Nesir: Journal of Literary Studies
Not a member yet
123 research outputs found
Sort by
“Muteber” Metin ve Hakikati
In a literary criticism environment where literary texts are labeled as inauthentic, fake, fictional, and their absolute lack of truth is expressed and are therefore suggested to be deconstructed just as they are constructed, eminent text is a badge of distinction, a badge of honor that Hans-Georg Gadamer bestows upon literary texts. Gadamer calls these texts, which he refers to as literary or poetic texts, eminent texts precisely because of the authentic of their texture, their interwoven threads.Muteber metin, edebî metinlerin otantik olmayan, sahte, kurgu olarak etiketlenerek mutlak hakikatten yoksunluğunun dile getirildiği bu yüzden de tıpkı inşa edildikleri gibi yapısökümlerinin de mümkün olduğunun öne sürüldüğü bir edebiyat eleştirisi ortamında Hans-Georg Gadamer’in edebî metinlerin yakasına taktığı bir ayrıcalık rozeti, onur nişanıdır. Gadamer, edebî ya da poetik metinler diye atıfta bulunduğu bu metinleri, tam da dokularının hakiki yapısından, iç içe geçmiş/sökülemez iplik örgülerinden dolayı muteber metinler olarak adlandırır
Türkçede Gerçekdışılığın Sınırları
Different categories of grammar function separately or together for semantics. Phonological, morphological, lexical, or syntactic features of the grammatical layers reflecting language's internal structure serve semantics. The primary purpose of all these categories is to express tangible or intangible entities in the universe. However, language also serves to describe what is absent and unrealised. Reality (realis) refers to a meta-domain of meaning, determined by grammatical categories, in which a notion, event, or situation expresses an existing reality. Realis can also reflect the mood of the speaker. On the other hand, irrealis refers to a meta-meaning domain in which the reality of a notion, event, or situation is not fully known, and even in cases where it is known, the reality is not certain. Irrealis can occur completely or partially in sentences formed with nouns and verbs. Irrealis has different types. This study draws the semantic boundaries of the notion of irrealis in Turkish. These boundaries are determined to include unrealisation, absence, ambiguity, affinity, and approximation. In addition to these, different markers also draw the boundaries of irrealis in Turkish.Dilbilgisinin farklı kategorileri tek tek ya da birlikte anlambilime yönelik işlevler görürler. Dilin iç yapısını yansıtan dilbilgisel katmanlardan ses, yapı, sözcük ya da söz dizimsel özellikler anlambilime hizmet ederler. Tüm bu kategorilerin temel amacı evrende bulunan somut ya da soyut varlıkların ifade edilmesidir. Bununla birlikte dil, olmayanı ve gerçekleşmeyeni de ifade etme vazifesi görür. Gerçeklik (realis); bir kavramın, olayın veya durumun var olan bir gerçekliği ifade ettiği, dilbilgisi kategorileri aracılığıyla belirlenen bir üst anlam alanını içerir. Bu kullanım aynı zamanda konuşmacının ruh hâlini de yansıtabilir. Öte yandan, gerçekdışılık (irrealis), bir kavramın, olayın veya durumun gerçekliğinin tam olarak bilinmediği ve bilindiği durumlarda dahi gerçekliğin kesin olmadığının ifade edildiği bir üst anlam alanını tanımlamaktadır. Gerçekdışılık, isim ve fiil cinsinden sözcüklerle oluşturulan cümlelerde tamamen ya da kısmen gerçekleşebilmektedir. Gerçekdışılık kendi içerisinde türlere sahiptir. Bu çalışmada gerçekdışılık kavramının Türkçedeki anlamsal sınırları çizilmiştir. Bu sınırların gerçekleşmeme, yokluk, belirsizlik, yakınlık ve yaklaşıklık içerdiği tespit edilmiştir. Bunlara ek olarak Türkçede farklı işaretleyicilerin de gerçekdışılık sınırı çizdiği görülmektedir
Bir Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet Düşünce İnsanı Olarak Mehmed Enisî (Yalkı) ve Bir Anti-Sosyalist Metin Olarak "İnsanlarda Müsavat: Sosyalistlerin Allah'ı"
This study aims to reveal the interrelationships between the life, ideology, and literary production preferences of a late Ottoman and early Republican thinker, based on archival research and analysis of a 1924 anti-socialist literary work translated from Ottoman to Turkish. The study corrects and expands the information in the literature about the life and works of Mehmed Enisî, a lesser-known Ottoman officer, traveler, writer, translator, and literature teacher who continued his creative output during the Republican period. Thus, the relations between Enisî, a positivist liberal, translating and printing an anti-socialist literary fiction from English into Ottoman as early as 1924, and his perception of socialism as a threat to his ideology and way of life are interpreted. In addition, in the study, the text that Enisî translated from English into Ottoman Turkish was translated into Turkish with Latin letters and made available to researchers.Bu çalışma, arşiv araştırması ve Osmanlıcadan Türkçeye çevirisi yapılan 1924 tarihli anti-sosyalist bir edebî kurgunun analizine dayanarak bir geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet düşünce insanının yaşamı, ideolojisi ve eser üretim tercihleri arasındaki karşılıklı ilişkileri ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma, pek de tanınmamış bir Osmanlı subay, seyyah, yazar, mütercim ve edebiyat öğretmeni olup Cumhuriyet döneminde de eser vermeyi sürdürmüş olan Mehmed Enisî'nin hayatı ve eserleri hakkında yazındaki malumatı düzelterek genişletmektedir. Böylece, pozitivist bir liberal olan Enisî'nin 1924 gibi çok erken bir tarihte, anti-sosyalist bir edebî kurguyu İngilizceden Osmanlıcaya çevirip bastırması ile sosyalizmi kendi ideolojisi ve yaşam biçimine yönelik bir tehdit olarak algılayışı arasındaki ilişkiler yorumlanmaktadır. Çalışmada ayrıca, Enisî'nin İngilizceden Osmanlıcaya çevirdiği metin, Latin harfli Türkçeye çevrilerek araştırmacıların istifadesine de sunulmuştur
Şehnaz Tahir Gürçağlar (haz.). Kelimelerin Kıyısında: Türkiye’de Kadın Çevirmenler (İstanbul: İthaki Yayınları, 2019)
Edited by Şehnaz Tahir Gürçağlar, with contributions from Nur Zeynep Kürük, Deniz İpek Çekderi, Pınar Besen, Özlem Berk Albachten, Çiğdem Akanyıldız Gölbaşı, Ş. Seda Yücekurt Ünlü, Ceyda Elgül, Buket Dabancalı Fakıoğlu, Ahu Selin Erkul Yağcı, Alev K. Bulut, Sabri Gürses, Merve Akbaş, Elif Aka and Özüm Arzık Erzurumlu, Kelimelerin Kıyısında: Türkiye’de Kadın Çevirmenler (A Sea of Words: Women Translators and Interpreters in Turkey) recounts the lives and works of 16 seasoned female translators and interpreters: Halide Edib Adıvar, Sabiha Sertel, Seniha Bedri Göknil, Azra Erhat, Melâhat Togar, Adalet Cimcoz, Mîna Urgan, Güzin Dino, Nihal Yeğinobalı, Gönül Suveren and Gülten Suveren, Tomris Uyar, Pınar Kür, Belgin Dölay, Fatma Artunkal and Zeynep Bekdik. Bound by a very specific topic, the essays display a rich diversity in terms of period and text type: the volume covers both translation and interpreting, high and popular genres, as well as non-fiction texts, within a wide historical perspective that spans from the late Ottoman and early Republican periods to contemporary times. Best categorized as biographies, the texts place the private and professional lives of the translators and interpreters within a social context, also taking into account the dynamics of the publishing industry. Şehnaz Tahir Gürçağlar’ın Nur Zeynep Kürük, Deniz İpek Çekderi, Pınar Besen, Özlem Berk Albachten, Çiğdem Akanyıldız Gölbaşı, Ş. Seda Yücekurt Ünlü, Ceyda Elgül, Buket Dabancalı Fakıoğlu, Ahu Selin Erkul Yağcı, Alev K. Bulut, Sabri Gürses, Merve Akbaş, Elif Aka ve Özüm Arzık Erzurumlu’nun katkılarıyla yayına hazırladığı Kelimelerin Kıyısında: Türkiye’de Kadın Çevirmenler, çeviri dünyamıza emek vermiş 16 kadın çevirmenin hayatını ve çalışmalarını konu ediniyor: Halide Edib Adıvar, Sabiha Sertel, Seniha Bedri Göknil, Azra Erhat, Melâhat Togar, Adalet Cimcoz, Mîna Urgan, Güzin Dino, Nihal Yeğinobalı, Gönül Suveren ve Gülten Suveren, Tomris Uyar, Pınar Kür, Belgin Dölay, Fatma Artunkal ve Zeynep Bekdik. Seçkiyi oluşturan makalelerin konu açısından oldukça belirgin bir odak noktası olsa da hem çevirmenlerin yaşadığı tarihsel dönem hem de üzerinde çalıştıkları metin türü açısından zengin bir çeşitlilik arz ediyor: Geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemlerinden günümüze kadar uzanan geniş bir tarihsel bakış açısı içinde hem yazılı hem de sözlü çeviriyi, hem saygın türleri hem de popüler türlerle edebiyat dışı metinleri kapsıyor kitap. Biyografi türünde konumlandırabileceğimiz metinler, ele aldıkları çevirmenlerin aile ve meslek hayatlarını yayın dünyasının dinamiklerini de göz önünde bulundurarak toplumsal bağlama oturtuyor
İsmail E. Erünsal. Arşiv Kayıtları, Yazma Eserler ve Kayıp Metinler: Edebiyat Tarihi Yazıları (İstanbul: Timaş Tarih, 2024)
The independent development of the fields of History and Ottoman/Turkish literature in terms of the sources, methodologies, and subjects has been criticized for a long time. The studies of İsmail E. Erünsal in the form of dissertation, presentation, and article are remarkable and prominent in the sense that he merged these two fields as early as the 70s. These publications were compiled by Hatice Aynur first to be published by Dergah Publishing House in 2016. Now in January 2024, the revised and extended second edition of this book is presented to the academic community. In this edition, there are four new articles under the section of ‘’Archival Records as Sources of the Literary History,’’ therefore the number of articles has increased from 22 to 26. In this way, the book compiles a corpus of articles both for the new students of the literature and history fields and also for the senior academics.Osmanlı/Türk edebiyat ve tarih ilimlerinin kullandıkları kaynakların, çalışma yöntemlerinin ve bunların muhtevalarının birbirlerinden fazlaca bağımsız olarak gelişmiş olması artık birçok araştırmacı tarafından eleştiriliyor. Bu bakımdan 70’ler gibi çok erken bir tarihten itibaren, İsmail E. Erünsal’ın edebiyat tarihinin birçok veçhesine dokunan ve onu aydınlatan tez, sunum ve makale formatındaki çalışmaları öncü niteliğiyle dikkat çeker. Hatice Aynur tarafından derlenen bu çalışmalar ilk olarak 2016 yılında Dergâh Yayınları tarafından yayımlanmıştı. Ocak 2024’te ise gözden geçirilip genişletilen ikinci baskısı Timaş Yayınları tarafından akademik camiaya yeniden sunulmuştur. Bu baskıda “Edebiyat Tarihi Kaynağı Olarak Arşiv Kayıtları” başlığı altında, biri ilk kez yayımlanan dört makalenin eklenmesiyle önceki baskıda 22 olan makale sayısı 26 makaleye ulaşmıştır. Böylece, hem edebiyat ve tarih alanlarına yeni ayak basan öğrencilere yol gösteren hem de kıdemli araştırmacıların istifade edebileceği hacimli bir külliyat vücuda getirilmiştir
Şehnaz Şişmanoğlu Şimşek. İki Kilise Arasında Binamaz: Karamanlıca Edebiyatta Dil, Kimlik ve Yeniden-Yazım (İstanbul: Metis Yayınları, 2024)
The aim of this piece is to present a critical review of Şehnaz Şişmanoğlu Şimşek’s book İki Kilise Arasında Binamaz: Karamanlıca Edebiyatta Dil, Kimlik ve Yeniden-Yazım, which was published in 2024. Şimşek, adopting an interdisciplinary approach, focuses on the novel titled Temaşa-i Dünya ve Cefakâr u Cefakeş (1871-1872), which was written by Evangelinos Misailidis (1820-1890), a Turcophone Orthodox Greek born in Kula, and was published in Turkish using Greek letters in four volumes in Istanbul. Misailidis’ novel, based on O Polipathis, a novel by Grigoris Paleologos, an Istanbul Greek, published in Greek in 1830 in Athens, has been underrated and almost forgotten in the footnotes of literary histories since it was discovered and transliterated into the Latin alphabet on the grounds that it was not original but only a copy of Paleologos’ novel. However, Şimşek argues that Misailidis’ text is not simply an imitation but a re-writing quite worthy of attention. In this book, his re-writing is analyzed using a wide range of concepts and theories such as ideology and narratology.Bu yazının amacı, Şehnaz Şişmanoğlu Şimşek’in 2024 yılında yayınlanan İki Kilise Arasında Binamaz: Karamanlıca Edebiyatta Dil, Kimlik ve Yeniden-Yazım kitabını eleştirel bir bakış açısıyla tanıtmaktır. Şimşek, bu çalışmasında, Kula doğumlu Ortodoks-Hristiyan Evangelinos Misailidis’in (1820-1890) İstanbul’da Yunan harfleriyle Türkçe olarak dört cilt halinde yayınlanan Temaşa-i Dünya ve Cefakâr u Cefakeş (1871-1872) romanını disiplinlerarası bir yaklaşımla ele alıyor. Misailidis’in, İstanbullu bir Rum olan Grigoris Paleologos’un 1830 yılında Atina’da Yunanca yayınlanan O Polipathis romanına dayanan metni, neredeyse keşfedildiği ve Latin harflerine aktarıldığından beri, orijinal olmadığı, taklit olduğu gerekçesiyle değersiz görülmüş, edebiyat tarihlerinin dipnotlarında unutulmaya yüz tutmuştur. Oysa Şimşek’e göre, Misailidis’in romanı basit bir kopya değil, son derece dikkate değer bir yeniden yazımdır. Bu kitapta, söz konusu yeniden-yazım ideolojiden anlatıbilime geniş bir yelpazede yer alan kuram ve kavramlar ışığında inceleniyor. 
Sayı Editöründen
The special dossier of the seventh issue of Nesir: Journal of Literary Studies draws inspiration from the “fictional turn” in translation studies proposed by Else Vieira in the mid-1990s to highlight the value of fiction as a credible source for exploring and reflecting on translation and other interpretive processes[1]. Vieira’s work on the role of translation-related themes in the fiction of Brazilian and Latin American authors was further developed by other scholars, including Edwin Gentzler[2] and Rosemary Arrojo.[3] In her Fictional Translators: Rethinking Translation Through Literature (2018), Arrojo observes that as translation studies grew as an interdisciplinary field and translator characters became more prominent in world literature around the turn of the millennium, academic interest in the portrayal of translators and translation-related themes in fiction “began to produce an abundance of critical material elsewhere as well.”[4] The articles featured in Nesir’s current issue are a testament to the growing body of scholarship that explores translator characters from various literary traditions, with a particular focus on Turkish literature in this case.
Over the last three decades since the proposal of the fictional turn, whose main objective was “to integrate reflections on translation theory found in works of fiction,”[5] several academic conferences have been organized on the topic, with proceedings from some of these conferences later becoming edited volumes. One such conference was held at the University of Vienna’s Centre for Translation Studies in 2011, resulting in an edited volume titled Transfiction: Research into the Realities of Translation Fiction (2014). In this collection, regarding the increased visibility of translator and interpreter characters in fiction (as well as in film), one of the editors, Klaus Kaindl, remarks: “Literature and film are never detached from society, but rather react to its developments, changes, and upheavals with their own methods and devices.”[6] [7] Given the social and political potential of translation—particularly in contexts of migration, exile, and war—it’s no wonder that translators and interpreters often stand at the core of some of the most impactful and celebrated literary works and films.[8]
Today, translation fiction (transfiction)—defined as “the introduction and (increased) use of translation-related phenomena in fiction”[9] —has arguably established itself as a distinct genre, drawing scholars to explore a wide range of thematic areas. These often include comparing the portrayal of translators in fiction with reality, exploring the metaphorical function of translation in literature, examining the relationship between the original text and its translation, or between the author and the translator. Other areas of inquiry include the interplay between fictional and real translation practices, questions of fidelity versus infidelity, (un)translatability, (in)visibility, as well as uncovering the ideas, clichés, and stereotypes surrounding translators and interpreters in society. Frequently, several of these themes coexist in a single narrative, allowing many works to support various research questions and methodological approaches. The articles featured in Nesir’s current issue exemplify this observation by engaging with one or more of these topics, as they foster an interdisciplinary conversation between fields, particularly literary and translation studies.
The issue includes five research articles. Hilal Erkazancı Durmuş’s article, “From Polyphony to “Dual Authorship”: Transfictional Voices in Benden’iz James Joyce,” examines Benden’iz James Joyce [It is Me, James Joyce], a prime example of a transfictional novel written by Fuat Sevimay as a paratextual commentary on Joyce’s oeuvre. Durmuş draws our attention to the dialogic relationship Sevimay creates between the fictional author and translator in the novel, wherein they engage in conversations about various topics, including the translator’s decisions. As the translator of Joyce’s works into Turkish, Sevimay’s own translatorial persona, as Durmuş argues, shapes his narrative voice in the novel, facilitating a deeper exploration of theoretical concepts, such as the translator’s voice and Bakhtinian polyphony. Durmuş concludes her article with a compelling argument, suggesting that transfictional narratives crafted by translators should be seen as part of a translator’s archive, which constitutes an integral part of microhistorical research within translator studies.
Şehnaz Tahir Gürçağlar and Selin Erkul Yağcı’s article, “Divided Identities and Divided Selves: Fictional Translators in Turkish Literature,” examines the portrayal of translators and interpreters in Ottoman and contemporary Turkish literature, where they are often depicted as individuals experiencing identity crises and mental instability. This recurring theme reflects the complexities of translation and the anxieties surrounding cultural transformation, beginning with early Ottoman novels responding to Westernization. Contemporary works continue this trend, portraying translators grappling with identity conflicts and psychosis, shedding light on their role as figures navigating between cultures and languages. In addition to its compelling exploration of the link between madness and the translator’s identity, the article offers a comprehensive overview of scholarly research on translator and interpreter characters in Turkish literature, conducted by academics in Turkey.
Eyüp Aygün Tayşir’s article “Mehmed Enisî (Yalkı) as a Late Ottoman an Early Republican Thinker and ‘Equality in People: God of Socialists’ as an Anti-Socialist Text,” explores the connections between the life, ideology, and literary preferences of Mehmed Enisî, a lesser-known Ottoman officer, writer, and translator who remained active during the early Republican period. Based on archival research, the article examines a 1924 anti-socialist literary work that Enisî translated from English into Ottoman Turkish. The study updates existing knowledge about Enisî’s life and works, highlighting his positivist views and his perception of socialism as a threat.
Ömercan Çetinkaya’s article, “Penâhî’s Poetry Miscellanea (National Library MS 06 Mil Yz A 4922) and Its Classification According to MESTAP,” is featured in this issue of Nesir as one of the research articles that, as in every issue, falls outside the purview of the dossier topic. The article offers new perspectives on the miscellanea (mecmua) genre through an analysis of the Penâhî Mecmuası, a miscellanea compiled in 1902 by Mustafa Müslim Ocak, known as Penâhî. Çetinkaya emphasizes the importance of identifying the compiler and the date of compilation, providing insights into the Sufi history, communities, and texts that shaped the work. Ultimately, the study aims to advance miscellanea research by offering an exemplary approach for future studies.
The other article that falls outside the purview of the dossier topic in Nesir’s current issue is Yasemin Yılmaz Yüksek’s “Exploring Unseen Violence in the Picture Books of Jeannie Baker,” which provides an ecocritical analysis of three works by the Australian visual artist Jeannie Baker: the wordless picture books Belonging and Window, and the illustrated book The Hidden Forest. Yüksek examines how Baker’s visual storytelling positions the reader as a witness to environmental changes driven by urbanization and human exploitation. She argues that through slow, subtle changes in the illustrations, Baker’s books encourage readers to reconsider the relationship between humans, nature, and nonhuman subjectivities.
The issue includes two translated articles. Atiye Gülfer Gündoğdu translates Hans-Georg Gadamer’s article “The Eminent Text and Its Truth” from German into Turkish. Originally presented at the annual meeting of the Midwest Modern Language Association in Minneapolis in November 1978, Gadamer’s article restores the esteem of literary texts that had been discredited as detached from truth and dismissed merely as “fiction.” Gadamer re-examines the relationship between literary texts and truth, focusing on the unique characteristics embedded in the very fabric of literary works.
Zeynep Kürük Erçetin translates her own article, “Halide Edib Adıvar: The Forgotten (Self) Translator Behind the Writer,” which was originally published in Turkish in a collected volume on women translators in Turkey, Kelimelerin Kıyısında: Türkiye’de Kadın Çevirmenler, reviewed by Duygu Akın Tekgül in this issue.[10] Erçetin’s piece offers a microhistorical case study that situates the translator’s role within the broader context of the nation’s cultural and political history. Through an in-depth examination, she explores the translatorial agency of Halide Edib Adıvar (1884–1964), a prominent novelist and key figure in the women’s emancipation movement in Turkey, focusing on her self-translated novels and autobiographies.
The issue includes three book reviews. The first is Murat Cankara’s review of Şehnaz Şişmanoğlu Şimşek’s İki Kilise Arasında Binamaz: Karamanlıca Edebiyatta Dil, Kimlik ve Yeniden-Yazım (2024). Cankara highlights Şimşek’s interdisciplinary approach to Evangelinos Misailidis’ novel Temaşa-i Dünya ve Cefakâr u Cefakeş, as Şimşek challenges the prevailing view that Misailidis’ work is merely an unoriginal copy of Grigoris Paleologos’ O Polipathis. The second review is by Saliha Samanlı, who examines Alphan Akgül’s Kim Egemen Olabilir Yazgısına: Türk Romanında Trajedi ve Özgür İrade (2021). As Samanlı indicates, Akgül’s study delves into the use of tragedy in early Turkish novels as a deliberate narrative choice, especially in relation to the conflict between traditional and modern values. The third is Duygu Akın Tekgül’s review of Kelimelerin Kıyısında: Türkiye’de Kadın Çevirmenler (2019), a book that appeals to both academics and general readers. In her review, Tekgül draws attention to the book’s potential to inspire further research, particularly in areas such as translation technology and the role of emotions in translation and interpreting explored through the lens of translation and gender.
Lastly, the issue features two primary sources unearthed from the archives by researchers. The first is “A Letter (!) from the Former Prime Minister: Hüseyin Rauf’s (Orbay) Assessments on Matters of the Country,” brought to light and analyzed by Selim Ahmetoğlu. The second, titled “Documents on Detrimental or Prohibited Publications in the XIX-XXth Century Ottoman Empire: The Epic of Abu Muslim,” is presented by Ali Kozan. Both analyses aim to offer original contributions to the historical understanding of the periods and figures featured in the respective documents.
As with every issue, we would like to express our gratitude to our editorial and advisory board members, field editors, authors, and reviewers who contributed to the preparation of this edition. Lastly, we would like to remind you that Nesir will devote its eighth issue, to be released in April 2025, to the dossier topic “Conceptual Approaches to Ottoman-Turkish Literature in the 19th Century,” under the editorship of Özen Nergis Seçkin Dolcerocca. Qualified and original works from literary researchers on this topic will be accepted until March 1, 2025.
[1] Rosemary Arrojo, Fictional Translators: Rethinking Translation Through Literature (London and New York: Routledge, 2018), 2.
[2] Edwin Gentzler, Translation and Identity in the Americas: New Directions in Translation Theory (New York: Routledge, 2008).
[3] Denise Kripper’s recent book, Narratives of Mistranslation: Fictional Translators in Latin American Literature (2023), stands as a notable addition to the existing body of scholarly works focusing on translator characters in Latin American literature.
[4] Arrojo, 2.
[5] Klaus Kaindl, “Going fictional! Translators and Interpreters in literature and film: An introduction,” Transfiction: Research into the Realities of Translation Fiction, ed. Klaus Kaindl and Karlheinz Spitzl (Amsterdam: John Benjamins, 2014), 11.
[6] Ibid, 4.
[7] For an overview of the development of research on the “fictional turn” over the decades, see Klaus Kaindl’s introduction to Transfiction, where he explores various approaches to using fiction and film that feature translator and interpreter characters as a foundation for theoretical exploration. Transfiction and Bordering Approaches to Theorizing Translation: Essays in Dialogue with the Work of Rosemary Arrojo (2023) also deserves attention as a recent contribution to the field.
[8] Alejandro González Iñárritu’s 2006 film Babel and Le Traducteur (2021) by Rana Kazkaz and Anas Khalaf, along with the novels Fugitive Pieces (1996) by Anne Michaels and The Translator (1999) by Leila Aboulela, are noteworthy recommendations for interested readers and viewers.
[9] Kaindl, 4.
[10] Kelimelerin Kıyısında: Türkiye’de Kadın Çevirmenler, edited by Şehnaz Tahir Gürçağlar (İstanbul: İthaki Yayınları, 2019).Nesir: Edebiyat Çalışmaları Dergisi’nin yedinci sayısı ilhamını, Else Vieira’nın 1990’ların ortasında çeviri çalışmaları kapsamında öne sürdüğü, çeviri ve diğer yorumlayıcı süreçlerde kurmacanın önemini vurgulayan “kurgusal dönüş” (fictional turn) tanımından alıyor.[1] Vieira’nın, Brezilyalı ve Latin Amerikalı yazarların eserlerinde bulunan çeviriyle ilgili temalar üzerine yaptığı çalışma, Edwin Gentzler[2] ve Rosemary Arrojo[3] gibi diğer akademisyenler tarafından daha da geliştirilmiştir. Arrojo, Fictional Translators: Rethinking Translation Through Literature (2018) adlı eserinde, çeviri çalışmalarının disiplinlerarası bir alan olarak büyüdüğünü ve çevirmen karakterlerin 2000li yılların başlarında dünya edebiyatında daha sık görünür olduğunu, kurmacada çevirmenlere ve çeviriyle ilgili temalara olan akademik ilginin “başka yerlerde de [Latin Amerika dışında] eleştirel bir malzeme bolluğu üretmeye başladığını”[4] gözlemlemektedir. Nesir’in bu sayısında yer alan makaleler, Türk edebiyatında çeviri edimine ve çevirmen karakterlere olan akademik ilginin arttığını kanıtlayan araştırmalar içermektedir.
“Kurmaca eserlerde bulunan çeviri kuramına dair düşünceleri çeviri bilim çalışmalarına entegre etme”[5] amacını taşıyan kurgusal dönüş’ün (fictional turn) ilk kez adlandırılmasından bu yana geçen otuz yılda, bu konuda birçok akademik konferans düzenlenmiş ve bu konferansların bazı bildirileri daha sonra derleme kitaplarda basılmıştır. Bu konferanslardan biri, 2011 yılında Viyana Üniversitesi Çeviri Çalışmaları Merkezi’nde düzenlenmiş ve bu konferanstaki bildirilerden mürekkep Transfiction: Research into the Realities of Translation Fiction (2014) adlı bir derleme kitap yayımlanmıştır. Bu derlemede, kurmaca eserlerde (ve aynı zamanda filmlerde) çevirmen ve tercüman karakterlerinin artan görünürlüğüne ilişkin olarak, editörlerden Klaus Kaindl şu şekilde bir yorumda bulunur: “Edebiyat ve sinema asla toplumdan kopuk değildir; aksine kendi yöntemleri ve araçlarıyla toplumdaki gelişmelere, değişimlere ve çalkantılara tepki verir.”[6] [7] Çevirinin sosyal ve siyasi potansiyeli —özellikle göç, sürgün ve savaş bağlamlarında— göz önüne alındığında, çevirmenlerin ve tercümanların en çarpıcı edebî eserler ve filmlerin merkezinde yer alması şaşırtıcı değil.[8]
Bugün, “kurmaca eserlerde çeviriyle ilgili olguların tanıtılması ve (artarak) kullanılması olarak tanımlanan”[9] çeviri kurmacası (transfiction), kendisini ayrı bir tür olarak kabul ettirmiş olup akademisyenleri geniş bir tematik alanı keşfetmeye yöneltmiştir. Bu alanlar sıklıkla, kurmacadaki çevirmen tasvirini gerçeklikle karşılaştırmayı, edebiyatta çevirinin metaforik işlevini incelemeyi, özgün metin ile çevirisi veya yazar ile çevirmen arasındaki ilişkiyi araştırmayı içerir. Diğer araştırma konuları ise kurmaca ile gerçek çeviri uygulamaları arasındaki etkileşim, metne sadakat/sadakatsizlik, çevirilemezlik/çevirilebilirlik ve çeviride görünürlük/görünmezlik gibi sorular ile çevirmenler ve tercümanlar hakkında kabul görmüş fikirler, klişeler ve toplumsal kalıpların ortaya çıkarılmasını kapsar. Çoğu zaman, bu temaların birçoğu tek bir anlatıda bir arada bulunur ve bu da birçok eserin çeşitli araştırma sorularını ve metodolojik yaklaşımları desteklemesine olanak tanır. Nesir’in bu sayısında yer alan makaleler, özellikle edebiyat ve çeviri çalışmaları arasında disiplinlerarası bir diyaloğu teşvik ederken bu konulardan birini veya birkaçını merceğine alarak bu gözlemi örneklendirir.
Sayı beş araştırma makalesi içermektedir. Hilal Erkazancı Durmuş’un “Çok Seslilikten “Çifte Yazarlığa”: Benden’iz James Joyce Adlı Eserde Çevirikurgusal Sesler” başlıklı makalesi, Fuat Sevimay tarafından Joyce külliyatı üzerine yan-metinsel bir yorum olarak yazılmış bir roman olan Benden’iz James Joyce’u merceğe alıyor. Durmuş, Joyce’un eserlerini Türkçeye çeviren Sevimay’ın kendi çevirmen kimliğinin romandaki anlatıcı sesini şekillendirdiğini ve bu kimliğin çevirmenin sesi ve Bakhtin’in çok seslilik kavramı gibi teorik açılımları daha derinlemesine inceleme olanağı tanıdığını ileri sürer. Durmuş, makalesinin sonunda, çevirmenler tarafından yazılan ve çevirmen karakterler içeren eserlerin çevirmen çalışmaları içinde mikro tarihsel araştırmadan beslenen çevirmen arşivinin bir parçası olarak görülmesi gerektiğini öne sürer.
Şehnaz Tahir Gürçağlar ve Selin Erkul Yağcı’nın “Bölünmüş Kimlikler ve Bölünmüş Benlikler: Türk Edebiyatında Çevirmen Karakterler” başlıklı makalesi, Osmanlı ve çağdaş Türk edebiyatında çevirmen ve tercüman temsillerine odaklanıyor. Bu eserlerde, çevirmenler genellikle kimlik krizleri yaşayan ve zihinsel dengesizliklerle mücadele eden bireyler olarak betimlenir. Bu tekrarlayan tema, kültürel dönüşümle ilgili endişeleri yansıtır. Çağdaş eserler aynı temayı sürdürürken kimlik çatışmaları ve psikozlarla boğuşan çevirmenleri ele alıp kültürler ve diller arasında gezinirken oynadıkları role ışık tutar. Delilik ve çevirmen kimliği arasındaki bağlantıyı etkileyici bir şekilde ortaya koymasının yanı sıra, makale, Türk edebiyatında çevirmen ve tercüman karakterler üzerine Türkiye’deki akademisyenler tarafından yürütülen akademik araştırmaların kapsamlı bir özetini sunuyor.
Eyüp Aygün Tayşir’in “Bir Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet Dönemi Düşünce İnsanı Olarak Mehmed Enisî (Yalkı) ve Bir Anti-Sosyalist Metin Olarak ‘İnsanlarda Müsavat: Sosyalistlerin Allah’ı’” başlıklı makalesi, erken Cumhuriyet döneminde eserler vermeyi sürdürmüş, daha az bilinen Osmanlı subayı, yazar ve çevirmen Mehmed Enisî’nin yaşamı, ideolojisi ve edebî tercihleri arasındaki bağlantıları inceliyor. Arşiv araştırmasına dayanan makale, Enisî’nin 1924 yılında İngilizceden Osmanlı Türkçesine çevirdiği anti-sosyalist bir edebî eseri ele alıyor. Çalışma, Enisî’nin hayatı ve eserleri hakkındaki mevcut bilgileri güncelleyerek, onun pozitivist görüşlerini ve sosyalizmi bir tehdit olarak algılayışı üzerinde duruyor.
Ömercan Çetinkaya’nın “Penâhî Mecmuası (Milli Kütüphane MS 06 Mil Yz A 4922) ve MESTAP’a Göre Tasnifi” başlıklı makalesi, Nesir’in bu sayısında, her sayıda olduğu gibi dosya konusunun kapsamı dışında kalan araştırma makalelerinden biri olarak yer alıyor. Makale, 1902 yılında Penâhî adıyla bilinen Mustafa Müslim Ocak tarafından derlenen Penâhî Mecmuası’nın analizi yoluyla mecmua türüne dair yeni bakış açıları sunuyor. Çetinkaya, derleyicinin kimliğinin ve derleme tarihinin belirlenmesinin önemini vurguluyor ve bu çalışmayı şekillendiren tasavvuf tarihi, toplulukları ve metinlerine dair önemli bilgiler veriyor. Sonuç olarak çalışma, mecmua araştırmalarını ilerletmeyi ve gelecek çalışmalar için örnek teşkil eden bir yaklaşım sunmayı amaçlıyor.
Nesir’in bu sayısında dosya konusunun dışında kalan diğer makale, Yasemin Yılmaz Yüksek’in “Jeannie Baker’ın Resimli Kitaplarında Görülmeyen Şiddetin İzini Sürmek” başlıklı çalışması. Bu makale, Avustralyalı görsel sanatçı Jeannie Baker’ın üç eserine ekolojik bir eleştiri sunar. Bu üç eser, yazısız resimli kitaplar Belonging ve Window ile resimli kitap The Hidden Forest. Yüksek, Baker’ın görsel hikâye anlatımının okuyucuyu kentleşme ve insan istismarıyla tetiklenen çevresel değişimlerin tanığı olarak konumlandırdığını söyler. Yüksek, Baker’ın kitaplarında ince ince ilerleyen illüstrasyon değişiklikleri aracılığıyla okuyucuları insanlar, doğa ve insan dışı varlıklar arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeye teşvik ettiğini savunur.
Sayı iki çeviri makale içeriyor. Atiye Gülfer Gündoğdu, Hans-Georg Gadamer’in “‘Muteber’ Metin ve Hakikati” başlıklı makalesini Almancadan Türkçeye çevirdi. İlk olarak Kasım 1978’de Minneapolis’te düzenlenen Midwest Modern Language Association yıllık toplantısında sunduğu makalesinde Gadamer, edebî metinlerin hakikatle ilişkili olmadığı gerekçesiyle küçümsenip yalnızca “kurgu” olarak nitelendirilmelerine karşı edebî metinlere itibarını yeniden kazandırıyor. Gadamer, edebî metinlerin hakikatle kurduğu ilişkiyi yeniden inceleyerek, bu eserlerin dokusunda yer alan edebiyata özgü özelliklere odaklanıyor.
Zeynep Kürük Erçetin, “Bir Başka Halide: Halide Edib Adıvar’ın Gölgede Kalan (Öz-) Çevirmen Kimliği” başlıklı kendi yazdığı makaleyi Türkçeden İngilizceye çevirdi. Makale, Duygu Akın Tekgül tarafından Nesir’in bu sayısında değerlendirilen Kelimelerin Kıyısında: Türkiye’de Kadın Çevirmenler[10] başlıklı eserde ilk kez Türkçe olarak yayımlanmıştır. Erçetin’in çalışması, çevirmenin rolünü ülkenin kültürel ve siyasi tarihi bağlamında konumlandıran mikro tarihsel bir vaka çalışması sunar. Ayrıntılı bir inceleme sunan Erçetin, Türkiye’de kadınların özgürleşme hareketinin ön
Bir Dinozorun Eleştirileri: Mîna Urgan ve Erich Auerbach ile Virginia Woolf Okumak
The only monograph on Virginia Woolf in Turkish was written by a woman no less exceptional: writer, activist, and academic Mina Urgan (1915-2000). The monograph provides clues regarding Urgan’s thoughts on gender, mental stability, and what makes good writing; it also includes a note on antisemitism, and a nod to her teacher, one of the many German Jewish refugees who taught at Turkish universities during the Nazi regime, and one of the founders of comparative literature as a discipline, Erich Auerbach. Taking the relationality of identity as its departure point, this article suggests a dialogue between three writers, and between life writing and critique. Articulating context to critique, the comparisons in this article suggest new networks of meaning through the transnational connections of literary criticism in Turkey.Yazar, aktivist ve akademisyen Mîna Urgan’ın (1915-2000) Virginia Woolf (1995) başlıklı çalışması, Virginia Woolf (1882-1941) üzerine Türkçe yazılmış tek monograftır. Urgan’ın toplumsal cinsiyet, akli denge ve iyi yazın hakkındaki düşüncelerine dair ipuçları veren eser antisemitizm eleştirisi de içerir. Böylece Urgan Nazizm sırasında Türk üniversitelerinde eğitim öğretim faaliyetlerinde bulunan Alman-Yahudi mültecilerden ve karşılaştırmalı edebiyatın kurucularından olan hocası Erich Auerbach’ı (1892-1957) da selamlar. Kimliklerin ilişkiselliğini bir çıkış noktası olarak ele alarak yaşam anlatısı ve edebiyat eleştirisi bağlamında üç yazarı bir araya getiren bu çalışma, kişisel ve tarihsel bağlam merkezli bir karşılaştırmalı edebiyat okuması sunar. Türkiye’deki eleştiri geleneğinin uluslararası platformdaki yerini ve ulus ötesi bağlantılarını hatırlatarak yeni anlam ağları önerir
Edebiyat Cumhuriyeti’nin Dilini Döndürmek: Başrahip Henri Grégoire’ın Devrimci Çeviri Siyaseti
An important actor of the French Revolution, Abbé Henri Grégoire is a pioneer in abolitionism, minority rights, and preservationism. This article shows that translatability is the basic tenet of his controversial and paternalizing contributions to the politics of language at all levels. By creating a political hierarchy between languages in the midst of the revolution’s semiotic crisis, Grégoire determines the direction of translatability. At the level of the sign, he investigates suspect synonyms, politicizes neologisms, and predicts interlingual lexical transfer. As a paradoxical tenet, translatability implies the intent to convert Latin and the regional languages, both of which are associated with the Old Regime. As a dead language used in religious services, Latin must be translated into French, but in inscriptions on the monuments of the Old Regime, it should be protected as cautionary relics. According to Abbé Grégoire, although the laws are being translated into regional languages in the burgeoning republic, these “mother tongues” should be relegated to the archives and to extinction. Together, the regional languages, Latin, and the French of the Old Regime form a corrupt family of mother, father and child. By making similar discourses about Egypt in surveys by correspondence, Grégoire demonstrates that he can support the invasion, assimilation, and translation of an ancient and “savant” society. At the highest level, the Republic of Letters aims for correspondences and translation activities between savants, while seeking to establish French as the hegemonic target language of translation.Fransız Devrimi’nin önemli aktörlerinden olan başrahip Henri Grégoire, köleliğin kaldırılması, azınlık hakları, kültür varlıklarının korunması, Edebiyat Cumhuriyeti’nin tasavvuru gibi birçok alanda öncülük yapmıştır. Bu yazı, Grégoire’ın dil siyasetine yaptığı tartışmalı ve himayeci katkıların bütün katmanlarındaki temel ölçütün çevrilebilirlik olduğunu gösterir. Devrimin gösterge krizinde beliren dil devrimi fikri doğrultusunda Grégoire, diller arasında siyasi bir hiyerarşi kurarak çevrilebilirliğin yönünü tayin eder. Gösterge katmanında, müphemlik yaratan eşanlamlı sözcükleri inceler, yeni sözcüklerin üretimini siyasileştirir, diller arası sözcük transferini öngörür. Çelişkili bir ölçüt olarak çevrilebilirlik, Eski Rejim’le bağdaştırılan Latince ve yerel dilleri “döndürme” saikini de beraberinde getirir. Dini törenlerde kullanılan ölü Latincenin Fransızcaya çevrilmesi gerekirken, Eski Rejim’in kültür varlıklarındaki Latince, ibretlik kalıntılar halinde korunmalıdır. Başrahibe göre, cumhuriyetin inşasında kanunlar yerel dillere çevriliyor olsa da bu “ana diller” arşivlenerek sonları getirilmelidir. Yerel diller, Latince ve Eski Rejim’in Fransızcası, anne-baba-çocuk üçgeninde yozlaşmış bir aile tablosu çizer. Yazışmalarla yürüttüğü anketlerde Grégoire, Bonaparte’ın işgal ettiği Mısır üzerine benzeri söylemlerde bulunarak, kadim ve “bilgin” bir toplumun işgal, asimilasyon ve çevirisini destekleyebildiğini gözler önüne serer. En üst katman olan Edebiyat Cumhuriyeti ise bilginler arasında mektuplaşma ve çeviriyi sağlarken, aynı zamanda Fransızcanın hegemonik çeviri dili olmasını amaçlar
Yorum Cemaati Olarak Edebiyat Toplulukları: Şiirin Dağılışı ve Poetikanın Yası
The productions in the form of manifestos, prefaces, and prose, written by literary societies and their members, deserve attention as normative poetics that aim to determine what is and is not literature in any period, and as an effort to think about poetry individually or collectively. The poetic productions of literary societies, which have become increasingly evident in twentieth-century modern Turkish literature, aim to determine new literary norms. On the one hand, they make it necessary to rethink the relationship between poetry and poetics. On the other hand, these poetics also raise critical questions in terms of literary thought as they are a re-reading of different ways of understanding literature on a historical and theoretical plane. For this reason, this paper first analyzes the way of thinking of literary societies that interpret their poetry as a betrayal or not being faithful to poetics, and then it claims that this poetry-poetics relationship renders literature as nonliterary. Finally, it reinterprets the relationship between poetry and poetics in which the one does not suppress the other, and it explores the dialogical structure, especially within the concepts of betrayal and loyalty on the poetic plane. In addition, this paper tries to clarify the possibilities of the change in these concepts within literary theory and history.Edebiyat toplulukları ve bu toplulukların mensuplarının şiir üzerine yazdıkları manifesto, önsöz ve nesir formundaki diğer üretimler, genel anlamda şiir üzerinde bireysel veya kolektif bir düşünme çabası olduğu için herhangi bir dönemde neyin edebiyat olup olmadığını belirlemeye çalışan normatif poetikalar olarak dikkat çeker. Yirminci asır modern Türk edebiyatında giderek belirginleşen edebiyat topluluklarının edebiyat için yeni normlar belirlemeyi amaçlayan poetika üretimleri bir yandan şiir ve poetika ilişkisi üzerinde yeniden düşünmeyi zorunlu kılarken öte yandan edebiyatın oluşagelen farklı anlaşılma tarzlarının tarihsel ve teorik düzlemde bir yeniden okuması olması nedeniyle edebiyat teorisi ve tarihi yazımı açısından da kritik soruları beraberinde getirir. Bu makalede öncelikle edebiyat topluluklarının şiirlerini poetikaya ihanet veya sadık kalamama şeklinde yorumlayan düşünme tarzı analize tabi tutulur, daha sonra ise bu şiir-poetika ilişkisinin edebiyatı edebiyatsızlaştırdığı iddia edilir. Son olaraksa, şiir ve poetika arasında, birinin diğerini baskılamadığı ve diyalojik yapıda bir ilişkinin imkânları için bilhassa “ihanet” ve “sadakat” kavramları yeniden poetik düzlemde yorumlanarak bu kavramlara dair değişimin edebiyat teorisi ve tarihi için imkânları belirginleştirilmeye çalışılır