79054 research outputs found
Sort by
The religious and legal status of non-Muslims in the transition from the classical period to the period of regulations
Tanzimat Fermanı'nın ilanı Osmanlı Devleti'nde tam bir dönüm noktası olmuştur ki bu sebepten çok fazla çalışmanın konusunu teşkil etmiştir. Tanzimat'ı takip eden her bir adım Tanzimat'ın getirdiği yeni nizamı genişleterek devam etmiş ve bu değişim toplumun her kesimini kapsayarak sürmüştür. Gayrimüslim nizamnameleri de bu dönüşümün meyveleridir. Her bir gayrimüslim cemaatin kendi nizamnamesini hazırlaması sonucu artık gayrimüslimler klasik döneme nazaran daha kurallı ve sistemli bir iç işleyiş elde etmişler; ruhani reislerinin seçiminden okul, hastane vb. kurumlarının idare ve sevkine kadar her alanda hukuki zemine kavuşmuşlardır. Klasik döneme hâkim olan kuralların bilinmesi yeni düzenlemelerin kapsamının anlaşılmasını kolaylaştıracağından ve ayrıca kökleri bilinmeden geleceğe dair analiz yapmak kolay olmadığından, hukuk bilimi konularının çağdaş tasnifine uygun başlıklar altında İslam dininin ortaya çıktığı döneme kadar geriye giderek gayrimüslimlerin hukuki durumu izah edilmiştir. Konunun bu şekilde ele alınması gayrimüslim nizamnamelerinin daha rahat kavranmasını sağlamış ve nizamnameler tek tek tarihsel arka planıyla incelenerek öne çıkan hususlarına değinilmiştir. Daha sonra da gerek nizamnamelerin bölüm başlıklarından gerekse maddelerin değindiği konulardan hareketle kendimize özgü sınıflandırma yaparak nizamname içerikleri karşılarlaştırmalı şekilde değerlendirilmiştir
Suriye'de 2011 yılı sonrasında kimyasal silah kullanımının Kimyasal Silahlar Sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi
Kimyasal silahlar ve Suriye'deki kimyasal silah kullanımı konularında Türkçe literatürde sınırlı sayıda çalışma bulunması bu alanın yorumlanmasını ve araştırılmasını zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla çalışmamızın ana hedefi, Suriye'de 2011 yılı sonrası yaşanan kimyasal silah kullanımı vakalarının Birleşmiş Milletler kararları ve Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü tarafından hazırlanan raporlar ve kararlar doğrultusunda sistematik ve kronolojik bir yaklaşımla incelenmesidir. Bu gaye ile çalışmamızın birinci bölümünde kimyasal silah kavramı ve böyle silahlara ilişkin uluslararası hukukun kaynakları ele alınmıştır. İkinci bölümde, Suriye'nin Kimyasal Silahlar Sözleşmesi'ne katılım süreci ve Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerine değinilerek Birleşmiş Milletler ve Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü tarafından Suriye'de yaşanan kimyasal silah kullanımı vakalarına yönelik gerçeklerin tespit edilmesi ve böyle kullanımlardan sorumlu olan faillerin saptanması yönlerinden yürütülen işbirliği faaliyetleri gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın merkezini teşkil eden üçüncü bölümde, Suriye'de 2011 yılı sonrası meydana gelen başta sarin ve klor olmak üzere zehirli kimyasalların silah olarak kullanıldığı vakaların tamamı kronolojik olarak incelenerek özetlenmiş ve vakaların Sözleşme'ye aykırılık boyutları ile uluslararası kamuoyunun bu vakalara tepkileri değerlendirilmeye çalışılmıştır
The psychological mood of Kırmızı Oda and an audience reception study
Bu tez, Kırmızı Oda dizisi özelinde, psikolojik temaları konu alan televizyon yapımlarının izleyici tarafından nasıl alımlandığını incelemektedir. Çalışma, televizyon ve psikoloji ilişkisini tarihsel ve sosyolojik bir bağlamda ele alarak, psikoterapinin dizi içeriklerindeki temsiline ve izleyicinin psikolojik içerikleri nasıl alımladığına odaklanmaktadır. Çalışmada, öncelikle sinemada ve televizyonda psikolojik temaların tarihsel gelişimi incelenmiş, Batı sinemasındaki örnekler ve bunların toplumsal bağlamla ilişkisi ortaya konulmuştur. Daha sonra, Türk televizyon tarihinde psikolojik içerikli dizilerin artışı ve bu trendin pandeminin etkisiyle nasıl hızlandığı analiz edilmiştir. Kırmızı Oda dizisi, bu bağlamda özellikle psikolojik danışma ve psikoterapi süreçlerini merkeze alan bir yapım olarak incelenmiştir. Araştırmada, izleyici deneyimlerini anlamak için derinlemesine görüşme yöntemi kullanılmış ve farklı izleyici profillerinden 19 kişiyle görüşülmüştür. Bunun yanı sıra, uzman görüşleri de ele alınarak, psikiyatrist ve psikologların diziye bakış açıları değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, izleyicilerin diziyi genellikle gerçek hikâyeden yola çıkması sebebiyle ve dizinin içerdiği temaların gerçekçi olduğunu düşünerek izlediklerini göstermiştir. Bununla birlikte, etik tartışmalar da öne çıkmış ve diziye dair eleştiriler getiren izleyicilerin, psikoterapi pratiğinin gerçek hayattaki işleyişi konusunda yanıltıcı mesajlar alınabileceği üzerine görüşlerinin olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada psikolojik temalı dizilere olan ilginin artmasının pandemi dönemi ile bir ilişkisini olup olmadığı da araştırılmıştır. Kırmızı Oda' nın, izleyicilerin psikolojik rahatsızlıklar konusunda farkındalık kazanmasını sağladığı saptanmıştır. Kırmızı Oda dizisinin izleyici alımlamasındaki çeşitlilikler ve bu çeşitlenmelere neden olabilecek unsurlar kuramsal literatür eşliğinde tartışılmıştır
Determination of mineral limitation of raw materials in the glass production
Cam üretiminde kullanılan ham maddelerin mineralojik, petrografik ve kimyasal/fiziksel bakımdan sağlaması gereken spesifikasyonların irdelenip değerlendirildiği bu tez çalışması kapsamında başlıca kuvars, feldspat, kalker, dolomit gibi ham maddeler ve bu ham maddelerin içerdiği mineral safsızlıklar incelenmiştir. Türkiye'de bulunan pek çok ham madde içermiş olduğu farklı mineral safsızlıklarından dolayı cam sanayiinde kullanılamamaktadır. Çünkü bu mineral safsızlıklar, kritik tane boyutlarının üzerinde cam üretiminde hataya sebep olmaktadır. Cam hatası; bir cam matriks içindeki veya cam matriks tarafından çevrelenmiş katı veya gaz kalıntı içeren kapanımlardır. Kaynağına göre cam hataları; fırın, ergitme, ham madde, üretim sonrası ikincil işlemler vb. kaynaklı olabilmektedir. Ham madde kaynaklı cam hatalarının engellenmesinde ham madde seçimi mineral safsızlığı sebebiyle oldukça önem taşımaktadır. Cam üretiminde fırın yapısı, sıcaklığına, akışına bağlı olarak ham maddelerin içerdiği ağır minerallerden (kromit, sillimanit, apatit, topaz, zirkon gibi) bazıları adet ve boyutları sebebiyle cam ergiyik içinde çözünemez; dolayısıyla cam bünyesinde hata oluşumu gözlemlenmektedir. Bu sebeple kullanılan ham maddelerin içerdiği mineral safsızlıklar ve bunların mineralojik ve kimyasal açıdan bileşimlerinin belirlenmesi ihtiyaç haline gelmiştir. Bu tez çalışmasında cam sanayinde kullanılan ham maddelerin ve içermiş olduğu mineral safsızlıkların mineralojisi ve jeokimyası çalışılarak cam üretimi için gerek ham maddenin gerekse mineral safsızlıkların kimyasal ve mineralojik bakımdan cam üretimindeki davranışları incelenmiştir. Ham maddelerin içeriğinde sık karşılaşılan farklı boyutlardaki (200 µm, 250 µm, 300 µm) mineral safsızlıkların, ergiyik cam içinde farklı sıcaklıklardaki (1350°C, 1400°C, 1450°C) boyut değişimi tespit edilmiştir. Bu veriler ışığında incelenen minerallerin (kuvars, kromit, disten ve turmalin), cam ergiyik içinde tamamen çözünme süreleri yorumlanmıştır
Heavy metal accumulation and potential sediment toxicity in surface water and sediment in Selimiye, Akyaka and Bozburun locations in the Aegean Sea
Türkiye'nin önemli denizlerinden biri olan Ege Denizi Muğla ili Selimiye, Bozburun ve Akyaka lokasyonlarının korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla yapılan tez çalışmasında, yüzey suyu ve sedimentinde bulunan Cu, Pb, Zn, Ni, Mn, Fe, Co, Cr, Al ağır metalleri ve bir metalloid olan As miktarları araştırılmıştır. 2021 şubat, eylül ve 2022 mart ve eylül dönemlerinde arazi çalışması yapılmış ve Selimiye, Bozburun ve Akyaka Bölgelerinden alınan 30'ar su ve 30'ar sediment örneği olmak üzere toplam 240 numunedeki ağır metal konsantrasyonları, ICP-MS cihazı kullanılarak analiz edilmiştir. Her üç bölgede de su örneklerinde herhangi bir ağır metal birikimi tespit edilmemiştir. Sediment örnekleri analiz sonuçlarında ise tüm bölgelerde her mevsim en fazla biriken metallerin Fe ve Al olduğu, en az birikim yapan metalin ise Cd olduğu görülmüştür. Sediment kalite araştırma yöntemlerine göre sediment kalitesi incelendiğinde, Selimiye Bölgesi için 2021 ilkbahar döneminin diğer dönemlere göre daha kontamine olduğu ve oransal toksik birime her dönem (2021 ilkbahar için %91,11, 2021 sonbahar için %89,38, 2022 ilkbahar için %81,18 ve 2022 sonbahar için %86,89) en fazla katkıda bulunan metalin Ni olduğu tespit edilmiştir. Bozburun Bölgesi için 2022 sonbahar döneminin diğer dönemlere göre daha kontamine olduğu ve oransal toksik birime her dönem (2021 ilkbahar için %86,71 2021 sonbahar için %88,34, 2022 ilkbahar için %91,28 ve 2022 sonbahar için %89,18) en fazla katkının Ni tarafından sağlandığı tespit edilmiştir. Akyaka Bölgesi için 2022 ilkbahar döneminin diğer dönemlere göre daha kontamine olduğu ve oransal toksik birime her dönem (2021 ilkbahar için %64,19, 2021 sonbahar için %71,11, 2022 ilkbahar için %79,76 ve 2022 sonbahar için %68,22) en fazla katkıda bulunan metalin Ni olduğu tespit edilmiştir. Ege Denizi Selimiye, Bozburun ve Akyaka bölgelerinde su kalitesi hakkında bilgi sağlamak ve bu bölgelerdeki ekolojik sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla yapılan bu çalışma sonucunda, ağır metal kirliliğinin sınır değerlerin altında olduğu ve insan sağlığı için tehlikeli bir seviyede olmadığı tespit edilmiştir
REKOMBİNANT TNFα PROTEİNİ VE ANTİKORU ARACILIĞIYLA ELISA KİT ÜRETİMİ
Bu çalışmanın amacı, çeşitli anti-TNFα inhibitörleriyle etkileşime girebilecek aktif formdaki TNFα proteinini klonlamak, eksprese etmek ve saflaştırmaktır. Ayrıca elde edilen TNFα proteine karşı antikor geliştirilmesi ve elde edilen ürünlerle yerli ELISA sistemi oluşturmak hedeflenmiştir. E. coli'ye TNFα (1-233 aa), SUMO etiketli TNFα (1-233 aa) ve sTNFα (77-233 aa) olmak üzere üç gen dizisi klonlanmıştır. Koloni PCR protokolü ile doğrulama yapılmış, üretilen proteinler SDS-PAGE ve western blot ile analiz edilmiştir. sTNFα, boyut dışlama kromatografisi ile saflaştırılmıştır. ELISA teknikleri, sTNFα'nın bağlanma verimliliğini analiz etmek için kullanılmıştır. Elde edilen sTNFα proteiniyle tavşanlara immünizasyon yapılmış ve yüksek antikor yanıtı elde edilmiştir. Antikorlar amonyum sülfat çöktürmesi ve ultrafiltrasyonla kısmi olarak saflaştırılmıştır. Doğal koşullarda (25°C) sTNFα ve ticari anti-TNFα antikoru arasındaki etkileşim, pozitif kontrole göre 3,970 μg/mL olarak ölçülmüştür. Denatüre edici koşullarda (37°C) bu etkileşim 0,587 μg/mL iken TNFα ve anti-TNFα antikoru için 0,535 μg/mL ve 0,533 μg/mL olarak belirlenmiştir. sTNFα'nın F7 fraksiyonu (920 μg/mL), adalimumab, etanercept ve infliksimab ile ticari TNFα'ya kıyasla aynı veya daha yüksek bağlanma verimliliği göstermiştir.
Bu çalışma, rekombinant üretimi ve saflaştırılması gerçekleştirilmiş sTNFα proteininin üç ana TNFα inhibitörüne (adalimumab, etanersept ve infliksimab) karşı bağlanma verimliliğini analiz eden ilk çalışmadır. Ek olarak aktif formda sTNFα'nın rekombinant üretimi, maliyete etkin bir çözüm sağlamakta ve dışa bağımlılığı azaltmaktadı
Autoethnographic experimental film study: The lost object of desire motherhood
Otoetnografik Deneysel Film Çalışması: Arzunun Kayıp Nesnesi: Annelik başlıklı bu otoetnografik deneysel film projem, anne olma isteminin ve tüp bebek tedavisinin deneyimlerini bireysel ve toplumsal açıdan ele alarak, bu konuları kapsamlı bir şekilde inceliyor. Çalışma üç bölümden oluşuyor: İlk bölümde, anneliğin psikolojik ve toplumsal boyutlarına detaylı bir bakış atıyor, yardımcı üreme teknolojilerinin toplum üzerindeki geniş ve çeşitli etkilerini ele alıyorum. Etnografik film ve düşünümsel etnografi perspektiflerini kullanarak, bu teknolojilerin insanların hayatlarındaki yerini, yaşam kalitesine, duygusal durumlarına ve sosyal ilişkilerine olan etkilerini teorik bir çerçevede inceliyorum. Bu bölümde, anne olma duygularının bireyler üzerinde yarattığı psikolojik yükü ve toplumsal beklentileri ele alıyorum; kültürel, ekonomik ve sosyal çeşitliliği ile bireysel kimlik üzerindeki etkilerini inceleyerek, tüp bebek tedavisinin kadınlar ve aileler üzerindeki duygusal, mali ve fiziksel yüklerini çeşitli örneklerle açıklıyorum. Ayrıca, bu teknolojilerin getirdiği etik ve ahlaki sorunları, toplumsal tabuları ve bireylerin bu süreçlerde karşılaştıkları zorlukları da tartışıyorum. İkinci bölümde, metodolojiye odaklanıyorum. Otoetnografik yaklaşımı, tüp bebek tedavisinin bireyler üzerindeki duygusal ve psikolojik etkilerini anlamlandırmak için kullandığım bir araştırma yöntemi olarak tanıtıyorum. Bu yaklaşımla, tedavinin insanlar üzerinde yarattığı stres, umut, hayal kırıklığı ve başarı gibi duygusal yansımaları kişisel hikâyeler ve gözlemler aracılığıyla doğrudan yansıtıyorum. Bu hikâyeler, bireylerin tedavi sürecindeki zorluklarla nasıl başa çıktıklarını ve sosyal ilişkilerindeki, kişisel kimliklerindeki değişimleri gözler önüne seriyor. Tüp bebek tedavisinin bireylerin duygusal durumları üzerindeki etkilerini derinlemesine anlamak için kullanılan analiz yöntemlerini ve bu yöntemlerin uygulanma biçimlerini de ele alıyorum. Üçüncü ve belki de en etkileyici bölüm, tüp bebek tedavisi sürecinde yaşadığım deneyimlerimi ve diğer bireylerin deneyimlerini içeren otoetnografik deneysel bir film sunuyor. Bu bölüm, tedavi sürecinin getirdiği umutları, hayal kırıklıklarını ve karşılaşılan zorlukları derinlemesine ve sanatsal bir ifadeyle ele alıyorum. Film, görsel-işitsel bir dil kullanarak bu karmaşık ve duygusal süreci izleyicilere aktarıyor ve tedavinin insan hayatındaki etkilerini gözler önüne seriyorum. Bu şekilde, çalışma, annelik istemi ve tüp bebek tedavisinin deneyimlerini bireylerin yaşadıkları gerçeklikler üzerinden ele alarak, bu konulara yeni ve derin bir bakış açısı getirmeye çalışıyorum.Autoethnographic Experimental Film Study: The Lost Object of Desire Motherhood, my autoethnographic experimental film project explores the individual and social experiences of the desire to become a mother and in vitro fertilisation (IVF) treatment. The study consists of three parts. In the first part, I provide a detailed look at the psychological and social dimensions of motherhood and explore the broad and varied impacts of assisted reproductive technologies on society. Using perspectives from ethnographic film and reflexive ethnography, I theoretically examine these technologies' roles in people's lives, their effects on life quality, emotional states, and social relationships. In this section, I address the psychological burden and societal expectations that the desire for motherhood places on individuals; I explore the emotional, financial, and physical burdens of IVF on women and families through various examples, considering cultural, economic, and social diversity and its impact on individual identity. Additionally, I discuss the ethical and moral issues, societal taboos, and challenges individuals face in these processes. In the second part, I focus on the methodology. I introduce the autoethnographic approach as a research method I use to understand the emotional and psychological effects of IVF on individuals. Through this approach, I directly reflect the emotional reflections of stress, hope, disappointment, and success that the treatment creates in people, using personal stories and observations. These stories reveal how individuals cope with the challenges during the treatment process and the changes in their social relationships and personal identities. I also discuss the analytical methods used to deeply understand the emotional impacts of IVF on individuals and how these methods are applied. The third and perhaps most impactful part presents an autoethnographic experimental film featuring my experiences and those of other individuals in the IVF process. This section addresses the hopes, disappointments, and challenges brought by the treatment process in-depth and artistically. The film uses a visual-auditory language to convey this complex and emotional process to the audience, showcasing the impacts of the treatment in human life. In this way, the study aims to offer a new and profound perspective on the experiences of motherhood desire and IVF, addressing these topics through the lived realities of individuals
Investigation of cranberry bush (Viburnum opulus L.) pomace usage possibilities on biobutanol production by clostridium beijerinckii
Dünyadaki yaşamın devam ettirilebilmesi için temel enerji kaynağı olarak, uzun yıllardan beri fosil yakıtlar kullanılmaktadır. Fosil yakıtların yenilenemez olmasının ve hızla tükenmesinin yanı sıra; tüketilmesinden kaynaklı oluşan karbon salınımı ve hava kirliliği, çeşitli çevre sorunlarına ve dünya çapında sağlık sorunlarına sebep olmaktadır. Bu bağlamda; biyobütanol gibi yenilenebilir enerji kaynakları, sera gazı emisyonlarını yöneterek çevresel sorunları azaltmak ve kontrol etmek için mevcut ve gelecekteki çağda önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada, Clostridium beijerinckii DSMZ 6422 suşu tarafından biyobütanol üretimini arttırmak için son zamanlarda popüler bir meyve olarak tüketilen gilaburunun (Viburnum opulus L.) meyve posasının indirgeyici bir madde varlığında substrat olarak kullanımını değerlendirmek amaçlanmıştır. Ön işlem uygulamaları, gilaburu meyve posasının (GMP) başlangıç konsantrasyonu (%5-%20), farklı indirgeyici ajan çeşitleri (askorbik asit, L-sistein, sodyum ditiyonit ve sodyum sülfit), farklı sodyum ditiyonit konsantrasyonları (2.5-15mM), inokulum konsantrasyonları (%5, %10 ve %20) ve fermantasyon zamanı (24-96 saat) dahil olmak üzere bazı faktörler optimize edilmiştir. Maksimum biyobütanol, toplam aseton-bütanol-etanol (ABE), biyobütanol verimi ve üretkenliği; 72. saatin sonunda enzimatik hidrolize uğramış %10 GMP, 10 mM sodyum ditiyonit ve %20 inokulum varlığında, sırasıyla 9.45 g/L, 12.08 g/L, 0.21 g/g ve 0.13 g/L/sa olarak gözlemlenmiştir. Yapılan tez çalışmasında elde edilen sonuçlar, bir indirgeyici ajan varlığında biyobütanol üretimi için sürdürülebilir, ekonomik ve uygulanabilir bir substrat olarak GMP'nin ilk kez değerlendirilebileceğini göstermiştir
The impact of political, economic and social events between turkey-russian federation on foreign trade in agricultural products
Bu çalışma Türkiye ve Rusya Federasyonu arasında yaşanan olayların tarım ürünleri dış ticaretine etkisini incelemektedir. Örnek olay olarak Uçak Krizi ve Tahıl Koridoru seçilmiştir. Herfindahl-Hirschman Endeksi ile ürün bazındaki, Yoğunlaşma Katsayısı ile ülke bazındaki yoğunlaşma ölçülmüştür. Uçak Krizi'nde yasaklara konu olan ve en yüksek ticaret değerine sahip domates, mandalina ve üzüm seçilmiştir. Bu olay ile Türkiye'nin Rusya Federasyonu'na domates ihracatı azalmış, toplam domates ihracatı değişmemiştir. Üzüm ihracatı etkilenmemiş, 2017 yılında yasakların kalkmasıyla birlikte Rusya Federasyonu'nu tekrar hâkim pazar olmuştur. Türkiye'nin mandalina ihracatı ise etkilenmemiştir. Tahıl Koridoru'nda ise, Koridor kapsamında en çok ithalat edilen buğday, mısır, arpa ve ayçiçek yağı değerlendirilmiştir. Mısır haricinde incelenen ürünlerin yıllık ithalat miktarları artmıştır. Türkiye'nin buğday, mısır, arpa ve ayçiçek yağı ithalatında Rusya Federasyonu ve Ukrayna'nın payları artırmıştır. Ayçiçek yağı ithalatında Rusya Federasyonu tek pazar denecek bir konumda iken Tahıl Koridoru'yla bu durum değişmiş ve Ukrayna en çok ayçiçek yağı ithal edilen ülke olmuştur. Tarım ürünleri bazında yapılan yoğunlaşma değerlerine göre Uçak Krizi sonrasında ihracatta yoğunlaşma artmış, ithalatta ise azalmıştır. Tahıl Koridoru'nun faaliyette olduğu 2022-2023 yıllarında ise ihracatta yoğunlaşma azalmış, ithalatta ise yoğunlaşma artmıştır. Ülke özelinde yoğunlaşma değerlerine göre Uçak Krizi'nin ardından hem ihracat hem de ithalatta yoğunlaşma azalmıştır. Türkiye, Rusya Federasyonu'ndan yaptığı tarım ürünleri ithalatında, ihracatına göre daha bağımlı bir ülkedir. Uçak Krizi'nin ardından yeni ihraç pazarları bulabilmesiyle Rusya Federasyonu dışında alternatif ülkelerin olduğu görülmüştür. İthalat tarafında ise tahıl grubunda Rusya Federasyonu'na her geçen yıl daha da bağımlı olmaktadır. Yaşanan krizler Türkiye'nin yurt içi tahıl üretimini artırıp, ithalatı azaltması gerektiğini göstermektedir.
This research analyzes the impact of Turkey's interactions with the Russian Federation on agricultural trade, highlighting the Aircraft Crisis and the Black Sea Grain Initiative. It utilizes the Herfindahl-Hirschman Index for product concentration and the Coefficient of Concentration for country-level concentration. Tomatoes, mandarins, and grapes, targeted by bans during the Aircraft Crisis, were chosen for their high trade value. After the crisis, Turkey's tomato exports to the Russian Federation dropped, yet its agricultural exports did not change. Grape exports remained stable, and with the ban's removal in 2017, Russia re-emerged as the primary market. Meanwhile, Turkey's mandarin exports experienced no impact. The Black Sea Grain Initiative's assessment focused on wheat, corn, barley, and sunflower oil, its most imported commodities. Except for corn, the yearly import of these products rose. The Russian Federation and Ukraine's contributions to Turkey's imports expanded. Initially, the Russian Federation dominated the sunflower oil import market; however, with the Initiative, Ukraine emerged as the largest importer. Product-level export concentration rose following the Aircraft Crisis, whereas import concentration declined. During 2022-2023, with the Initiative, active export concentration fell, and import concentration grew. However, the country-level concentration values diminished after the Aircraft Crisis. Turkey's reliance on imports from the Russian Federation is greater than its export dependence. Following the Aircraft Crisis, Turkey diversified its export markets and sought alternatives. However, Turkey's dependency on the Russian Federation has been increasing in imports, particularly grains. These crises highlight Turkey's need to boost domestic grain production to minimize import reliance