Mütefekkir
Not a member yet
230 research outputs found
Sort by
Muhtasaru İhtilâfi’l-‘Ulemâ, Ebû Ca‘Fer et-Tahâvî
Ebû Caʿfer et-Tahâvî’nin (ö. 321/933), fıkha dair ilk kaleme aldığı İḫtilâfü’l-ʿulemâ adlı eseri günümüze kadar gelmiş olmakla birlikte aslının 130 cüz olduğu bildirilmektedir. Daha sonra İmam Kerhî’nin (ö. 340/952) önemli talebelerinden Ebû Bekr el-Cessâs (ö. 370/981) tarafından kitap ihtisar edilmiş ve Muḫtaṣaru iḫtilâfi’l-ʿulemâ adıyla şöhret bulmuştur. Eser önce İḫtilâfü’l-fuḳahâ adıyla Muhammed Sagîr Hasan el-Maʿsûmî, tarafından 1971’de İslâmâbâd’da eksik olarak yayınlanmıştır. Daha sonra tamamı Muḫtaṣaru iḫtilâfi’l-ʿulemâ adıyla Abdullah Nezîr Ahmed tarafından 1995’te Beyrut’ta tahkikli olarak neşredilmiştir. Eser, 5 cilt olup fihrist ve diğer ziyadeler hariç 2128 sayfadan ibarettir. Muhakkik fıkhî ihtilâfları toplamda 2322 başlıkta numaralı olarak tasnif etmiştir. Kitap, diğer fıkıh kitaplarındaki gibi “Kitâbü’t-tahâre”, “Kitâbü’s-salât” şeklinde başlıklandırılmış olmakla birlikte “bab” ve “fasıl” şeklinde tasnif edilmemiştir. Hâlbuki müellifin daha sonra kaleme aldığı Şerhu Meʿâni’l-âs̱âr adlı eserinde bab başlıklarının kullanıldığı görülmektedir
İkbal’in Şiirlerinde Hindistan Bağlamında Batılı Güç İngiltere Eleştirisi
Muhammad Iqbal, the philosopher, and poet of the Indian Subcontinent enlightened history with his philosophical ideas by including different nations of the world in his works. Iqbal emphasized that Westerners brought materialism to the fore, by this they were deprived of spiritual feelings. In this work, we have touched upon the fact that Muhammad Iqbal knew that the main purpose of the Western states who came to his country under the pretext of trade was not trading. He struggled against the hegemony of the Western colonial powers who wanted to make the Indian Subcontinent their colonies, and he opposed this situation. We mentioned that Western states are seen as devoid of spiritual feelings and are technologically advanced. In this regard, we gave place to Iqbal’s views, which states that Muslims can take the West as an example in this regard. In his works, he advised Indian Subcontinent people to stay away from their culture. Muhammad Iqbal emphasized, Muslims should not stop at one point, they should constantly strive and develop, and the Islamic World should turn towards new goals. He stressed that Muslims should return to their essence and that inertia is not inherent in Islam. Besides, being full of patriotism, Iqbal expressed that the scholars who grow up in the Subcontinent are very valuable.Hint Alt Kıtasının filozof ve şairi Muhammed İkbal, dünyanın farklı milletlerine felsefi fikirleri doğrultusunda eserlerinde yer vererek tarihe ışık tutmuştur. Batılıların maddeciliği ve materyalizmi ön plana çıkardığını dile getiren İkbal, manevi duygulardan yoksun kaldıklarını vurgulamıştır. Bu çalışmada Muhammed İkbal’in, ticaret bahanesiyle ülkesine gelen Batılı devletlerin asıl amacının ticaret olmadığının farkında olduğuna, Hint Alt Kıtasını sömürgeleri haline getirmek isteyen Batılı sömürge güçlerinin başında gelen İngiltere’nin hegemonyası altına girmemesi için verdiği mücadeleye ve bu duruma başkaldırışına değindik. Batı devletlerinin manevi duygulardan yoksun, teknolojik açıdan ileri olduğunu dile getiren İkbal’in, Müslümanların bu konuda Batı’yı örnek alabileceklerini içeren görüşlerine yer verdik. Hint Alt Kıtasında yaşayanların İngiliz kültüründen uzak durmalarını da kaleme alan Muhammed İkbal, Müslümanların bir noktada durmamalarını, devamlı olarak çalışıp çabalayıp gelişme göstermelerini ve İslâm dünyasının yeni hedeflere doğru ilerlemesinin gerekliliğinin eserlerine nasıl yansıdığını inceledik. Müslümanların özüne dönmeleri gerektiği düşüncesini savunan Muhammed İkbal’in, İslâm’ın özünde ataletin olmadığı fikrine, ayrıca Alt Kıtaya duyduğu vatan sevgisine ve bu topraklarda yetişen her bir âlimin kendisi için değerli olduğu görüşüne de yer verdik
İslâm Dininde İbadetlerin Sosyal Boyutu
Institutions are corner stones of the social life. Religion is one of the basic institutions constituting a society. As the experience of holiness in general respect, religion has always become one of the institutions affecting individuals and societies the most. Religions, as a form of experience and expression, generally appear and continue in the form of belief, prayer and religious community, in other words, sociological expression. The main subject and purpose of this study is to discuss and analyze the social dimensions of prayers, which is one of the religious expressions, from the perspective of the sociology of religion by documentation method. In this regard, in forming and maintenance of Islamic society, prayers allow people to experience social dimensions, such as submission to Allah, brotherhood and cooperation, caring for each other, overcoming hardships together, realization of social sharing and integration by getting away from evil and meeting at the common ground of goodness by means of its psychological effects. Therefore, prayers do not only guide individuals but also organize social life. For example, salaat and fasting not only ripen the person individually and direct them to the rules of ethics, but also contribute to the prevention of crime and security problems as well as compliance with norms, values and moral principles in social terms. Likewise, zakat, beyond its personal influence, causes socio-economic solidarity by positively affecting the perception of social actors to both wealth and people with low income. Therefore, it is seen that prayers not only direct individuals but also regulate social life.Kurumlar toplumsal hayatın yapı taşlarıdır. Din de toplumu oluşturan temel kurumlardan birisidir. En genel manasıyla kutsalın tecrübesi şeklinde din, her dönemde bireyleri ve toplumları derinden etkileyen kurumlardan biri olmuştur. Dinler genelde tecrübe ve anlatım biçimi olarak akide, ibadet ve dini cemaat yani sosyolojik anlatım şeklinde tezahür etmekte ve varlığını sürdürmektedir. Bu çalışmanın esas konusu ve amacı, din sosyolojisi perspektifinden hareketle dini anlatım biçimlerinden ibadetlerin sosyal boyutlarının dokümantasyon yöntemiyle ele alınıp analiz edilmesidir. Buna göre ibadetler, psikolojik etkileriyle birlikte İslâm toplumunun oluşmasında ve sürdürülmesinde sürekli olarak Allah’a teslimiyet, kardeşlik ve dayanışma, birbirini koruyup gözetme, hep birlikte sıkıntılara tahammül etme, kötülüklerden uzaklaşıp iyilik ortak paydasında buluşarak toplumsal paylaşmayı ve bütünleşmeyi gerçekleştirme gibi sosyal boyutları da insanlara kazandırmaktadır. Örneğin namaz ve oruç ibadeti, bireysel yönden kişiyi olgunlaştırmakla ve ahlâk kurallarına yönlendirmekle kalmamakta, toplumsal açıdan normlara, değerlere ve ahlâkî ilkelere uyumla birlikte suç ve asayiş problemlerinin önlenmesine de katkı sunmaktadır. Aynı şekilde zekât da kişisel etkisinden öte, toplumsal aktörlerin hem servete hem alt gelir seviyesindeki insanlara bakışını olumlu yönde etkileyerek sosyo-ekonomik yardımlaşmaya neden olmaktadır. Dolayısıyla ibadetlerin sadece bireyleri yönlendirmekle kalmayıp, toplumsal hayatı da düzenlediği görülmektedir
el-İktisâd fi’l-İʿtikâd Adlı Eseri Örnekliğinde Gazzâlî’nin Kelam Metodolojisi
al-Iktisâd fi’l-iʿtikâd is a rare work that Ghazali devoted exclusively to the discipline of kalam. The most important feature of the work in terms of the discipline is that it contains important information about the transition process from the period of mutaqaddimîn to the era of mutaahhirîn. Ghazali wrote al-Iktisâd, considering the criticisms made before to early methodology of kalam. al-Iktisâd, which has the distinction of being the first work in which the weak methods of the mutakaddimîn period which are not based on proof, are abandoned. It is also of great importance in terms of representing the process that led to the adaptation of logic by Islamic thought. This work represents the methodological change in proofing the way in which the descriptive attributes are found in the divine essence. With it, the method of proofing by establishing a similarity between our world of experience for descriptive attributes have been abandoned. Instead, it is seen that the proof is made by considering the act-actor relationship between God and the universe, which is consistent with the conception of God and again, is one of the most basic claims of the discipline of kalam. In addition, with the realization of the methodological power of philosophy by theologians, the flaws of the methods of the mutaqaddimîn became apparent, and especially the methods incompatible with logic were eliminated. The way to the acceptance of logic in the science of kalam has been cleared by reforming those who are compatible. This article briefly discusses the role of al-Iktisâd in the transition to theological proof method instead of the dialectical methods of the previous period.el-İktisâd fi’l-iʿtikâd Gazzâlî’nin başlı başına kelam disiplinine ayırdığı nadide bir eserdir. Eserin kelam disiplini açısından en önemli özelliği mütekaddimîn döneminden müteahhirîn dönemine geçiş sürecine dair önemli bilgiler ihtiva etmesidir. Gazzâlî el-İktisâd’ı daha önce kelamın mütekaddimîn dönemi metodolojisine yapılan eleştirileri dikkate alarak kaleme almıştır. Mütekaddimîn döneminin burhâna dayanmayan zayıf yöntemlerinin terkedildiği ilk eser olma özelliğini haiz olan el-İktisâd, daha sonra mantığın İslam düşüncesine taşınmasına giden süreci temsil etmesi açısından da büyük önem taşımaktadır. Özellikle subûtî sıfatların ilâhi zatta bulunma tarzını temellendirmeye dair yöntem değişimini temsil eden bu eserde subûtî sıfatlar için tecrübe dünyamızdan benzerlik ilişkisi kurularak yapılan delillendirme yöntemleri terk edilmiştir. Bunun yerine kelamî disiplinin en temel iddialarından biri olan fâil-i muhtâr Tanrı tasavvuru ile tutarlı olan Allah âlem arasındaki fail-fiil ilişkisinin dikkate alınarak delillendirmede bulunulduğu görülmektedir. Ayrıca felsefenin metodolojik gücünün kelamcılar tarafından fark edilmesiyle birlikte mütekaddimîn dönemi kelamının metotlarının eksik yönleri tespit edilmiş ve özellikle mantık ile uyuşmayan metotların elenerek; uyumlu olanların ise ıslah edilerek adeta mantığın kelam ilmindeki kabulüne giden yolun taşları bu eserle döşenmiştir. Bu makale özetle mütekaddimîn dönemi cedelî metotlarının yerine mantığa dayalı burhânî metoda geçişte el-İktisâd’ın rolünü ele almaktadır
İslam Tarihi’nin İlk Pandemisi Amvâs Vebası ile Covid-19 (Koronavirüs) Arasındaki Benzerliklerin Gündelik Hayatımıza Yansımaları
Global warming, volcano eruptions, earthquakes, fires, and epidemic diseases, which directly or indirectly involve people, that affects different parts of the world in various ways, are important factors that change the course of history. These supernatural events emerging today and increasing in number day by day show us that history repeats itself. While affecting the whole world with a large and effective epidemic that would change the course of history, 2020 brought some new concepts to our lives that became popular in every society regardless of religion, language and race. Pandemic and epidemic are the most famous ones of these concepts. In the dictionary, the pandemic, is defined as a general name given to epidemic diseases that keep spreading over a wide area in more than one country or continent in the World. The epidemic, which expresses the spread of the infection within a limited area, and pandemic might conceptually confuse people. Nevertheless, they are similar in that they threaten the health of people living in the world. However, this study will focus on pandemics that have been reported throughout history, such as the Black plague, Cholera, Influenza, Typhoid, Swine flu, and finally Covid-19 (coronavirus). In this respect, our research focuses on the Amvâs Plague, which emerged in the time of the third caliph Omar and was the first precedent in Islamic History. The similarities of the pandemic at that time with today’s Covid-19 are analyzed politically, economically, socially and economically.Dünyanın farklı coğrafyalarını çeşitli şekillerde etkileyen insanın doğrudan veya dolaylı olarak dâhil olduğu küresel ısınma, volkan patlamaları, depremler, yangınlar, salgın hastalıklar vb. olaylar tarihin akışını değiştiren önemli faktörlerdir. Günümüzde ortaya çıkan ve günden güne çoğalan bu çeşit doğaüstü olaylar tarihin tarihi doğurabildiğini ve tek yumurta ikizi gibi birbirine benzerlik gösterdiğini bize yeniden göstermektedir. 2020 yılı tarihin akışını değiştirecek düzeyde büyük ve etkili bir salgın hastalıkla tüm dünyayı etkisi altına alırken dini, dili, ırkı ne olursa olsun her toplumda birtakım yeni kavramların ortaya çıkmasına veya popülerleşmesine sebep olmuştur. Örneğin, pandemi ve epidemi bu kavramlardan sadece iki tanesi olarak meşhur olmuşlardır. Sözlükte, dünyada birden fazla ülkede veya kıtada, çok geniş bir alanda yayılan ve etkisini gösteren salgın hastalıklara verilen genel bir isim olan pandemi ve sınırları belirli bir alanda etkili olan enfeksiyonun yayılmasını ifade eden epidemi zaman zaman kavramsal yönden karıştırılsa da dünya genelinde yaşayan insanların sağlığını tehdit etmeleri yönüyle benzerlik göstermektedirler. Bu çalışmada tarih boyunca ortaya çıkan Kara Veba, Kolera, Grip, Tifo, Domuz Gribi ve son olarak da Covid-19 (koronavirüs) gibi salgınları ifade eden pandemi üzerinde durulacaktır. Bu yönüyle araştırmamız da Hz. Ömer zamanında ortaya çıkan ve İslam Tarihi’nde bir ilk olan Amvâs Vebası’nı konu edinmekte ve o dönem ki pandeminin günümüzde yaşanan Covid-19 (koronavirüs) ile olan benzerliklerin siyasî, iktisâdî, toplumsal ve ekonomik yönden gündelik hayatımıza yansımaları üzerine değerlendirmeler yapılacaktır
Hamidiye Döneminde Taşradaki Güç Mücadelesinin Küfrevi Dergâhına Yönelik Bir İtibar Suikastı Üzerinden Değerlendirilmesi
In the Ottoman Empire, which tried to centralize and increase its control upon the provinces throughout the 19th century, the elimination of powerful notables and emirs, especially by Sultan II Mahmud, had led to new power centers emerging in the east and southeast of Anatolia. While the tribal leaders who replaced the Kurdish Emirs had a semi-autonomous administration by dominating smaller lands compared to the emirs, some sheiks began to gain influence over time, as in the example of the Naqshbandiyya sect. The influence gained by different power centers in the same region has turned into a rivalry. In this study, it is explained how Sheiks Abdulhadi and Abdulbaki brothers from the Küfrevi dynasty, whose center is Bitlis and who wanted to influence the Bayezid sanjak, were accused by the tribal leaders in the region and how they were treated by the Palace. In this study, guided by the correspondence between the capital and the provinces, it is seen that the two sheiks brothers faced accusations such as “claiming divinity, causing mischief among the Kurds, starting an uprising by bringing weapons from Russia”, which attracted the palace’s direct attention in the political conjuncture of the period. The allegations in question show how the power struggle can turn into a reputation assassination. It is important to define the reflex of the Hamidiye regime in the face of such heavy allegations.19. yüzyıl boyunca merkezileşmeye ve taşradaki kontrolünü arttırmaya çalışan Osmanlı Devleti’nde, özellikle Sultan II. Mahmud tarafından güçlü ayan ve emirlerin bertaraf edilmesi üzerine Anadolu’nun doğusunda ve güneydoğusunda yeni güç odakları ortaya çıkmıştır. Kürt Emirlerinin yerini alan aşiret liderleri, emirlere kıyasla daha küçük topraklara hükmederek yarı-muhtar bir yönetim sergilerken zaman içinde Nakşibendiyye tarikatı örneğinde olduğu gibi bazı şeyhler de nüfuz kazanmaya başlamıştır. Farklı güç odaklarının aynı bölgede kazandıkları nüfuz bir rekabete dönüşmüştür. Tarikat-Aşiret denklemi içerisinde bu güç mücadelesinin hangi boyutlara varabileceğini göstermeyi amaçlayan bu çalışma içerisinde, merkezi Bitlis olup Bayezid sancağına nüfuz etmek isteyen Nakşibendiliğin Halidiye koluna bağlı, Küfrevi hanedanından Şeyh Abdülhadi ve Abdülbaki kardeşlerin, Bayezid sancağı içerisindeki aşiretler tarafından nasıl suçlandıkları ve Saray tarafından nasıl muamele gördükleri anlatılmaktadır. Başkent ve taşra arasındaki yazışmaların yol gösterdiği bu çalışmada iki şeyh kardeşin “ilahlık iddiasında bulunmak, Kürtler arasında fesat çıkarmak, Rusya’dan silah getirip ayaklanma başlatmak” gibi dönemin siyasal konjonktüründe sarayın doğrudan dikkatini çeken ithamlarla yüzleştiği görülmektedir. Bahse konu ithamlar güç mücadelesinin nasıl bir itibar suikastına dönüşebildiğini göstermektedir. Şeyhlerin, haklarında yürütülen soruşturmalar neticesinde suçsuz oldukları anlaşılıp çarptırıldıkları sürgün cezasının affedilmesi kadar bu gibi ağır iddialar karşısında Hamidiye rejiminin gösterdiği refleksin tanımlanması da önemlidir
Değer Çatışmasının Kökenleri: Bebekler Aynı Fikirde Olmamayı Kabul Etmez
Bize benzeyenleri sevmek insanın doğasında vardır. Bebekler bile kendi zevklerini paylaşan bireyleri tercih eder ve zıt görüşlere sahip olanlardan hoşlanmazlar. Ancak çoğulcu toplumumuz farklılıkları kabul etmeyi ve aynı fikirde olmayanlara tahammül etmeyi gerektirir. Bebek araştırmalarındaki bulgular çeşitliliği kabul etmeyi teşvik edecek stratejilerle ilgili bilgi verebilir mi
Irak’ın Fethi ve İslamlaşma Süreci, Hüseyin Gökalp
The Conquest of Iraq and the Islamization Process, Huseyin GokalpIrak’ın Fethi ve İslamlaşma Süreci, Hüseyin Gökal
Müteşâbih Âyetlerin Te’vilinin Bilinip Bilinememesi ile İlgili Yorumların Oluşmasında Âl-i İmrân Sûresi 7. Âyetteki Vakf Yerinin Rolü
Reading, understanding and listening to the Quran are acts that have the characteristic of worship. The meaning it carries also shapes the mind of the believer and guides him in different aspects of his life. For this, the content must be understood correctly. To understand the meaning of a verse read correctly, it is necessary to know the interpretation of the verse. For this reason, it is important to know some data such as the reason of the verse, siyak and sibak (context), analysis of words that determine the meaning. Within the framework of these data, the places that are suitable to briefly stop(waqf) in the verses are determined by respecting the integrity of the word and meaning and the reading is expected to be done accordingly. Therefore, the meaning of the verse determines the sentence structure of the verse and the preference of meaning accordingly. The preferred sentence structure and meaning determine the places in the verse that should be dwelled on or passed through. The interpretations in the commentaries in the 7th verse of the Âl-i Imrân, in the context of whether the meaning of the verses of mutashabih is known or not, and the different interpretations in the waqf and ibtidâ literature on the choice of the place in the verse are a good example for our topic. In our study, through this sample verse, we will try to analyze the importance of waqf in understanding the verses.Kur’ân-ı Kerîm’in okunması, anlaşılması, dinlenmesi gibi fiillerin her biri, ibadet yönü bulunan amellerdir. İhtiva etmiş olduğu mana ise aynı zamanda inanan insanın zihin dünyasını inşa etmekte ve hayatının farklı evrelerinde kendisine rehberlik etmektedir. Bunun için de muhtevası doğru anlaşılmalıdır. Tilâvet edilen bir âyetteki murad-ı ilâhînin doğru anlaşılması için öncelikle âyetin mefhumuna vâkıf olmak gerekmektedir. Bu sebeple âyetin nüzûl sebebi ve ortamı, siyak ve sibakı, anlamını belirleyen anahtar kelimelerin tahlili, cümle yapısı gibi bazı verilerin göz önünde bulundurulması önem arz etmektedir. Bu veriler çerçevesinde tercih edilen anlama göre lafız ve anlam bütünlüğüne riayet ederek âyetlerde vakfa uygun olan yerler tayin edilmekte ve okumanın da buna göre icra edilmesi beklenmektedir. Dolayısıyla âyetteki murad-ı ilâhî, âyetin iʿrabını ve buna bağlı olarak kabule şayan olan anlam tercihini belirlemektedir. Tercih edilen iʿrab ve anlam ise âyetteki vakf ya da vasl yapılması gereken yerleri tayin etmektedir. Âl-i İmrân sûresinin 7. âyetinde müteşâbih âyetlerin te’vilinin bilinip bilinemeyeceği bağlamında tefsirlerde serdedilen yorumlar ve buna göre âyetteki vakf yerinin tercihine dair vakf-ibtidâ literatüründeki farklı kanaatler konumuz açısından güzel bir örnektir. Biz de çalışmamızda bu örnek âyet üzerinden âyetin anlaşılmasında vakf yerinin önemini tahlil etmeye çalışacağız
Sosyal Medyadaki Mahremiyet İhlallerinin Bazı Fıkhî Yansımalarına Dair
The impact of social media platforms on communication and interaction among people are being discussed in their positive and negative aspects by the experts. Considering the speed and convenience of sharing information, documents, images, sounds and as such, social media platforms’ positive effects on human life are irrefutable. On the other hand, voluntary disclosure and the changing perception of privacy in the face of such disclosure are among the negative effects of these platforms. Besides, privacy violations by unauthorized interventions from outside of the social media platforms highly occupy the agenda emphasizing the negative effects on the individual and community life. As a result of the said negative effects, it is alleged that privacy collapsed which prompted the scientific world to seek for a solution. Studies concerning the factors that led to the collapse and a solution are being conducted in the fields of psychology, sociology and law. The mainframe of this study is based on the problem mentioned above. At first, the privacy concept in Islamic Law is summarized and the extent of privacy is discussed. Thereafter, the negative effects of widely used social media platforms on the understanding of privacy on moral grounds, events that may occur following the reflections of those effects on society and necessary legal actions for those events are discussed. Also, modern law has been utilized in matters of the privacy of private life and individual rights.Sosyal medya platformlarının insanlar arasındaki iletişim ve etkileşime olan etkisi uzmanlar tarafından olumlu ve olumsuz yönleriyle ele alınmaktadır. Sosyal ağ sitelerinin bilgi, belge, görüntü, ses vs. paylaşımında günümüzde ulaştığı hız ve sağladığı kolaylıklar düşünülürse insan yaşamına dair olumlu etkileri yadsınamaz durumdadır. Bunun yanında bu platformlarda yaşanan gönüllü ifşa ve bu ifşa karşısında değişen mahremiyet algısının, söz konusu sitelerin olumsuz etkileri arasında olduğu da sık sık dile getirilmektedir. Ayrıca sosyal medya ortamlarında dışarıdan izinsiz müdahale ile gerçekleştirilebilen mahremiyet ihlalleri de gündemi oldukça meşgul etmekte, bu ihlallerin fert ve toplum hayatındaki olumsuz etkilerine vurgu yapılmaktadır. Sözü edilen olumsuz etkilerin sonucunda mahremiyetin çöktüğü iddia edilmektedir. Bu durum bilim dünyasını çözüm arayışlarına itmiştir. Söz konusu çöküşe sebep olan etkenler ve çözüm yollarına dair çalışmalar günümüzde psikoloji, sosyoloji ve hukuk gibi alanlarda yerini almaktadır. Çalışmamızın ana çerçevesi yukarıda sözünü ettiğimiz sorunsaldan yola çıkarak oluşturulmuş, öncelikle İslâm hukukundaki mahremiyet anlayışı özetlenmiş ve mahremiyetin boyutları çizilmeye çalışılmıştır. Günümüzde en çok kullanılan sosyal ağ sitelerinin ahlâkî zemindeki mahremiyet anlayışına olumsuz etkileri, bu etkilerin toplum üzerindeki yansımaları sonucunda yaşanabilecek olaylar ve bu olaylar karşısında hukuki zeminde yapılması gerekenler müzakere edilmiştir. Özel hayatın gizliliği ve kişilik haklarına dair konularda modern hukuktan da faydalanılmıştır