Mütefekkir
Not a member yet
    230 research outputs found

    Dijital Oyunların Kazanç Boyutu Üzerine Fıkhî Bir İnceleme

    Full text link
    Developments in the field of information and communication technologies in the last century have resulted in digitalization that affects almost every aspect of life. Digitalization which has seriously transformed many areas of daily life has also significantly affected the form of games which have long been accepted as a common leisure activity and entertainment element in societies. Especially in the last half-century, the digital game industry which has achieved an important momentum and is growing day by day has become a popular sector economically as well. In digital games which constitute an economically important competitive field for game developers, various economic values can be gained and lost due to physical, digital, or membership-based sale, purchase, and sale of some virtual elements in the game or relationships during the game. The fact that games that attract people’s attention for various purposes such as improving knowledge, skills, and abilities, spending time, relieving stress, and therapy are seen as commercial activities that aim to make a profit, makes it necessary to discuss this aspect of the games. This study analyzes the understanding of digital games which are discussed today from different perspectives as a commercial area of occupation and a method of earning in terms of their Islamic jurisprudential situation.Bilgi ve iletişim teknolojileri alanında son yüzyılda yaşanan gelişmeler, hayatın hemen her alanını etkileyen dijitalleşmeyi beraberinde getirmiştir. Günlük yaşamın birçok alanını ciddi anlamda dönüştüren dijitalleşme, öteden beri toplumlarda yaygın bir boş zaman aktivitesi ve eğlence unsuru olarak kabul gören oyunların formunu da önemli ölçüde etkilemiştir. Özellikle son yarım asır içerisinde önemli bir ivme kaydeden ve her geçen gün büyümekte olan dijital oyun sektörü, ekonomik açıdan da rağbet gören popüler bir alan haline gelmiştir. Oyun geliştirici firmalar nezdinde ekonomik açıdan önemli bir rekabet alanı oluşturan dijital oyunlarda; fiziksel, dijital veya üyelik tabanlı satış, oyun içi sanal bazı unsurların alım satımı ya da oyun esnasındaki ilişkilere bağlı kazanılıp kaybedilebilen çeşitli ekonomik değerler söz konusudur. Bilgi, beceri ve kabiliyetleri geliştirmek, vakit geçirmek, stres atmak ve terapi gibi çok çeşitli amaçlarla insanların ilgisini çeken oyunların gelinen nokta itibariyle ayrıca kazanç sağlama amacı güden ticari bir aktivite olarak benimsenmekte olduğu gerçeği, oyunların bu yönünün de tartışılmasını gerekli kılmaktadır. Bu çalışma, günümüzde farklı birçok açıdan tartışılmakta olan dijital oyunların ticari bir meşguliyet alanı ve kazanç yöntemi olarak görülmesini fıkhî niteliği bakımından tahlil etmektedir

    Yetişkinlerin Âdâb-ı Muâşeret Algısı ve Âdâb-ı Muâşeret Eğitimine Yönelik Görüşleri

    Full text link
    Politeness, elegance, civilization and morality in the attitudes and behaviors that people living in a society should observe in their relations with each other constitute the rules of social decorum. Manners of social decorum are shaped by religion, belief, morals, values and tradition that have been accepted as dominant in societies over time. For this reason, it is possible to see changes in the principles of it and the behaviors required by it over time. In this study, the change in the phenomenon of social decorum over time is examined. The study also aims to determine the perception of today’s social decorum and the views of adult individuals on education of social decorum. For this purpose, the semi-structured interview technique is implemented in the study. In the research, which was limited to individuals residing in Konya, 23 participants over the age of 18 were asked questions to determine their perception of social decorum and their views on education of social decorum. In order to reflect maximum diversity, individuals from different educational backgrounds and age groups were included in the research. The collected data were subjected to descriptive analysis and various findings were obtained. I believe that this study will contribute to the concept of social decorum and its teaching by determining how people perceive it today and their expectations and thoughts about the social decorum education.Toplum içinde yaşayan insanların birbiriyle ilişkilerinde gözetmesi gereken tutum, hal ve davranışlardaki nezaket, zarafet, medeniyet ve ahlâkîlik âdâb-ı muâşeret kaidelerini meydana getirmektedir. Âdâb-ı muâşeret zaman içerisinde toplumlarda baskın olarak kabul edilen din, inanç, ahlâk, değer ve gelenekle şekillenen dinamik bir olgudur. Bu nedenle âdâb-ı muâşeret kaidelerinde ve âdâb-ı muâşeretin gerektirdiği davranış biçimlerinde zaman içerisinde değişimler görmek mümkündür. Bu araştırmada, âdâb-ı muâşeret olgusunun zaman içerisindeki değişimi incelenmiş, ardından günümüzdeki algılanış biçimini ve âdâb-ı muâşeret eğitimine yönelik yetişkin bireylerin görüşlerini tespit etmek amacı güdülmüştür. Bu amaç doğrultusunda, çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniğine başvurulmuştur. Konya’da ikamet etmekte olan bireylerle sınırlandırılan çalışmada 18 yaş üstü 23 katılımcıya âdâb-ı muâşeret algılarını ve âdâb-ı muâşeret eğitimine dair görüşlerini tespit etmeye yönelik sorular yöneltilmiştir. Maksimum çeşitliliği yansıtmak maksadıyla farklı eğitim durumları, yaş aralıklarından bireyler araştırmaya dahil edilmiştir. Toplanan veriler, betimsel analize tabii tutularak çeşitli bulgulara ulaşılmıştır. Araştırmanın, günümüzde âdâb-ı muâşeretin insanlar tarafından nasıl algılandığını ve âdâb-ı muâşeret eğitimine yönelik beklenti ve düşüncelerini tespit etmek suretiyle âdâb-ı muâşeret ve öğretimi alanına katkı sağlayacağı düşünülmektedir

    Şehristânî'nin İbn Sînâ Eleştirisi, Ömer Ali Yıldırım

    Full text link
    Shahristānī’s Criticisms of Ibn Sīnā, Omer Ali Yildirimİnsanoğlunun anlam ve hakikat arayışı, onu sürekli bir sorgulamaya ve tenkide sevk etmiştir. Bu durum, insanın düşünen ve düşündükleriyle de eleştiriye mahkûm olan bir varlık olarak kabul edilmesini gerekli kılmaktadır. Tarih boyunca sıkça karşılaştığımız eleştiriler gerek insan gerekse insana “yolda olma” halini hatırlan felsefe için son derece doğal bir durumdur. Bu nedenle, felsefî alandaki en sert tartışmalar bile “yaratıcı bir yıkım” olarak nitelendirilmiştir. Söz konusu eleştiri ve tartışmalar, İslâm düşünce tarihinde yoğun bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Meşşâî ekolünün en büyük sistemci filozofu olan İbn Sînâ, felsefî görüşleri ile tenkit ve tartışmaların odak noktası olmuştur. İslâm dünyası özelinde, İbn Sînâ felsefesine yönelik eleştiriler söz konusu olduğunda, Gazzâlî ve bu alanda yazdığı “Tehâfütü'l-Felâsife” adlı eseri, hatırı sayılır bir üne sahiptir. Bunun yanında, nispeten daha az tanınan Şehristânî’nin Musâraʿatü’l-felâsife ve Nasîrüddîn Tûsî’nin Musâriʿu’l-Musâri adlı eserleri, İbn Sînâ felsefesine reddiye niteliğinde yapıtlar olarak karşımıza çıkmıştır

    Büsr b. Ebî Ertât Rivayeti Bağlamında Savaşta Hırsızlık Yapan Kimsenin Durumu

    Full text link
    In addition to conveying the provisions on religion, the Prophet also applied the divine provisions in the natural flow of life. Besides, he was able to make different decisions regarding the execution of the provisions in extraordinary situations. In order to exemplify such an event, a narration conveyed from Busr Ibn Abī Arṭāt (d. 86/705) and suggested that hadd punishment should not be applied to a person who steals during the war has been examined in this study. Busr Ibn Abī Arṭāt, who also has discussions about his being a companion (sahaba), is the only companion who conveys the ḥadīth that goes: The person who steals during war/campaign time is not punished. The authors of sunans, especially Ahmed b. Hanbal (d. 241/855), refer to this ḥadīth as fallows: “The Prophet forbade us to cut our hands in war and do not apply the punishment of theft in war/campaign”. Although there are criticisms against Ibn Lehia in some of the narrations, which are transmitted in fifteen different chains as far as can be determined; in the final sense, the ḥadīth is accepted as authentic. Although Busr Ibn Abī Arṭāt’s narration is accepted as authentic in terms of the science of ḥadīth, it did not receive enough attention in terms of applicability. For example, the Hanafis gave judgment on the basis of the ḥadīth, which is considered weak and states that the hadd punishment will not be applied in dār al-ḥarb instead of this narration. While al-Awzā’ī pointed out that the hadd punishment should be reduced, al-Shāfi’ī expressed his opinion that the hadd punishment should be applied at any time. In this study, after giving information about robbery and its punishment in Islāmic Law, the aforementioned narration was compiled from the main ḥadīth books and the isnad scheme was extracted and later on the content of the narration was analyzed around the approach of Islāmic jurists to the subject.Hz. Peygamber, dine dair hükümleri tebliğ etmenin yanı sıra ilahi hükümleri hayatın tabii akışı içinde tatbik de etmiştir. Buna rağmen olağanüstü durumlarda hükümlerin icra edilmesi hususunda farklı kararlar da verebilmiştir. Böyle bir olayı örneklemek adına Büsr b. Ebî Ertât’tan (ö. 86/705) nakledilen ve savaş esnasında hırsızlık yapan bir kimseye had uygulanmamasını telkin eden bir rivayet, bu çalışmada incelenmiştir. Sahabî olup olmadığı ile ilgili tartışmalar da bulunan Büsr b. Ebî Ertât, savaşta/seferde hırsızlık yapan kimseye haddin uygulanmayacağına dair rivayeti nakleden tek sahâbî olma özelliğini taşımaktadır. Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855) başta olmak üzere Sünen sahipleri hadisi “Hz. Peygamber bize savaşta el kesmeyi yasakladı ve savaşta/seferde hırsızlık haddini uygulamayın” ifadeleriyle tahrîc etmişlerdir. Tespit edilebildiği kadarıyla on beş farklı tarikle nakledilen rivayetin bazı tariklerinde yer alan İbn Lehîa’ya yönelik tenkitler olsa da nihai anlamda hadis, sahih kabul edilmiştir. Ne var ki Büsr b. Ebî Ertât rivayeti, hadis ilmi açısından sahih kabul edilmekle birlikte ma’mülün bih olması yönünden yeterli ilgiyi görememiştir. Söz gelimi Hanefîler, bu rivayetin yerine zayıf kabul edilen ve dârülharpte had uygulanmayacağını ifade eden hadisi esas alarak hüküm vermişlerdir. Evzâî (ö. 157/774) haddin düşürülmesi gerektiğine işaret ederken Şâfiî (ö. 204/820) ise haddin her an uygulanması gerektiğine dair kanaat belirtmiştir. Çalışmada İslâm hukukunda hırsızlık ve cezasına dair verilen bilginin ardından mezkûr rivayet temel hadis kitaplarından tahrîc edilerek isnad şeması çıkartılmış ve rivayetin muhtevası İslâm hukukçularının konuya yaklaşımı etrafında analiz edilmiştir

    Varaka b. Nevfel’in Hayatı ve Hz. Peygamber ile İlişkilerine Dair Rivayetlerin Tahlili

    Full text link
    The Age of Jahiliyyah is a process in which many religious beliefs and understandings are manifested. Although the dominant element in the Arabian Peninsula before Islam was paganism, the existence of communities that adopted beliefs such as Christianity, Judaism, Sabiism, and Hanifism is also a reality. One of the famous figures of the period, Waraqah b. Nawfal did not adopt paganism and went on a quest with some of his friends who were thinking like him. In this context, it is stated that he was a Hanif and a Christian, as well as that he became a Muslim later on. The events where Waraqah's path crossed with the Prophet are mentioned in the sources of siyer and Islamic history. There are scenes where he is mentioned with Muhammad(pbuh) both before and after his prophethood. Such expressions were sometimes used by orientalists as a basis for groundless claims about the origin of Islam. Especially the dialogue narrated about the coming of the first revelation gains importance in this context. In this article, a concise presentation of Waraqah’s life is provided in the first part, and then his religious situation is discussed. In the part that forms the basis of the study, inferences are made after the rumors that Waraqah’s name is mentioned together with Prophet Muhammad(pbuh) before and after the prophethood are discussed. Per the nature of the subject, descriptive, analytical, and inductive methods were followed in the article.Câhiliye devri, birçok dinî inanış ve anlayışın tezahür ettiği bir süreçtir. Zira İslâm öncesinde Arap Yarımadası’nda hâkim unsur putperestlik olmakla birlikte Hıristiyanlık, Yahûdilik, Sâbiîlik ve Hanîflik gibi inançları benimseyen toplulukların varlığı da bir realitedir. Dönemin ünlü simalarından olan Varaka b. Nevfel, putperestliği benimsememiş ve kendisi gibi düşünen bazı arkadaşlarıyla birlikte bir arayış içine girmiştir. Bu bağlamda onun hanîf ve Hıristiyan olduğuna dair görüşler ortaya konduğu gibi İslâm davetiyle birlikte Müslüman olduğu da söylenmektedir. Siyer ve İslâm Tarihi kaynaklarında Varaka’nın, Hz. Peygamber’le yollarının kesiştiği olaylar zikredilmektedir. Nitekim onun hem Hz. Muhammed’in peygamberliği öncesi hem de sonrasında onunla birlikte anıldığı sahneler vardır. Bu türden ifadeler kimi zaman oryantalistler tarafından İslâm’ın kaynağıyla ilgili temelsiz iddiaların dayanağı olarak da kullanılmıştır. Özellikle ilk vahyin gelişine dair rivayetlerde anlatılan diyalog, bu bağlamda önem kazanmaktadır. Bu makalede ilk aşamada Varaka b. Nevfel’in hayatına dair özlü bir sunu yapılmakta ve ardından onun dinî durumu ele alınmaktadır. Çalışmanın temelini teşkil eden bölümde ise Varaka b. Nevfel’in adının, peygamberlik öncesi ve sonrasında Hz. Muhammed ile birlikte anıldığı rivayetler ele alındıktan sonra konuyla ilgili çıkarımlarda bulunulmaktadır. Konunun özelliğine uygun olarak makalede betimleyici, analitik ve tümevarımcı yöntem takip edilmiştir

    Ebrûlî Şehir: ‘İslâm Şehri’ Yerine Bir Öneri

    Full text link
    Conceptualization is an attempt to abstract by simplifying the complex network of relationships in real life. Thus, the success of a conceptualization depends on its ability to explain reality. It is claimed that the concept of “Islāmic city”, which started with Weber and continues to be used by Orientalists, is an effort to conceptualize the cities in which Muslims live, detached from the reality. Over time, Orientalists have also brought criticism towards the concept of “Islamic city”. But, interestingly, the concept has continued to be used up to the present. This conceptualization seems to be problematic in two respects: First, with this concept, the cities where Muslims live are cast into an ideal mold. Secondly, through this conceptualization, all the problems in the cities where Muslims live are referred to “Islām”. In this study, instead of the “Islāmic city”, the conceptualization of “marbled city” is used based on the “art of marbling”. In this context, the aim of the study is to develop a conceptual proposal based on the interaction and relevance it contains, rather than the standard Islāmic city conceptualizations in the orientalist view. It is thought that the concept of “marbled city” is capable of eliminating two deficiencies in the concept of “Islāmic city”. Accordingly, the concept of “marbled city” can also take into account the peculiarity of many cities where Muslims live; moreover, it is argued that it may prevent the convenience of referring the shortcomings of Muslims living in cities to “Islām”.Kavramsallaştırma, gerçek hayattaki karmaşık ilişkiler ağını basitleştirerek soyutlaştırma çabasıdır. Dolayısıyla, bir kavramsallaştırmanın başarısı, gerçekliği açıklayabilme kabiliyetine bağlıdır. Weber’le birlikte başlayan ve Şarkiyatçılar tarafından kullanılmaya devam eden “İslâm şehri” kavramının, Müslümanların yaşadıkları şehirlerin gerçekliğinden kopuk bir kavramsallaştırma çabası olduğu ileri sürülmektedir. Zamanla Şarkiyatçılar da “İslâm şehri” kavramına yönelik eleştiriler getirmişlerdir. Ama ilginç bir şekilde kavram, bugüne kadar kullanılmaya devam etmiştir. Bu kavramsallaştırmanın iki açıdan sorunlu olduğu görülmektedir: İlki, bu kavramla, Müslümanların yaşadıkları şehirler ideal bir kalıba dökülmektedir. İkincisi, bu kavramsallaştırma üzerinden Müslümanların yaşadıkları şehirlerdeki bütün sorunlar “İslâm”a havale edilmektedir. Bu çalışmada, “İslâm şehri” yerine, “ebrû sanatı”ndan hareketle “ebrûlî şehir” kavramsallaştırmasına gidilmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı, Şarkiyatçı bakış açısının standart İslâm şehri kavramsallaştırmaları yerine, içinde barındırdığı etkileşim ve ilintiye bağlı olarak “ebrûlî şehir” üzerinden kavramsal bir öneri geliştirmektir. “Ebrûlî şehir” kavramının, “İslâm şehri” kavramındaki iki eksikliği giderecek nitelikte olduğu düşünülmektedir. Buna göre “ebrûlî şehir” kavramının, Müslümanların yaşadıkları çok sayıda şehrin kendine özgü niteliğini dikkate alabileceği; ayrıca, şehirlerde yaşayan Müslümanların eksikliklerini “İslâm”a havale etme kolaycılığına da mâni olabileceği ileri sürülmektedir

    Online Qurʾān Education and Teaching in the Pandemic Period: The Case of the Faculty of Islamic Sciences AYBU and CAKU

    Full text link
    Kur’ân eğitim-öğretimi Cebrâil (a.s.) ile Hz. Peygamber arasında arz, sem’a usülleriyle başlayıp Hz. Muhammed (s.a.s.) ve sahabe, onlardan da tabiîn, kırâat imamları olmak üzere sahih senedle günümüze kadar kesintisiz bir şekilde devam edegelmiştir. 2019 yılında dünyayı sarsan Covid-19 salgını ile bu eğitim-öğretim, bazı yerlerde yüz yüze yapılamayıp uzaktan eğitim şeklindeki uygulamalarla sürdürülmüştür. Bu dönemde Kur’ân eğitim-öğretiminin çevrimiçi olarak devam ettiği yerlerden biri de üniversiteler olup araştırmamız, AYBÜ ve ÇAKÜ İslami İlimler Fakültelerindeki Kur’ân eğitim-öğretiminin bu süreçteki uygulamalarını kapsamaktadır. Araştırmanın amacı, öğretim elemanları ve öğrenciler açısından pandemi sürecinde Kur’ân Okuma ve Tecvîd derslerini değerlendirmek, bu dersin uzaktan eğitimle işlenmesinin avantaj ve dezavantajlarını ortaya koymak, bilimsel araştırma ile tespit yaparak önerilerde bulunmaktır. Çalışmamıza veri toplamak amacıyla uzman görüşü doğrultusunda öğretim elemanlarıyla yarı yapılandırılmış mülakat formu üzerinden, öğrencilerle anket uygulaması yapılarak karma araştırma yönteminden istifade edilmektedir. Araştırmada elde edilen verilerin SPSS programı ile analizi gerçekleştirilmektedir. Araştırma sonucunda öğretim elemanları ve öğrencilere göre yüz yüze eğitim ile yapılan Kur’ân derslerinin çevrimiçi kıyasla daha verimli olduğu görüşü ön plana çıkmaktadır. Öğrenciler iletişim araçlarında belirli oranda sıkıntı çektiklerini, sistemsel sorunlardan etkilendiklerini ancak bulundukları yerlerden derslere katılma fırsatı bulmalarından dolayı zamandan kazanımlarının olduğunu ifade etmişlerdir. Ayrıca yapılan araştırmada bu dönemde söz konusu derslere katılan öğrencilerin eğitimden kopmadıkları için yüz yüze eğitime başladıktan sonraki süreçte de daha başarılı oldukları müşahede edilmiştir.The education and teaching of the Qurʾān has continued until today with ṣaḥīḥ sanad starting with the methods of ʿarḍ and samāʿ between Gabriel and the Prophet (pbuh), then Muhammad (pbuh) and the companions, and through them it was transferred to the tābiʿīn to imāms of qirāʾa. Due to Covid-19 in 2019, this education could not be done face-to-face in some places. The education activities continued through online applications. Thus Qurʾān education at universities continued online in this period. Our research covers the practices of Qurʾān education in this process at AYBU (Ankara Yildirim Beyazit University) and ÇAKU (Çankiri Karatekin University) Faculties of Islamic Sciences. In this research, the aim is to evaluate Recitation of Qurʾān and Tajweed courses from the aspect of instructors and students in pandemic period and to present advantages and disadvantages of teaching this course with distance education based on scientific research and determination. The semi-structured interview form is used by applying document analysis technique with instructors, and qualitative research method is used by applying questionnaires to students to collect data for our research, in line with expert opinion. The data, analyzed with the SPSS program, shows that Recitation of Qurʾān and Tajweed courses with face-to-face education are more productive than online education. The students were suffered from certain systemic problems even if they save time as they could have the opportunity to attend classes from where they were. Consequently, the students attending the courses during online period regularly became more successful when they turned back to the face-to-face education, as they did not break away from education

    Buhârî’nin, Ebû Hâtim Tarafından ‘Sâlihu’l-Hadîs Lâ Be’se Bih’ Diye Vasıflanan Şebîb b. Saîd’in Hadislerini Sahîh’ine Alması Meselesi

    Full text link
    Bukhārī (d. 256/870), is the first muhaddith who wrote a book with the intention of bringing together sound ḥadīths. In this sense, whether it fulfills the requirements in theory, examination of the promissory notes and texts of his narrations, etc. Many studies have been done on the subject. Nevertheless, in general, the research about people of the sanad constitute constitutes the backbone of the science of ḥadīth. Abū Ḥātem (d. 277/890) who is one of the first and most important one of ricāl researchers (Rijalul Hadith), has evaluated many narrators. Bukhārī’s narrators also got their share from these evaluations. In this study, the opinions of the critics, in particular, about Shebīb Ibn Saʿīd, one of the narrators of Bukhārī’s book al-Jāmiu al-ṣahīh evaluated by Abū Ḥātem will be discussed. The reason for choosing this narrator is the evaluation of “ṣalīḥ al-ḥadīth lā beʿs bih” that used by Abū Ḥātem and these evaluations and views lower him from the rank of thiqa because these evaluations will mean that Bukhārī does not comply with his own conditions. Explaining the narrations of the related narrator in al-Jāmiu al-ṣahīh and the method that Bukhārī followed while interpreting the ḥadīths narrated by him will also help to understand the subject.Buhârî (ö. 256/870), sahih hadisleri bir araya getirme niyetiyle kitap telif eden ilk muhaddistir. Bu manada, teoride koştuğu şartları yerine getirip getirmemesi, rivâyetlerinin senet ve metinlerinin incelenmesi vb. konularda üzerine pek çok çalışma yapılmıştır. Bununla beraber genel anlamda ricâl araştırmaları da hadis ilminin omurgasını oluşturmaktadır. Hadis ricâli araştırmacılarının ilklerinden ve en önemlilerinden biri olan Ebû Hâtim (ö. 277/890), birçok râviyi değerlendirmiştir. Doğal olarak bu değerlendirmelerden Buhârî’nin râvileri de nasibini almıştır. İşte bu çalışmada genel olarak münekkitlerin, özel manada Ebû Hâtim’in değerlendirdiği Buhârî’nin, el-Câmi’u’s-sahih eserinin râvilerinden olan Şebîb b. Saîd hakkındaki görüşler ele alınacaktır. Bu râvinin seçilmesinin sebebi ise bu görüşlerle beraber onu sika mertebesinden düşüren ve Ebû Hâtim tarafından kullanılan “sâlihu’l-hadîs lâ be’se bih” değerlendirmesinin olmasıdır. Zira bu değerlendirme, Buhârî’nin şartlarına uymadığı anlamına gelecektir. İlgili râvinin el-Câmi’u’s-sahih’te yer alan rivâyetlerini ve Buhârî’nin onun naklettiği hadisleri tahric ederken takip ettiği metodu açıklamak da konunun anlaşılmasına yardımcı olacaktır

    Cahiliye Şiirinde Ağıt Yakan Kadın Sahnesi: Betimsel Bir İnceleme

    Full text link
    يتناول البحثُ ندبَ المرأة فقط من قصيدة الرثاء التي احتفلت بمشاهد أخرى، من مثل العزاء والتأبين وما يدور في فلكها موضِّحاً شكلَ البكاء، وما يرافقه من لطمٍ وشقٍّ للجيوب وحلق للرؤوس وضرب بالنِّعال وجزئيات أخرى. هذه المعاني التي عرَّفتها المعجماتُ العربيَّة بالنَّدب الذي كان تعبيراً نفسياً عن خلجات الذات المكلومَة وقتَ وقوع الألم الذي شعرت بعمقه المرأةُ الثكلى أكثر ممَّا شعرت به النادبةُ المستَأجَرَةُ التي أتقنت صنعتَها، وبرعت فيها. إلاَّ أنّ بريقَ هذه الصَّنعة خَفَت وذَبُلَ مع مجيء الإسلام الذي نهى عن مظاهر المبالغة في ندب المرأة، لأنَّ بعضاً من مظاهرها يخلّ بمنظومة القيم والمثل الأخلاقية التي حضّ أبناءَ المجتمع على الأخذ بها. كما يتناول البحثُ بعضاً من المضامينِ الفلسفية في ندب المرأة التي تعدُّ عموداً مَكِينًا في قصيدة الرثاء عامة والنَّدب خاصةً، لِتَمَتُّعِها بشاعرية نادرة ندَّت عند الرجل وعزّت ، مُتَّكِئًا في ذلك كلِّه على أفكار ثابتة في جنبات المجتمع الجاهلي كانت أوتادًا اعتمدها البحث وسيخلص المقال إلى نتائجَ أظهرتها الدراسة.In this study, consolation, commemorate the dead and the lament of women as a topic of the mourning poems, which include the tellings of different scenes that women hide in their inner world, the way women lament and their behaviors during lament, beating themselves, tearing clothes, pulling hair, hitting the ground and some other details are discussed. In the Arabic dictionaries, the word “nadb” is defined by above mentioned feelings/actions. Old women who had lost a dear one feel the pain more deeply than the rented paid mourners, who are perfected in it. However, the importance of this craft faded with the advent of Islām, which forbade the manifestations of exaggeration in the mourning of women. Because some of their manifestations violate the system of values and moral ideals that Islam urged the people of society to adopt. The research also deals with some of the philosophical contents of women’s mourning which are considered a strong pillar in the poem of lamentation genre in general. Because women's lamentation was characterized by some feelings that are seen rarely in men's lamentation. Women’s lamentation is rooted deeply in the distinct traditions in pre-Islamic society. The results of the research are also included in the article.Bu çalışmada teselli, ölüyü yâd etme ve iç âleminde gizlediği farklı sahneleri içeren yas şiirinin bir parçası olarak kadınların ağıdı, kadınların ağıt şekli ve ağıt esnasında sergilediği davranışlardan olan kendisini dövme, elbisesini yırtma, saçını yolma, ayaklarını yere vurma ve diğer bazı ayrıntılar ele alınmaktadır. “Nedb” kelimesi Arapça sözlüklerde yukarıda zikredilen anlamlarla ifade edilmektedir. Yaslı kadının bir yakınını kaybederken derinden hissettiği acı, bu eylem için kiralanan ve işini ustalıkla yapan birisinden çok daha fazladır. Fakat bu sanatın parıltısı, ağıt yakan kadınlarda abartı tezahürlerini yasaklayan İslâm’ın gelişiyle birlikte solmaya başladı. Çünkü ağıt esnasında sergilenen bazı davranışlar, toplumun insanları benimsemeye çağırdığı değerler ve ahlâkî idealler sistemine uymamaktaydı. Araştırma ayrıca genel olarak ağıt, özelde ise ağıt şiirine güçlü bir dayanak olan kadının yas tutmasında saklı bulunan bazı felsefî içerikleri de ele almaktadır. Erkek ağıdında görülemeyen duyguları barındıran kadın ağıdı, cahiliye toplumundaki belirgin gelenek ve göreneklere dayanmaktadır. Makalede son olarak çalışmada ulaşılan sonuçlara yer verilmektedir

    Postmodern Gündelik Hayatta Normalin Zorbalığı

    Full text link
    In the socialization process, the normality of everyday life functions as a mirror in which the individual organizes his act-knowledge. In this context, religions aim to organize everyday life and define what is normal; they want to create a routine framework for their believers. However, the transformation of everyday life based on time and space makes the nature of interaction, and therefore contact with different realities, normal. The biography of the individual in multiple realities is shaped through everyday experiences. These experiences are included in consciousness and provide a rational basis for individual orientation areas. With the postmodern process in which individual knowledge is centralized, religions participate in everyday life in a way that is equal to all other narratives. The source that legitimizes personal practices is again the individual himself; desire provides voluntary participation in postmodern everyday life. Our study reveals the interpersonal dimension of freedom enabled by postmodern everyday life and its structural difference from religion in its relationship with desire. The reflexive dimension in the practical consciousness of the individual who has to make a choice is brought to the fore and conceptualized under the tyranny of the normal. Thus, the changing approval authority of the individual whose action requires approval is emphasized.Sosyalizasyon sürecinde gündelik hayatın sahip olduğu normallik, bireyin edim-bilgisini düzenlediği bir ayna işlevi görmektedir. Bu bağlamda dinler, gündelik hayatı düzenlemeyi ve dolayısıyla normal olanı tanımlayabilmeyi amaç edinmekte; müminleri için bir rutin çerçevesi oluşturmak istemektedir. Fakat gündelik hayatın zaman ve mekân temelinde yaşadığı değişim, etkileşimin mahiyetini dönüştürmekte ve bireyin farklı gerçekliklere temasını olağan hale getirmektedir. Çoğul gerçeklikler içerisindeki bireyin biyografisi, gündelik deneyimler üzerinden şekillenmektedir. Söz konusu deneyimler bilince dâhil olmakta, bireye yönelim alanları için rasyonel bir zemin sunmaktadır. Bireysel bilginin merkezileştirildiği postmodern süreçle birlikte dinler, diğer tüm anlatılarla eşitlenmiş bir halde gündelik hayata katılmaktadır. Bireysel pratikleri meşrulaştıran kaynak yine bireyin kendisi olmakta; arzu, postmodern gündelik hayata gönüllü katılımı sağlamaktadır. Çalışmamızda postmodern gündelik hayatın imkân tanıdığı özgürlüğün kişilerarası boyutu ve arzu ile ilişkisinde din karşısındaki yapısal farklılığı ortaya konmaktadır. Tercih yapmak zorunda olan bireyin pratik bilincindeki düşünümsel boyut ön plana çıkarılarak normalin zorbalığı altında kavramsallaştırılmaktadır. Böylelikle eylemi bir onanmaya muhtaç bireyin değişen onay mercii vurgulanmaktadır

    190

    full texts

    230

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mütefekkir
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇