Nesir: Journal of Literary Studies
Not a member yet
    123 research outputs found

    Gelenekle Çatışan Modernleşme: Şii Entelektüel Ahmed Rızâ’nın (1872-1953) 20. Yüzyıl Başlarında Arap Dünyasının Entelektüel-Kültürel Değişimine Katkısı

    Get PDF
    Dem thematischen Schwerpunkt dieser vom Autor durchgeführten Studie liegt die Epoche der sogenannten Nahḍa (Wiedergeburt, Renaissance) zugrunde. Bei der Nahḍa handelt es sich um eine Zeit, die sich laut Albert Hourani von der Expedition Napoleons in Ägypten bis zum Beginn des Zweiten Weltkriegs im Jahr 1939 erstreckt und bei der in der arabischen Welt ein fundamentaler Wandel im sozialen Bereich stattfand, der auch auf literarisch-kulturellem Gebiet tiefgreifende Veränderungen mit sich brachte. Beispielsweise führte die Nahḍa zur Einführung und Verbreitung der Presse, des Druckwesens und der Schulen bzw. Hochschulen nach modernem Vorbild und zur Etablierung von Literaturgenres aus dem Westen, wie etwa Novellen oder Romane. Aber auch auf politischer Ebene entstanden während der Nahḍa neue Konzepte in der arabischen Welt, die alle auf einer verschieden interpretierten arabischen Identität beruhten und die Erlösung von der Herrschaft der Osmanen zum Ziel hatten. Jene ersehnte politische Emanzipation und kulturelle Wiedergeburt musste jedoch auch mit einer Erneuerung der arabischen Sprache einhergehen, sodass diese an die moderne Welt angepasst werden könne. Diskussionen über diese Thematik ließen sich in der neu entstandenen Presse gegen Ende des 19. Jahrhunderts finden, denen die Frage nach der Schaffung moderner Neologismen zum Gegenstand wurden, die durch die Übernahme von Fremdwörtern und Lehnübersetzungen ihren Weg in die arabische Sprache finden sollten.Bu çalışmanın tematik odağı, Nahḍa (yeniden doğuş, rönesans) olarak adlandırılan dönemdir. Albert Hourani'ye göre Nahḍa, Napolyon'un Mısır seferinden 1939'da İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasına kadar uzanan ve Arap dünyasında sosyal alanda köklü bir dönüşümün yaşandığı, aynı zamanda edebi-kültürel alanda da ciddi değişiklikleri beraberinde getiren bir dönemdir. Örneğin, Nahḍa, basının, matbaanın, modern modellere dayalı okulların veya üniversitelerin tanıtılmasına ve yayılmasına ve roman veya novella gibi Batı'dan gelen edebi türlerin kurulmasına yol açmıştır. Ancak Nahḍa sırasında Arap dünyasında siyasi alanda da yeni kavramlar ortaya çıktı ve bunların hepsi farklı yorumlanmış bir Arap kimliğine dayalı olup Osmanlı yönetiminden kurtulmayı amaçlamaktaydı. Ne var ki özlenen bu siyasi hürriyet ve kültürel yeniden doğuşa, Arap dilinin modern dünyaya uyarlanabilmesi için yenilenmesinin de eşlik etmesi gerekiyordu. Bu konudaki tartışmalar, 19. yüzyılın sonlarına doğru yeni ortaya çıkan ve yabancı kelimelerin benimsenmesi ve çeviri sözcükler yoluyla Arap diline girecek modern neolojizmler yaratma sorunuyla ilgilenen basında bulunabilir

    Pragmatik Bir Ahlakçının Sesi: P. Fahriye'nin Yüzyıl Başı Romanı Dilfikâr'da Kölelik, Evlilik ve Kötü İkiz (Doppelgängers)

    Get PDF
    Dilfikâr (1317 [1901]) is an Ottoman novella by P. Fahriye serialized anonymously in one of the most popular women's magazines of the time, Hanımlara Mahsus Gazete and subsequently published in book form. This article offers the first English translation of a novella that was banned by the Hamidian censors; and discusses how the defining qualities and controversial nature of Dilfikâr as a pro-female-slavery text propagate questions about the book's place in the romance canon, and its place within the women's writing of the time. Dilfikâr (1317 [1901]) P. Fahriye’nin yazmış olduğu, dönemin en popüler kadın dergilerinden olan Hanımlara Mahsus Gazete’de isimsiz olarak tefrika edilen ve daha sonra kitap olarak yayımlanan bir Osmanlı kısa-romanıdır. Bu makale, Hamidiye sansür kurulu tarafından yasaklanan bu kısa romanın ilk İngilizce çevirisi sunuyor. Bunun yanında yazı, kadın köleliği yanlısı bir metin olarak Dilfikâr’ın tanımlayıcı nitelikleri ve tartışmalı doğasının kitabın aşk romanları kanonundaki yeri ve dönemin kadın edebiyatı içindeki konumu hakkında nasıl soru işaretleri ürettiğini tartışıyor

    Halide Edib ve Şarkın Hindistan Hâlleri

    Get PDF
    Halide Edib Adıvar (1884-1964) is one of the first international writers of modern Turkish literature. This article centers on her notable journey to India in 1935, where she was invited as an international Muslim author and political figure. This study closely examines her resultant literary works, namely "Inside India" and "Conflict of East and West in Turkey." The article delves into the arguable theses she put forth during her "Indian expedition" in response to the tumultuous circumstances of the 1930s political landscape, just preceding the outbreak of World War II. Despite Halide Edib's commendable intellectual endeavors to overcome imperialist nationalism, the argument posited here asserts that her synthesis proposals, grounded in essentialist binary dichotomies, remained entangled within Eurocentric intellectual paradigms and an Orientalist thought style influenced by her own historicity. Within this context, this article points to the similarities between the essential differences that she perceived between the "East" and "West" and the epistemological distinctions she claimed between Hindus and Indian Muslims.Halide Edib Adıvar (1884-1964), modern Türk edebiyatının ilk uluslararası figürlerinden biridir. Bu yazıda onun uluslararası bir yazar olarak 1935 yılında Hindistan’a yaptığı seyahat ve bu seyahatin verimi olarak yayımlanan Inside India (1937) ve Conflict of East and West in Turkey (1935) üzerinde duracak ve II. Dünya Savaşı’nın hemen öncesindeki 1930’lar dünyasının krizleri karşısında Hindistan üzerinden önerdiği alternatif tezleri ele alacağım. Halide Edib’in emperyalist milliyetçiliği aşmak adına gösterdiği dikkate değer düşünsel çabalara rağmen, özcü ikili karşıtlıklara dayanan sentez önerilerinin kendi tarihselliğinin belirlediği Avrupa merkezci düşünsel reflekslerinden ve Oryantalist düşünce üslubundan çıkamadığını iddia edeceğim. Bu bağlamda onun “Doğu” ve “Batı” arasında gördüğü özsel farklılıklarla, Hindu ve Müslümanlar arasında gördüğü epistemolojik ayrımlar arasındaki benzerliklere işaret edeceğim

    Vatan ve Dil

    Get PDF
    Heimat ist nicht bloß ein Aufenthaltsort, den man wählt und verändern kann. Man kann die Heimat auch nicht vergessen. Sie ist, um ein berühmtes Wort von Schelling zu verwenden, etwas Unvordenkliches. So muß das Leben im Exil von dem Gedanken an die Heimat begleitet sein, aus der man sich ausgeschlossen weiß — und damit auch von dem Gedanken an Rückkehr, auch wenn an eine Rückkehr gar nicht zu denken ist. Die Heimat bleibt unvergessen. Nun ist Heimat in unserer Welt einer immer mehr sich steigernden Beweglichkeit nicht mehr das gleiche, wie es in Zeiten größerer Seßhaftigkeit war. Damals war daher der Gedanke der Rückkehr aus der Verbannung in die Heimat, die einem verwehrt ist, etwas, was man wie eine immer neue Ausschließung erleidet. Nun ist jedes Exil schwer, und so ist die Hoffnung immer lebendig, daß die Verbannung aufgehoben wird und man in die Heimat zurückkehren darf. So klingen die Trauerlieder, die der römische Dichter Ovid von seinem Verbannungsorte am Schwarzen Meer angestimmt hat, noch heute den Menschen ans Herz.Vatan, insanın seçip değiştirebileceği bir ikamet yeri değildir. Dahası insan vatanını unutamaz da... Schelling’in meşhur tabirini kullanacak olursak, o ezelî [Unvordenklich] bir şeydir. Bu nedenle, sürgündeki yaşama, kişinin dışlandığını bildiği vatanına dair düşünceler, -dolayısıyla geri dönüş [Rückkehr] söz konusu olmasa bile geri dönüş düşünceleri de- gayriihtiyari eşlik eder. Vatan unutulmazlığını sürdürür. Mobilizasyonun giderek arttığı günümüz dünyasında vatan, hareketliliğin çok sınırlı olduğu eski zamanlardakiyle aynı anlamı taşımaz artık. O dönemlerde kişinin menedildiği vatanına sürgünden dönmeyi düşünmesi de aynı sebeple, tekrar tekrar maruz kaldığı bir dışlanmışlık gibi kendini gösterirdi. Bu andan itibaren her sürgün ağırdır ve sürgünün kaldırılacağı, kişinin vatanına dönebileceği umudu da her zaman canlıdır. Romalı şair Ovidius’un Karadeniz’deki sürgününde yaktığı ağıtlar bugün dahi insanlığın kalbinde çınlar

    Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar

    Get PDF
    When the poem “Desire at the End of a Day,” which the reader will read in this book, was first published, its meaning was considered overly cryptic by some, and much was said and written about the notions of “meaning” and “clarity” in poetry. None of this comes to mind at this moment. How could it? For some of what was said and written was profanity and insults, and some was merely the nonsensical content of daily newspapers. Insults on the grounds of differing viewpoints are a well-established tactic, one that has been used by us for ages, a dishonorable legacy passed down from generation to generation among the same kind of penmen. Hence, no generation of writers can boast of being unacquainted with such debates. Especially since, in the fields of science and literature, disgraced and despicable people, sometimes disguised as scholars, sometimes as critics, sometimes as artists, can run their donkeys freely. It would be childishly naive to hope that a courteous conduct will be observed in the exchange of ideas.Kariin bu kitapta okuyacağı “Bir Günün Sonunda Arzu” isimli manzume ilk intişar ettiği zaman, mânası bazılarınca lüzumundan fazla muğlak telakki edilmiş ve o münasebetle şiirde “mâna” ve “ vuzuh” hakkında hayli şeyler söylenmiş ve yazılmıştı. Bu dakikada bunların hiçbirini hatırlamıyoruz. Nasıl hatırlayabilelim ki söylenen ve yazılanların bir kısmı şetm ve tahkîr ve bir kısmı da yevmî gazete hezeliyâtı nev’inden şeylerdi. Düşünüş ayrılığından dolayı hakaret, öteden beri bizde kullanılan aşınmış bir silâhtır ki, şerefsiz bir miras hâlinde, aynı cinsten kalem sahipleri arasında batndan batna intikal eder. Onun için hiçbir edebî nesil, bu tarz münakaşaları tanımamış olmakla iftihar edemez. Hele, ilim ve edeb sâhalarında nekre ve maskara, gâh âlim, gâh münekkit, gâh sanatkâr kılığında merkebini serbestçe koşturabildiğinden beri, fikir alış verişinde artık insanî âdâba riayet edildiğini görmeği ümit etmek çocukça bir safvet olur

    Turkish Literature as World Literature Üzerine Bazı Eleştirel Düşünceler

    Get PDF
    This unconventionally long book review elaborates on the edited volume Turkish Literature as World Literature and how the idea of world literature is theoretically or methodologically tackled in the case of Turkish literature. This review thus meditates on the strengths and shortcomings of the volume, particularly those of David Damrosch’s approach to world literature proposed by the editors in the introduction to examine the various aspects and influences of Turkish literature on a global scale. In this sense, it critically discusses the theoretical, conceptual, and methodological issues offered by the articles in the volume, with a focus on the introduction.Olağandan daha uzun olan bu kitap incelemesi, Turkish Literature as World Literature adlı çalışmayı ve bu çalışmada dünya edebiyatı fikrinin, Türk edebiyatı örneğinde teorik ve yöntemsel olarak nasıl ele alındığını detaylı bir şekilde incelemektedir. Bu değerlendirme, Türk edebiyatının küresel ölçekte çeşitli unsur ve etkilerinin incelemek adına bu çalışmada ve özellikle de giriş bölümünde, editörlerce önerilen David Damrosch’un dünya edebiyatı yaklaşımının güçlü ve zayıf yönleri üzerinde durmaktadır. Bu minvalde, bu yazı, giriş bölümü de dahil, çalışmada yer alan makalelerin sunduğu kuramsal, kavramsal ve yöntemsel yaklaşımları eleştirel bir şekilde tartışmaktadır

    1700 Yılı Dolaylarında Politik Zooloji: Dimitri Kantemir’in “Hiyeroglifik Tarih”i

    Get PDF
    Among the various literatures of the Ottoman Empire, Dimitrie Cantemir’s allegorical novel Istoria ieroglifică stands out as one of the rare examples of non-Turkish literature that would even correspond to the modern understanding of the term. While secular literature primarily consisted of chronicles, translations and copies of antique or Byzantine writings as well as popular narratives (fables and stories often based on Biblical Apocrypha) in hand-written miscellanies, most of the textual genres we are used to thinking of when speaking of literature in the sense of belles-lettres were entirely missing until the late 18th century. Hence the solitary position occupied by the Dimitrie Cantemir’s baroque roman à clef with no precursors or successors.Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli edebiyatları arasında, Dimitrie Kantemir’in alegorik romanı Istoria ieroglifică, terimin modern anlamıyla bile örtüşebilecek şekilde Türkçe dışı edebiyat örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Seküler edebiyat esas olarak kronikler, antik dönem ya da Bizans dönemi metinlerinin çevirileri ve kopyaları ile el yazması muhtelif kitaplardaki popüler anlatılardan (genellikle İncil’deki Apokrif’e dayanan fabllar ve hikâyeler) oluşuyordu. Belles-lettres anlamında edebiyattan bahsederken düşünmeye alışkın olduğumuz metin türlerinin çoğu XVIII. yüzyılın sonlarına kadar mevcut değildi. Dimitrie Kantemir’in halefi ve selefi olmayan roman à clef’inin istisnai konumu da buradan ileri gelir.

    20. Yüzyıl Dalit Otobiyografilerinde Çifte Marjinalleştirilmiş Benlik

    Get PDF
    This paper situates the genre of autobiography in the context of Indian society, which is divided on the basis of caste, lowest among them being Dalits. The two Dalit autobiographies discussed in the paper are Surajpal Chauhan’s Tiraskrit and Kausalya Baisantri’s Dohra Abhishaap. The idea of a divided Dalit community is explored through a reading of these narratives as both of them represent the margin within the marginal Dalit community. Chauhan’s narrative explores the caste divide within the socially discriminated Dalit community, and Baisantri explores the issue of obliteration of Dalit women’s voice in Indian society, even within the Dalit community. Both the narratives are voicing issues pertinent to the Dalit community, thus emerging as a socially and politically informed self that is no longer marginal.Bu çalışma, otobiyografi türünü, en alttakileri Dalitlerin oluşturduğu kast temelli bölünmüş Hint toplumu bağlamında ele almaktadır. Çalışma, iki Dalit otobiyografisine odaklanmakta: ilki, Surajpal Chauhan'ın Tiraskrit adlı eseri, ikincisi ise Kausalya Baisantri'nin Dohra Abhishaap adlı eseri. Bölünmüş bir Dalit topluluğu fikri, her ikisi de marjinal Dalit topluluğu içinde kenara itilmiş yaşamları temsil eden bu iki eser bağlamında mercek altına alınıyor. Chauhan'ın anlatısı toplumsal olarak ayrımcılığa uğrayan Dalit topluluğu içindeki kast ayrımını, Baisantri ise Dalit kadınların Hint toplumunda, hatta Dalit topluluğu içinde bile seslerinin duyulmayışını irdelemektedir. Her iki anlatı da Dalit toplumunu ilgilendiren meseleleri dile getirmekte ve böylece marjinal olmaktan çıkıp sosyal ve siyasi olarak bilinçli bir benlik oluşturmaktadır

    Okur Dostu Bir Osmanlı Kadısının Kırmızı Mürekkepli Derkenar Notunun Beyanı Hakkındadır

    Get PDF
    Readers leave notes on manuscripts for various purposes, and just like authors and copyists, they contribute to the compilation of the book. These notes are called by various names such as paratextual elements and “kuyûdât” (lit. records). Kuyûdât encompasses manifold sub-branches such as “kıraat” (recitation), “temellük” (ownership record), and “fevaid” (useful information). By filling the gaps in a book, and becoming auxiliary sources for history and cultural history, they, in fact, turn out to be a text themselves. This brief article is centered on the story of a marginal note, written in red ink by an Ottoman judge in Humus in the mid-16th century. This article examines the nature of this marginal note, the reason for its composition, and its indirect references to historical and cultural narratives.Müellif ve müstensih gibi yazma eserin telifleşmesine katkıda bulunan yazma eser okurlarının nüshalar üzerine çeşitli amaçlarla bıraktığı notlar metin dışı unsur, kuyûdât vs. gibi çeşitli isimlerle anılır. Kıraat, temellük, fevâid gibi birçok alt başlığı bulunan kuyûdât, metinlerin bıraktığı boşlukları doldurmanın yanında tarih ve kültür tarihi başta olmak üzere birçok disipline yardımcı kaynaklık ederek adeta kendileri de bir metne dönüşür. Bu muhtasar yazı on altıncı yüzyılın ortasında Humus’ta bir Osmanlı kadısı tarafından kırmızı mürekkeple düşülmüş böylesi bir derkenar notunun hikâyesini merkeze almaktadır. İlgili derkenar notunun çeşidi, yazılış sebebi, işaret ettiği tarihsel ve kültürel dolaylı anlatımlar bu yazının konusunu oluşturmaktadır

    1932-1942 Yılları Arasında Vakit ve Cumhuriyet Gazetelerinde Yayımlanan Makalelerin Etimolojik Analizi

    Get PDF
    Founded by the Turkish government in 1932, the Turkish Language Association had the aim of heading linguistic research concerning the Turkish language and its vocabulary. This research often led to campaigns –initiated by the Turkish Language Association itself– aimed at encouraging journalists, writers, and teachers to replace words of Arabic or Persian etymology with Turkish equivalents. The newspapers of the time represented one of the means through which the authorities promoted the language reform. In this regard, Cumhuriyet and Vakit represented two of the most popular newspapers of the era. Through an etymological analysis of the words in news published in Cumhuriyet and Vakit between 1932 and 1942, the aim of this article is to evaluate the results of the Turkish language reform in terms of the purification of the Turkish vocabulary during the first ten years of activity of the Turkish Language Association. Moreover, this study aims to show that in the texts examined the percentages of words originating from Arabic, Persian and Turkish remained constant throughout the period considered.1932 yılında Türk hükümeti tarafından kurulan Türk Dil Kurumu, Türk dilinin söz varlığı ile ilgili dilbilimsel araştırmalara yön vermeyi amaçlamaktadır. Bu kurumda yürütülen araştırmalar; gazetecilerin, yazarların ve öğretmenlerin etimolojisi Arapça veya Farsça olan kelimeler yerine Türkçe kelimeleri kullanmaya teşvik eden kampanyalara yol açmıştır. Bununla birlikte, bu dönemde çıkan gazeteler, Türk Dil Kurumu üyelerinin dil reformunu ilerletme yollarını temsil etmektedir. Bu bağlamda Cumhuriyet ve Vakit, dönemin en popüler gazetelerindendir. Bu makalenin amacı, 1932-1942 yılları arasında Cumhuriyet ve Vakit gazetelerinde yayınlanan haberlerde kullanılan kelimelerin etimolojik analizi yoluyla, Türk Dil Kurumu’nun kuruluşunu takip eden ilk on yılda Türkçenin söz varlığı üzerine etkisini değerlendirmektir. Bunun yanı sıra, bu çalışma, dikkate alınan dönem boyunca incelenen metinlerde Arapça, Farsça ve Türkçeden gelen kelimelerin yüzdelerinin sabit kaldığını göstermeyi amaçlamaktadır

    119

    full texts

    123

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Nesir: Journal of Literary Studies
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇