Nesir: Journal of Literary Studies
Not a member yet
123 research outputs found
Sort by
Ezra Pound Mecazi İmgeye Karşı: İmgecilik, Somut Doğrudanlık ve Yeni Eleştiri
Having argued for a concrete, direct, and pristine sense of imagery freed from metaphors, the Imagist movement (1913-1917) established concrete directness and the economy of language as its main principles. Under the influence of literary figures such as W. B. Yeats, Ford Madox Ford, and T. E. Hulme that Ezra Pound had met during his London years, this movement added on the ideas included in Pound’s Vorticist period and constituted the essential core of his collages used in his Cantos. This article has the aim of contextualizing the primary ideas, activities, and spheres of influence that shaped the Imagist movement, by also giving voice to the negative remarks uttered by the New Critics with regard to Pound’s poetry and imagism. Having overlooked the ideas of collage imagery and direct concreteness, the scholars of New Criticism often accused Pound of being meaningless, convoluted, and incoherent. Yet, even in his later works, not only did Pound prioritize concrete/objective and direct imagery, but also continued this vision in his late Cantos.1915 yılında yayımladıkları bir bildiriyle spekülasyona dayalı mecazi imgeye karşı nesnel, doğrudan ve arı bir imge anlayışını öne çıkaran Londra merkezli İmgecilik Okulu (1913-1917), somut doğrudanlığı ve sözcüklerin ekonomik kullanımını çağdaş şiirin en hakiki ilkeleri olarak belirlemiştir. Ezra Pound’un sonraki yıllarda yazdığı şiirlerde de takip edeceği bu anlayış, Londra’da ilişki kurduğu W. B. Yeats, Ford Madox Ford ve T. E. Hulme gibi edebiyatçıların da etkisiyle Girdapçılık (Vorticism) döneminin enerjisiyle birleşecek, ömrünün büyük kısmı boyunca kurguladığı Kantolar’daki metin kolajlarının özünü teşkil edecektir. Bu makale kendi tarihsel dönemi içinde İmgecilik Okulu’nun faaliyetlerinin, fikirlerinin ve etki alanının zihin haritasını çıkarmayı amaçlamakla beraber, Yeni Eleştiri ekolünün Pound’a ve imgeciliğine getirdiği eleştirilere yer verecektir. Pound’un sonraki yıllarda devam ettirdiği nesnel imgenin şiire kolaj olarak yedirilmesi ve somut doğrudanlık fikirleri, çağdaşı Amerikan eleştirmenleri tarafından göz ardı edilmekle kalmayıp, anlamsız, karmaşık ve tutarsız olmakla suçlanacaktır. Oysa Pound, son şiirlerinde bile somut/nesnel ve doğrudan imgeyi önceliklendirmekte, İmgecilik yıllarında savunduğu şiir anlayışını geç Kantolar’da da devam ettirmektedir
Nergis Ertürk, Türkiye’de Gramatoloji ve Edebi Modernlik, çev. Merve Tabur (İstanbul: İletişim Yayınları, 2018)
Nergis Ertürk’s study titled Grammatology and Literary Modernity in Turkey, which was first published in English in 2011, engages in dialogue with multiple disciplines, such as sociology, philosophy, and linguistics. In her comprehensive study, Ertürk’s main aim is to challenge the repetitive criticism that claims that Turkish literature is molded by European genres and literary movements. According to Ertürk, it would only be a reiteration of unfruitful criticism to investigate Turkish literature without considering the communication revolution and the Language Reform. This article will look closely at Ertürk’s study and claim that her book indicates that literary studies are not exhausted by providing the opportunity for new questions.Nergis Ertürk’ün ilk olarak 2011 yılında İngilizce olarak yayımlanan Türkiye’de Gramatoloji ve Edebi Modernlik başlıklı incelemesi sosyoloji, felsefe ve dilbilim gibi birçok farklı disiplinle diyaloğa girer. Ertürk’ün bu kapsamlı incelemesindeki esas amacı modern Türk Edebiyatının yalnızca Avrupai türler ve akımlar tarafından şekillendiğine yönelik birbirini tekrar eden eleştirilere karşı çıkmaktır. Ertürk’e göre modern Türk edebiyatını iletişim devrimi ve Harf Devrimi’nden bağımsız incelemek verimsiz eleştirilerin bir tekrarı olacaktır. Bu yazıda Ertürk’ün söz konusu incelemesine yakından bakılacak ve metnin yepyeni sorulara alan açarak edebiyat incelemelerindeki imkânların aslında tükenmediğini gösterdiği iddia edilecektir
Erginlik Yaşı: Etno-poetik Bir Ara-metin Olarak Leiris’in Otobiyografisi
Michel Leiris’s lifelong journey of autobiographical écriture had displayed emulations from several artistic and intellectual traditions and yielded various examples of modernist experimentalism. Manhood, his autobiographical narrative of a passage to maturity, is a text that draws both its thematic inspirations and methodical scrupulousness from such diverse resources as Surrealist poetry, ethnography, psychoanalysis and existentialist ethics. The primary aim of this study is to unveil how Leiris, as an autobiographical critic, historically sublated his intellectual resources in the course of maturation to reach his version of committed literature. Secondly, the textual genesis of his autobiography, which was penned almost simultaneously with and embedded within a set of other critical texts and life narratives, will be under scrutiny. Hence, this paper mainly focuses on the way he sculpts his intertextual narrative and creates ethnopoetic authenticity while it sheds light on Leiris’s cultural, artistic and critical formation within the confines of Manhood.Michel Leiris uzun soluklu otobiyografik yazım serüveninde birçok sanatsal ve entelektüel ekolden beslenerek modernist deneyselciliğin pek çok örneğini verebilmiştir. Bir erişkinliğe geçiş anlatısı olan Erginlik Yaşı, ilhamını ve yöntemli titizliğini Gerçeküstücü şiir, etnografya, psikanaliz ve varoluşçuluk ahlakı gibi çeşitli kaynaklardan devşirmektedir. Bu çalışmanın birincil amacı, otobiyografik bir eleştiri yürütmekte olan Leiris’in bu kaynakları kullanırken kişisel angaje edebiyat düşüncesi doğrultusunda bu kaynaklardan her birini tarihsel olarak nasıl ‘kapsayıp aşma’ (dépassement) iradesi gösterdiğini açıklığa kavuşturmaktır. İncelemenin diğer bir amacıysa, Leiris’e ait hem daha erken yaşamöyküsü metinleriyle kısmi eşzamanlılık ilişkisi taşıyan hem de yine kendisine ait farklı eleştirel metinlerin ağına yerleşmiş Erginlik Yaşı’nın oluşum sürecini aydınlatmaktır. Şu hâlde, bu çalışma Erginlik Yaşı çerçevesinde resmedilen Leiris’in kültürel, sanatsal ve eleştirel gelişimine ait veçhelere ışık tutarken temel olarak yazarın metinlerarası bir otobiyografi hüviyetindeki anlatısını nasıl şekillendirmiş olduğuna ve bu süreçte etno-poetik bir otantisite (sahicilik) yaratabilme usulüne odaklanacaktır
İtiraftan Kurmacaya Otobiyografinin Biyografisi
This article evaluates Saniye Köker’s book The Biography of Autobiography, which discusses the emergence and historical development of the autobiography genre in the West. The study explains the origins of autobiography with the philosophical development of the concepts of "selfhood" and "self" and contains theoretical discussions of autobiography and how Western writers and theorists handle the genre. Also, it discusses the first examples of autobiography in Western literature. This evaluation focuses on the relationship between fiction and the culture of confession, which plays an important role in the construction of the "I" in language and the presentation of individuality in literature.Bu yazıda Saniye Köker’in otobiyografi türünün Batı’da ortaya çıkışını ve tarihsel gelişimini ele alan Otobiyografinin Biyografisi adlı kitabı değerlendirilmiştir. Otobiyografinin kökenlerini “kendilik” ve “benlik” kavramlarının felsefi gelişimiyle açıklayan çalışmada, tür etrafında gelişen teorik tartışmalara, otobiyografinin Batılı yazar ve teorisyenlerce ele alınış biçimlerine yer verilmiştir. Aynı zamanda türün Batı edebiyatındaki ilk örnekleri üzerinde durulmuştur. Bu değerlendirmede kitabın son bölümünden yola çıkılarak edebiyatta “ben” dilinin inşasında ve bireyselliğin sunumunda önemli rol oynayan itiraf ve günah çıkarma kültürüyle kurmaca arasındaki ilişkiye odaklanılmıştır.
Paralel Evrenden Önceki Son Çıkış: Sincaplı Gece’de Örtülü Kadın Temsilleri
oai:ojs2.nesirdergisi.com:article/2This paper explores the different meanings attributed to the identity of hijabi woman as represented in Cem Akaş’s novel Sincaplı Gece (2017) in terms of narrative ethics. The hijab used to be examined as the boundary between a woman’s self-identity and how it is represented in Turkish novels that function as a symbol for writers to manifest their political positions. This symbolic role requires the woman protagonist to get through mental, physical, and psychological stages that introduce unveiling as the criteria for abandoning a premodern lifestyle and attaining the modern ideal. The different narrative strategies employed for subversive women characters like Emine (Sincaplı Gece) suggest that the problems of representation do not solely progress chronologically, but multiple dynamics make this open to inner differentiation. In this sense, the problematic identity of the hijab unfolds cultural gender issue.Bu yazı Cem Akaş’ın Sincaplı Gece (2017) romanında başörtülü karakterlerin kimlik temsillerine atanan birbirinden farklı anlamları anlatı etiğine dayanarak açıklamaktadır. Başörtüsü, Türk romanlarında kadının öz imgesi ve yazarların kendi politik duruşlarını ifade ettikleri bir sembol kullanımı olan temsili arasındaki sınır olarak incelenmiştir. Buna bağlı olarak, kadın ana karakter, başı açık olmanın modern öncesi yaşam şeklini bırakmak ve modernlik idealine erişmek için bir kriter olarak gösterildiği birçok fiziksel, psikolojik ve ruhsal aşamadan geçmek zorundadır. Bununla birlikte Emine gibi düzen bozucu karakterleri yansıtmak için seferber edilen farklı anlatı stratejileri, kadın temsilinin kendisinde olan problemlerin yalnızca kronolojik ilerlemediğini, birçok dinamiğin bunu iç ayrımlara açık hâle getirdiğini göstermektedir. Bu anlamda başörtüsü, problematik bir kimlik olarak temsili kültürel cinsiyet konusunu açmıştır
Bellek, Distopyalar ve Yazarlar: Gelecek İçin Distopyayı Altüst Etmeyi Denemek
Looking at three contemporary dystopian novels, Omar El Akkad’s American War, Jeff Noon’s Falling Out of Cars, and Yoko Ogawa’s The Memory Police, this paper will analyze the way in which writing is used as an attempt to disrupt dystopia. While the protagonists fail in their attempts at subversion, the paper will explore how dystopia challenges memory, identity, and relationships. Additionally, the paper will examine how the protagonists’ subversive writings affect those around them, including future trauma. A brief discussion of the connection between writing and memory from a psychological perspective will ensue, including how writing excites important parts of the brain. Part of this exploration will look at memory and how writing ties to the past and how identity is negotiated through the act of writing in the course of literary analysis of the novels. The three novels reiterate that while erasing the past is impossible, it is possible to erase or modify memories to the point that the past no longer matters.Bu çalışmada Omar El Akkad'ın American War, Jeff Noon'un Falling Out of Cars ve Yoko Ogawa'nın The Memory Police adlı çağdaş distopik romanlarına bakarak yazmanın distopyayı bozma girişimi olarak nasıl kullanıldığı analiz edilecektir. Protagonistler distopyayı yıkma girişimlerinde başarısız olurken distopyanın hafıza, kimlik ve ilişkilere nasıl meydan okuduğu incelenecektir. Ayrıca protagonistlerin yıkıcı yazılarının gelecekteki travmalar dahil olmak üzere çevrelerindekileri nasıl etkilediği de ele alınacaktır. Yazmanın beynin önemli kısımlarını nasıl uyardığı da dahil olmak üzere, psikoloji perspektifinden yazma ve hafıza arasındaki bağlantı üzerine kısa bir tartışma yapılacaktır. Bu incelemenin bir kısmı hafızaya, yazmanın geçmişle nasıl bir bağ kurduğuna ve romanların edebi analizi sırasında yazma eylemi aracılığıyla kimliğin nasıl müzakere edildiğine bakacaktır. Bu üç roman, geçmişi silmek imkânsız olsa da geçmişin artık önemli olmayacağı bir yere kadar anıları silmenin veya değiştirmenin mümkün olduğunu tekrarlamaktadır
Monograf: Edebiyat Eleştirisi Dergisi Üzerine Söyleşi: Monograf Dergiciliğin Akışkanlığını, Akademininse Kamusallığını Hatırlattı
Incorporating literary studies that evaluate literary production in Turkey from an interdisciplinary perspective, The Monograf Journal created a comprehensive critical accumulation from 2014 to 2022. The Monograf Journal brought together studies that both closely follow the Turkish context and consider current theoretical debates in the world with this context. Monograph, which started its publication life with the dossier “Literature and Power Relations"; brought together the thinking practices of literature with the methods and possibilities of social sciences with the topics of “Masculinities”, “Ecology”, “The Body”, “Mourning”, “Migration” etc. Likewise, with the "Dipnot" section, the journal brought a critical view to contemporary literary production, which is not given enough space in academic studies. The Monograf Journal, which declared the ending to its publication life with the "Literature and Medicine" dossier, will continue to be an important resource for researchers with its contribution to literary studies.
As the editors of Nesir Journal, we wanted to talk with Melek Aydoğan, Fatih Altuğ, and Hazel Melek Akdik about the Monograf Journal. We attach great importance to this dialogue with Monograf, which has given great direction to literary criticism in Turkey, and to record Monograf's achievements in the world of literature.Türkiye’deki edebi üretimi disiplinlerarası bir bakışla değerlendiren edebiyat çalışmalarına yer veren Monograf, 2014’ten 2022’ye kapsamlı bir eleştirel birikim oluşturdu. Monograf bu süreçte hem Türkiye bağlamını yakından takip eden hem de dünyadaki güncel teorik tartışmaları bu bağlamla birlikte düşünen çalışmaları bir araya getirdi. “Edebiyat ve İktidar” dosyasıyla yayım hayatına başlayan Monograf; “Erkeklikler”, “Ekoloji”, “Beden”, “Yas”, “Göç” ve diğer dosya konularıyla edebiyatın düşünme pratikleriyle sosyal bilimlerin yöntem ve imkânlarını bir araya getirdi. Aynı şekilde “Dipnot” bölümüyle akademik çalışmalarda yeterince yer verilmeyen çağdaş yazınsal üretime de eleştirel bir bakış getirdi. “Edebiyat ve Tıp” dosya konusuyla yayım hayatına veda eden Monograf edebiyat çalışmalarına sunduğu katkıyla araştırmacılar için önemli bir kaynak olmaya devam edecek.
Biz de Nesir Dergisi editörleri olarak Monograf fikrinin nasıl ortaya çıktığı, Türkiye’deki edebiyat dergiciliğinde ne yapmak istediği, hedeflerini ne ölçüde gerçekleştirdiği, dergicilik faaliyetlerini nasıl icra ettiği üzerine derginin başından beri yayım kurulunda yer alan Melek Aydoğan, Hazel Melek Akdik ve dergiye her aşamada katkı sunan, son iki sayıda derginin genel yayın yönetmenliğini üstlenen Fatih Altuğ’la konuşmak istedik. Türkiye’deki edebiyat eleştirisine önemli ölçüde yön veren Monograf’la kurulan bu diyaloğu ve Monograf’ın edebiyat dünyasındaki serencamını kayıt altına almayı dergiciliğin geleceğini geçmiş birikimle kurduğu ilişki üzerinden ortaya koymak ve dergiciliğin, özellikle de edebiyat dergiciliğinin kendisi üzerine düşünmek adına önemsiyoruz
Bir Okuma Deneyimi: Kendinden Çıkmak yahut Açıklığa Doğru Açılmak
This article examines Asuman Susam’s critical book Açıklığa Doğru ("Toward Openness") through the lens of the transformative role of reading in both individual and social contexts. Following post-structuralist theories, the review analyzes Susam’s engagement with texts in terms of minor literature, marginal voices, gender, and queer perspectives. Structured in three parts, the book covers poetry, fiction, and essays, aiming to highlight the invisible and non-canonical aspects of Turkish literary history. In this context, Susam’s reading practice invites a dual transformation: a stepping outside the self and an opening toward clarity and plurality.Bu yazı, Asuman Susam’ın Açıklığa Doğru adlı eleştiri kitabını, okuma ediminin bireysel ve toplumsal dönüşümdeki rolü çerçevesinde ele alır. Postyapısalcı kuramların izinden giderek Susam’ın metinlerle kurduğu ilişkiyi, minör edebiyat, marjinal sesler, cinsiyet ve toplumsal cinsiyet bağlamında çözümler. Kitap üç bölümde şiir, roman, öykü ve deneme türlerine odaklanırken, ele aldığı eserler üzerinden edebiyat tarihinde kanonik olanın dışında kalanların görünür kılınmasını amaçlar. Bu bağlamda Susam’ın okuma deneyimi, hem kendinden çıkma hem de açıklığa doğru açılma olarak iki yönlü bir dönüşüm önerir
Dengeyi Yeniden Şekillendirmek: Gilman, Herland’da Feminist Ütopyayı Nasıl Eleştiriyor ve İnşa Ediyor?
Based on the perspective of utopian fiction, this article examines Charlotte Perkins Gilman’s Herland from three critical angles: social systems, gender consciousness, and ecological environment. In terms of social institutions, this article contends that Gilman uses Herland to criticise social Darwinism; in terms of gender consciousness, the article contends that Gilman designs the ideal characteristics of an independent woman by describing the duality of her characters; finally, in terms of the ecological environment, Gilman consciously connects women to Mother Earth, thus completing a critique of the industrial model of patriarchal reality and the problem of environmental protection. However, Herland also has some limitations. In some ways, the characterisation of women of purely Aryan descent reflects Gilman’s ethnocentric tendencies. Gilman combines eugenics and feminism, and her sense of racial superiority arises from the interplay of the specific historical circumstances of the time. In any case, as a female utopian novel, its critique of the social reality of the time is profound, and its exploration of an ideal society is positive.Ütopik türün bakış açısına dayanan bu makale, Herland’ı üç perspektiften incelemektedir: toplumsal yapı, cinsiyet bilinci ve ekolojik çevre. Makale, sosyal kurumlar açısından Gilman'ın Herland’ı sosyal Darwinizm eleştirisinde bulunmak icin kullandığını, cinsiyet bilinci açısındansa bağımsız bir kadının ideal özelliklerini karakterlerin ikililiklerini çizerek tasarladığını ileri sürer. Son olarak, ekolojik çevre açısından Gilman kadınları bilinçli olarak Toprak Ana ile ilişkilendirerek endüstriyel ataerkil gerçeklik modelini ve çevreyi koruma sorununun eleştirisini tamamlamış olur. Bununla birlikte, Herland’ın da bazı kısıtlılıkları vardır. Bazı yönlerden, saf Aryan soydan gelme kadınların karakterizasyonu Gilman’ın etnomerkezci eğilimlerini yansıtmaktadır. Gilman soy ıslahı ve feminizmi birleştirir, yazarın üstün ırk algısı ise dönemin belirli tarihsel koşullarının etkileşiminden doğar. Her halükarda, feminist bir ütopya romanı olarak, Herland'ın toplumsal gerçeklik eleştirisi derin, ideal toplum incelemesi ise yapıcıdır
Okur Kitlesi için Yazmak: Câhiz Örneği
By the 3rd/9th century, the growth of authors in the Arab-Islamic world led to a shift from oral to written culture, and the development of a reading public. While the 2nd/8th century was dominated by oral transmission of knowledge, especially through teachers and reciters, writers like ʿAbd al-Ḥamīd al-Kātib and Ibn al-Muqaffaʿ began to produce treatises aimed at specific audiences. However, it was with al-Jāḥiẓ that writing truly began to address the general reader. His texts include introductions, direct addresses, and stylistic richness. In contrast, al-Madāʾinī’s works continued to rely on chains of transmission (isnād) and reflected an oral heritage. This divergence also affected how well their works were preserved through history.3./9. yüzyılda Arap-İslam dünyasında yazar sayısının artmasıyla birlikte yazılı kültür güçlenmiş, okur kitlesi için kitaplar yazılmaya başlanmıştır. Oysa 2./8. yüzyılda bilgi daha çok sözlü aktarım yoluyla, müderrisler ve râvîler aracılığıyla yayılıyordu. Bu geçiş sürecinde, Abdülhamid el-Kâtib ve İbnü’l-Mukaffa gibi yazarların risaleleri okur kitlesiyle buluşmaya başlamış, ancak gerçek anlamda okura hitap eden yazım tarzı Câhiz ile belirginleşmiştir. Câhiz, muhatabına seslenen, girişler yazan ve dilsel incelikler barındıran bir üslup geliştirirken, Medâinî gibi daha geleneksel isimler isnat zincirlerine dayalı metinler üretmiştir. Bu fark, eserlerin tarihsel kalıcılığı üzerinde de etkili olmuştur