Mütefekkir
Not a member yet
230 research outputs found
Sort by
Usûlü’l-İftâ ve Âdâbuhû, Muhammed Takî el-Osmânî
Usulü’l-iftâ eserleri genel olarak müftünün fetva verirken, müsteftînin ise fetva isterken uyması gereken kurallar bütününe dair kaleme alınan eserlerdir. Takiyyüddin el-Osmânî’nin Usulü’l-iftâ ve âdâbuhû isimli eseri de bu literatürün son dönem örnekleri arasındadır. Eser, müellifin üniversitede ders verirken hazırladığı ders notlarının bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Fetvanın lügavî ve ıstılahî anlamlarına değinen Osmânî, fetvayı şer’î, fıkhî ve cüz’î olmak üzere üç kısımda incelemiştir. Şer’î fetva, Hz. Peygamber döneminde ortaya çıkan bir olay veya sorulan soru karşısında Kitap veya Sünnet’le sabit olan hükümler olarak tavsif edilmekte ve ilgili âyet ve hadisler örnek olarak verilmektedir. Fıkhî fetva, fakihin füru fıkıhtaki mesâili detaylandırırken ulaşmış olduğu hükümdür. Cüz’î fetva ise muayyen bir olay karşısında sorulan sorunun küllî olan fıkhın cüz’î bir konuma indirilerek cevaplanmasıdı
Şiî-İmâmî Tefsir Geleneğinde Nesih
In the Sunni tradition, various approaches exist in the classical period and the contemporary period relevant to naskh in the Qur’an. Naskh in the Qur’an was considered a problem in the contemporary period while it was almost unanimously approved in the classical period. So, the view that naskh does not exist in the Qur’an has been argued. While this is the case in the Sunni tradition, it has been a matter of curiosity about any different approaches to abrogation in the Qur’an and how it is treated in the Shiite-Imāmī tradition. Therefore, this study examines the nature and historical situation of the naskh in the tradition of Shiite-Imāmī interpretation. Accordingly, the Shiite-Imāmī tradition is chronologically divided into four periods. This study discusses the approaches of two different interpreters in the first three periods and three different glossators’ views in the last period. Thus, the study reveals whether there is a change in the understanding of the naskh and if it is considered as a problem during the contemporary period by the Shiite-Imāmī tradition. As a result, the Shia-Imami tradition evaluates abrogation in the Qur’an as a problem as the Sunni tradition does. However, it has never become a radically rejected issue.Sünnî geleneğinde Kur’an’da neshin vaki olup olmadığı meselesi hakkında klasik dönemle çağdaş dönem arasında birbirinden farklı yaklaşımlar olmuştur. Buna göre klasik dönemde Kur’an’da neshin vaki olduğuna ilişkin neredeyse bir ittifak söz konusuyken, çağdaş dönemde ise bunun bir problem olduğu üzerinde durulmuş ve sonuç olarak da Kur’an’da neshin vaki olmadığı görüşü dillendirilmeye başlanmıştır. Nesih konusunun serancamı Sünnî geleneğinde böyleyken, aynı sürecin Şiî-İmâmî geleneğinde nasıl geliştiği, nesih anlayışında herhangi bir değişim yaşanıp yaşanmadığı hususu merak konusu olmuştur. Bu yüzden çalışmamızda Şiî-İmâmî tefsir geleneğinde nesih meselesinin mahiyeti ve tarihsel serancamı inceleme konusu yapılmıştır. Buna göre Şiî-İmâmî geleneği kronolojik olarak dört döneme ayrılmış ve ilk üç dönemde iki, son dönemde ise üç farklı müfessirin nesih konusuna yaklaşımı ele alınmıştır. Böylece Şîî-İmâmî tefsirlerde nesih anlayışında bir değişimin yaşanıp yaşanmadığı, çağdaş döneme gelindiğinde bir problem olarak görülüp görülmediği hususu incelenmiştir. Sonuç olarak Şiî-İmâmî tefsir geleneğinde nesih, Sünnî gelenekte olduğu gibi bir problem olarak görülmüş, ancak hiçbir şekilde tamamen reddedilmesi gereken bir konu olarak ele alınmamıştır
Beyazperdenin Sahte Kurgusu: Hollywood Dünyasından Örneklerle Hipergerçekliğin İnşası
In this article, it is examined how Hollywood cinema, which is one of the factors that cause religious and cultural transformation, establishes a world and how it may lead the audience into hyperreality. The display of images and experiences different than real life in the Hollywood world tells us that cinema plays a very important role in the construction of secular hyperreality. Because, the audience who perceives certain points from different movies will be able to internalize the fake fiction of the cinema by combining the meanings in his mind. Therefore, the main purpose of our article which considers the deep effects of movies on human life is to contribute to the questioning of various aspects of the world we live in along with a correct critique of the movie. The movies in the article are selected and evaluated primarily in terms of their approach to religion, but mostly because they are popular and because they are shown on television and attract the attention of the audience. These movies have been watched within the framework of different methods, primarily with discourse analysis and examples are given considering their prominent aspects. Thus, it is tried to reveal Hollywood’s main manipulative infrastructure with a general perspective by the induction method and a mentality analysis was carried out by combining elements with different aspects in each movie. In addition, some examples from movies that stand out from the world cinema in terms of their negative effects are also given.Bu makalede, dinî ve kültürel yönden dönüşüm geçirilmesine neden olan faktörler arasında yer alan Hollywood sinemasının nasıl bir dünya kurduğu ve seyirciyi bu dünyanın içine çekerek nasıl bir hipergerçekliğe yönlendirebileceği araştırılmaktadır. Hollywood dünyasında gerçek hayattan farklı imgeler ve yaşantıların gösterilmesi, sinemanın seküler hipergerçekliğin inşası noktasında çok önemli bir role sahip olduğunu anlatmaktadır. Zira farklı filmlerden az da olsa belirli alımlamalar yapan seyirci, gösterilen anlamları zihninde birleştirerek beyazperdenin sahte kurgusunu içselleştirebilecektir. Bundan dolayı filmlerin insan hayatındaki derin etkilerini dikkate alan bu makalenin temel amacı, doğru bir film eleştirisi ile birlikte içinde yaşadığımız dünyanın çeşitli yönleriyle sorgulanmasına katkı sunabilmektir. Makalede yer alan filmler öncelikle dine yönelik yaklaşımları, çoğunlukla ise popüler olmaları, televizyonlarda gösterilmeleri ve seyircinin ilgisini çekmeleri yönüyle seçilmiş ve değerlendirmeye alınmıştır. Bu filmler söylem analizi başta olmak üzere farklı yöntemler çerçevesinde seyredilmiş ve öne çıkan yönleri göz önünde bulundurularak içlerinden örnekler verilmiştir. Böylece tümevarım yöntemiyle Hollywood’un yönlendirici temel altyapısı genel bir bakış açısıyla ortaya çıkarılmaya çalışılmış ve her filmde farklı yönleri bulunan unsurlar bir araya getirilerek bir zihniyet analizi yapılmıştır. Ayrıca olumsuz etkileri açısından dünya sinemasından öne çıkan bazı filmlerden de örnekler verilmiştir
Suretleri Değiştirilerek (Mesḫ) Azap Olunan Kavimler ile İlgili Rivayetlerin Değerlendirilmesi
Mesḫ means the transformation of the forms of some people into the animal or the stone as a way of punishment from Allah. Since the sending of the Prophet (p), there are some information in the Qur’an and hadiths about this event, the example of which we did not experience until today. While it is clearly stated in the verses of the Qur'an that the forms of the Israelites who violate the Saturday prohibition were transformed into apes, the other verses where those converted into monkeys and pigs are described are not detailed. In narrations, it is mentioned that some people, even jinn or genies were transformed/will transform into various animals because of the sins they committed/will commit. Since there is no exact information about whether this transformation was physical or spiritual (morally) in both Qur’anic verses and hadiths, there are those who claim that the transformation takes place materially as well as spiritually. Both claimants made inferences according to their own opinions. Whether the lineage of people whose forms were turned into animals will maintain or not is another issue discussed in the narrations. By mentioning the discussions about the subject, the narrations will be identified, analyzed, and evaluated. It will be tried to clarify the subject by mentioning with some criticism of the chain and text and pointing to the degrees of health.Mesḫ kavramı, Allah’ın bir azabı olarak bazı insanların sûretlerinin hayvana veya taşa dönüştürülmesini ifade etmektedir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) gönderilmesinden itibaren günümüze kadar örneğinin bilinmediği bu olay hakkında, Kur’an-ı Kerim ve hadislerde birtakım bilgiler yer almaktadır. Âyetlerde cumartesi yasağını çiğneyen İsrâiloğulları’nın maymuna dönüştürülmesi net olarak ifade edilirken, maymun ve domuza dönüştürülenlerin anlatıldığı diğer âyetlerde detaya girilmemektedir. Rivayetlerde ise birtakım insanların hatta cinlerin işledikleri/işleyecekleri günahlar sebebiyle çeşitli hayvanlara dönüştürüldüğü/dönüştürüleceği nakledilmektedir. Ancak mesḫ olayının anlatıldığı hem âyet hem de rivayetlerde bu dönüşümün bedenen mi yoksa manen (ahlaken) mi olduğu hakkında muhkem bir bilgi bulunmadığından dolayı dönüşümün madden gerçekleştiğini iddia edenler olduğu gibi manen meydana geldiğini de söyleyenler olmuştur. Her iki iddia sahipleri kendi görüşlerine göre bu naslardan bazı çıkarımlarda bulunmuşlardır. Sûretleri hayvana dönüştürülen insan neslinin devam edip etmediği hususu da tartışılan başka bir konu olmuştur. Bu çalışmada konu ile alakalı tartışmalara temas edilerek rivayetlerin tespit, tahlil ve değerlendirilmesi yapılacaktır. Yer yer sened ve metin tenkitlerine değinilip hadislerin sıhhat derecelerine işaret edilerek konuya açıklık getirilmeye çalışılacaktır
Sa‘dî-i Şîrâzî’nin Gazellerinden Örneklerle Farsça Bağımlı Birleşik Cümle Çeşitleri
The smallest language unit that provides communication and agreement between people; sentence defined as a series of words that convey complete and meaningful messages, are divided into various types according to their meaning, predicate, organization and structure. Sentences declare judgment. In some sentences there is a judgment and in some sentences there is more than one judgment. Accordingly, Persian sentences are classified as simple and unified.
The subject of the study is one of the combined sentence types. The dependent compound sentences are connected to each other with various semantics, with or without conjunctions; it consists of a basic sentence that expresses the original judgment and one or more subsidiary sentences used in connection with itIn the study type of sentence has been studied under seventeen titles with examples from the ghazals of Saadi-e Shirazi who is one of the greatest poets of Persian literature, lived in VII/XIII. century, owner of world famous work Bostan and Gulistan. The page number and couplet number of the examples under each title and three other similar examples on the subject of the poet's diwan are given in the footnote and also the side sentences in the related example are underlined.İnsanlar arasında iletişim ve anlaşmayı sağlayan en küçük dil birimi, tam ve anlamlı mesaj ileten sözcükler dizisi olarak tanımlanan cümle, anlamlarına, yüklemlerine, kuruluşlarına ve yapılarına göre çeşitli türlere ayrılmaktadır. Cümleler yargı bildirir. Bazı cümlelerde bir yargı bazı cümlelerde ise birden çok yargı bulunur; buna bağlı olarak Farsça cümleler basit ve birleşik olmak üzere sınıflandırılır.
Çalışmanın konusunu oluşturan bağımlı birleşik cümleler, birleşik cümle türlerinden biridir. Bağımlı birleşik cümleler bağlaçlı veya bağlaçsız olarak çeşitli anlam ilgileriyle birbirine bağlanır; anlatılmak istenen asıl yargıyı bildiren bir temel cümle ile ona bağlı olarak kullanılan bir ya da birkaç yan cümleden oluşur. Çalışmada bu cümle türü Fars edebiyatının en büyük şairlerinden, VII/XIII. yüzyılda yaşamış, dünyaca meşhur Bostân ve Gülistân adlı eserlerin sahibi, büyük söz ustası Saʻdî-i Şîrâzî’nin gazellerinden örneklerle, on yedi başlık altında incelenmiştir. Her başlığın altında yer alan örneklerin ve şairin divanında yer alan konuyla ilgili, üçer benzer diğer örneğin sayfa numarası ve beyit numarası dipnotta verilmiştir; ayrıca ilgili örnekteki yan cümleler altı çizili olarak gösterilmiştir
İmâm Mâturîdî’nin Âlemin Ontolojik Yapısı Hakkında Filozofları Eleştirisi, Tahir Uluç
Uluç, Tahir. İmâm Mâturîdî’nin Âlemin Ontolojik Yapısı Hakkında Filozofları Eleştirisi (İstanbul: İnsan Yayınları, 2017)
İbnü’s-Salâh’ın Müftü ve Müsteftînin Uyacağı Âdâb/Kurallar Hakkındaki Görüşleri
This article is about the opinions of Ibn al-Salah (d. 643/1245) about the mufti and his counselee's adab during the fatwa. Adab is the words and actions that religion and reason consider beautiful and even necessary. For this reason, it is of great importance. In his book Edebü’l-müftî ve’l-müsteftî, Ibn al-Salah determined twenty principles that the mufti must obey during fatwa activity. He listed ten principles that his counselee should comply with. These principles and rules, which will be considered by the mufti and his counselee, are named as adab of fatwa. Ibn al-Salah states that the mufti must answer the questions which are asked to him. He expresses that the counselee should learn the eventhe/she confronted by asking the mufti. For this reason, he says that the counselee has the mission of asking questions and mufti has the mission of answering these questions in principle. It is seen that Ibn al-Salah has opened up to discuss the imitation period issues in the context of the adab of fatwa. It is understood that he systematically discussed the adab of fatwa, which is the subject of the article. Considering their transfers and evaluations, it can be said that Ibn al-Salah made valuable contributions to the adab of fatwa. The handling of the issues related to the counselee in an independent section and subtitles is considered an indicator of this.Bu makale, İbnü’s-Salâh’ın (ö. 643/1245) müftü ve müsteftînin fetva sırasında uyacağı âdâba dair görüşleri hakkındadır. Âdâb, din ve aklın güzel, hatta gerekli gördüğü söz ve eylemlerdir. Bu sebeple büyük önem arz etmektedir. İbnü’s-Salâh, Edebü’l-müftî ve’l-müsteftî adlı eserinde müftünün fetva faaliyeti esnasında uyması gerekli yirmi ilke tespit etmiştir. Müsteftînin uyması gereken on ilke sıralamıştır. Müftü ve müsteftînin dikkate alacağı bu ilke ve kurallar fetva âdâbı olarak isimlendirilir. İbnü’s-Salâh, müftünün sorulan soruları cevaplaması gerektiğini belirtir. Müsteftînin ise başına gelen hadiseyi müftüye sorarak öğrenmesi gerektiğini dile getirir. Bu sebeple ilkesel olarak müsteftîye soru sormak, müftüye ise bu soruya cevap vermek gibi bir vazife düştüğünü söyler. İbnü’s-Salâh’ın fetva âdâbı bağlamında taklid dönemi meselelerini tartışmaya açtığı görülür. Makalenin konusu olan fetva âdâbını sistematik açıdan ele aldığı anlaşılmaktadır. Nakilleri ve değerlendirmeleri dikkate alındığında İbnü’s-Salâh’ın fetva âdâbına kıymetli katkılar verdiği söylenebilir. Müsteftî ile ilgili meseleleri bağımsız bir bölüm ve alt başlıklarda ele alması bunun göstergelerinden biri sayılır
Cüneyd-i Bağdâdîye Göre Velâyet
Sufis have tried to explain all the issues of the relationship between God and man on the basis of “continuity” and “directness”. In response to the belief that the revelation ended with the prophet’s death, sufis developed the theory of “walāya/sainthood” and defended the continuation of the “wisdom” which they saw as the next form of revelation after the prophethood, and the belief that people could establish a direct and special bond with Allah even without the prophets' interventions. Through this theory placed at the center of the discussions about human nature and its spiritual development, sufis raised the claim that the endless layers of meaning of the Qur'an and the knowledge of truth is always but only by the “selected ones” knowable. Therefore, walāya can be seen as an answer from the sufi wing to the question of what might be the ultimate level achieved by man in the epistemic sense. This article aims to expand the focal point of sainthood researches which concentrate on Khatm al-awliyāʾ of al-Tirmidhī and ignore the thoughts of pre- Tirmidhī sufis, by revealing the views of Junayd al-Baghdādi.Sûfiler tanrı ve insan arasındaki ilişkiye dair tüm meseleleri, “süreklilik” ve “doğrudanlık” esasından hareketle izah etmeye çalışmışlardır. Bundandır ki Sûfiler Allah’ın kullarına hitabı olan vahyin, Hz. Peygamber’in vefatıyla sona ermiş olduğu kanaatine mukabil sûfiler “velâyet” teorisini geliştirerek vahyin nübüvvetten sonraki formu saydıkları “hikmet”in kesilmezliğini ve insanların peygamberlerin tavassutu olmadan da Allah ile doğrudan ve özel bir bağ kurabileceklerini savunmuşlardır. İnsanın mahiyeti ve tekamülüne ilişkin tahlillerin merkezine yerleştirilen bu teori aracılığıyla sûfiler, ezelî hikmet olan Kur'ân-ı Kerîm’in sonsuz anlam katmanlarına veya hakikatin bilgisine her zaman için; ama yalnızca “seçilmiş olanlar” tarafından vakıf olunabileceği iddiasını gündeme getirmektedirler. Dolayısıyla Allah’ın ezelde seçtiği kişilere yani velîlerine hasrettiği makam olarak velâyet, insanın epistemik anlamda ulaşabileceği en nihai mertebenin ne olabileceği sorusuna tasavvuf kanadından gelen bir cevap olarak görülebilir. Bu makale de çoğu zaman Hakim Tirmizî’nin Hatmü’l-Evliyâ isimli eseri üzerinden yürütülen velâyet teorisine ilişkin modern araştırmaların sarf-ı nazar ettiği Tirmizî öncesi sufilerden Cüneyd-i Bağdâdî’nin görüşlerini ortaya koyarak, velayet araştırmalarındaki odak alanını genişletmeyi amaçlamaktadır
İdil (Volga) Bulgarları ve Göçebe Dünya
The Bulgarians appeared as part of the Hunnic hordes in the Eastern European steppes. The early history of the Volga Bulgar is usually associated with the Ogur tribes, which occupied the territory from Central Mongolia to Northern Kazakhstan. Starting from the end of the V. Century, we find the Pro-Bulgar alliance, formed into a single nation of Onogurs, Utigurs and Kutrigurs, on the vast expanses of the Black Sea-Caspian steppes, as well as in the North Caucasus, in the Danube and in the Balkans. As part of the Western Turkic Khaganate, by the 630s, they gained independence and created their own state headed by Khan Kubrat - Great Bulgaria. The authors deal with the topic of contacts of the Volga Bulgars with the southern nomadic people. After the collapse of the Great Bulgaria of Khan Kubrat and during the existence of the Khazar Khaganate, there were continuous migrations of Bulgarians to the Middle Volga, where the Volga Bulgaria state was formed. The Volga Bulgars closely contacted the Pechenegs and Kipchaks-Cumans, who played a significant role in the formation of the ethnos, language and culture of the modern Tatars of the Volga region and the Urals.Doğu Avrupa bozkırlarında Hun ordularının bir parçası olarak ortaya çıkan Bulgarlar, İdil (Volga) Bulgarlarının erken tarihi, bölgeyi Orta Moğolistan'dan Kuzey Kazakistan'a kadar işgal eden Ogur kabileleri ile ilişkilendirilir. V. Yüzyılın sonundan başlayarak, Karadeniz-Hazar bozkırlarının ve aynı zamanda Kuzey Kafkasya'daki bozkırların geniş bir kesiminde, Tuna'da ve Balkanlarda Onogur, Utigur ve Kutrigurlardan oluşan Pro-Bulgar ittifakını görüyoruz. Batı Göktürk Kağanlığının bir parçası iken 630'larda bağımsızlıklarını kazandılar ve Han Kubrat önderliğinde kendi devletlerini kurdular. Bu çalışma, İdil Bulgarlarının güney göçebe halklarıyla temasları meselesini ele almaktadır. Büyük Kubrat Bulgar Devleti'nin yıkılmasının ardından Hazar Kağanlığı idaresi sırasında Orta Volga bölgesine büyük Bulgar göçleri olmuş ve İdil Bulgar devleti teşekkül etmiştir. İdil Bulgarları, Volga bölgesinde ve Urallarda günümüz Tatarının milli kimliklerinin, dillerinin ve kültürlerinin oluşumunda belirleyici bir rol oynayan Peçenekler ve Kuman-Kıpçaklarla yakın ilişki içerisindeydi. Bu çalışmada İdil Bulgarları ile etrafındaki göçebe dünya arasındaki ilişkiler ele alınmaktadır. Yerleşik hayatı benimsemiş, kentlerde yaşayan halklarla konargöçerlerin ilişkilerinde ekonomik faktörlerin etkisi tartışılmıştır
İmam Nevevî Fetvalarında Mûsiki
In this study, the fatwas given by the great Shafi scholar Imam Nawawī (d. 676/1277) related to music in his work "Fetawa al-Imam al- Nawawī/al-Mesāil al-Mensūre” is examined. Shafi lived in the 13th century and had devoted his life entirely to science and who had created many works in many fields. Firstly, general information was presented about the life and works of Nawawī, and then his work containing his fatwas was analyzed in more detail. After the classification under suitable titles and translation of the identified fatwas, they were evaluated briefly. Reviews and comments of the investigator of the work were also translated to Turkish and transferred to the relevant places of this study. From the point of view of Nawawi's fatwas, it is clear that Shafi'i sect had passed no absolute judgements in favor of or against music, and it had passed different judgements depending on some conditions.Bu çalışmada, XIII. yüzyılda yaşamış, hayatını tamamen ilme adamış ve birçok alanda çok sayıda eser meydana getirmiş olan Şâfiî mezhebine mensup büyük âlim İmam Nevevî’nin (ö. 676/1277) “Fetâva’l-İmâm en-Nevevî / el-Mesâilü’l-mensûre” adlı eserindeki mûsiki ile alakalı fetvaları tespit edilip incelenmeye çalışıldı. İlk önce Nevevî’nin hayatı ve eserleri hakkında genel bilgiler verilerek fetvalarını içeren eseri biraz daha ayrıntılı incelendi. Tespit edilen fetvalar uygun başlıklar altında tasnif edilip tercümeleri yapıldıktan sonra kısaca değerlendirildi. Eserin muhakkiki tarafından yapılan değerlendirme ve yorumlar da tercüme edilerek ilgili yerlerde aktarıldı. Nevevî’nin fetvaları penceresinden bakıldığında; Şâfiî mezhebinin mûsikinin lehinde veya aleyhinde mutlak olarak bir hüküm vermediği, bazı kayıtlara bağlı olarak farklı hükümler verdiği görülecektir