79054 research outputs found
Sort by
Ibn Hajar al-Asqalani's (d. AH 852) conception of the Prophet in the context of Fethu'l-Bâri
Çalışmada, İbn Hacer el-Askalâni'nin (ö.852/1448) Hz. Peygamber tasavvuru izah edilmiştir. Üzerinde durduğumuz esas husus, tüm zamanlardaki bütün hadisçiler veya hadisle meşgul olanlar değil de Hadis Edebiyatının en meşhur eseri olan el-Buhârî'nin (ö.256/869) es-Sahîh'i üzerine İbn Hacer tarafından yazılan ve ilim dünyasında büyük bir rağbet gören Fethu'l-Bârî adlı şerhinden yola çıkarak nasıl bir tasavvur oluşturduğunu ortaya koymak olmuştur. Aynı şekilde başlıkta yer alan 'Peygamber' den kasıt, tarih boyunca gelmiş geçmiş bütün peygamberler değil de Hz. Muhammed (sav) ve ona atfedilen imajdır. Hz. Peygamber'e itaat, ittiba, onun davranışına, tutumuna, teşri özelliğine beşeri yönüne, mûcizelerine, rüyalarına vs. dair değerlendirmelerinden yola çıkarak kendisinin zihin dünyasında oluşturduğu peygamber tasavvuru incelenmiştir. Araştırmada İbn Hacer'in de dâhil olduğu geleneksel peygamber tasavvurunun doğru veya isabetli veyahut tam tersi yanlış veya sorunlu olduğunu ortaya koymak gibi değerlendirmelere olabildiğince girilmemiştir. Amacımız, İslam geleneği içerisinde aşina olduğumuz geleneksel peygamber tasavvurunun -İbn Hacer özelinde- nasıl oluştuğu, delillerinin neler olduğu ve böyle bir tasavvurun oluşumuna etki eden sebeplerin neler olduğunu anlamaya çalışmaktır. Bu kapsamda "geleneksel peygamber anlayışı"nın temsilcilerinden biri olarak değerlendirdiğimiz İbn Hacer'in peygamber tasavvuruyla ilgili, İslam kültür tarihi boyunca popüler kültürde ve geleneksel İslam inanç ve düşüncesi ile bir karşılaştırma imkânı sunacak şekilde konular alt başlıklara ayrılarak incelenmiştir
Protection of children's rights in the divorce process
Bu çalışmanın konusu boşanma sürecinde çocuk haklarının korunmasıdır. Çalışmaya konu edilen boşanma davaları, uygulamada bilinen adıyla çekişmeli boşanma davalarıdır. Çalışma süreç odaklı olup boşanma davası sonucunda çocuğa ilişkin olarak verilecek nihai kararlar bu çalışmanın kapsamı dışındadır. Çalışma üç bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde çocuk ve çocuğun üstün yararı ilkesi; ikinci bölümde boşanma sürecinde çocuğun hukuki konumu, gözetilmesi, geçici velayet, kişisel ilişki ve tedbir nafakası; üçüncü bölümde boşanma sürecinde çocuğun kişilik hakkı, katılma hakkı ve çocuk malları konuları incelenmiştir. Çocuğu koruma ve gözetme yükümlülüğü kural olarak öncelikle çocuğun annesi ve babasına aittir. Ancak boşanma davası açılmakla hâkimin de bu konuda sorumluluğu doğmaktadır. Hâkimin çocukla ilgili görev ve yetkisi geçici velayet, kişisel ilişki ve tedbir nafakası hususlarında karar vermekle sınırlı değildir. Bununla birlikte çocuğun kişilik hakkının ve mal varlığının korunması da boşanma davası süresince hâkimin sorumluluk alanlarından birini oluşturmaktadır. Tüm bu görevleri yerine getiren hâkim aynı zamanda çocuğun da sürece etkin katılımını sağlamalı, kendisini ilgilendiren konularda görüşlerini ifade etmesine imkân tanımalıdır.The subject of this study is the protection of children's rights during the divorce process. The divorce cases subject to the study are contested divorce cases, as they are known in practice. The study is process-oriented and the final decisions regarding the child as a result of the divorce case are beyond the scope of this study. The study is discussed in three parts. In the first part, the child and the principle of the child's best interest; In the second part, the legal status of the child during the divorce process, temporary custody, personal relationship and temporary alimony; In the third part, the child's personal rights, participation rights and children's property issues during the divorce process are examined. As a rule, the obligation to protect and supervise the child primarily belongs to the child's mother and father. However, when a divorce case is sued, the judge also becomes responsible in this regard. The judge's duties and authority regarding the child are not limited to deciding on temporary custody, personal relationship and temporary alimony. In addition, protecting the child's personal rights and property is one of the areas of responsibility of the judge during the divorce case. The judge who fulfills all these duties must also ensure the active participation of the child in the process and allow her/him to express her/him views on issues that concern her. Keywords: Divorce case, children's rights, custody, personal relationship, right to participate
Türkiye’de sıcaklıkların zamansal ve mekânsal dağılımının jeoistatistiksel analizi
İklim değişikliği ve küresel ısınma çevre, tarım, ekonomi ve sanayinin yanında nüfus yaşamını da ciddi biçimde tehdit ederek, tüm dünya için oldukça önemli konuların başında yer almakta, farklı bölgelerde farklı şekillerde kendini göstermektedir (Aslantaş & Akyürek, 2007a). Yeryüzü sıcaklığı ile kendini hissettiren küresel ısınma; buzulların erimesi, buharlaşmanın artması, deniz seviyesinde artış, su sorunu, hidrolojik döngüde yaşanan değişimler, kuraklık, atmosferik kökenli afet sayılarında artış, yağış rejiminde meydana gelen değişimler, orman yangınları ve sıcak hava dalgalarında gözlenen artış gibi sorunların da en önemli nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır (Karaman & Gökalp, 2010). Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 1. Maddesinde iklim değişikliği; karşılaştırılabilir zaman aralığında gözlemlenen doğal iklim değişikliğine ek olarak insan faaliyetlerinin etkisiyle doğrudan veya dolaylı olarak küresel atmosferin bileşiminde meydana gelen değişim olarak tanımlanmaktadır
Hakikat sonrası çağda dezenformasyon: Avrupa Birliği, Türkiye ve Brezilya'nın çevrim içi dezenformasyonla mücadeleye yönelik araç ve pratiklerinin karşılaştırmalı analizi
Gerçeklik ve hakikat kavramları, epistemoloji ve ontoloji alanlarında sıkça tartışılmakta, birbiriyle bağlantılı ancak farklı anlamlar taşıyan iki kavramdır. Gerçeklik, insan bilincinden bağımsız olarak var olan, somut ve nesnel dünyayı ifade etmektedir. Hakikat ise bu gerçekliğin insan zihninde algılanan ve anlamlandırılan biçimini taşımaktadır. Bu iki kavram arasındaki ayrım, bilginin kaynağı ve doğruluk kriterleri açısından önem taşımaktadır. Gerçeklik, deneyim ve gözlem yoluyla algılanırken, hakikat genellikle bu algının yorumlanması ve anlamlandırılması sürecinde şekillenmektedir. Dolayısıyla, hakikat bireysel ve toplumsal çerçeveler içinde farklılık göstermektedir. Post-truth dönemi, hakikat ve gerçeklik kavramlarının bulanıklaştığı, duyguların ve inançların nesnel gerçeklerden daha etkili olduğu bir çağ olarak tanımlanmaktadır. 2016'daki Brexit referandumu ve Donald Trump'ın ABD başkanlık zaferi, bu dönemin simgesel olayları olarak kabul edilmektedir. Oxford Sözlüğü'nün 2016'da "post-truth" terimini yılın kelimesi seçmesi, bu dönüşümün toplumsal ve politik söylemi nasıl şekillendirdiğini ortaya koymaktadır. Bu dönemde, gerçeklik algısı kişisel inançlara ve duygusal anlatılara göre şekillenirken, doğru ile yanlış arasındaki sınırlar giderek silinmiştir. Sosyal medya, bu süreci hızlandırarak yanlış bilgilerin yayılmasını kolaylaştırmış ve bireylerin kendi doğrularına göre oluşturdukları yankı odalarını güçlendirmiştir. Gerçek, artık sadece doğruluğu değil, duygusal tatmini de içeren bir kavram haline gelmektedir. Postmodernizmin evrensel hakikate olan eleştirileri de bu dönemi besleyen unsurlar arasında yer almaktadır. Jean Baudrillard'ın "simülasyon" kavramı, gerçeğin yerini onun temsillerinin aldığı savunulmakta, Theodor Adorno ve Francis Bacon gibi düşünürler, medyanın gerçeği yeniden şekillendirme gücüne dikkat çekmektedir. Post-truth siyaseti, duygusal manipülasyon ve dezenformasyon yoluyla kamuoyunun gerçeklerden koparılmasına dayanmaktadır. Politikacılar, dini ve milli duygular, terör, ekonomik kriz ve mağduriyet temaları üzerinden algı yönetimi yaparak halkın eleştirel düşünme becerilerini zayıflatmaktadır. Hannah Arendt'e göre, gerçek ve iktidar arasındaki gerilim demokrasiyi tehdit etmektedir. Sosyal medya platformları ise bu durumu algoritmalar ve yankı odalarıyla pekiştirmektedir. Cambridge Analytica skandalı, Brexit ve Trump'ın seçim kampanyaları, post-truth siyasetinin etkisini ortaya koymaktadır. Bu dönemde, yalan haberlerin yayılımı ana akım medyayı geride bırakmakta ve kamuoyu, gerçeği ayırt etme yetisini kaybetmektedir. Etik ve demokratik değerlerin zayıflaması, toplumsal kutuplaşmayı artırarak post-truth siyasetinin etkisini güçlendirmektedir. Bilgi Çağı, Dijital Çağ veya Bilgisayar Çağı olarak da adlandırılmakta olup, bilginin yaratılması, erişilmesi, depolanması ve paylaşılmasındaki önemli dönüşümleri ifade etmektedir. Bu dönem, 20. yüzyılın sonlarına doğru internetin yaygınlaşması ve dijital cihazların gelişmesiyle başlamıştır. Bilginin daha erişilebilir hale gelmesi, toplumlar arasında küresel bir iletişim ve bağlantı ağı kurmuş, ancak bu gelişmeler aynı zamanda aşırı bilgi yüklemesi ve yanlış bilgilendirme gibi zorluklara da yol açmıştır. Özellikle hakikat ötesi çağda, doğru ve güvenilir kaynaklarla yanıltıcı içerikler arasındaki farkları ayırt etmek giderek daha zor hale gelmektedir. Bilgi Çağı'nın belirgin özelliklerinden biri, toplumların her alanında (kültürel, ekonomik, ekolojik ve politik) artan bilgi yoğunluğudur. Küresel bir bilgi altyapısının gelişmesi, bilgilerin hızlı ve geniş bir şekilde yayılmasını sağlamış ve bilgisayar devrimi ile bilimsel ve teknolojik devrim gibi kavramların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Dijital teknolojilerin yaygınlaşması, özellikle kişisel bilgisayarların 1980'lerde kullanılmaya başlanması, bilgi yaratma, paylaşma ve iletişim yöntemlerini köklü bir şekilde değiştirmiştir. Bu gelişmeler, dijital okuryazarlığın önemini artırmış ve insanların dijital kaynakları verimli bir şekilde kullanabilme yeteneğini gerekli kılmıştır. Dijital iletişim araçları, bilgi akışını hızlandırmakta ve dünya genelinde daha fazla kişiye ulaşmak mümkün hale gelmektedir. Sosyal medya, bloglar ve dijital haber siteleri, bilgilerin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamış olsa da, bu platformlar aynı zamanda yanlış bilgi ve dezenformasyonun yayılmasına zemin hazırlamaktadır. Dijital ortamda, her birey içerik üretebilir ve yayımlayabilir, bu da geleneksel medya denetimlerinin ortadan kalkmasına neden olmuştur. Bu durum, "yankı odaları" ve "filtre baloncukları" gibi olguları yaratmakta, kişilerin yalnızca kendi inançlarını pekiştiren içeriklerle karşılaşmalarına neden olmaktadır. Ayrıca, algoritmalar, bireylerin çevrim içi olarak gördükleri içeriği belirlemede önemli bir rol oynamaktadır. Bu kişiselleştirilmiş içerik sunumu, kullanıcıların ilgilerine göre içerikleri sunma avantajı sağlasa da, aynı zamanda selektif maruz kalma ve doğrulama önyargılarını güçlendirmektedir. Algoritmalar, yanlış veya yanıltıcı bilgilerin, bireylerin mevcut inançlarına uyum sağladığı takdirde yayılmasına neden olabilmektedir. Bilgi Çağı'nın özellikleri, özellikle Post-Gerçek Çağı'nda, duygusal çekiciliği ve doğruluk yerine inançlara dayalı içeriklerin hızla yayılmasını sağlayan dezenformasyon kampanyalarının etkisini artırmaktadır. Bu dönemde, dijital içeriğin viral hale gelmesi ve sosyal medya algoritmalarının yanlış bilgileri güçlendirmesi, toplumsal kutuplaşmayı ve bölünmeleri derinleştirmektedir. Veri, bilgi ve enformasyon arasındaki ilişkiler de, bilgi toplumunun temel unsurlarını oluşturmakta olup, veri ham halde bulunan ve işlenmeye ihtiyaç duyan en küçük bilgi birimi, enformasyon ise verinin anlamlı hale getirilmesi olarak tanımlanmaktadır. Bilgi ise, bu anlamlı verinin insan deneyimi ve içgörüsü ile birleşerek karar alma süreçlerine ve eylemlere dönüştürülmesidir. Bu üç öğe, yeni medya teknolojileri için de büyük önem taşımakta ve içerik üretimi ile dağıtımı konusunda belirleyici rol oynamaktadır. Verinin doğru bir şekilde yönetilmesi, yanlış bilgilerin yayılmasını engellemeye yönelik kritik bir faktördür. Bilgi bozukluğu, yanlış ve yanıltıcı bilgilerin yayılmasını ifade etmekte ve post-truth dönemi ile medya tarihinden daha eski bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarih boyunca her dönemde yanlış bilgilere rastlanabilmiştir. Bu kavram, yanıltıcı bilgi (misinformation), kasıtlı yanlış bilgi yayma (disinformation), zarara yol açmak amacıyla gerçek bilgilerin çarpıtılması (malinformation) gibi alt kategorileri içerir. 2017'de Claire Wardle ve Hossein Derakshan, bilgi bozukluğunu daha iyi anlamak için bir çerçeve önererek, bu türleri birbirinden ayırmışlardır. Yalan haber, dezenformasyonun bir türü olup, genellikle internet ve sosyal medya aracılığıyla hızla yayılmakta ve toplumsal güveni zedelemektedir. Ayrıca, yalan haber, yanlış bilgiyle toplumu manipüle etme ve bireylerin doğruyu yanlışlardan ayırt etme yetilerini zayıflatma riskine yol açar. Bu tür bilgilerin yayılmasının önüne geçebilmek için bilgi doğrulama yöntemlerinin güçlendirilmesi önemlidir. Dezenformasyon, halkı yanlış bilgilendirmek amacıyla kasıtlı olarak yayılan yanlış veya yanıltıcı içeriklerdir. Bu içerikler, hükümetler, haber ajansları, istihbarat servisleri ya da bireyler tarafından üretilebilmektedir. Dijital ortamda algoritmalar, kullanıcıları duygu odaklı ve sansasyonel içeriklere yönlendirecek şekilde düzenlenmiş olup, bu da yanıltıcı bilgilerin hızla yayılmasına olanak tanımaktadır. Sosyal medya, algoritmalar aracılığıyla kişiye özel içerik önerileri sunarak yanıltıcı bilgilerin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamaktadır. Ayrıca, "botlar" ve "troll fabrikaları" gibi otomatik yöntemler de yanıltıcı bilgilerin hızla yayılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Dezenformasyon, özellikle politik manipülasyonlarda kullanılarak kamuoyunu etkilemeye yönelik stratejilerde yer almaktadır. Bu tür içerikler, demokratik süreçleri, halk sağlığını, çevreyi ve güvenliği tehdit edebilmektedir. Aynı zamanda, doğru bilgiye dayalı gazetecilik ve güvenilir kaynakların itibarı da zedelenmektedir. Bu stratejiler, halkın doğru bilgilere ulaşma yeteneğini bozmakta ve bireylerin kendi doğrularını yaratmalarına yol açmaktadır. Günümüzde, dijital medya ve sosyal medya platformlarının rolü giderek daha kritik hale gelmektedir. Bu platformlar, yanıltıcı bilgilerin hızla yayıldığı ortamlar haline gelmiştir. Medya okuryazarlığı, dijital doğrulama araçları ve şeffaflık ilkeleri gibi çözümler, dezenformasyona karşı etkili bir şekilde mücadele edebilmek için önem kazanmaktadır. Ayrıca, kullanıcıların medya tüketim alışkanlıklarını sorgulamaları ve dijital okuryazarlıklarını artırmaları gerekmektedir. Avrupa Birliği (AB), dezenformasyonla mücadelede en etkili ve kurumsallaşmış uluslararası organizasyon olarak öne çıkmaktadır. AB'nin dezenformasyonla mücadele ihtiyacı, özellikle Rusya'nın Avrupa'nın demokratik süreçlerine etki etmeyi ve kamuoyunu manipüle etmeyi hedefleyen dış müdahale operasyonlarının arttığını fark etmesiyle ortaya çıkmıştır. 2015 yılı itibarıyla çevrim içi dezenformasyon kampanyalarının, demokratik kurumları zayıflatmak, toplumsal bölünmelere yol açmak ve medya ile hükümete olan güveni erozyona uğratmak için kullanıldığı belirgin hale gelmiştir. Avrupa Komisyonu'na göre, herhangi bir AB üye ülkesindeki demokrasiye yönelik tehditlerin, tüm Birlik'i zarara uğratma potansiyeli bulunmaktadır. AB, dijital dezenformasyonla mücadelede çok katmanlı bir strateji geliştirmiştir. Stratejinin merkezinde, uzmanlar, ulusal hükümetler, sosyal medya platformları, geleneksel medya organları ve araştırmacılardan oluşan bir iş birliği ağı yer almaktadır. Her bir grup, dezenformasyonla mücadeleye kendi benzersiz katkılarını sunmaktadır: Araştırmacılar dezenformasyon taktiklerini analiz etmekte, medya organları doğrulama yaparak gerçeği ortaya koymakta, platformlar ise dezenformasyonu tespit etmeye yönelik araçlar geliştirmektedir. Ayrıca, vatandaşların dezenformasyona karşı daha dirençli hale gelmesi için medya okuryazarlığı girişimlerine de büyük bir önem verilmektedir. AB, bireylerin çevrim içi dezenformasyonu tanıyıp ondan kaçınabilmesi için eleştirel düşünme becerileri kazandırmayı hedeflemektedir. AB, dezenformasyonla mücadelede dengeyi sağlamak zorundadır: Demokrasi korunurken, ifade özgürlüğü ve medya çeşitliliği gibi temel haklar da gözetilmelidir. Bu bağlamda, AB'nin dezenformasyonla mücadele çabaları, yalnızca yasal ve kurumsal önlemlerle değil, aynı zamanda bireyleri bilinçlendirme ve toplumsal farkındalık yaratma çabalarıyla da pekiştirilmiştir. Bu strateji, bireylerin daha bilinçli bir şekilde çevrim içi dünyada etkileşimde bulunmalarını ve dezenformasyonla karşılaştıklarında doğru bilgiyi ayırt edebilmelerini sağlamayı amaçlamaktadır. AB içinde dezenformasyonla mücadele, Avrupa Dış Eylem Servisi (EEAS) tarafından yönetilmektedir. 2011'de kurulan bu servis, AB'nin dış ilişkilerinin yönetilmesinin yanı sıra, dezenformasyonla mücadele gibi konularda da merkezi bir rol üstlenmiştir. 2015'te kurulan Doğu Stratcom Görev Gücü, özellikle Rusya'dan gelen dezenformasyon kampanyalarına karşı AB'nin mücadelesini güçlendirmiştir. Görev gücü, AB'nin dış sınırlarındaki ülkelerdeki dezenformasyonla mücadeleye yönelik kamuoyu bilincini artırmaya yönelik çalışmalar yapmıştır. AB, 2015 yılında "EUvsDisinfo" girişimini başlatmış, başlangıçta pro-Kremlin dezenformasyonuna odaklanmış ancak zamanla daha geniş bir yelpazeye yayılmıştır. Bugün EUvsDisinfo, COVID-19, seçimler, iklim değişikliği gibi küresel sorunlarla ilgili dezenformasyonu da hedef almaktadır. Bu platform, vatandaşlara dezenformasyonla mücadele etme, yanlış bilgiyi tespit etme ve etkili bilgi kaynaklarını bulma konusunda yardımcı olmaktadır. 2017 itibarıyla, Avrupa Komisyonu, dezenformasyonla mücadelede daha kapsamlı bir yaklaşım benimsemiş ve çeşitli paydaşlarla işbirliği yaparak "Çok Boyutlu Dezenformasyon Raporu"nu yayınlamıştır. Bununla birlikte, 2018'de dijital platformlar için gönüllü bir Uygulama Kuralları (Code of Practice) hazırlanmış, Facebook, Google, Twitter gibi platformlar bu kodu kabul ederek dezenformasyonla mücadelede ortaklık kurmuştur. Aynı yıl AB, dijital platformlardaki reklamcılık şeffaflığını artırmaya yönelik düzenlemeler getirmiştir. 2019'da Avrupa Komisyonu, dijital dezenformasyona karşı daha etkin bir müdahale için "WeVerify.eu" adında bağımsız bir doğrulama ağını kurmuş, ayrıca medya okuryazarlığı girişimlerini teşvik etmiştir. 2019 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde dezenformasyonun önlenmesine yönelik çalışmalar da yoğunlaştırılmıştır. AB, platformların siyasi reklamları şeffaf hale getirmesini, sahte hesapların yayılmasını engellemesini ve dezenformasyonu yaymak için yapılan maddi çıkarları ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. 2019'da kurulan "Hızlı Uyarı Sistemi" (Rapid Alert System), AB üye ülkeleri arasında dezenformasyonla mücadele koordinasyonunu güçlendirmeyi ve aktif dezenformasyon kampanyalarını teknik ve siyasi açıdan analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu sistem, bilgi paylaşımını artırmak ve zaman kaybını önlemek için daha verimli bir yapı sunmaktadır. Diğer bir önemli gelişme ise "Sosyal Medya ve Dezenformasyon Gözlemevi" (SOMA) ve "Avrupa Dijital Medya Gözlemevi" (EDMO) gibi platformların kurulmasıdır. SOMA, dezenformasyonla mücadelede Avrupa topluluğunda farkındalık yaratmayı hedeflerken, EDMO, çevrim içi dezenformasyonun daha etkin bir şekilde analiz edilmesi ve yanıtlanabilmesi için farklı paydaşlar arasında işbirliği yapmayı amaçlamaktadır. 2022'de, dezenformasyonla mücadelede daha kapsamlı bir yaklaşım benimsenmiş ve güçlendirilmiş Uygulama Kuralları (Code of Practice) yayımlanmıştır. Bu yeni kod, daha fazla platform ve şirketi kapsamış ve dezenformasyonla mücadelede daha güçlü bir birliktelik oluşturulmuştur. AB'nin dezenformasyonla mücadelesi, yalnızca kurumlar ve platformlar arasında değil, aynı zamanda bireylerin de bu süreçte aktif rol oynamalarını gerektiren bir yapıya dönüşmüştür. Bu nedenle medya okuryazarlığı, şeffaflık, reklam yerleşimleri, dijital platformların sorumlulukları gibi birçok alanda yapılan düzenlemeler, dezenformasyonla daha etkin bir mücadele yürütmek için hayati önem taşımaktadır. AB, dijital ortamda güvenli ve şeffaf bir bilgi akışının sağlanabilmesi için yasal altyapıyı güçlendirmiş, aynı zamanda bireylerin daha bilinçli bir şekilde dezenformasyonla mücadele edebilmeleri için stratejik adımlar atmıştır. Türkiye, son yıllarda internet kullanımında önemli bir artış yaşamış, özellikle genç ve dijital dünyaya hâkim nüfusun etkisiyle dijital platformlarda büyük bir etkileşim artmıştır. 2024 itibarıyla nüfusun %80'inden fazlası aktif internet kullanıcısı olmuş, sosyal medya platformları ise geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmıştır. Ancak bu dijital yaygınlık, beraberinde çevrim içi dezenformasyon gibi ciddi zorluklar getirmiştir. Özellikle yanlış bilgilendirmelerin hızlı bir şekilde yayılması, Türkiye'nin toplumsal yapısına etki etmekte ve demokratik süreçleri tehdit etmektedir. Dezenformasyonun artışının nedenleri arasında sosyal medyanın ana haber kaynağı haline gelmesi, siyasi kutuplaşmanın yoğunlaşması ve Türkiye'nin jeopolitik önemi yer almaktadır. Bu durum, dezenformasyonla mücadele için güçlü stratejiler geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. 2018 yılında Oxford Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye, dezenformasyona en fazla maruz kalan ülkelerden biri olarak öne çıkmıştır. Türkiye, bu sorunla başa çıkabilmek için 2007 yılında çıkarılan 5651 sayılı İnternet Kanunu'nu kabul etmiş ve bu kanunu birçok kez revize etmiştir. 2020 yılında ise, internet ortamında işlenen suçlarla mücadele etmek için 7253 sayılı Kanun çıkarılmıştır. Bu kanun, sosyal ağ sağlayıcılarını sorumlu tutmakta ve içerik silme ya da erişim engelleme gibi önlemleri kapsamaktadır. Son olarak, 2022'de dezenformasyonu engellemeyi amaçlayan 7418 sayılı Kanun kabul edilmiştir. Bu yasal düzenlemeler, zaman zaman ifade özgürlüğüne müdahale olarak eleştirilmiş, özellikle 7418 sayılı kanun, yanlış bilgi yaymak suçunu cezalandırmayı öngören maddesi ile tartışma yaratmıştır. Yasa, kamu düzeni ve güvenliğine zarar verecek şekilde yanlış bilgi yayanlara hapis cezası getirmektedir. Türkiye, dezenformasyonla mücadelede devlet destekli kurumlar kurmuştur. Bunlardan biri, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'na bağlı olarak 2022'de kurulan "Dezenformasyonla Mücadele Merkezi"dir. Bu merkez, dezenformasyonla mücadelede kamuoyunu bilgilendirmek ve yanlış bilgileri düzeltmek amacıyla haftalık bültenler yayınlamaktadır. Ayrıca Anadolu Ajansı'nın 2019 yılında kurduğu "Teyit Hattı" da, halkı doğru bilgiyle buluşturmayı amaçlamaktadır. Brezilya, Güney Amerika'nın en büyük ülkesi olup, 8.5 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ve 215 milyonluk nüfusu ile dikkat çekmektedir. Ülke, yerli halkların tarihsel etkileri, Portekiz kolonizasyonu ve ardından gelen kültürel etkileşimlerle şekillenen zengin bir demografiye sahiptir. Brezilya, yalnızca demografik yapısı değil, aynı zamanda önemli ekonomik, sosyal ve jeopolitik rolüyle de dünya çapında büyük bir öneme sahiptir. Ekonomik açıdan, Brezilya dünyanın en büyük yedinci ekonomisine sahiptir ve BRICS gibi önemli uluslararası organizasyonların bir üyesidir. Brezilya'da dezenformasyonla mücadele, özellikle seçim dönemlerinde önemli bir konu haline gelmiştir. 2018 seçimlerinde WhatsApp gibi sosyal medya platformları üzerinden yayılan yanlış bilgiler, seçim sonuçlarını etkileme potansiyeli taşımaktadır. Bu dönemde, hem dijital medya kullanımının yaygınlığı hem de siyasi kutuplaşmalar, dezenformasyonun etkisini artırmıştır. Özellikle WhatsApp, Brezilya'daki en popüler sosyal medya platformlarından biri olup, seçmenlere yönelik büyük çaplı dezenformasyon kampanyalarının merkezi haline gelmiştir. Brezilya, dezenformasyonla mücadelede çeşitli stratejiler geliştirmiştir. 2019 yılında São Paulo eyaletinde öğrencilere medya okuryazarlığı dersi verilmesi, toplumun doğru bilgiye nasıl ulaşacağına dair farkındalık oluşturma amacını taşımaktadır. Aynı şekilde, 2020'de Brezilya Yüksek Seçim Mahkemesi (TSE), WhatsApp gibi platformlarla işbirliği yaparak şüpheli içerikleri raporlama ve hızlı bir şekilde müdahale etme imkanı sağlamıştır. Bu çabalar, seçmenleri yanlış bilgilendiren içeriklerin yayılmasını engellemeyi hedeflemiştir. Brezilya'nın dezenformasyonla mücadelesi, sadece seçim dönemleriyle sınırlı kalmamış, dijital ortamda yayılan yanlış bilgilerle daha genel bir mücadeleye dönüşmüştür. TSE, 2021'de "Dezenformasyonla Mücadele Programı"nı başlatmış ve bu program kapsamında doğru bilgi paylaşımı, medya okuryazarlığı projeleri ve içerik doğrulama yöntemleri ön plana çıkmıştır. Bu program, dezenformasyonun seçim sürecine zarar vermesini engellemek için dijital platformlarla yakın işbirliği gerektirmiştir. Brezilya, dijital platformların içerik moderasyonunu düzenlemeye yönelik yasal bir çerçeve de oluşturmuştur. 2020 yılında sunulan ve "Fake News Bill" olarak bilinen yasa tasarısı, dijital platformları dezenformasyonla mücadele etmek üzere sorumlu tutmayı amaçlamaktadır. Bu tasarı, platformların içerik denetimi konusunda daha şeffaf olmalarını, yanlış bilgi yaymayı engellemek için belirli önlemler almasını ve bu konuda sorumluluk taşımalarını amaçlamaktadır. 2022'deki seçimlerde, TSE, dezenformasyonun seçim sürecine olan etkisini minimize etmek amacıyla önemli adımlar atmıştır. Sosyal medya platformlarının seçimle ilgili yanıltıcı içerikleri yaymalarını engellemek için çeşitli kısıtlamalar getirilmiş, şüpheli içeriklerin yayılmasını engellemeye yönelik bir dizi düzenleme yapılmıştır. Ayrıca, TSE'nin bu süreçteki müdahalesi, dijital mecralarda yayılan yanlış bilgilerin seçim sonuçlarına olan etkisini sınırlamayı başarmıştır. TSE, dezenformasyonla mücadelede daha etkin bir yaklaşım geliştirmek için 2024 yerel seçimleri öncesinde "Dezenformasyonla Mücadele ve Demokrasi Savunma Entegre Merkezi"ni kurarak çalışmalarına devam etmektedir. Brezilya'nın dezenformasyonla mücadelesi, dünya çapında birçok ülkenin karşı karşıya olduğu benzer sorunları gözler önüne sermektedir. Bu çabalar, hem dijital medya ortamında yanlış bilgi yayılmasının engellenmesi hem de seçmenlerin doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmasının sağlanması adına büyük bir önem taşımaktadır. Sonuç olarak, bilgiye ve iletişime erişim, tarihsel olarak bireyler, ülkeler ve devletler için kritik bir faktör olmuştur. Bilgi ve iletişimde daha verimli olan devletler, ekonomik ve politik kazançlar sağlamak için bu avantajı stratejik olarak kullanmış ve bunu etkilerini şekillendiren önemli bir varlık haline getirmiştir. Dijitalleşme, dezenformasyonun her toplumsal kurumda artmasına neden olmuş, bu da devletlerin dezenformasyonla mücadele politikaları geliştirmelerini zorunlu kılmıştır. Brezilya ve Türkiye'de dezenformasyonla mücadele için çıkarılan yasalar, dijital platformları denetlemeyi ve şeffaflık ile hesap verebilirlik sağlamak amacıyla çeşitli düzenlemeler getirmiştir. Her iki ülke, içerik moderasyonu ve şeffaflık raporları gibi düzenlemelerle büyük dijital platformları hedef alırken, Avrupa Birliği de benzer şekilde büyük platformlar için şeffaflık ve risk azaltma önlemleri getirmiştir. Ancak, her üç aktörün yaklaşımında da dezenformasyonla mücadeleye yönelik hükümetin "gerçek" tanımını belirleme eleştirisi öne çıkmaktadır
Language and History-Geography Faculty copy of Jawāhir Al-Asdāf (introduction-text-contextual dictionary)
Cevâhirü'l-Esdâf'ın Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Nüshası (Giriş- Metin- Bağlamsal Sözlük) adlı bu doktora tezinin konusu, 15. yüzyıl başlarında yazılmış Cevâhirü'l-Esdâf adlı muhtasar Kur'an tefsirinin Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanesinde 'tefsir???' başlığı altında kayıtlı bulunan H. 958 tarihli nüshasının çeviri yazıya aktarımı, oluşturulan örnekli bağlamsal sözlük ile söz varlığının tespiti ve gramatikal dizininin oluşturulmasıdır. Tez çalışması; "Giriş", "Metin" ve "Bağlamsal Sözlük" bölümlerinden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde araştırmaya konu edilen eserin tercihinde rol oynayan etkenler, çalışmanın inceleme yöntemi ve yönteme yönelim sebepleri, çalışmanın ortaya koymak istediği bilimsel katkının esası belirtilmiştir. Bölüm sonunda ise eserin fiziki özellikleri, muhtevası, nüshaları ve oluştuğu muhit hakkında genel bilgilendirme yapılmıştır. Metin bölümünde; Cevâhirü'l-Esdâf adlı eserin çeviri yazılı metni bulunmaktadır. Sözlük bölümünde; metinde yer alan tüm kelimelerin metindeki kullanımından hareketle çıkarılan bağlamsal anlamları, kullanıldıkları bağlamı içeren örnek cümleler ve örneklerden sonra metin içinde bu kelimelerle beraber kullanılan ekler yer almaktadır. Sonuç bölümünde; DTCF nüshasının daha önce çalışma konusu edilmiş olan nüshalardan ayrılan önemli yönleri ortaya koyulmuş, eserin sözlük bölümü için fişlenen sözcüklerin kaynak dile göre dağılımı belirlenmiş, alt maddede sunulan birleşik ifadelerin niteliği değerlendirilmiş ve Tarama Sözlüğü'ne geniş kapsamlı katkılar sağlanmıştır.The subject of this doctoral thesis titled Cevâhirü'l-Esdâf's Language, History and Geography Faculty Copy (Introduction- Text- Contextual Dictionary) is the transcription of the AH 958 copy of the abbreviated Quran commentary named Cevâhirü'l-Esdâf written in the early 15th century, registered under the title 'tafsir???' in the Library of the Language, History and Geography Faculty, the determination of the vocabulary with the contextual dictionary, and the creation of its grammatical index. The thesis study consists of the Introduction, Text and Contextual Dictionary sections. The factors that played a role in the selection of the work subject to the research, the examination method of the study and the reasons for the orientation to the method, and the essence of the scientific contribution that the study aims to present are stated in the introduction section. At the end of the section, general information is provided about the physical characteristics of the work, its content, copies and the environment in which it was created. In the text section; There is a transcription of the manuscript named Cevâhirü'l-Esdâf. In the dictionary section; the contextual meanings of all the words in the text, sample sentences containing the context in which they are used, and the suffixes used with these words in the text after the examples are included. In the conclusion section; the important aspects of the DTCF copy that seperate it from the previously studied copies are revealed, the distribution of the words registered for the dictionary section of the work according to the source language is determined, the quality of the compound expressions presented in the sub-article is evaluated, and extensive contributions are made to the Tarama Sözlüğü
Freedom of settlement in terms of constitutional law
Bu çalışmada yerleşme özgürlüğünün hukuki çerçevesi, anayasa hukuku açısından incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde yerleşme özgürlüğünün tarihsel gelişimi ve hukukça tanınmasına değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümü ise yerleşme özgürlüğünün niteliği, işlevi, konusu, yararlanıcıları ve yükümlülerini içermektedir. Ayrıca bu bölümde yerleşme özgürlüğünün anayasal olarak olağan dönem ve olağanüstü dönemlerde sınırlanmasına ilişkin rejim ayrıntılarıyla incelenmiş ve yerleşme özgürlüğünün korunmasına dair hususlar irdelenmiştir. Bu değerlendirmeler Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında gerçekleştirilmiştir.In this study, the legal framework of the freedom of settlement is analysed in terms of constitutional law. In the first part of the study, the historical development and legal recognition of the freedom of settlement are mentioned. The second part of the study includes the nature, function, subject, beneficiaries and obligors of the freedom of settlement. In addition, in this part, the constitutional regime regarding the limitation of the freedom of settlement in ordinary and extraordinary periods is examined in detail and the issues regarding the protection of the freedom of settlement are examined. These assessments are made in the light of the decisions of the Constitutional Court and the European Court of Human Rights
Sûdî Bosnevî'nin Şerh-İ Kâfiye isimli eseri (inceleme-çeviri yazılı metin)
el-Kâfiye Arap grameri sahasında ilk yazıldığı günden itibaren önemini koruyan, Arapçanın
yapı taşlarını oluşturan üç temel kitaptan biri olarak zikredilmektedir. Bu önemine binaen eser
üzerine birçok şerh, haşiye ve ta‘lik kaleme alınmıştır. Osmanlı medreselerinde nahiv müfredatı
kapsamında yer aldığını gördüğümüz el-Kâfiye’ye, Arapça ve Farsçanın yanı sıra Türkçe
şerhler de yazılmıştır. Türkçe şerhler arasında en çok göze çarpan Sûdî Bosnevî’nin Şerh-i
Kâfiye isimli eseri olmuştur. Şârih ve mütercim kimliği ile öne çıkan Sûdî, muhtasar bir eser
olarak nitelendirilen el-Kâfiye’yi daha anlaşılır hale getirmek adına şerh ederek Türkçeye
kazanımını sağlamıştır. 16. yüzyılda ele aldığı Şerh-i Kâfiye isimli eserinin birçok nüshasının
bulunuşu eserin Osmanlı medreselerinde okutulup tercih edilen bir şerh olduğunun
göstergelerinden biridir. Hazırlamış olduğumuz bu çalışmada Sûdî Bosnevî’nin hayatı, eserleri,
şerh metoduna değindikten sonra eserin çeviri-yazı tekniği ile günümüze kazanımını
hedeflemiş bulunmaktayız. Sûdî’nin yeni Türkçe ile kaleme aldığımız bu eseri gramer sahasına
ışık tutacaktır
Borsa istanbul’da 2013 – 2021 yılları arasında gerçekleştirilen ilk halka arzlar için düzenlenen fiyat tespit raporlarının içerik analiz
Türkiye’de ilk halka arzlar öncesinde aracı kurumlar tarafından fiyat tespit raporu
düzenlenmektedir. Fiyat tespit raporlarında halka arz edilen şirket hakkında bilgiler,
şirketin faaliyet gösterdiği sektör hakkında bilgiler, şirketin finansalları ve finansal analizi
ile şirket değerlemesi yer almaktadır. Fiyat tespit raporları uluslararası değerleme
standartlarına uygun şekilde düzenlenmektedir. Düzenlenen fiyat tespit raporları kamusal
otorite olan SPK ve BIST tarafından denetlenmekte ve onaylanmaktadır.
İlk halka arzlar öncesinde düzenlenen fiyat tespit raporlarının kapsamı ve içeriği
sermaye piyasalarının gelişimi, etkinliği ve şeffaflığı bakımından son derece önemlidir.
Fiyat tespit raporlarında yer alan bilgi düzeyi şirket ortakları ve aracı kurumlar ile halka
arza katılan yatırımcılar arasındaki bilgi asimetrisinin azaltılmasına katkı sağlamaktadır.
Finans literatüründe aracı kurum analistlerinin hazırladığı raporların yatırımcılar
tarafından dikkate alındığı ve raporların içeriği, yazım tonu, bilgilendiriciliği gibi
özellikleri ile yatırımcı davranışı, ilk halka arz sonrası fiyat performansı ve halka arz
sonrası pay fiyatı volatilitesi arasında ilişki olduğuna yönelik çalışmalar bulunmaktadır.
Araştırma kapsamında 2013 – 2021 yılları arasında ilk kez halka arz edilen
şirketler için düzenlenen fiyat tespit raporlarının kapsamı, fiyat tespit raporlarının
kapsamı ile ilk halka arz sonrası fiyat performansı ve fiyat tespit raporlarının kapsamı ile
halka arz sonrası pay fiyatı volatilitesi arsındaki ilişki regresyon modelleri ile ortaya
konulmuştur. Çalışma sonuçları fiyat tespit raporlarında önemli kapsam eksiklikleri
bulunduğunu, bu eksikliklerin şirket ortakları ve aracı kurumlar ile yatırımcılar arasında
bilgi asimetrisine neden olduğunu göstermektedir. Ayrıca fiyat tespit raporlarında verilen
bilgi düzeyi yükseldikçe ilk halka arz sonrasındaki anormal getiri düzeyi ve volatilite azalmaktadır. Elde edilen sonuçlar fiyat tespit raporlarının bilgi düzeyindeki artışın
yatırımcıların doğru bilgilendirilmesine, bilgi asimetrisinin azalmasına ve etkin
fiyatlamaya katkı sağladığını göstermektedir
Conditions for the validity of surety contracts
Kefalet sözleşmesi şahsi teminat sözleşmesidir. Sözleşmenin teminat niteliği 01 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) madde 581'de yapılan tanımdan anlaşılmaktadır. Doktrinde hakim görüş kefalet sözleşmesinin şahsi teminat niteliğinde olduğuna ilişkindir. Türk Borçlar Kanununda mevcut düzenlemeye baktığımızda kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarına ilişkin kefili korumak maksadı ile önemli yeniliklerin yapıldığı görülmektedir. Tez çalışması "Kefalet Sözleşmesinin Geçerlilik Şartları" olarak incelenmektedir. Türk Borçlar Kanunu on beşinci bölümünde kefalet sözleşmesine ilişkin kronolojik düzenlemeden kaçınılarak öncelikle kefalet kavramı, tarihi gelişimi, kefaletin türleri açıklanmış, devamında kefalet sözleşmesi incelenmiş, son bölümde kefalet sözleşmesinde eşin rızasına ilişkin ayrıntılı inceleme yapılarak geçerlilik şartlarına ilişkin araştırmam tamamlanmıştır. Türk Borçlar Kanununda "Eşin Rızası" kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarının kapsamında olmasına rağmen, bu şartın sadece evli olan kişilere ilişkin geçerli olduğunu dikkate alarak son bölümde eşin rızası başlığı altında kapsamlı olarak incelenmiştir. Bu düzenleme evli kişilerin kefalet sözleşmesi akdettiği zaman eşin yazılı rızasının alınması hususudur. Böylece kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartına Türk Borçlar Kanununda ilk defa eşin yazılı rızasının alınması eklenmiştir.The surety contract is a personal guarantee contract. The nature of the contract as a guarantee is understood from the definition made in Article 581 of the Turkish Code of Obligations (TCO) No. 6098, which came into force on July 1, 2012. The prevailing view in doctrine is that the suretyship contract is of a personal guarantee nature. When we look at the current regulations in the Turkish Code of Obligations, it is seen that significant innovations have been made regarding the validity conditions of the suretyship contract with the aim of protecting the surety. The thesis is being examined under the title "Conditions for the Validity of Surety Contracts." In the fifteenth chapter of the Turkish Code of Obligations, avoiding a chronological arrangement regarding the suretyship contract, the concept of suretyship, its historical development, and types of suretyship were first explained, followed by an examination of the suretyship contract. In the final section, a detailed examination of the spouse's consent in the suretyship contract was conducted, completing my research on the conditions of validity. Although "Spouse's Consent" is within the scope of the validity conditions of the suretyship contract under the Turkish Code of Obligations, considering that this condition is only applicable to married individuals, it has been comprehensively examined under the title of spouse's consent in the final section. This regulation pertains to obtaining the written consent of the spouse when married individuals enter into a suretyship agreement. Thus, the requirement for the spouse's written consent has been added for the validity of the guarantee contract for the first time in the Turkish Code of Obligations
Auction based distributed task assignment algorithm and agent communication language development for heterogeneous unmanned aerial vehicle swarms
İnsansız hava aracı (İHA) teknolojisindeki hızlı ilerlemeler, İHA sürülerinin geliştirilmesine olanak tanımış ve bu sistemler birçok yenilikçi uygulamada kullanılmaya başlanmıştır. İHA sürüleriyle ilgili karşılaşılan temel sorunlardan biri olan görev atama problemi, bu tez çalışmasında ele alınmış ve karmaşık zaman aralığı kısıtlarına sahip çoklu görev atama problemini çözmek için yenilikçi ve dağıtık bir yöntem olan Harmony Drone Task Allocation (DTA) geliştirilmiştir. Harmony DTA, heterojen İHA sürülerinde görevlerin zaman kısıtları ve çevresel değişkenler göz önünde bulundurularak verimli bir şekilde atanmasını ve yürütülmesini hedeflerken, toplam sistem maliyetini ve görev icra zamanındaki gecikmeleri minimize etmeyi amaçlamaktadır. Dinamik ortamlarda sürünün, yeni eklenen görevleri etkin bir şekilde üstlenebilmesi için algoritma, fikir birliği odaklı açık artırma mekanizmasını ve dedikodu tabanlı bir yaklaşımı entegre etmektedir. Bu sayede, dağıtık görev atama süreçleri hızlandırılırken iletişim yükü de minimize edilmektedir. Ayrıca, dedikodu tabanlı fikir birliği algoritması, haberleşme limitli ortamlarda yüksek güvenilirlik sağlamaktadır. Algoritmanın performansı, farklı senaryolar altında Monte Carlo simülasyonları ile analiz edilmiştir. Simülasyon sonuçları, Harmony DTA algoritmasının toplam sistem maliyetini en aza indirme, görev yürütme gecikmelerini azaltma ve değişen çevresel karmaşıklıklar boyunca ölçeklenebilirliği sürdürme konusundaki etkinliğini doğrulamaktadır. Harmony DTA, optimalite ve hesaplama verimliliği arasında iyi bir denge sağlamaktadır ve bu nedenle merkezi olmayan İHA sürülerinde dinamik görev atamasını içeren gerçek dünya uygulamaları için literatürde önerilen referans algoritmalara kıyasla rekabetçi bir seçenek olarak öne çıkmaktadır.The rapid advancements in unmanned aerial vehicle (UAV) technology have facilitated the development of UAV swarms, which are now employed in numerous innovative applications. One of the fundamental challenges associated with UAV swarms, the task assignment problem, is addressed in this thesis through the development of an innovative and distributed method called Harmony Drone Task Allocation (DTA) to solve complex multi-task assignment problems with time window constraints. Harmony DTA aims to efficiently assign and execute tasks in heterogeneous UAV swarms by considering task time constraints and environmental variables, while minimizing total system costs and delays in task execution time. To enable the swarm to effectively incorporate newly introduced tasks in dynamic environments, the algorithm integrates a consensus-based auction mechanism with a gossip-based approach. This integration accelerates distributed task assignment processes while minimizing communication overhead. Moreover, the gossip-based consensus algorithm ensures high reliability in communication-limited environments. The algorithm's performance was analyzed through Monte Carlo simulations under various scenarios. The simulation results validate the effectiveness of the Harmony DTA algorithm in minimizing total system costs, reducing task execution delays, and maintaining scalability amid varying environmental complexities. Harmony DTA strikes a good balance between optimality and computational efficiency, making it a competitive alternative to reference algorithms in the literature for real-world applications involving dynamic task allocation in decentralized UAV swarms