79054 research outputs found
Sort by
The effect of women's stress level on work-family balance in working life: an evaluation in the context of the movie “women create the miracle
21.yy’da çalışma yaşamı pek çok değişime sahne olduysa da değişmeyen önemli sorun
alanları da mevcuttur. Örneğin iş yaşamının birey üzerinde yarattığı gerilim çoğu kez, stres
belirtilerine meydan vermektedir. Üstelik bu durum her sektörde, her düzeyde ve her iki cinsiyet
için de geçerlidir. O nedenle stres ve iş yaşamı üzerine düşünmek ve tedbir almak gereği
oldukça güçlü bir şekilde alan yazında kendini göstermektedir. Gündelik yaşam sadece işten
ibaret olmadığından, özel yaşam ve diğer ilgi alanlarına hitap eden etkinlikler de bu konuda
devreye girebilmektedir. İş-yaşam dengesi alanında özellikle kadınlar için kritik sonuçlar ve
stres yaratan unsurlar dikkat çekicidir. Öyle ki pek çok sanat eseri, sinema filmleri bu konuyu
tartışmaya açma amaçlı olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmada da "Mucizeyi Kadınlar
Yaratır" başlığı ile 2011 tarihli film ışığında gerçek yaşama özgü stres ve kadın sorunsalının
yansımasını incelemek hedeflenmiştir
Veto Crises in Türkiye-NATO Relations: An Assessment on Similarities and Differences
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin tam ortasında Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği
teşebbüsüne itiraz etmesi ittifak içerisinde ciddi bir krize neden olmuştur. Kriz her ne kadar Türkiye, Finlandiya
ve İsveç arasında imzalanan üçlü mutabakat metni ile çözülmüşse de Ankara’nın sıkça veto kartına başvurması
ittifakın üyeleri arasında büyük kaygı yaratmıştır. Bu kaygılar NATO üyeleri arasında karar alma
mekanizmalarına dair reform gerekliliği tartışmalarını alevlendirmiş ve Türkiye’nin ittifakın sorun çıkaran
üyesi olarak tanımlanmasına neden olmuştur. Medyada yer alan haberlere göre Türkiye, 2009 ve 2022 arasında
en az altı NATO kararını veto etmiştir. Veto krizlerinin sayısı ve sıklığı Türkiye’nin vetoyu önemli bir dış
politika yapma enstrümanı olarak kullandığı ve gelecekte de bu şekilde kullanabileceğini göstermektedir.
Çalışma, bu varsayımdan hareketle, Türkiye-NATO ilişkilerindeki veto krizlerini mukayese ederek Türk dış
politikası üzerine var olan literatüre katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Çalışma bu bağlamda veto krizleri
arasında benzerlik ve farklılıkları, her veto vakasının sebepleri, kısa vadeli etkileri ve sonuçlarını tartışarak
ortaya koymayı da amaçlamaktadır. Çalışmada karşılaştırmalı vaka analizi yöntemi kullanılacak ve bulgular
altı vaka üzerinden değerlendirilecektir
"Hanafi İmams' differences of opinion on prayer in Sarahsī's al-Mabsut"
"Serahsî'nin el-Mebsût İsimli Eseri Özelinde Namaz İbadetine Dair Hanefî İmamlarının Görüş Ayrılıkları ve Gerekçeleri" isimli çalışmamız bir giriş, iki bölüm, özet ve sonuçtan oluşmaktadır. Tezimizin giriş bölümünde konunun önemi, amacı, sınırları ile araştırmanın yöntemi ve kaynakları belirtilmiştir. Yine bu bölümde Mâverau'n-Nehir bölgesinin önde gelen fakihlerinden Serahsî'nin hayatı ve ilmi şahsiyeti, yaşadığı dönem ve zindan hayatı, eserleri ve çalışmamıza kaynaklık eden el-Mebsût isimli eser hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde el-Mebsût isimli eseri merkeze alınarak Serahsî'nin ibadet fıkhı bağlamındaki tercihleri ve tercihlerin gerekçeleri tespit edilmeye çalışılmış, "Namazın Şartları ve Namaz Çeşitleri ile İlgili İhtilaflar" başlığı altında derli toplu bir bilgi sunulmaya gayret edilmiştir. Tespit edilen her bir ihtilaf için bir başlık konulmuş, bu başlıklar mümkün olduğu kadar genel ifadelerle belirtilmeye çalışılmıştır. Tespit ettiğimiz görüş farklılıkları Hanefî mezhebindeki diğer kaynaklardan da istifade edilerek açıklanmıştır. İkinci bölümün başlığı "Namazın Edası ile İlgili İhtilaflar" olup işleyiş olarak yine birinci bölümdeki yöntem uygulanmıştır. Bununla birlikte ihtiyaç görülen yerlerde de kısa değerlendirmeler yapılmıştır. Son olarak sonuç kısmında çalışmamız sonucunda elde ettiğimiz, görüş farklılıklarına sebep olan unsurlardan bahsedilmiş, Serahsî'nin hangi konuda hangi imamın görüşünü benimsediği, hangisini tercih etmediğine dair örnekler verilmiş, böylece Serahsî'nin fıkhî tavrı ortaya koyulmaya çalışılarak Hanefî mezhebi içerisindeki konumuna değinilmiştir
Patent değerleme yöntemlerinin kıyaslanması ve örnek uygulamalar
Günümüzde, teknolojik gelişmelerin hız kazandığı bir ortamda, patentlerin önemi giderek
artmaktadır. Bu bağlamda, patent değerleme süreçleri ve bu süreçlerde kullanılan çeşitli
yöntemlerin incelenmesi, işletmelerin rekabet avantajını sürdürmeleri için önemlidir. Bu
makale, patent değerleme alanında yeni bir yaklaşımın geliştirilmesini ve mevcut
yöntemlerle kıyaslamasını sunmaktadır. Geliştirilen bu yeni metodoloji, Buluşun Niteliği,
Pazar Kapasitesi, Maliyet Analizi, Lisanslama Gücü, Ömür Analizi, Buluşun Karlılığa
Etkisi ve Tarifname/Doküman Gücü gibi kritik ana başlıklardan oluşmaktadır. Her bir
başlık, patentin değerini etkileyen temel faktörleri derinlemesine incelemekte ve bu
faktörlerin bir arada nasıl değerlendirilebileceğine dair yenilikçi bir bakış açısı
sunmaktadır. Aynı zamanda çalışmada litaretürde yer alan farklı değerleme yöntemlerine
göre ve birçok kritere göre gerçekleştirilen patent değerleme konusunda bir örnek yöntem
ortaya konulmuştur. Bu yönüyle çalışma, farklı patent değerleme yöntemlerini
kıyaslamayı amaçlamaktadır.
Buluşun Niteliği bölümünde, patentin teknolojik yenilikçiliği ve sektörel uyumluluğu
analiz edilmiştir. Pazar Kapasitesi, patentin potansiyel pazar büyüklüğünü ve hedef
pazarın büyüme beklentilerini değerlendirmiştir. Maliyet Analizi, patentin geliştirilmesi
ve uygulanması için gerekli toplam maliyetleri dikkate almıştır. Lisanslama Gücü,
patentin pazarda nasıl lisanslama ve gelir yaratma potansiyeline sahip olduğunu
incelemiştir. Ömür Analizi, patentin teknolojik ve pazar ömrünü değerlendirerek uzun
vadeli değerini ortaya koymuştur. Buluşun Karlılığa Etkisi, patentin ticari başarı ve kâr
potansiyelini analiz etmiştir. Tarifname/Doküman Gücü ise, patent dokümanının
kapsamlılığı ve detaylarına odaklanarak, patentin hukuki ve teknik gücünü belirlemiştir.
Literatür ile kıyaslandığında, bu yeni yöntem, patent değerleme sürecine daha bütünsel
ve kapsamlı bir bakış açısı getirmekte ve her bir faktörün patentin toplam değeri
üzerindeki etkisini detaylı bir şekilde ele almaktadır. Özellikle, bu yöntemin farklı
sektörlerdeki patentler için uygulanabilirliği ve esnekliği dikkat çekicidir.
Makale, ayrıca bu yeni metodolojinin pratik bir uygulamasını da içermekte olup, bir
mesajlaşma uygulamasının güvenlikle ilgili patentine bu metodolojiyi uygulayarak,
somut bir değerleme örneği sunmaktadır. Hesaplama sonuçları, yeni yöntemin patentin
gerçek değerini daha net bir şekilde yansıttığını ve farklı faktörlerin bu değer üzerinde
nasıl etkilediğini göstermektedir. Sonuç olarak, bu makale, patent değerlemesi alanında yeni bir perspektif sunmakta ve bu
yeni metodolojinin uygulanabilirliği ve etkinliğini örnek bir uygulama ile
kanıtlamaktadır. Patent sahipleri, yatırımcılar ve fikri mülkiyet profesyonelleri için, bu
çalışma, patent değerlemesi sürecine dair kapsamlı bir rehber niteliği taşımaktadır
Ulusal araştırma merkezlerine yönelik teşvikler
Günümüz dünyasında ileri teknoloji seviyesi, uluslararası ekonomik ve sosyal
refah seviyeleri bakımından ülkeleri farklılaştıran en önemli nedenlerinden birisidir.
Teknolojik gelişme süreci bilgi birikimi temeline dayanmaktadır. Bilgiyi elde etmenin
yegane faktörü de araştırma ve geliştirme faaliyetleridir. Gelişmiş ülkeler sahip oldukları
ileri teknoloji seviyesini, AR-GE faaliyetlerine verdikleri önem sayesinde elde
etmişlerdir. AR-GE faaliyetleri sonucunda yenilik meydana geldiği için, gelişmiş ülkeler
elde ettikleri yeni ürünlerle dünya pazar payının büyük kısmına egemen olmuşlardır.
Gelişmekte olan ülkeler ve az gelişmiş ülkeler AR-GE faaliyetlerinin gerekliliğinin geç
farkına varmışlardır. AR-GE faaliyetleri piyasada genel olarak özel sektör tarafından
yerine getirilmektedir. Özel sektörün birincil amacı kar marjı olduğundan dolayı, getirisi
riskli olan AR-GE faaliyetlerine girmekten kaçınmaktadırlar. Literatürde bu olay piyasa
başarısızlığı olarak adlandırılmaktadır. Özel sektörün yetersiz kaldığı bu noktada devlete
önemli bir rol düşmektedir. Devlet tarafından sağlanacak vergi teşvikleri ve destekler
sayesinde özel sektör AR-GE faaliyetlerine yönelik yapılan yatırımlara ve çalışmalara
yönlendirilecektir. Bu çalışmada Türkiye’de AR-GE faaliyetlerine sağlanan vergisel
teşvikler ve doğrudan destek uygulamaları ele alınmaktadır. AR-GE faaliyetlerine
yönelik çıkartılmış olan AR-GE Kanunu başta olmak üzere, ilan edilen teşvik paketleri
ve devlet kurumlarının AR-GE faaliyetlerine yönelik sağladığı teşvikler çalışmamıza yön
veren unsurlardır. Yaptığımız çalışma neticesinde Türkiye’deki AR-GE faaliyetlerinin
dünya geneli kıyaslamasına göre daha geride kaldığı anlaşılmaktadır. Türkiye’de AR-
GE’nin öneminin geç anlaşılması, gelinen bu noktanın en önemli sebebi olmuştur
Sources used in Rudi Paret's Qur'an translation
"Rudi Paret'in Kur'ân tercümesi kaynakları" adlı araştırmanın temel amacı, Paret'in Kur'ân tercümesi için kullandığı kaynakları belirleyerek, bu kaynakların tespiti yoluyla Paret'in İslam ve Kur'ân anlayışını daha iyi anlamaktır. Bu tespitler, Paret'in tercih ettiği kelimeleri ve anlamları kavramamıza, aynı zamanda tercümesinin neden Almanya'da akademik camiada tercih edildiğini anlamamıza katkı sağlayacaktır. Türkiye'de Paret üzerine yapılan çalışmalara rağmen, yeterince tanınmadığı görülmekte; bu nedenle Paret'in daha geniş kitlelere tanıtılması, özellikle tefsir alanına katkı sağlayabilir. Tezin ilk bölümünde, Paret'in eserinde geçen Müslüman alimlerin kaynakları, tercihlerinin sebepleri ve bu kaynaklara ne sıklıkta başvurduğu araştırma kapsamında incelenmektedir. Tezin ikinci bölümünde ise Paret'in tercüme sürecinde kullandığı üç tercümenin yanı sıra özellikle kelime tahlilleri, kompozisyon ve tevil konularında başvurduğu çağdaş eserlerin analizi yer almaktadır
Anatolian influences in the Cyclades and Mainland Greece in the second half of the 3rd millennium bc
MÖ 3. binyılın ikinci yarısında Anadolu ve onun çevresindeki bölgelerde bulunan yerleşimlerde birçok eser grubunda gözle görülür değişimlerin olduğu tespit edilmiştir. Bu değişimler; yerleşimlerin mimari, seramik, metal eser gibi somut buluntularına yansımıştır. Buluntular değerlendirildiğinde sosyal sınıf farklılıklarının da ortaya çıktığı görülmektedir. Bu gelişmelerin ortaya çıkmasındaki en önemli etken ise bu dönemde ortaya çıkan ticaret sistemi ile ilişkilidir. Anadolu Ticaret Ağı olarak tanımlanan bu ticaret sisteminin oluşmasındaki en temel neden ise kalay, bakır, gümüş ve altın gibi değerli hammaddelere ulaşmaktır. MÖ 3. binyılın ikinci yarısında Kiklad Adaları ve Kıta Yunanistan'da Anadolu etkili birçok buluntu ele geçmiştir. Daha önce görülen seramik formları, metal eser ve heykelcik gibi yerel etkilerin azaldığı ve Anadolu etkilerinin görüldüğü bu dönem Kiklad Adaları'nda Kastri, Kıta Yunanistan'da ise Lefkandi I grubu olarak adlandırılmıştır. Fakat MÖ 3. binyılın ikinci yarısında Kiklad Adaları ve Kıta Yunanistan'da ortaya çıkan bu gelişmelerin temel nedeni Anadolu Ticaret Ağı'dır. Anadolu'da görülen bu ticaret sisteminin Trakya, Kilikya ve Kuzey Suriye bölgelerine dağıldığı gibi Kiklad Adaları ve Kıta Yunanistan'a da ulaştığı görülmektedir. Bu durum Anadolu Ticaret Ağı'nın Batı Anadolu kıyı yerleşimleri üzerinden bu bölgelere ulaşan deniz aşırı bir ticaret ağı olduğunu göstermektedir. Bu tez kapsamında Kiklad Adaları ve Kıta Yunanistan'da MÖ 3. binyılın ikinci yarısına tarihlenen yerleşimlerdeki Anadolu etkili buluntular değerlendirilmiştir. Seramik formları, metal eserler ve sosyal sınıf farklılıklarının ortaya çıktığını gösteren buluntular Anadolu ile benzerlik göstermektedir. Eldeki veriler neticesinde Troya, Liman Tepe ve Bakla Tepe başta olmak üzere Kıyı Batı Anadolu yerleşimleri ile Kiklad Adaları ve Kıta Yunanistan'ın yerleşimleri arasında ticari ilişkileri gösteren benzerlikler sunulmaktadır
Elazig-Tepecik Medieval Society metabolic diseases reflected in infant and child skulls
Arkeolojik dönem toplumlarına ait insan iskelet kalıntılarının paleoantropolojik ve paleopatolojik açıdan değerlendirilmesi bu toplumların yaşam stillerini ve sağlık durumlarını anlamamıza yardımcı olmaktadır. Bu çalışmanın materyalini Elazığ – Tepecik Höyük toplumuna ait olan toplam 161 bebek ve çocuk bireyin iskelet kalıntıları oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasının amaçlarını, incelenen bireyler üzerinde paleodemografik analizlerin gerçekleştirilmesi, metabolik patolojik lezyonlar açısından paleopatolojik incelemelerin yapılması ve sağlık durumlarının ortaya çıkartılması, çalışma sonucunda elde edilen verilerin ise çağdaşı olan diğer toplumlar ile karşılaştırılması oluşturmaktadır. İskelet materyalleri üzerinde iki farklı metabolik patolojik oluşum incelenmiştir. Elazığ – Tepecik Höyük toplumu bebek ve çocuk bireylerinin kafatası bölgesinde tespit edilen porotic hyperostosis ve cribra orbitalia lezyonları metabolik hastalıkların bir göstergesidir ve elde edilen veriler çağdaşı olan diğer toplumların verilerine göre ortalamadan yüksek seyretmektedir. Bireylerde farklı yaş gruplarında saptanan lezyonların Pearson Ki-Kare Testi ile yaşa göre anlamlı olmadığı saptanırken, porotic hyperostosis lezyonunun Fisher'ın Kesin Testi ile yaşa göre anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda iki lezyonun birbiri ile ilişkisini anlayabilmek için Pearson Korelasyon Analizi yapılmış ve porotic hyperostosis ve cribra orbitalia lezyonlarının birbirleriyle ilişkisinin kuvvetli olduğu tespit edilmiştir. Kırsal yerleşim alanında yaşamış bir tarım toplumu olan Elazığ – Tepecik Höyük bebek ve çocuklarında tespit edilen ve metabolik hastalıklar ile ilişkilendirilen porotic hyperostosis ve cribra orbitalia lezyonlarının oluşmasında farklı sebeplerin etkin olabileceği şeklinde bulgular tespit edilmiştir. Bu sebepler arasında ilk olarak bireylerin anne sütünden erken kesilmiş olabileceği veya anne sütünün yeterli gelmediği dönemlerde, içeriğinde demir elementinin emiliminin az olduğu bilinen inek sütü ile beslenmiş olmalarının muhtemel olduğu ve buna bağlı olarak demir eksikliğinin oluştuğu söylenebilmektedir. Aynı zamanda anne sütü ile beslenememiş bireylerin, anne sütünün bağışıklık güçlendirici etkisinden de mahrum kalmış olmaları ve böylelikle dışarıdan gelebilecek her türlü enfeksiyon hastalıklarına da açık hale gelmiş olabildikleri de bir diğer tahmindir. Bunun yanı sıra bireylerin tükettikleri gıdaların steril olmayan ortamlarda muhafaza edilmesi ve hazırlanması da bireylerin çeşitli hastalıklara maruz kalmış olma ihtimalini de arttırmaktadır. Aynı zamanda ek gıda döneminde vücuttaki demir elementinin emilimini baskılayan tahıl ürünlerinin fazla miktarda tüketilmesi de bireylerde demir eksikliği anemisine yol açabilmektedir. İskelet materyallerine uygulanan Micro CT analizleri sonucunda bireylerin kafatası kemiklerinde ciddi derecede kemik yıkımlarının olduğu saptanmış ve bu kemik yıkımlarının osteoporoz ile ilişkili olabileceği tahmin edilmiştir. Bu durum, bireylerde D vitamini eksikliğine bağlı olarak görülen kalsiyum emiliminde de problem yaşadıkları ihtimalini güçlendirmektedir. Kemik Mineral Analizi çalışmalarının sonucunda ise bireylerde Ca, Mg ve Zn minerallerinin düşük düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Bu durum da bireylerde yetersiz ve dengesiz beslenme olabileceği şeklinde yorumlanmıştır. Elazığ-Tepecik Höyük bebek ve çocuklarında %27,45 oranıyla cribra orbitalia ve %32,67 oranıyla porotic hyperostosis olması bu sonuçları destekler niteliktedir
Student movements in Southern Azerbaijan
Azerbaycan toprakları İran ve Rusya arasında imzalanan Gülistan (1813) ve Türkmençay (1828) Antlaşmaları ile bölünmüştür. Kuzey Azerbaycan Türkleri Sovyetler Birliği'nin dağılması ile 1991'de bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'ni kurmuştur. Ancak Güney Azerbaycan Türkleri İran'daki bin yıllık Türk varlığına rağmen 1925 yılında Pehlevi Hanedanlığının kurulmasıyla birlikte ciddi asimilasyon politikalarına maruz kalmıştır. Hiçbir bilimsel yönü olmayan uydurma tarih savlarıyla kökenleri Antik İran uygarlığı Medlere dayandırılmaya çalışılmış ve Türk kimliği aşağılanmıştır. Pehlevi Hanedanlığı ve onun arkasındaki emperyalist devletlere karşı farklı ideolojilerden kişi ve grupların birleşerek gerçekleştirdiği İslam Devrimi ne yazık ki devrimci aktörlerin şahsi hırslarına ve arzularına hizmet eden yaklaşım ve uygulamaları sebebiyle birleştirici bir güç olmaktan çıkmış, temel hak ve özgürlüklerine kavuşacakları umudunu taşıyan Güney Azerbaycan Türkleri için de hayal kırıklığı yaratmıştır. Böylece İranlı kimliklerine her zaman sahip çıkan Güney Azerbaycan Türkleri için de durum değişmiş, etnik kimlikleri İranlı kimliklerinin önüne geçmeye ve etnik kimliklerinden kaynaklı haklarını savunmaya başlamışlardır. Başı Güney Azerbaycanlı üniversite öğrencilerinin çektiği protestolar 2006 yılı "karikatür krizi" ile zirve yapıp kitlesel halk hareketine dönüşmüştür. Bu çalışmanın amacı İran'daki Türk varlığının tarihini ana hatlarıyla anlatmak, dünyadaki öğrenci hareketlerinden yola çıkarak öğrenci hareketlerinin dinamiklerini ortaya koymak, Pehlevi Hanedanlığı ve İslam Cumhuriyeti dönemlerinde İran'ın Güney Azerbaycan Türklerine yönelik politikalarını ve Güney Azerbaycan Türklerinin özellikle de Güney Azerbaycan öğrenci hareketlerinin etnik haklarına sahip çıkma noktasında verdiği mücadeleleri anlatmaktır. Çalışma 1925 Pehlevi Hanedanlığının kurulması ve 2006 yılında Güney Azerbaycan Türklerini hedef alan ırkçı karikatür krizi arasında geçen süreçteki İran ve Güney Azerbaycan öğrenci hareketlerini kapsamaktadır. Ancak çalışmanın asıl odağı Güney Azerbaycan öğrenci hareketleri olduğu için Güney Azerbaycan öğrenci hareketlerinin İran öğrenci hareketlerinden farkı ortaya konularak bu öğrenci hareketlerinin İran'daki Türk millî uyanışına katkıları anlatılmıştır. Çalışmada nitel bir veri analizi yöntemi olan doküman analizi kullanılmıştır. Tümevarım bakış açısı ile olayların yaşandığı dönemlerde yazılan gazete, makale ve kitaplar ile çoğunluklu olarak çok daha sonra yazılan makale ve kitaplar incelenmiş, aynı bilgiler çok sayıda farklı kaynaklardan teyit edilerek sunulmuştur
Effects of phosphorus fertilization on forage quality and zinc biofortification in annual ryegrass (Lolium multiflorum Lam.) varieties
Bu araştırma Ankara koşullarında farklı dozda fosfor gübrelemesinin, tek yıllık çim (Lolium multiflorum Lam.) çeşitlerinde yem kalitesi ve çinko biyofortifikasyonuna etkilerini tespit etmek amacıyla yürütülmüştür. Ayrıca çalışma ile yarayışlı çinko ile fosfor içeriği yeterli olmayan tarla koşullarında maksimum verim ve kalite için optimum düzeyde fosfor ve çinko gübre gereksiniminin belirlenmesinde kaynak olabilecek veri elde edilmesi hedeflenmiştir. Bu çalışma Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü deneme tarlasında, 2022-2023 yılları yetiştirme mevsimi boyunca yürütülmüştür. Materyal olarak; tek yıllık çim çeşitleri arasından Çiğdem, Trinova, Star, Astound ve Campivert seçilmiştir. Gübre olarak, triple süper fosfat fosfor gübresi ve % 34 çinko sülfat (ZnSO4.7H2O) içerikli çinko gübresi kullanılmıştır. Denemede, tesadüf bloklarında bölünen bölünmüş parseller deneme desenine göre çeşitler ana parsele, fosfor dozları (10 ve 40 kg/da) alt parsele ve çinko dozları (0 ve 500 g/da) ise alt alt parsele gelecek şekilde ekim gerçekleştirilmiştir. Başaklanma olgunluğuna gelen bitkilere ait morfolojik gözlemler, tarımsal özellikler, bitki besin element içerikleri ve toplam verimler incelenmiştir. İki yıla ilişkin araştırma sonuçları değerlendirildiğinde; tek yıllık çim çeşitlerine uygulanan fosfor ve çinko dozları arasında sürekli bir etkileşimin mevcut olduğu, bu etkileşimden de tek yıllık çim çeşitlerinin olumlu yönde etkilenebildiği tespit edilmiştir. Artan fosfor ve çinko dozları her iki yılda da yeşil ot veriminde artış sağlamıştır. Çeşitlerin tepkisi yıllar itibari ile farklı olmuş, ham protein verinde artış gözlenmiştir. Birinci biçimde artan fosfor uygulaması ile bitkide çinko konsantrasyonu artmış, diğer biçimlerde çeşitlilik göstermiştir. Çinko uygulamasıyla çeşitlerdeki çinko konsantrasyonunda artış gözlenmiştir. Fosfor ve çinko uygulamaları çeşitlerdeki fosfor konsantrasyonunu artırmıştır