacaktır. Böylece ideal yönetim biçimi olarak neden
mutlak monarşiyi önerdiği ve bireylerin özgürlüğünü neden sınırlandırdığı
temellendirilecektir.
İkinci olarak, John Stuart Mill’in insan hakkındaki düşünceleri ve bu
düşüncelerinin devlet ve özgürlük anlayışına ne şekilde yansıdığı gösterilmeye
çalışılacaktır. Onun insanı gelişen bir varlık olarak kabul etmesinden hareketle onun
neden ideal yönetim biçimi olarak temsili demokrasiyi önerdiği ve bireylerin özgürlüğünü
mümkün olduğunca sınırlandırmamaya çalıştığı temellendirilecektir.
Üçüncü olarak, söz konusu iki düşünürün devlet ve özgürlük hakkındaki
düşüncelerine temel oluşturan fikirleri ile devlet ve özgürlük anlayışları karşılaştırılarak,
birbirleriyle paralel ve zıt düşünceleri ortaya konacaktır. Buradan hareketle her iki
düşünürün kuramları tarihsel örnekler ve güncel tartışmalar bağlamında incelenerek
değerlendirilecektir.
Bu tezin amacı, günümüzde de tüm siyasal kuramlarca tartışılan özgürlük ve
devlet ilişkisini, iki zıt kutbun en önemli temsilcilerinden olan Thomas Hobbes ve John
Stuart Mill’in düşünceleri ışığında incelemek ve böylece birey, toplum, devlet ve
özgürlük arası ilişkinin nasıl kurulması gerektiğine dair sorunlara yanıt aramaktır
Producing first drafts of go code from unit-tests with genetic programming
Genetik programlama bilgisayar programlarının rastgele uygulanan değişimler ve uyuma dayalı elemelerin tekrarıyla yani evrimsel süreçle elde edildiği bir program sentezi yöntemidir. Ancak genetik programlama 30 yılı aşkın geçmişine rağmen henüz pek çok modern programlama diline uyarlanamamıştır. Sebebi ise bu dillerin zengin özellik seti ve çok aşamalı test süreçlerinin çözüm uzayını en iyi evrimsel aramanın dahi yolunu kaybetmeden, yerel minimumlara takılmadan çözümü bulamayacağı kadar genişletmesidir. Bu çalışmanın amacı LLM'lerin kod üretim özelliğinin gördüğü geniş ilginin sebep olacağı öngörülen zorunlu ve derlemeli dillerde kod sentezi yöntemleri araştırmalarındaki hızlanmaya katkı sağlaması için literatürde ve deneylerde karşılaşılmış sorunların ve onlara geliştirilen çözüm önerilerinin paylaşılmasıdır. Çalışmada tanıtılan yöntemlerden biri olan Katmanlı Arama, ana aramanın keşifsel karakterini korumak hedefiyle çalışma zamanı, sözdizimi ve basım hatalarına sahip denekler ortaya çıktığı her seferde, çok adımlı tamirleri bulmak için sınırlandırılmış, sığ, sıkışık ve izole alt evrimler başlatır. Ana aramayı sadece semantik hataların giderimine göre yapılandırmaya imkan tanır. Bu sayede, davranışı iyileştirmek için birden fazla yapısal düzenleme gerektiren yeniliklerin prematüre elenmekten korunması hedeflenir. Paylaşılan bir başka yöntem ST-ASTGP, AST kaynaklı çözüm uzayı genişlemesini azaltma hedefiyle sadece genotipte değil aynı zamanda fenotipte de tip güvenliğini gözeterek daha az söz dizimi hatasına sahip daha iyi denekler üretir.
Genetic Programming is a program synthesis method that aims to find computer programs by repeatedly introducing randomly developed candidates and eliminating worser ones for generations. Yet, even after its 30 years long journey, there have been no success on applying it to an imperative and compiled language. Because of those languages' rich feature set and multi step testing process leading the solution space to expand further than the best evolutionary search can reach result before losing its way, stuck in local minima. Purpose of this work is to contribute into acceleration in code synthesis research on imperative and compiled languages which is expected to happen in public's recent interest on code producing abilities of LLMs by sharing solution ideas to current problems defined in literature and experimented in the research. One method introduced, Layered Search aims to protect explorative characteristic of the main search by spinning off overly restricted, shallower, dense and isolated sub-evolutions to quickly check possible, near fixes whenever a candidate with runtime, syntax or print errors is appeared in the main search. It enables main search to be tuned only for fixing semantic errors. This way, any innovation which needs multiple generations of structural improvement to improve behavior can get a chance against premature elimination. Another method ST-ASTGP targets reduction in AST-caused expansion in solution space by producing better candidates with less syntax errors by guarding type safety not only in the genotype but also in the phenotype as defined in language specification
Isolation and determination of bacteria producer biogenic amine from fish
Bu çalışmada, Ankara ve çevre illerdeki çeşitli market ve pazarlardan herhangi bir ısıl işlem görmemiş 32 adet balık örneği temin edilmiştir. Örneklerin 26'sında biyojen amin oluşumu tespit edilmiştir. Kadaverin, histamin, putresin, tiramin ve triptamin tez çalışması kapsamında hedef biyojen aminler olarak seçilmiştir. Aminoasit dekarboksilaz broth ortamlarında incelenen izolatlarının 3'ünün histamin, 6'sının tiramin, 4'ünün putresin, 6'sının kadaverin üreticisi olduğu tespit edilmiştir. İzolatların 1'inin histamin, 20'sinin tiramin, 2'sinin triptamin üretimi bakımından güçlü üreticiler olduğu belirlenmiştir. Güçlü ve orta derece biyojen amin üreticisi olarak tanımlanan 12 suş seçilmiştir. Seçilen bu suşlar HPLC analizi yapılarak, histamin konsantrasyonunun 45.216-66,527 mg/L, tiramin konsantrasyonunun 107.765-307.638 mg/L putresin konsantrasyonunun 7.814-11.656 mg/L, kadaverin konsantrasyonunun 4.741-165.835mg/L ve triptamin konsantrasyonunun 1.826-236.928mg/L düzeylerinde olduğu saptanmıştır. 12 biyojen amin üreticisi suşun 16S rDNA dizi analizi ile tür düzeyinde tanımlaması yapılmış ve 7'si (%58.33) Enterococcus faecalis, 3'ü (%25) Enterococcus durans (%25), 1'i (%8.33) Enterococcus lactis, 1'i (%8.33) Pantoea agglomerans olarak tanımlanmıştır.
In this study, 32 fish samples that have not undergone any heat treatment were obtained from various markets and markets in Ankara and the surrounding provinces. Biogenic amine formation was detected in 26 of the samples. Cadaverine, histamine, putrescine, tyramine and tryptamine were selected as target biogenic amines within the scope of the thesis. It was determined that 3 of the isolates examined in amino acid decarboxylase broth media were histamine, 6 tyramine, 4 putrescine, 6 cadaverine producers. It was determined that 1 of the isolates were strong producers of histamine, 20 of them tyramine and 2 of them in terms of tryptamine production. Twelve strains defined as strong and moderate biogenic amine producers were selected. HPLC analysis of these selected strains revealed that histamine concentration was 45.216-66.527 mg/L, tyramine concentration 107.765-307.638 mg/L, putrescine concentration 7.814-11.656 mg/L, cadaverine concentration 4.741-165.835mg/L and tryptamine concentration 1.826-236.928mg/L. Species-level identification of 12 biogenic amine producer strains was made by 16S rDNA sequencing, and 7 (58.33%) were Enterococcus faecalis, 3 (25%) Enterococcus dursans (25%), 1 (8.33%) Enterococcus lactis, 1 (8.33%) Pantoea agglomerans
Temel hadis kaynaklarında Hz. Peygamber'e salât ve selâm getirmeyle ilgili rivâyetlerin isnâd ve metin yönünden incelenmesi
Allah Teâlâ "Allah ve melekleri peygambere salât ediyorlar; ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm okuyun" buyurarak bütün inananları Allah Rasulü'ne salât-ü selâm getirmeye davet etmiştir. Hangi lafızlarla ve nasıl bir keyfiyette ifa edileceği belli olan salavât emrine müminler hızlıca ittiba etmiştir. Hayatının birçok noktasında bu emri ifa etmişler ve bu emre sımsıkı sarılmışlardır. Hakkında başta ayet ve birçok rivâyet bulunan salât emriyle ilgili Kütüb'ü Tıs'a'daki bütün rivayetleri inceleyip en sahih rivayeti tespit etme gayretinde olduk. Topladığımız bu rivayetlerden hareketle salavât emrinin en doğru nasıl anlaşılması gerektiği sorusunun da yanıtını bir nebze olsun almış olduk. Konuyla ilgili yapılmış birçok çalışma da geçmişten günümüze bir çok alimin bu konu üzerinde detaylıca durup ilgilendiğini bizlere göstermektedir. Çalışmamız 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ilk dönem mu'cemleri üzerinden salât ve selâm kelimesinin etimolojik tahlilini yapıp lugavi ve şer'i manalarını tespit etmeye çalıştık. Daha sonra salavâtın hadis referanslı Salli Bârik duaları diye meşhur en güvenilir kullanımı üzerinde durup bu dualarla alakalı meselelere değindik. İkinci bölümü salvatla ilgili rivayetlerin tespit ve değerlendirmesine ayırıp bölümün sonuna topladığımız rivayetlere kolay ulaşmak adına tablolaştırdık. Üçüncü ve son bölümde ise salâtın anlamlarıyla ilgili süregelen tartışmalara detaya girmeden değindik. Konuyla ilgili yüksek lisans ve doktora tezlerini dikkate alıp hakkında yapılan değerlendirmeleri aktardık.
Except for the order to bring salawat, Allah has not ordered and encouraged the following worship to be done in me and in angels, so that you can do it for yourself. He has followed the order of salawat, which is ordered in a special form and form, through believers. and we have tried to determine the most authentic narration by examining all the narrations in Kutub Tıs'a regarding the order of salât, which has many narrations. Based on these narrations we gathered, we had a little bit of the answer to how the command of salawat was best directed. Our study consists of 3 groups. In the first part, he tried to analyze the etymological analysis of the struggle for salât and salutation through the first period dictionary sources and to determine the meanings of lugavi and shar'i. Afterwards, we focused on the most reliable use of salawat as the hadith-referenced Salli Bârik prayers and touched upon the issues related to these prayers. We divided the narrations about the second salvat into the determination and evaluation and tabulated them at the end of the chapter for easy access to the narrations we collected
Emotion recognition using deep learning focusing on the hand and facial expressions
Duygusal gösterimlerin yol açtığı davranışsal ve fizyolojik tepkileri kullanarak çeşitli duygusal durumların ölçülmesi, tanımlanması ve tanınması, duygu tanıma olarak bilinir. Tartışma yaratma ve sosyal medya da dahil olmak üzere birçok görevdeki sayısız kullanımı nedeniyle duygu tanımlama çok önemli bir alandır. Bilgisayar sistemleri ve araçlarının insan etkilerini algılayıp yorumlamasını sağlayan bir analiz ve zeka sistemi, akıllı etkileşimi tasarlarken ve sunarken uyumlu bir insan-bilgisayar ekosistemi yaratır. Son yıllarda, yüz ve el hareketleriyle ifade edilen duyguların tanınmasına yönelik sağlam sistemlerin geliştirilmesine odaklanılarak, duygusal bilgi işlem alanına olan ilginin arttığı görüldü. Çalışmamızda, derin öğrenme tekniklerini kullanarak el ve yüz duygu tanıma alanındaki son gelişmelerin kapsamlı bir incelemesini ve analizini sunuyoruz. Duygu tanıma, insan-bilgisayar etkileşiminde çok önemli bir rol oynuyor ve derin öğrenmeyi kullanarak el ve yüz duygu tanıma alanındaki gelişmelere, zorluklara ve gelecekteki potansiyel eğilimlere ilişkin fikir sağlıyor. Toplum, insan-makine etkileşimini içeren teknolojileri giderek daha fazla benimserken, doğru ve etik açıdan sağlam duygu tanıma sistemleri geliştirmek, kusursuz ve empatik arayüzler oluşturmak için gerekli hale geliyor. Araştırma ayrıca, iyi bilinen derin öğrenme tekniklerinin karşılaştırmalı bir incelemesini de içeriyor; performans göstergelerini, hesaplama etkinliğini ve dinamik yüz ifadeleriyle karşı karşıya kaldığında dayanıklılığı değerlendiriyor. Ayrıca bu araştırma, modellerin çeşitli alanlara ve veri kümelerine uygulanabilirliğini incelemektedir. Bu çalışmada, yüz ifadelerinin yedi türe ayrıldığı, yüz hareketi tanıma için yaygın olarak kullanılan iki veri tabanı olan RAF-DB ve FEER 2013 olmak üzere iki veri tabanı kullandık: öfke, tiksinme, şaşkınlık, mutluluk, korku, üzüntü ve nötr. . Bu iki veritabanındaki görüntüleri üç derin tanıma algoritması kullanarak eğittik ve test ettik ve umut verici sonuçlar gösterdik. Çalışmalarımıza temel olarak geleneksel yöntemle başlıyoruz. Daha sonra 34th ResNet (He vd., 2016), MobileNet-V3(Howard ve diğerleri2017) ve Wider ResNet50-2'nin (Zagoruyko ve Komodakis, 2016) derin öğrenme tekniklerini içeren daha karmaşık bir yönteme geçiyoruz. Görüntünün farklı bölümlerine odaklanıyoruz: bir kanal yüz için, diğeri sağ el için ve diğeri sol el için. Daha sonra, yüzden duygu tanıma konusunda daha önce yapılan benzer çalışmalardan elde edilen bazı ölçümlere dayalı farklı teknikleri gösteriyoruz. Yüz Ġfadesi Tanıma 2013 (FER2013) ve RAdboud Yüzler Veritabanı (RAF-DB) veri setleri üzerinde temel bir model oluşturuyoruz ve çeşitli veriler üzerinde CNN kullanma deneyimimize göre katman başına yeni katman ve nöron sayısını seçiyoruz. Setler. Deneme yanılma yaklaşımı ideal öğrenme oranını ve diğer güçlendirme parametrelerini belirler. ImageNet veri seti üzerinde önceden eğitilmiş ResNet50v2'yi kullanarak el pozisyonuna göre yumruk, süper, kaybeden ve zafer etiketlerini tahmin etme. %69,41'lik test doğruluğuyla Wider ResNet50-2 (Zagoruyko ve Komodakis, 2016) modeli (Zagoruyko ve Komodakis, 2016), FER2013 veri kümesinde en iyi performansı gösterir. Orijinal Wider ResNet50-2 modeli 68 milyon parametre içermesi nedeniyle diğerlerine göre oldukça karmaşık ve büyüktür. Ancak parametre sayısını 66 milyona düşürdük. ResNet 34 %68,57, Mobile Net V 3 ise %66,09 doğruluk oranına ulaştı. Daha geniş olan ResNet50-2 (Zagoruyko ve Komodakis, 2016), %87,23 ile RAF-DB'de en iyi test doğruluk puanına ulaşır. Ek olarak, boru hattımızı MTCNN yüz algılama modelini kullanarak uyguluyoruz ve nasıl performans gösterdiğini görmek ve davranışını daha iyi anlamak için gerçek dünya verilerini kullanarak test ediyoruz. Diğer algoritmalarla yaptığımız çalışmalarda kullanılan aynı iki veritabanı için daha düşük doğruluk puanları elde ettik. ResNet 34 ve MobileNet gibi, ResNet 34 %86,32, Mobile Net V 3 ise %83,44 doğruluk oranına ulaştı. Modelin verimliliğini değerlendirmek için kafa karışıklığı matrisi ve etiket başına hassasiyet, hatırlama ve F1 puanı dahil diğer önlemler kullanıldı. Ġlk olarak, model tarafından üretilen çok sayıda hatanın yanı sıra çeşitli etiketlerde her hatanın meydana gelme sıklığını gösteren karışıklık matrisine bakalım. Derecelendirme sisteminin etkinliğini arttırmanın bir yoludur. Veri setinde ikiden fazla sınıf varsa veya sınıflar arasındaki gözlem miktarında farklılıklar varsa sınıflandırma doğruluğu zorlayıcı olabilir. Karışıklık matrisi, doğruluk, hatırlama ve F1-Skorunun hesaplanması yoluyla, belki bir sınıflandırma modeliyle bağlantılı zaferler ve eksiklikler hakkında daha derin bir anlayış kazanabiliriz. Bu faktörler, sınıflandırma sisteminin genel doğruluğundan çok, sistem performansının daha ayrıntılı bir şekilde anlaşılmasını sağlamaya odaklanmıştır. Ġyimser tahminlerin doğruluğu doğrulukla ilişkilidir. Geri çağırma ise yalnızca iyi olayların belgelenmesine odaklanır ve F1 puanı hem hatırlamayı hem de kesinliği hesaba katan adil bir değerlendirme sunar. F1 skorunda, harmonik ortalama kullanılarak kesinlik ve hatırlamaya eşit ağırlık verilir. Ayrıca, optimal sonuçlarımızın RAF-DB ve FER2013 veri setlerinden elde edilen diğer güncel sonuçlarla karşılaştırmalı bir analizini gerçekleştirdik. Bu arama modeli WiderResNet50-2'nin doğruluğu, FER2013 ve RAF-DB üzerinde değerlendirildiğinde tüm alternatif arama modellerini geride bırakıyor. Bunun tersine, bazı araştırmacılar birden fazla veri kümesinin tek, daha kapsamlı bir veri kümesinde entegrasyonuna güvenirken, bizim yaklaşımımız herhangi bir birleştirme metodolojisi kullanmadan her veri kümesini ayrı ayrı kullanmaktır. Ġlk modellerle karşılaştırıldığında, her model için özelleştirme katmanlarını kullanmamız eş zamanlı olarak çıkarım için gereken süreyi artırır ve toplam model parametresi sayısını azaltır. Yukarıda belirtilenler aracılığıyla, bu araştırma, derin öğrenme tekniklerini kullanarak yüz ve el hareketlerinden duygu tanıma alanındaki ilerlemelere ve zorluklara kapsamlı bir genel bakış sunmakta ve daha etkileşimli ve güçlendirici deneyimler elde etmek için insan-makine etkileşimi tekniklerinin nasıl geliştirilebileceğinin anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır. Ayrıca araştırma, insan-bilgisayar etkileşim sistemlerini iyileştirme potansiyeline vurgu yaparak, daha doğru ve bağlama duyarlı bir anlayış için yüz ve el hareketi tanımanın entegrasyonunu araştırıyor. Kaydedilen kayda değer ilerlemeye rağmen. Anahtar kelimeler: Duygu Tanıma, Derin Öğrenme, ResNet, Mobile Net
Quantifying, describing, and recognizing various emotional states using behavioral and physiological reactions brought on by emotional displays is known as emotion recognition. Due to its numerous uses in many tasks, including discussion generation and social media, emotion identification is a crucial field. A system of analysis and intelligence enabling computer systems and gadgets to perceive and interpret human effects creates a harmonious human-computer ecosystem when designing and presenting intelligent interaction. In recent years, the field of affective computing has seen an increase in interest, with particular focus on developing robust systems for recognizing emotions expressed through facial and hand gestures. In our work, we provide a comprehensive review and analysis of the state-of-the-art in hand and face emotion recognition using deep learning techniques. Emotion recognition plays a pivotal role in human-computer interaction, providing insight into developments, challenges, and potential future trends in the field of hand and facial emotion recognition using deep learning. As society increasingly embraces technologies that involve human-machine interaction, developing accurate and ethically sound emotion recognition systems becomes essential to creating seamless and empathetic interfaces. The research additionally incorporates a comparative examination of well-known deep learning techniques, assessing performance indicators, computational effectiveness, and resilience when confronted with dynamic facial expressions. Moreover, this research examines the applicability of models to various domains and datasets. In this work, we used two databases: RAF-DB and FEER 2013, which are two commonly used databases for facial gesture recognition, where facial expressions are divided into seven types: anger, disgust, surprise, happiness, fear, sadness, and neutral. We trained and tested images on these two databases using three deep recognition algorithms and showed promising results. In our work, we begin with the conventional method as a foundation. Then we go to a more sophisticated method that incorporates the deep learning techniques of 34th ResNet (He et al., 2016), MobileNet- V3(Howard et al., 2017), and Wider ResNet50-2 (Zagoruyko and Komodakis, 2016). We focus on different parts of the image: one channel for the face, the other for the right hand, and the other for the left hand. Then, we demonstrate different techniques based on some metrics from similar previous work in facial emotion recognition. We create a baseline model on the Facial Expression Recognition 2013 (FER2013) and RAdboud Faces Database (RAF-DB) data sets, and we select the new number of layers and neurons per layer according to our experience in using CNN on a variety of data sets. The trial-and-error approach determines the ideal learning rate and other augmentation parameters. Predicting punch, super, loser, and victory labels based on hand position using ResNet50v2, pre-trained on the ImageNet data set. With a test accuracy of 69.41%, the Wider ResNet50-2 (Zagoruyko and Komodakis, 2016) model (Zagoruyko and Komodakis, 2016) performs best on the FER2013 dataset. The original Wider ResNet50-2 model is very complex and large compared to others because it includes 68 million parameters. However, we reduced the number of parameters to 66 million, While the ResNet 34 achieved an accuracy rate of 68.57% and the Mobile Net V 3 had a ratio of 66.09%. The wider ResNet50-2 (Zagoruyko and Komodakis, 2016) achieves the best test accuracy score on RAF-DB with 87.23%. Additionally, we implement our pipeline using the MTCNN face detection model and test it using real-world data to see how it performs and to understand its behaviour better . The confusion matrix and other measures, including per-label precision, recall, and F1 score, were used to assess the model's efficiency. First, let us look at the confusion matrix, which illustrates the multitude of errors generated by the model as well as the frequency at which each error occurs along the various labels. It's a means of enhancing the rating system's efficacy. If there are more than two classes in the data set or if there are differences in the number of observations across classes, classification accuracy may be challenging. Through the computation of the confusion matrix, accuracy, recall, and F1-Score, we might perhaps gain a deeper comprehension of the triumphs and shortcomings linked to a classification model. These factors are more focused on creating a more detailed understanding of the system's performance than they are on the classification system's overall accuracy. The accuracy of optimistic predictions is correlated with accuracy. Recall, on the other hand, focuses on documenting only good occurrences, and the F1 score offers a fair assessment that accounts for both recall and precision. In the F1 score, precision and recall are given equal weight using the harmonic mean. Furthermore, we conducted a comparative analysis of our optimal outcomes with other recent results obtained from the RAF-DB and FER2013 datasets. The accuracy of this search model, Wider-ResNet50-2, surpasses that of all alternative search models when evaluated on FER2013 and RAF-DB. Conversely, while certain researchers depend on the integration of multiple datasets into a single, more extensive dataset, our approach is to utilize each dataset in isolation, without employing any merging methodology. Compared to the initial models, our utilization of customization layers for each model simultaneously increases the time required for inference and decreases the total number of model parameters. Through the above, this research provides a comprehensive overview of the progress and challenges in the field of emotion recognition from facial and hand movements using deep learning techniques and contributes to understanding how to improve human-machine interaction techniques to achieve more interactive and empowering experiences. Furthermore, the research explores the integration of facial and hand gesture recognition for more accurate and context-aware understanding, with an emphasis on the potential for improving human-computer interaction systems. Despite the remarkable progress that has been achieved. Key Words: Emotion Recognition, Deep Learning, ResNet, Mobile Net
The visual world paradigm analysis in Turkish syntactic structure
Sözdizimsel yapı ve sözdizimsel uzaklık kavramları, alanyazında uzun yıllardır tartışılan bir konu olma niteliği taşımaktadır. Sözdizimsel yapıyı temel alarak yapılan araştırmaların temel odak noktasını hiyerarşi oluştururken sözdizimsel uzaklığı temel alan çalışmalar ise tümcedeki ilişkili birimler arasındaki uzaklığı dikkate almaktadır (O'Grady, 2003; Makuuchi, 2009; Hsu ve Chen, 2013). Türkçe üzerinde hiyerarşiyi konu alan psikodilbilimsel teknikler kullanılarak gerçekleştirilen çalışmalar bulunmasına karşın (Kırkıcı, 2004; Aydın ve Cedden, 2010; Kaya, 2012) hem hiyerarşi hem de uzaklığın birarada incelendiği deneysel çalışmalarda eksiklikler gözlemlenmiştir. Bu çerçevede, bu çalışmada sözdizimsel yapı ve sözdizimsel uzaklık kavramları psikodilbilimsel tekniklerden biri olan ve son yıllarda sıklıkla tercih edilen Görsel Dünya Paradigması yönteminin kullanıldığı süreç-içi bir araştırma olma niteliği taşımaktadır. Sözdizimsel yapı kavramı alt bileşenlerinden olan hiyerarşi ve çizgisellik içeren tümce yapıları ile sözdizimsel uzaklığı oluşturan uzun ve kısa tümce yapıları GDP tekniği çerçevesinde gerçekleştirilen göz izleme deneylerinde anadili Türkçe ve sağlıklı 57 katılımcıya sunulmuştur. Göz izleme verilerinden elde edilen bulgular, iki temel bileşen arasında etkileşim olduğunu göstermektedir. Özellikle, tümce içindeki bağımlı birimler arasındaki uzaklığın artmasının ilgili görsele bakma süresinde gecikme olarak yansıdığı görülmüştür. Dolayısıyla, tümce işlemleme sırasında sözdizimsel uzaklık ana etkisinin belirgin bir fark oluşturduğunu söylemek mümkündür
Türkiye- İsrail İlişkileri ekseninde Türkiye’nin Orta Doğu Politikası Ve Filistin meselesine yaklaşımı (1948-1958).
Türkiye açısından Orta Doğu, Arap toplumlarıyla beraber İsrail’i de içine alan, komşuluk ilişkileri içerisinde olduğu tarihsel ve kültürel olarak pek çok ortak unsurun paylaşıldığı bir coğrafyadır. Türkiye Cumhuriyeti devleti, Cumhuriyet’in ilanı sonrası devleti yapılandırma ve rejim inşa sürecinde Türkiye’nin ulusal çıkarları sistemin ve bölgenin istikrarı üzerinde şekillenmiştir. Bu durum II. Dünya Savaşı sonrasında Türkiye’nin genel olarak Orta Doğu ve özelde de Filistin politikası Batı ile paralel gelişmiş ve Soğuk Savaşın dinamikleriyle şekillenmeye devam etmiştir. 14 Mayıs 1948 tarihinde İsrail’in kuruluşuyla birlikte bölgesel ve uluslararası gelişmeler ışığında Türkiye, Müslüman ülkeler arasında İsrail’i tanıyan ilk devlet olmuştur. Bu durumun ortaya çıkmasına Türkiye’nin Batılı Devletler ile olan ilişkileri ve ABD’nin Türkiye-İsrail arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi yönündeki çabaları etki etmiştir. Bu sebeple Türk dış politikası, Ortadoğu’da ve Filistin’de yaşanan olaylara karşı Batı eksenli bir yaklaşımın sonucu şekillenmiştir. Bu bağlamda gerek Filistin ile gerek İsrail ve diğer bölge ülkesi Arap devletleriyle olan ilişkilerinde önemli inişler ve çıkışlar yaşanmıştır. Bazı dönemlerde İsrail yanlısı denebilecek politikalar izleyen Ankara, bazen de açık bir şekilde Arap ülkelerinden ve Filistin’den yana bir tavır sergilemiştir. Bu bağlamda konu Türk arşiv belgeleri temelinde, süreli yayınlar ve telif eserler ışığında ele alınarak objektif şekilde ortaya konulmaya çalışılmıştır.
In the context of Türkiye, the Middle East is a region that encompasses Arab societies and Israel, sharing numerous historical and cultural commonalities within the framework of neighboring relations. The Republic of Türkiye, in the process of structuring the state and establishing the regime following the proclamation of the Republic, has been shaped by the national interests of Türkiye, which is based on the stability of the system and the region. This perspective persisted in Türkiye's post-World War II Middle East policy, especially regarding Palestine, evolving in parallel with Western developments and influenced by the dynamics of the Cold War. On May 14, 1948, with the establishment of Israel, Türkiye became the first Muslim country to recognize Israel amidst regional and international developments. This recognition was influenced by Türkiye's relations with Western countries and the efforts of the United States to develop relations between Türkiye and Israel. Consequently, Turkish foreign policy has been shaped as a result of a Western-oriented approach to events in the Middle East and Palestine. In this context, Türkiye has experienced significant fluctuations in its relations with Palestine, Israel, and other Arab states. Ankara, at times, pursued policies that could be described as pro-Israel, while at other times openly displayed a stance in favor of Arab countries and Palestine. In this regard, the subject was addressed objectively, based on Turkish archival documents, periodicals, and copyrighted works to shed light on the matter