79054 research outputs found
Sort by
Investigation of usability of catalyst Pd@rGO/LiCoO2 on the catalytic hydrolysis of Ethylenediamine Bisborane
Bu tez çalışmasında etilendiamin bisboranın (EDAB) katalitik hidrolizi kesikli reaktörde Pd@rGO ve Pd@LiCoO2 sentezlenen katalizörler eşliğinde gerçekleştirilmiştir. Destek malzemesi grafen oksit (GO) Hummers ve Tour yöntemleri ile sentezlenmiştir. Hummers yöntemi ile elde edilen GO üzerine hidrotermal yöntem ile kütlece %3,75, %5 ve %7,5 Pd yüklemesi ile elde edilen Pd@rGO katalizörleri paslanmaz çelik otoklav yardımı sentezlenmiştir. Ek olarak kütlece %3,75Pd@LiCoO2 katalizörü önce ıslak emdirme daha sonra ise H2 ve He atmosferinde tüp fırında indirgeme ile sentezlenmiştir. Katalizörlerin karakterizasyonu FTIR, BET, SEM-EDX, TEM, XPS, XRD analizleri ile belirlenmiştir. Kesikli reaktörde iki farklı sıcaklıkta (50℃ ve 70℃) ve EDAB derişiminde (0.02M, 0.03M) hidroliz reaksiyonları gerçekleştirilmiştir. En yüksek üretilen H2 (mL) miktarı %3,75 Pd@rGO katalizöründe 70℃ sıcaklıkta 0.03M EDAB hidrolizinde 28,27 ml bulunmuştur. En yüksek hidrojen üretim hızları (HGR) 3,75 Pd@rGO, %5 Pd@rGO,%7,5 Pd@rGO ve %3,75 Pd@LiCoO2 katalizörleri için sırasıyla 288.71, 234.73, 502.5, 215.73 mL/min.gcatalyst olarak hesaplanmıştır. Hidroliz reaksiyon kinetiği %7,5 Pd@rGO katalizörü için üç farklı sıcaklıkta incelenmiş ve aktivasyon enerjisi 22,82 kJ/mol bulunmuştur
Determination of fungal diseases in lettuce planting areas in Ankara province
Önemli bir marul üreticisi durumunda olan Ankara ilinin yetiştiricilik alanlarındaki fungal hastalıkların belirlenmesi amacıyla 2022 yılında yapılan surveyler sonucunda hastalıklı bitki örneklerinden 66 fungal izolat elde edilmiştir. Elde edilen izolatların teşhis çalışmaları sonucunda kırk altı izolatın Fusarium oxysporum türüne ait olmasıyla en yaygın tür olduğu belirlenmiş, geri kalan izolatlardan ise; dokuz izolatın Alternaria alternata üç izolatın Fusarium equiseti, dört izolatın Fusarium solani, iki izolatın Rhizoctonia spp. birer izolatın ise Sclerotinia sclerotiorum ve Sclerotinia minor türlerine ait olduğu tespit edilmiştir. İzole edilen fungusların patojenisite denemeleri tohum-hipokotil testi şeklinde yapılmıştır. Patojenisite denemeleri sonucunda; Fusarium oxysporum izolatlarının hastalık şiddeti değerleri %0.0 – %83.0 arasında değişkenlik gösterirken, Fusarium equiseti %22.6 – 86.0, Fusarium solani %28.3 – 90.0, Rhizoctonia spp. %15.0, %29.0, Sclerotinia sclerotiorum ve Sclerotinia minor içinse sırasıyla %68.0 ve %93.0 olarak belirlenmiştir. F. equiseti'nin ülkemizde de marul bitkisinde patojen olduğu bu tez çalışması ile ilk kez tespit edilmiş olup bu veriler ülkemiz için ilk kayıt niteliğindedir
The effects of neoliberal policies on the agricultural sector: The case of Ankara
24 Ocak 1980 kararları ile Türkiye'de uygulanmaya başlayan neoliberal politikalar 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidara gelmesi ile hız kazanmıştır. Neoliberalizm sadece bir ekonomi fikri olmasının ötesinde hayatın her alanına etki eden bir olgudur. Bu yönüyle tarım sektörü üzerinde de önemli etkileri olmuştur. Neoliberal politikalar ile tarımda kapitalistleşme hedeflenmişse de bu hedefin gerçekleşmesi mümkün olmadığı gibi küçük ölçekli üreticiler giderek daha fazla yoksullaşmıştır. Bu tezde neoliberal politikaların etkisinde kalan tarım sektörünün durumu Ankara özelinde incelenmiştir. Bu kapsamda Ankara'da çiftçilik yapan farklı yaşlardan 25 kişi ile görüşülmüştür. Görüşmecilerin profilleri incelendiğinde büyük çoğunluğunun tarım harici gelir kaynağı bulunduğu ve çoğu çiftçinin yaşının 45'in üstünde olduğu görülmektedir. Genç yaştaki insanlar ise tarımla uğraşmak yerine düzenli maaşı olan bir işi tercih etmektedir. Bu tercihin tarımdan gelen gelirin yetersiz görülmesinin yanı sıra toplumsal statü ile ilgisi olduğuna dair görüşler belirtilmiştir. Bu durum gençlerin tarım sektörüne olan ilgisinin yeterli düzeyde olmamasının sadece ekonomik değil sosyolojik boyutları olduğunu da göstermesi açısından önemli bir olgu olarak ön plana çıkmaktadır. Tezin saha çalışmasındaki diğer bulgular genel olarak şu şekilde özetlenebilir: Görüşmecilerin tamamı Türkiye'de tarımın durumundan memnun değildir. Bu memnuniyetsizlik kimileri için tarım sektörünün bittiği yorumuyla ifade edilmiştir. Bahsi geçen olumsuz durumun düzeltilebilmesi için köklü reformlar, eğitim ve merkezi planlama, destek ve sübvansiyonlar, tarımla uğraşanların sigorta primlerinin devlet tarafından ödenmesi gibi öneriler sunulmuştur. Ayrıca yerel yönetimlerin verdiği desteklerin neoliberalizmin tarım sektörüne verdiği zarara çare olup olamadığı hususunda görüşmecilerden alınan bilgiler doğrultusunda neoliberalizmin olumsuz etkilerinin ancak yavaşlatılabildiği görülmektedir. Ek olarak görüşmeciler belediyenin desteklerinden memnun olduğunu belirtmiştir. Burada altı çizilmesi gereken noktanın özellikle küçük ölçekli çiftçilerin Ankara Büyükşehir Belediyesi destekleri olmasa tarım faaliyetlerine devam edemeyeceğini belirtmesidir. Bunun yanı sıra tezin saha bulguları tarım sektörünün devlet desteklerine ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Bu nedenle geliştirilecek politikalarda özellikle küçük ölçekli çiftçinin durumunun gözetilmesi gerekmektedir. Nitekim sektörde sürdürülebilirlik ve yerel üretimin devam edebilmesi için tezin yazıldığı dönemde görüşülen üreticilerin çoğu devlet desteklerine ihtiyaç duyduğunu belirtmiştir. Tarım, insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak adına alternatifi olmayan bir konumdadır. Bu açıdan tarıma yönelik ve tarımı etkileyecek tüm politikaların titizlikle incelenmesi elzemdir. Ayrıca hâkim paradigma her ne olursa olsun tarım gibi hayati önem taşıyan sektörlere yönelik politikalar geliştirilirken bu sektörlerin durumunun özel olarak ve uygulandıkları ülkelerin durumları esas alınarak önceliklendirilmeleri gerekmektedir
Communication in sufism: A qualitative study on meaning, methods and practices
İnsan varoluşunun temel unsurlarından bir tanesi olan iletişim olgusu, bireyler arası ilişkilerin kurulmasından toplumların şekillenmesine kadar geniş bir yelpazede kritik rol oynamaktadır. Tasavvuf ise İslam düşüncesinin derin manevi katmanlarını açığa çıkararak, bireyin ruhsal dünyasına dair kapsamlı bir keşif imkânı sunar. Bu iki alanın kesişim noktasını araştırmak hem iletişim disiplinine hem de tasavvufun anlaşılmasına yeni bir boyut kazandıracaktır. Tasavvuf, insanın kendisiyle, diğer insanlarla ve nihayetinde Allah ile kurduğu iletişimin derinliklerine inen bir disiplindir. Tasavvufî düşüncede iletişim, sadece dilsel bir aktarım aracı olmanın ötesine geçerek, kalpten kalbe akan manevi bir etkileşim formu olarak görülür. Bu bağlamda, sûfînin zikir, rabıta, sohbet, halvet gibi nefsi tezkiye ve ruhu tasfiye pratikleri, içsel iletişimin araçlarıdır. Çalışmada, tasavvufta iletişimin nasıl anlamlandırıldığı ve bu anlamların modern iletişim kuramları ile nasıl örtüştüğü üzerinde durulacaktır. Günümüzde iletişim, teknoloji ve küreselleşme ile evrensel bir boyut kazanmışken, tasavvufun manevi iletişim anlayışı, bu çağdaş gelişmelere karşı alternatif bir perspektif sunacak niteliktedir
From battlefıelds to sports fıelds: the ınter-allıed games as an ınternatıonal event after the fırst world war (june 22-july 6, 1919)
22 Haziran – 6 Temmuz 1919 tarihlerinde Paris'te düzenlenen
Müttefikler Arası Oyunlar, uluslararası spor tarihinde özel bir
yere sahip olan çok sporlu bir etkinliktir. Birinci Dünya
Savaşı'nın sona ermesinden kısa bir süre sonra Amerikan Seferi
Kuvvetleri (AEF) ve Genç Erkekler Hıristiyan Cemiyeti (YMCA)
tarafından organize edilen ve İtilaf Devletleri arasında
düzenlenen bu etkinlik, galip gelen farklı milletlere mensup
askeri personel arasında dostluk ve dayanışmayı teşvik etmeyi
amaçlamıştır. Olimpiyat Oyunları'na benzer bir yapıya sahip olan
Müttefikler Arası Oyunlarda, atletizm, yüzme, boks, futbol, tenis,
güreş, atıcılık, binicilik gibi birçok spor dalında yarışmalar
düzenlemiştir. Etkinlik, askeri rekabetin ötesinde, savaşın
getirdiği yıkım ve kayıpların ardından barış ve kardeşlik mesajı
vermek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Müttefikler Arası Oyunlar,
sporun birleştirici gücünü vurgulayarak, savaş sonrası dönemde
uluslararası dostluğun ve iş birliğinin önemini ortaya koymuştur.
Bu makale, Müttefikler Arası Oyunların kökenlerini,
organizasyonunu ve etkisini araştırarak, savaş sonrası yeniden
yapılanma, uluslararası ilişkiler ve küresel spor müsabakalarının
evrimi bağlamında önemini analiz etmektedir.
Held from June 22 to July 6, 1919 in Paris, the Inter-Allied
Games were a multi-sport event with a special place in the
history of international sport games. Organized by the
American Expeditionary Forces (AEF) and the Young Men's
Christian Association (YMCA) shortly after the end of the First
World War, this event between the Allied Powers aimed to
promote friendship and solidarity among military personnel of
different victorious nations. In the Inter-Allied Games, which
had a similar structure to the Olympic Games, organized
competitions in many sports such as athletics, swimming,
boxing, football, tennis, wrestling, shooting and horse riding.
Beyond military competition, the event was organized to send
a message of peace and brotherhood after the destruction and
losses brought by the war. By emphasizing the unifying power
of sports, the Inter-Allied Games demonstrated the importance
of international friendship and cooperation in the post-war
period. This article explores the origins and impact of the InterAllied Games, analyzing its significance in the context of postwar reconstruction, international relations and the evolution of
global sport competition
A new marker for diabetic predisposition due to maternal obesity: Amylin
Bu tez çalışmasında pankreasta bulunan beta hücrelerinden insülin ile birlikte sekrete edilen Adacık Amiloid Polipeptit – Amilin (IAPP)'in hem Tip 2 Diabetus Mellitus (T2DM) hastalığının fizyopatogenezinde hem de maternal kaynaklı T2DM'nin belirlenmesinde önemli bir belirteç olarak kullanılması amaçlanmıştır. Çalışmada 5 haftalık 20 adet dişi Wistar albino sıçan kullanılmış ve çiftleşme öncesi dişi sıçanlar rastgele seçilmiş ve kontrol ve kafeterya diyet (KAF) grubu olmak üzere her grupta 10'ar adet olacak şekilde iki gruba ayrılmıştır. KAF grubu, normal sıçan yemine ek olarak yüksek yağlı diyet (HFD) ile beslenmiştir. 8 ay sonra KAF grubundaki dişi sıçanların vücut ağırlıkları, kontrol grubundaki dişi sıçanlara göre %75 oranında artmıştır. Çalışmada, kafeterya diyet ile indüklenen obezite modeli sonucu gelişen Tip 2 diyabetli anne sıçanlarla birlikte 0, 20 ve 90 günlük yavrulara ait pankreas dokuları kullanılmıştır. Bu dokulardan nükleik asit izolasyonu gerçekleştirilerek gerçek zamanlı PCR aracılığıyla Adacık Amiloid Polipeptit (IAPP) mRNA'ları düzeyleri izlenmiştir. Gerçek zamanlı PCR işleminin ardından IAPP ve 18S rRNA genlerine ait amplikonlar Agaroz Jel Elektroforez yöntemi ile görüntülenmiştir. Kontrol gruplarında, kafeterya diyetine tabi tutulan KAF gruplara göre insülin gen ifadesi daha fazla bulunmuştur (p<0.05); bu durum, kafeterya diyeti uygulanan annelerde ve bunların yavrularında diyabet veya önceden diyabetik durumlara meyilli olduğunun bir göstergesi olarak değerlendirilmiştir. IAPP gen ifadeleri kontrol gruplarına oranla, p0 gün KAF grubunda 8 kat, p20 KAF grubunda 8 kat ve p90 gün KAF grubunda 4 kat şeklinde rapor edilmiştir (p<0.05). Bu noktada IAPP, yavrularda gelişebilecek maternal kaynaklı T2DM`ye yatkınlık patofizyolojisindeki yolakta önemli bir gen ve klinik çalışmalar için bir hedef potansiyelini barındırmaktadır
Mülteci Ve Benze Statüdeki Kişilerin Çalışma Ve Eğitim Hakkının Önündeki Cam Duvar:Tanıma Ve Denklik
Bulunduğu ülkeden bir başka ülkeye göç etmek zorunda kalan mülteci ve benzer statüdeki kişilerin çalışma ve eğitim hakkına erişimleri çoğu durumda mesleki ve akademik yeterliliklerinin tanınmasına bağlıdır. Özellikle nitelikli diyebileceğimiz bir kesim açısından bu elzemdir. Ancak mülteci ve benzer statüdeki kişilerin bu haklara erişmesi için hiç görmedikleri ve bilmedikleri duvarları aşması gerekmektedir. Bu cam duvarlar, mülteci ve benzer statüdeki kişilerin bu haklara erişimini sınırlandırmakla kalmamakta, bu haklara erişiminin sınırlandığından haberi dahi olmayan bir topluluk oluşturmaktadır. Tanıma ve denklik prosedürleri, ülkelere göre çok farklı düzenlemeler içerebilmektedir. Bu süreçler, mülteci ve benzer statüdeki kişiler bakımından zorlayıcı unsurlar barındırabilmektedir.
Bu yüksek lisans tezi çalışmasında, çalışma hakkı ve eğitim hakkının tanımları, bu hakların hangi unsurları barındırdığı ve insan hakları belgelerinde ne şekilde vücut bulduğu incelenecektir. Çalışmanın devamında çalışma ve eğitim hakkı arasındaki güçlü bağ, eğitim hakkı olmadan nitelikli bir çalışmanın mümkün olmadığı varsayımıyla açıklanacaktır. Eğitim hakkına erişmek için ise çoğu durumda maddi güç yani ücretli bir işte çalışma gerekebilmektedir. Dahası bu haklar arasındaki bağ, diğer insan haklarına erişim açısından da kritik öneme haizdir. Bu hakların adil koşullarda sağlanamadığı durumlarda diğer insan haklarına dair bilinç ve farkındalık da bulunamamaktadır. Bu haklara erişim koruma sağlayan ülkedeki statülere göre de farklılıklar içerebilmektedir.
Mülteci ve benzer statüdeki yabancıların eğitim ve çalışma hakkına erişimde yaşadığı sorunlar göç tercihlerini etkileyebilmektedir. Öte yandan bu sorunlar, kişilerin elde ettikleri niteliklerden daha vasıfsız işlerde çalışmalarına veya eğitimlerine devam edememelerine dolayısıyla vasıfsızlaşmalarına sebep olmaktadır.
Tanıma ve denklik süreçlerin dağınık olduğu, kurumlar arasında koordinasyon eksiklikleri, mülteci ve benzer statüdeki kişilere münhasır (dil, belge temini, fiili imkansızlık, yüksek ücret, yabancı düşmanlığı) sorunları bulduğu değerlendirilmektedir.
109
Uluslararası sözleşmelerde bu hakların örtülü bir asgarilik içerisine sıkıştırıldığı, devletlere hakka erişimi kısıtlayabilecek bir takdir alanı sağlandığı, dolayısıyla insan hakları hukuku açısından da bu anlamda bir boşluk bulunduğu tespit edilmiştir.
Türkiye’deki mevcut uygulamaların belirli kısımlarının uluslararası sözleşmelerle uyumlu olduğu ancak yeterli olmadığı, özellikle lisans düzeyinde düzenlenmiş meslekler bakımından bir çok sorun barındırdığı tespit edilmiştir. Diğer ülkelerin ve uluslararası kurumların bu sorunların ve engellerin giderilmesine yönelik önemli girişimleri bulunsa dahi küresel çapta soruna merhem olacak bir uygulama bulunmamaktadır. Türkiye açısından bu alanda yapılacak düzenleme ve iyileştirmeler mülteci ve benzer statüdeki kişilerin insan haklarına erişime katkıda bulunacak, bu kişilerin kendi kendilerine yeterliliklerini artırarak Türkiye’ye yükünü azaltacak, Türkiye’nin uluslararası göçten daha nitelikli bir şekilde faydalanmasını sağlayacaktır. Dahası bu alanda yapılabilecek Avrupa Meslek Kartı ve Mülteci Yeterlilik Pasaportu’na benzer bölgesel ve küresel uygulamalar sayesinde Türkiye göç stoğundan azami faydayı sağlarken, diğer ülkelere de örnek teşkil edebilecekti
Identification and molecular characterization of rna mycoviruses hosted by Tuber rufum samples collected from Edirne,Tekirdağ and Kirklareli
Bu çalışmanın amacı, Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli illerinden toplanan Tuber rufum örneklerindeki doğal viral enfeksiyonlara ait RNA mikovirüslerinin saptanması ve moleküler analizlerinin yapılmasıdır. Arazi çalışmaları sonucunda elde edilen Tuber rufum'ların geleneksel ve moleküler yöntemler kullanılarak teşhisleri yapılmıştır. Tuber rufum örneklerinden genomik DNA izolasyonu CTAB yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Ribozomal RNA gen bölgeleri PCR ile çoğaltılmıştır. Amplikonlar, BLASTn analizleri kullanılarak incelenmiş ve filogenetik ağaçlar oluşturulmuştur. dsRNA ekstraksiyonu gerçekleştirilmiş ve S1 nükleaz kullanılarak dsRNA'lar muamele edilip analiz edilmiştir. dsRNA'lar rPCR ile çoğaltılmış, saflaştırılmış ve yeni nesil dizileme ile analiz edilmiştir. Terminal bölgelerin çoğaltılması için RACE PCR ve Sanger dideoksi yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen viral genom dizileri biyoinformatik ve filogenetik olarak analiz edilmiştir. Bu çalışmada, Tuber rufum'u enfekte eden iki mikovirüs ilk defa tanımlanmıştır. "Tuber rufum mitovirus 2" olarak adlandırılan mitovirüsün tam genomu elde edilmiştir ve "Tuber rufum mitovirus 3" olarak adlandırılan mitovirüsün tüme yakın genom dizisi elde edilmiştir.
This study focuses on detecting RNA mycoviruses associated with natural viral infections in Tuber rufum samples collected from the provinces of Edirne, Tekirdağ, and Kırklareli, and conducting molecular analyses. Traditional and molecular diagnoses were conducted on wild Tuber rufum mushrooms obtained from fieldwork. Genomic DNA isolation from Tuber rufum samples was performed using the CTAB method. Ribosomal RNA gene regions were amplified via PCR. The resulting amplicons were analyzed using BLASTn and phylogenetic trees were constructed. dsRNA extraction was performed, followed by treatment and analysis of dsRNAs using S1 nuclease. The dsRNAs were amplified, purified, and analyzed using next-generation sequencing. RACE PCR and Sanger dideoxy sequencing were employed to amplify the terminal regions. The obtained viral genome sequences were subjected to bioinformatic and phylogenetic analyses. In this study, two mycoviruses infecting Tuber rufum were identified for the first time. The complete genome of the mitovirus called "Tuber rufum mitovirus 2" was identified and the near-complete genome sequence of the mitovirus called "Tuber rufum mitovirus 3" was identified
Asymptotic formulas for Bernstein type operators
u tez altı bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm giriş kısmına ayrılmıştır. İkinci bölümde, bu tez çalışmasında kullanılacak olan temel tanımlar ve teoremlerden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde, Bernstein operatörü için Voronovskaja tipli teorem verilmiştir, Floater tarafından ispatlanan asimptotik formülün türevle ilişkisi incelenmiştir ve Bernstein operatörü için Voronovskaja tipli açılım türevlendiğinde yine bu türevin ((1/n)) dizisinin sıfıra yaklaşım hızından daha iyi olmadığı gösterilmiştir. Dördüncü bölümde, bir lineer pozitif operatörün Bernstein tipli operatör olması için üç özelliğin sağlanması gerektiği gösterilmiştir ve bu tez çalışması için büyük önem taşıyan lemma ispatlanmıştır. Daha sonra Bernstein tipli operatörlerin moment genişlemesi incelenmiştir. Beşinci bölümde, Bernstein tipli operatörler için asimptotik formülün türevi alınması durumunda yine bu türevin ((1/(n^{k})))_{n=1}^{∞} dizisinin sıfıra yakınsama hızından daha iyi olmadığı gösterilmiştir. Altıncı bölüm, tartışma ve sonuç kısmına ayrılmıştır