Mütefekkir
Not a member yet
230 research outputs found
Sort by
Abdürrezzâk Kâşânî (ö. 730/1330) ve Tefsirdeki Metodu
Although Abd al-Razzâk al-Kāshânî (d. 730/1330) left more than thirty works and effected commentators like Dâwûd al-Qaysarî (d. 751/1350), Ismail Haqqi Bursawi (d. 1137/1725), Alusi (d. 1270/1854), and Jamaluddin al Qasimi (d. 1866-1913) he couldn't take the place he deserved in the world of science. Furthermore, though he was a Sufi, he was accused of being withinBatiniya. Kāshânî's Tawilat al-Qur'an which is composed of the sections of te'vil of his commentary which is named Haqaiq al-Tawil repeatedly published in the name of Tafseer Sheikh Akbar by attributing to İbn Arabî (d. 638/1240) and found fame with that name. Although the method of İşari interpretation in this work which precisely belongs to al-Kāshânî prevailed the literal interpretation, it is also observed in places. In addition, anthropomorphic and hurufi comments were made in the work. In this study, we will research Abd al-Razzâk al-Kāshânî who lived in pantheist period of mystical interpretation and his commentary Tawilat al-Qur'an.Abdürrezzâk Kâşânî (ö. 730/1330) otuz beş eser vermesine ve Davud-u Kayserî (ö. 751/1350), İsmail Hakkı Bursevî (ö.1137/1725), Âlûsî (ö. 1270/1854), Cemâleddin el-Kâsımî (ö. 1332/1914) gibi müfessirleri etkilemiş olmasına rağmen ilim dünyasında hak ettiği yeri alamamış, ayrıca sufi olmasına rağmen Bâtıni olmakla itham edilmiştir. Kâşânî’nin, Hakâiku’t-Te’vîl adlı tefsirinin te’vîl bölümlerinden oluşan Te’vîlâtü’l-Kur’ân’ı ise defalarca Tefsîri Şeyhi’l-Ekber adıyla İbn Arabî (ö. 638/1240)'ye nispet edilerek basılmış ve bu isimle şöhret bulmuştur. Kâşânî’ye aidiyeti kesin olan bu eserde işarî tefsir yöntemi ağır basmakla birlikte yer yer literal yorumlara da rastlanılmaktadır. Ayrıca eserde antropomorfist ve hurufi çizgide yorumlar da yapılmıştır. Biz bu çalışmada, işarî tefsirin vahdeti vücut döneminde yaşamış olan Abdürrezzâk Kâşânî ve tefsiri Te'vîlâtü'l-Kur'ân'ı inceleyeceğiz
Din, Ahlak, Evrim
How did religion evolve? What effect does religion have on our moral beliefs andmoral actions? These questions are related, as some scholars propose that religion has evolved to enhance altruistic behavior toward members of one’s group. I review here data from survey studies (both within and across countries), priming experiments, and correlational studies of the effects of religion on racial prejudice. I conclude that religion has powerfully good moral effects and powerfully bad moral effects, but these are due to aspects of religion that are shared by other human practices. There is surprisingly little evidence for a moral effect of specifically religious beliefs.Din nasıl evrimleşmiştir? Din bizlerin ahlaki inanışları ve ahlaki davranışlarımız üzerinde nasıl bir etkiye sahiptir? Bazı akademisyenler dinin özgecilik davranışını bir kimsenin ait olduğu gurubun üyelerine yönelik geliştirmek üzere evrimleştiğini ortaya attığından bu sorular bir biriyle ilişkilidir. Burada anket çalışmalarından, hazırlık deneylerinden ve dinin ırksal ön yargı üzerine etkileri üzerine korelasyon çalışmalarından edinilen verileri gözden geçirip değerlendirdim (hem ülke içi hem de diğer ülkeleri kapsayan). Bu çalışmalardan, dinin iyi ahlaki etkilere ve güçlü kötü ahlaki etkilere sahip olduğu sonucuna vardım. Ama bunlar başka insan uygulamalarıyla birlikte paylaşılan dinin boyutlarına bağlıydı. İlgi çekici bir şekilde, özellikle dini inanışlar için çok az bir delil bulunmaktaydı
Sahabenin Ravilerin Zabtı Konusunda Yaptıkları (Sebepleri ve Yolları)
قمت في هذا البحث بدراسة عناية الصحابة رضوان الله عليهم واهتمامهم بضبط الرواة ، وجاء هذا البحث ليقف مع الاسباب التي دعت الصحابة الى الاعتناء بالضبط ووسائلهم التي اتبعوها في ذلك ، مما يظهر سبقهم رضوان الله عليهم في تقعيد قواعد حفظ حديث رسول الله صلى الله عليه وسلم أن يلحقه زيادة أو نقص ، فتبين في الدراسة تنوع الأسباب التي حملت الصحابة على التأكد من الضبط سواء لامتثالهم الأمر القرآني بالتثبت من الأخبار ،أو حرصهم على حفظ السنة النبوية ودفع التساهل في نقلها ،أو خشيتهم من نسيان الراوي،أو خطئه لا تعمده الكذب ،أو التأكد من ضبط من خالف علمه علما تلقاه الصحابي مباشرة من رسول الله صلى الله عليه وسلم ، كما تبين تنوع الوسائل التي اعتمدوها لمعرفة ضبط الراوي :كالرجوع لمصدر الخبر مباشرة أو قياس ضبط الراوي بضبط الثقات ، أو شهادة الثقة و .حلفه ، أو بمقارنة المحفوظ للمكتوب ،أو العكس ،أو بالاختبارBu çalışmada sahabenin ravilerin zabtına verdiği önem incelenmiş, onların zabta önem verme sebepleri ile bu konudaki metodları üzerinde durulmuştur. Ayrıca çalışma hadislerin zabtı konusunda sahabenin ortaya koyduğu eksik ve fazla rivayetlerin ortaya çıkmasına katkıda bulunacağı amaçlanmıştır. Bu çalışmada sahabenin zabtını te’kid için değişik yolların ortaya çıktığı görülmektedir. Bunlar da şunlardır: Haberi araştırmak için Kur’anî emre uymaları, Sünneti Nebeviyyeyi koruma hırsları bu konuda gevşekliğe hoşgörülü davranmamaları, ravinin hatasından veya yanlış yazma ihtimalinden dolayı yalana güvenmemeleri, kendi bilgisine aykırı bir rivayet söylendiğinde ravinin zabtını te’kid için doğrudan Hz. Peygamber’e müracaattır. Yine bu çalışmada ravinin zabtını bilmek için sahabenin dayandığı yollar tespit edilmeye çalışılmıştır: Doğrudan kaynağa müracaat, sikanın muvafakatı, sikanın şehadeti veya yemini ile, ezberindekini yazılı metinle veya yazılı metindekini ezberindeki ile kıyaslama ile veya da bir başkasının haber vermesiyle ravinin zabtını bilme
Kemal Paşazade’nin Fî Fadîleti’l-Lisâni’l-Fârisî Adlı Risalesinde Fars Diline Ait Görüşleri
This study is about the pamphlet “fî Fadîleti’l-Lisâni’l-Fârisî ale’l-Elsineti sive’l-Lisâni’l-Arabî” written by Shemseddin Ahmed bin Suleyman, who was the qadi ‘asker of Yavuz Sultan Selim and shaykh al-islam of Kanuni Sultan Suleyman, who authored more than 300 works in Arabic, Persian and Turkish, and who was famous for his epithet “İbn Kemâl” or “Kemal Pashazâde” due to his grandfather in order to express that Persian is the second most fluent and developed language in the world after Arabic.Bu çalışma, Yavuz Sultan Selim’e ‘kazasker’lik, Kanûnî Sultan Süleyman’a ‘şeyhulislam’lık yapmış olan, Türk, Arap ve Fars dillerinde üç yüzden fazla kitap ve risaleyi kaleme almış olan, dedesine nispetle Kemal Paşazâde ve İbn-i Kemâl (1468-1534) künyeleriyle şöhret kazanan Şemseddin Ahmed b. Süleyman’ın Arapçadan sonra en fasîh ve en gelişmiş dünya dilinin Farsça olduğunu ifâde etmek için kaleme aldığı “fî Fadîleti’l-Lisâni’l-Fârisî ale’l-Elsineti sive’l-Lisâni’l-Arabî” adlı risalesini konu edinmektedir
Taberî’ye Yöneltilen Tenkitler Bağlamında Yedi Harf ve Kıraatleri Savunma Refleksi
According to al-Tabarî, seven letters (al-ahruf al-sab‘a) are expression types having the same meanings. However, Caliphate Uthman ordered the copying of the Quran just with one of the letters, leaving out the rest; besides, current recitation/qiraah of the Quran was cited through single report/khabar al-wâhid by recitators/qurrâ. That‘s why, in the interpretation/tafseer of Taberî, in order a qiraah to be recitated and evaluated, it is emphasized that its‘ citations should be agreed or it must be recitated by most of the qurrâs. This approach means that al-Tabarî makes a distinction between the Quran and qiraah. His criticizing some of the qiraahs, which were accepted as continually cited/motewaater, due to their contrariety to the consensus/ijmâ‘ is an evidence of this. In traditional thought, a qiraah‘s being cited by the qurrâ of sab‘a or ashara means that it can be questioned and its being questioned or criticism have been accepted as the criticism of the Quran. Thus, al-Tabarî‘s criticizing the qiraahs which were accepted as motewaater with different aspects has been considered dangerous with the concern of damaging the reliability of the Qur‘an. Besides, al-Tabarî was tried to be defamed in terms of Qiraah science. The present study tackles the afore-mentioned criticisms with particular considerations. As a result, it has been put forth that criticisms towards al-Tabarî were carried out with settled acceptances and a defensive reaction.Taberî’ye göre yedi harf (ahruf-i seb‘a) müteradif (benzer anlamlı) ifade biçimleridir. Ne var ki Hz. Osman, yedi harfin altısını dışarıda bırakarak sadece biriyle mushafları istinsah ettirmiş, mevcut kıraat birikimi de bu bir harfin içindeki farklılıklar olarak özü itibariyle kurrâ tarafından haber-i vâhid şeklinde nakledilmiştir. Bu sebeple Taberî tefsirinde, bir kıraatin tilavet edilebilmesi ve değerlendirilebilmesi için kıraat rivayetlerinin ittifak/icmâ etmesinin veya kurrânın çoğunluğu tarafından okunmasının önemine özellikle vurgu yapmaktadır. Bu anlayışı onun, Kur’an ve kıraat ayrımı yaptığı anlamına gelmektedir. Kendisinden sonra mütevatir olarak kabul edilen kıraatlerden bazılarını başta icmâa muhalefeti sebebiyle çeşitli açılardan tenkide tabi tutması da bunu göstermektedir. Geleneksel düşüncede ise bir kıraatin seb‘a veya ‘aşere kurrâsından nakledilmesi demek, onun hiçbir şekilde sorgulanamayacağı anlamına gelmekte ve böyle bir sorgulama ya da rivayet edilen metnin tenkidi çoğunlukla Kur’an’ı eleştirmekle eşdeğer kabul edilmektedir. Haliyle Taberî’nin, “mütevatir” kabul edilen kıraatleri çeşitli açılardan eleştirmesi, imanı ve aynı zamanda Kur’an’ın mevsukiyetini haleldar edeceği endişesiyle sakıncalı ve tehlikeli addedilmekte; hatta Taberî, kıraat ilmi açısından itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. İşte elinizdeki çalışma mezkûr tenkitleri belli değerlendirmeler eşliğinde ele almaktadır. Netice itibariyle Taberî’ye yöneltilen eleştirilerin yerleşik kabullerle ve savunmacı bir tepkiyle yapıldığı ortaya konulmaktadır
Emmanuel Levinas Felsefesinde “Başkalık ve Aynılık” Problemi
In this paper, primarily, problems of otherness and sameness are tired to be clarified with reference to the concept of Self which has a quite significant place in Levinas since, as opposed to Western Philosophy, the basis of Levinas philosophy refers to ethical relationship rather than ontology. Due to the fact that this ethical relationship will also be the ground for the relationship between Self and otherness, when we start off from ontology, Self and Other become assimilated. Therefore, breaking ties with tradition can only be realized at the level of language, and the basis of Levinas philosophy also rests on the level of ethical language practiced with Other. Furthermore, since ethics also brings the notion of responsibility in its wake, the notion responsibilty remains as the focal point. Since the responsibilty relationship between Self and Other is unconditional, limitless and unidirectional, to find out the source of this relationship is not possible due to the fact that this relationship contains Eternal in itself. Thus, diachrony breaking of its identity with Self refers to eternalization of responsibility.Bu makalede öncelikle Levinas felsefesinde önemli bir kavram olan Ben kavramından hareket edilerek başkalık ve aynılık problemi açıklanmaya çalışıldı. Çünkü Levinas felsefesinde Batı felsefesinden farklı olarak varlığın temelini ontoloji değil, etik ilişki oluşturmaktadır. Bu etik ilişki Ben ve başkalık arasındaki ilişkiyi de temellendireceğinden, ontoloji üzerinden hareket edildiğinde Ben ve Başka aynılaştırılmış olur. Bundan dolayı gelenekten kopuş ancak dil düzleminde gerçekleşebilir ve Levinas felsefesinin en temel noktasını da Başkası’yla kurulacak olan etiksel dil düzlemi oluşturmaktadır. Devamında, etik de beraberinde sorumluluk kavramını getireceğinden dolayı sorumluluk kavramından hareket edildi. Ben ve Başkası arasındaki sorumluluk ilişkisi koşulsuz, sınırsız ve tek yönlü olduğundan bu ilişkinin kaynağını bulmak ise mümkün değildir, çünkü bu ilişki Sonsuz’u kendi içerisinde barındırır. Ben’in kendisiyle olan özdeşliğini kıran art zamanlılık sorumluluğun sonsuzlaşması anlamına gelmektedir