Mütefekkir
Not a member yet
230 research outputs found
Sort by
1913 Tarihli İttihat ve Terakkî Fırkası Nizamnâmesi Bağlamında İttihat ve Terakkî’nin Cemiyet-Parti İkilemi Üzerine Bazı Değerlendirmeler
The regulations of the Committee of Union and Progress are important references in terms of Turkish political life and parliamentary tradition. Since the Committee played an active role in the proclamation of the constitutional monarchy, it saw itself as the father and guard of the constitutional monarchy. After the proclamation of the constitutional monarchy, it did not form a government, but preferred the power of control. The Committee gained a great advantage over its opponent, the Ahrar Party in 1908 elections. Continuing its activities as both the Union and the Committee of the Union and Progress has been criticized by its opponents, and the committee-party polemic has been formed. The Committee wanted to hinder the criticism of the committee-party of the opponents by including the name of the Party of Union and Progress other than the Committee of Union and Progress in the program it published in 1913 after the Bâbıâli (Sublime Porte) raid. After taking part in this regulation, the Committee of Union and Progress Regulations and the Union and Progress Chamber of Deputies Group Regulations were published on the same date. Discussing this regulation for the first time in this study makes the study important.İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin nizamnâmeleri Türk siyasal hayatı ve parlamento geleneğimiz açısından önemli mehazlardandır. Cemiyet, Meşrutiyetin ilanında müessir bir rol oynadığından kendini Meşrutiyetin banisi ve bekçisi olarak görmüştür. Meşrutiyetin ilanından sonra hükümet kurmayıp, denetleme iktidarını tercih etmiştir. Cemiyet 1908 seçimlerinde rakibi Ahrar Fırkası’na karşı büyük üstünlük sağlamıştır. İttihat ve Terakkî’nin hem cemiyet hem de fırka olarak faaliyetlerini sürdürmesi muarızları tarafından tenkide uğrayarak cemiyet-fırka polemiği meydana getirilmiştir. Cemiyet, Bâbıâli baskını sonrasında 1913 yılında yayımladığı programında İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nden başka İttihat ve Terakkî Fırkası ismine yer vererek, muhaliflerin cemiyet-fırka tenkidine bir set çekmek istemiştir. Bu nizamnâmede yer almasından sonra aynı tarihte İttihat ve Terakkî Fırkası Nizamnâmesi yayımlanmıştır. Bu nizamnâmenin ilk defa bu çalışmada ele alınması çalışmayı önemli kılmaktadır
El-İmam el-Mâtürîdî ve Menhecu Ehli’s-Sünne fî Tefsîri’l-Kur'an, Ahmet Sa‘d ed-Demenhûrî
Mâturîdî, who has an important place in formation of Qur’anic interpretation of Ahl Sunnah, lived in a considerably early period of Islamic thought. Especially after the publication of the translation of his books Kitâbü’t-Tevhîd and Te’vîlâtu’l-Kur’ân/Te’vîlâtu Ehli’s-Sunnah, recently in Islamic world interest in Mâturîdî and studies on his works has increased. In respect to his Te’vîlâtu’l-Kur'an that reflects mainly theologian side of him he is regarded as one of the most esteemed mufassirûn of early period, Mâturîdî has been object to, both in Arabic world and in our country, numerous academical works that studies him with respect to his different aspects. One of these works is Ahmet Sa‘d ed-Demenhûrî’s el-İmam el-Mâturîdî ve Manhacu Ahli’s-Sunnah fî Tafsîri’l-Kur'an in which he studied Mâturîdî’s exegetical opinions in many aspects and which is one of the most voluminous recent works. In this paper we will discuss his aforementioned work.Ehl-i sünnet’in Kur'an yorumunun şekillenmesinde önemli bir yeri olan Mâtürîdî, yaşadığı dönem itibariyle oldukça erken sayılabilecek bir dönemde yaşamıştır. Son dönemde İslam dünyasında özellikle onun Kitâbü’t-Tevhîd ve Te’vîlâtü’l-Kur’ân/Te’vîlâtü Ehli’s-Sünne isimli eserlerinin tercüme edilmesi ve tahkikli baskılarının neşred ilmesi ile birlikte, Mâtürîdî’ye olan ilginin ve eserleri üzerine yapılan çalışmaların arttığı görülmektedir. Kelamcı kişiliğinin ağır bastığı Te’vîlâtü’l-Kur'an isimli eseriyle de erken dönemin önemli müfessirlerinden birisi olarak kabul edilen Mâtürîdî’nin bu tefsiri üzerine ülkemizde ve Arap dünyasında onu farklı yönleriyle ele alan pek çok akademik çalışma yapılmış yapılmaya da devam etmektedir. Bunlardan birisi de onun tefsir anlayışını pek çok açıdan inceleyen ve son yıllarda yapılmış en hacimli çalışmalardan biri olan Ahmet Sa‘d ed-Demenhûrî’nin kaleme aldığı el-İmam el-Mâtürîdî ve Menhecu Ehli’s-Sünne fî Tefsîri’l-Kur'an isimli eserdir. Bu çalışmada söz konusu müellifin bu eseri değerlendirilecektir
Cihanbeyli-Haymana Sahasındaki Konar-Göçer Toplulukların İdari, Sosyal ve İktisadi Yapıları (1827-1861)
By the 1850s, the Haymana-Cihanbeyli area was filled with nomads, whose origins were Eastern Anatolia or Southern Azerbaijan. One of them was the Cihanbeyli tribe and the other eight tribes or communities which were under this tribal administration. While each of these communities was ruled by tribal rulers (mir) in the long Ottoman history, after the declaration of the Tanzimat-i Hayriye (Edict of Gülhane) in 1839 when the empire aimed to take control of nomadic organizations and include them in the same administrative system as other citizens, the process of being included in the system has accelerated. Accordingly, and especially towards the 1850s, the nomadic communities in the Cihanbeyli-Haymana area were transformed into a separate town/district governorship under the name of the Aşayir-i Seb’a Kaymakamlığı, that is to say, Yedi Aşiret Kaymakamlığı (Seven Tribe Governorship). This development was undoubtedly against tribal rulers like Alişan Bey, who had an influence on him in the region. In Central Anatolia, there were approximately 103 nomad villages in the Cihanbeyli-Haymana area and provided agriculture as well as livestock. They have exceptionally special features by embroidering the Ottoman mosaic and Turkish-Islamic culture to Central Anatolia by preserving their social and cultural structures till today with their efforts in animal husbandry, agriculture, and trade. Since it provides a cross-section of these features, our study makes an important contribution to the nomadic studies in Anatolia.1850’lere gelindiğinde Haymana-Cihanbeyli sahası menşei aslen Anadolu’nun doğusu veya Güney Azerbaycan olan konar-göçerler ile dolmuş durumdadır. Cihanbeyli Aşireti ve bu aşiret idaresi altında bulunan diğer sekiz aşiret veya cemaat bunlardandır. Bahsi geçen bu toplulukların her biri uzun Osmanlı tarihinde aşiret mirleri tarafından idare edilmekte iken, Tanzimat-ı Hayriye’nin ilanı (1839) ile devletin konar-göçer teşekkülleri kontrol altına alıp, diğer vatandaşları gibi aynı idari sistemine dahil etmeyi hedeflemesi neticesinde bu toplulukların da idari anlamda değişim geçirerek sisteme dâhil edilme süreci hız kazanmıştır. Bu doğrultuda ve bilhassa 1850’lere doğru Cihanbeyli-Haymana sahasındaki konar-göçer topluluklar Aşayir-i Sebʽa Kaymakamlığı yani Yedi Aşiret Kaymakamlığı adı altında müstakil bir kazaya/kaymakamlığa dönüştürülerek merkezden atanan idarecilerle yönetilmeye başlanmışlardır. Bu gelişme, şüphesiz Alişan Bey gibi bölgede nüfuz sahibi olan aşiret ağalarının aleyhine olmuştur. Orta Anadolu’da, Cihanbeyli-Haymana sahasında yaklaşık 103 kadar köy ile varlıklarını sürdüren konar-göçerler hayvancılık yanında ziraat ile de maişet temin etmişlerdir. Onlar hayvancılık, tarım ve ticaret ile meşgul olmalarının yanında sosyal ve kültürel yapılarını koruyarak günümüze kadar gelebilmiş olmalarıyla Osmanlı rengini, Türk-İslam kültürünü Orta Anadolu’ya nakşetmeleriyle müstesna hususiyetlere sahiptirler. Bu hususiyetlerden bir kesit sunuyor olmasıyla çalışmamız, Anadolu’daki konar-göçer literatürüne önemli bir katkı sunmaktadır
Son Dönem Osmanlı’da Şer’î/Fıkhî Hükümlerin Değişmesi Fikrinin Temsilcileri: Mansurizade Said ve Mahmud Esad Efendi
This article investigates how several scholars and intellectuals during the last period of the Ottoman Empire understood and interpreted Qur’anic verses concerning such issues as polygamy, monetary interest, and slavery. This period, known as the Second Constitutional Era (1908-1918) was one of heated debate in which the multifaceted modernization policies of the time spread its way into religious thought. One of the scholars whose views will be mentioned in this paper is Mansurizade Said (b.1864/d.1923), who taught at Dâr al-Funûn (an institution of higher learning in Ottoman Empire) and also was known by the title of “mudarris” (professor), and Mahmud Esad Effendi (b. 1856/d. 1918) who was mostly known by his jurist identity. In this paper, we will give some information about the biographies and scientific activities of the above mentioned scholars, followed by their opinions on the Qur’anic rules.Bu çalışma, Osmanlı Devleti’nin son döneminde çok yönlü modernleşme politikalarının hararetle tartışıldığı ve bu tartışmaların dinî alana da yansıdığı II. Meşrutiyet yıllarında (1908-1918) bazı ilim ve fikir adamlarının çok eşlilik, faiz, kölelik gibi konularla ilgili Kur’an ayetlerini ne şekilde anlayıp yorumladıklarına dairdir. Görüşlerini aktaracağımız ilim adamlarından biri Dâru’l-Fünûn’da hocalık yapan ve “müderris” unvanıyla tanınan Mansurizade Said (1864-1923), diğeri daha ziyade hukukçu kimliğiyle öne çıkan Mahmud Esad Efendi’dir (1856-1918). Çalışmada, ilk olarak anılan iki ismin biyografileri ve ilmî faaliyetleri hakkında bilgi verilecek, ardından Kur’an hükümleriyle ilgili çeşitli görüşleri nakledilecektir
İslami İlimler Fakültesi Öğrencilerinin Mesleki Kaygı Düzeylerinin Çeşitli Değişkenlere Göre İncelenmesi
Anxiety is a general term used for negativities which affect daily life behaviors of the individual negatively. Individuals with higher anxiety levels may feel uncomfortable and have interruptions in communication. Among various types of anxiety, occupational anxiety has an important place. Occupational anxiety denotes anxieties felt by the individual due to her/his occupation. This study was implemented for the purpose of measuring the occupational anxiety levels of students receiving education in the Faculty of Islamic Sciences, who are considered preservice teachers. In the study, data were collected by applying face-to-face questionnaires to 302 participants receiving education in Aksaray University Faculty of Islamic Sciences. The data acquired in the study reveal that female participants have higher occupational anxiety levels, compared to male participants. Also, there is a high-level correlation between “occupational competence anxiety” and “student anxiety”; “colleague anxiety” and “student anxiety”, which are among the sub-factors of occupational anxiety.Kaygı, bireyin günlük yaşantısında sergileyeceği davranışlar üzerinde negatif etkilere yol açan olumsuzluklara verilen genel isimdir. Kaygı seviyesi yüksek bireylerin huzursuzluk yaşaması, iletişimlerinde aksamaların ortaya çıkması gibi hususlar söz konusu olabilmektedir. Var olan çeşitli kaygı türleri arasında mesleki kaygı da önemli bir yer tutmaktadır. Mesleki kaygı, bireyin mesleği dolayısıyla sahip olduğu kaygıları anlatmaktadır. Bu çalışma öğretmen adayı olan İslami İlimler Fakültesi Öğrencilerinin mesleki kaygılarını ölçmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Aksaray Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nde öğrenim gören 302 katılımcı üzerinde, yüz yüze anket uygulaması gerçekleştirilerek veriler toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, kadın katılımcıların erkek katılımcılara göre mesleki kaygılarının daha fazla olduğunu ortaya koymaktadır. Aynı zamanda mesleki kaygı alt faktörlerinden “mesleki yeterlik kaygısı” ile “öğrenci kaygısı” ve “meslektaş kaygısı” ile “öğrenci kaygısı” arasında yüksek düzeyde ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır
Türkçe-Arapça Dilbilgisi Öğretiminde Transferin Problemlerin Çözümündeki Kolaylaştırıcı Etkisi
All educators accept that the information transfer is a factor which facilitates learning. In the recent years, among Arab immigrants who settled in Turkey, with the Arabs who came to Turkey to continue their education the importance of the grammar transfer between two languages is shown to be very important. This topic had been a question mark for Arabic preparation classes in Islamic Sciences and Faculty of Theology. In order to avoid the damages of teaching the language based on test technique, providing transfer between source language and target language especially in the subject of improving grammatical knowledge and writing skills, positively affects the learning speed. It's not just an ideal target to speed up, conditionally, it may be necessary to get rid of a simple mistake. In order for a Turkish student to fully comprehend a grammatical nuance in Arabic that does not have an equivalent in Turkish grammar, a successful transfer between two languages is crucial. In this study, firstly, the history of the efforts to facilitate grammar and then the problems that are facilitated by transferring the students' knowledge of the two languages to the target language, will be discussed.Bilgi transferinin öğrenmeyi kolaylaştıran bir faktör olduğu, bütün eğitimciler tarafından kabul edilmektedir. Son yıllarda Türkiye’ye yerleşen Arap göçmenler içerisinde eğitimini ülkemizde sürdürmek veya Arap ülkelerin rağbet etmesiyle eğitimlerini tamamlamak üzere Türkiye’ye gelen Arapların fakültelere yerleşmesi, daha önce İslami ilimler ve ilahiyat fakültelerinin hazırlık sınıfları için söz konusu olan iki dil arasındaki gramer transferinin öğretimdeki önemini bir kez daha göstermiştir. Test tekniğine dayalı bir dil öğretiminin zararlarından kaçınmak için özellikle gramer bilgisinin ve yazma becerisinin gelişmesi konusunda kaynak dil ile hedef dil arasında transferin sağlanması öğrenme hızını olumlu etkilemektedir. Türkçede tam olarak karşılığı bulunmayan bir dilbilgisi konusunun Türk öğrencinin zihninde yer edebilmesi ancak iki dil arasındaki doğru bir transferle mümkündür. Arapçanın tersine Türkçenin cümle yapısında yüklemin sonda olması, herhangi bir fakülteye kayıt yaptırarak çoğu zaman kaynak dil ve hedef dilin her ikisine vakıf olmayan bir eğitmenden ders alan bir Arap öğrencinin, ilk öğrenmesi gereken konulardandır. Zira öğelerin yer değiştirmesi, yaşanan en temel problemdir. Bu çalışmada öncelikle grameri kolaylaştırma çabalarının tarihçesine, ardından her iki dilin öğrencilerinin kaynak dildeki birikimlerinin hedef dile aktarılması ile kolaylaşan problemlere değinilecektir
Muhtâr es-Sekafî Hareketine Destek Veren Unsurlar
Karbala disaster formed a suitable basis for the revival of many successor political, social and military movements. It can be said that the Mukhtār Movement is the first product of the Karbala disaster that has succeeded in this sense. This movement, could not be able to reach two years under the leadership of Mukhtâr, has taken its power from the expression of taking revenge of the events that took place in Karbala and gathered its supporters by sloganizing the name of al-Ḥussain. Mukhtār movement consisted of a group from Yemeni Arab tribes in Kufa, the Medain people, mawali people and those consisting of socio-economically weaker people. While the Mukhtār with this group, struggled with Umayyad administration, on the one hand, Abdallah ibn Zubayr on the other, it also quashed the rebellion of the notables of Kufa people consisted of native Arabs. This rebellion, especially performed by the people of Kufa, took its start point from the disturbance of the identities included in the Mukhtār movement. It will be understood by the fact that this movement having so many internal and external enemies could be able to find supporters in such a short period of time by making a feasibility study about the said mass. This study will also contribute to a better understanding of the aims of the Mukhtār movement.Kerbelâ faciası, kendisinden sonra pek çok siyasî, sosyal ve askerî hareketin canlanmasına uygun bir zemin yaratmıştır. Muhtâr hareketi Kerbelâ faciasının bu anlamda başarıya ulaşan ilk ürünüdür denilebilir. Muhtâr önderliğinde iki seneye ulaşmayan bir ömre sahip olan söz konusu hareket, gücünü Kerbelâ’da yaşananların intikamını almak söyleminden almış ve taraftar kitlesini Hz. Hüseyin’in ismini sloganlaştırmak suretiyle toplamıştır. Muhtâr hareketi, Kûfe’deki Yemenî Arap kabileleri, Medâin halkı, mevâlî ve sosyo-ekonomik bakımdan zayıf kimselerden oluşan bir kitleye sahiptir. Bu kitleyle bir tarafta Emevî yönetimi, diğer tarafta Abdullah b. Zübeyr’le mücadele ederken aynı zamanda Kûfe halkının yerli Araplarından oluşan ileri gelenlerinin isyanını bastırmıştır. Özellikle Kûfe halkının gerçekleştirdiği bu isyan, çıkış noktasını Muhtâr hareketinde yer alanların kimliklerinden duydukları rahatsızlıktan almıştır. Kısa zamanda içerde ve dışarıda bu kadar düşman sahibi olan söz konusu hareketin kendisine nasıl taraftar bulduğu, söz konusu kitlenin kimlerden oluştuğu üzere bir fizibilite çalışması yapmak suretiyle anlaşılacaktır. Bu çalışma aynı zamanda Muhtâr hareketinin amaçlarının daha iyi anlaşılmasına da katkı sağlayacaktır
Mevlânâ Müzesi Haziresindeki Mezar Taşlarından Örnekler
In this study, which was titled ‘’The Examples of Gravestones in the Mawlana Museum's Cemetery’’, 16 gravestones were studied from 71 gravestones in the cemetery. Due to the fact that it is not possible to examine 71 gravestones in this article, 16 gravestones, which are not repeated in terms of title, form and ornament features, are included in the catalog. All the samples in the catalog are documented by photographs. The inscriptions of the tombstones were read, and the title types, forms, and decoration features were examined and their place in the art of Turkish tombstone was determined. When Konya Mawlana Dervish Lodge was turned into a Museum, the gravestones on the grave of the Dervish Lodge were moved and their cemetery was destroyed. When the tombstones were removed to the museum, the head and footstones of most graves were mixed. Most of the stones in the Mawlana Museum are only the headstones. Accordingly, 10 of the tombstones in the present are soil tombstones, 2 are framed tombstones, 3 are cover-tombs and 1 is sarcophagus tombstone.Mevlânâ Müzesi haziresindeki mezar taşlarından örneklerin bulunduğu bu çalışmada, hazirede yer alan 71 adet mezar taşından 16 tanesi ele alınmıştır. 71 adet mezar taşının incelenmesinin bu makaleye sığdırılmasının mümkün olmaması nedeniyle, başlık, form ve süsleme özellikleri açısından tekrara girmeyen ve nitelikli olan 16 mezar taşı kataloğa dâhil edilmiştir. Katalogda bulunan örneklerin tümü fotoğraflanarak belgelenmiştir. Mezar taşlarının kitabeleri okunmuş, başlık tipleri, formları ve bezeme özellikleri ele alınarak Türk mezar taşı sanatı içindeki yerleri belirlenmeye çalışılmıştır. Konya Mevlânâ Dergâhı Müze'ye dönüştürüldüğünde dergâhın haziresinde bulunan mezar taşları yerlerinden sökülerek mezarlık alanı bozulmuştur. Mezar taşları müzeye kaldırıldığında bazı mezarların baş ve ayak taşları birbirine karışmıştır. Mevlânâ Müzesi'nde bulunan taşların büyük bir kısmı da yalnız baş taşıdır. Buna göre günümüzdeki hazirede yer alan mezar taşlarından 10 tanesi toprak mezar taşı, 2 tanesi çerçeveli mezar taşı, 3 tanesi kapak taşlı mezar ve 1 tanesi de Sandık(lahit) tipi mezar taşıdır
Kalvin’in Enstitüleri’nde Negatif Tecrübe ve Bunun Sistematik Sonuçları
In this study, the place and importance of the term “negative experience” in Calvin’s well-known book “the Institutes of the Christian Religion” is examined as well as the shifts in Calvin’s theology as a result of his explanations to this issue. The effects of negative experience on people’s belief and the types of belief are also pointed out and every aspect of the issue is discussed within Calvin’s Institutes, as a result important question about Calvin’s theology occurred. In the end it seemed that Calvin has given different answers that are contrary to each other to the same questions throughout his life span or his book. It is also detected that the issue of negative experience caused some contradictory explanations of the missions of the Persons in Holy Trinity.Bu makalede John Calvin’in en önemli eseri olan Hristiyan Dininin Enstitüleri temel alınarak Calvin’in teolojisinde negatif tecrübenin yeri ve buna verdiği cevaplar çerçevesinde teolojisinin sisteminde meydana gelen değişimler ele alınmaya çalışılmıştır. İnsanların hayatları süresince yaşadıkları negatif tecrübelerin imanları üzerindeki etkisi ve imanın çeşitleri üzerine de değinilmiş olup, işaret edilen her nokta Calvin’in Enstitüler kitabından alıntılarla desteklenmiş ve ciddi soru işaretleri oluşturmuştur. Sonuç olarak Calvin’in aynı sorunlara hayatının farklı dönemlerinde ya da kitabının farklı bölümlerinde birbiriyle çelişir gibi görünen açıklamalar yaptığı görülmüştür. Negatif tecrübenin teslis inancı ve üçlemedeki kişilerin görevleriyle ilgili bazı çelişkili açıklamalara sebebiyet verdiği de tespit edilmiştir
Abbasiler Döneminde Sosyal Hayat, Muhammed Manazir Ahsen (Trc. Mehmet Emin Şen)
Muhammed Manazir Ahsen, Abbasiler Döneminde Sosyal Hayat, trans. Mehmet Emin Şen, Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2019.Muhammed Manazir Ahsen, Abbasiler Döneminde Sosyal Hayat, trc. Mehmet Emin Şen, Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2019