Nesir: Journal of Literary Studies
Not a member yet
    123 research outputs found

    Beşerî Bilimlerin 50 Rengi: Çevreci, Dijital, Tıbbi ve Posthüman Sesler Üzerine

    Get PDF
    The book 50 Shades of Humanities: On Eco, Digital, Medical, and Posthuman Voices (2023) examines the intertwined historical and intellectual processes of debates conducted in the fields of philosophy, literature, biology, medicine, ecology, ethics, and technology. Edited by Başak Ağın and Gizem Yılmaz, the book was published by Kapadokya University Publications. 50 Shades of Humanities is an important and critical reference work for anyone following ongoing academic studies worldwide and in Turkey, due to its scope, concepts, and topics covered. In the Anthropocene Age, which demonstrates how human activities have become a dominant force in shaping the planet's history, dealing with the ongoing climate, ecological, cultural, economic, social, and political crises, this book lays the foundations for how we will construct our stories and brings together numerous concepts and approaches for the first time in Turkish in such a comprehensive scope. We discussed the concepts, methodologies, and future scenarios proposed by "50 Shades of Humanities" with the editors of the book, Başak Ağın and Gizem Yılmaz.Felsefe, edebiyat, biyoloji, tıp, ekoloji, etik ve teknoloji alanlarında yürütülen tartışmaların birbiri içine geçen tarihsel ve düşünsel süreçlerini irdeleyen Beşerî Bilimlerin 50 Rengi: Çevreci, Dijital, Tıbbi ve Posthüman Sesler (2023) kitabı, Başak Ağın ve Zümre Gizem Yılmaz editörlüğünde Kapadokya Üniversitesi Yayınları’ndan çıktı. Beşerî Bilimlerin 50 Rengi, kapsadığı alan, ele aldığı kavram ve konularla dünyada ve Türkiye’de süregelen güncel akademik çalışmaları takip eden herkes için çok önemli, başucu kaynağı niteliğinde bir eser. İnsan faaliyetlerinin gezegenin tarihini şekillendirmede nasıl baskın güç hâline geldiğini gösteren Antroposen Çağı’nda, yaşamakta olduğumuz iklimsel, ekolojik, kültürel, ekonomik, toplumsal ve siyasal krizlerle nasıl başa çıkacağımızın, onlara nasıl yanıt vereceğimizin ve en önemlisi de hikâyelerimizi nasıl kuracağımızın temellerini oluşturan çok sayıdaki kavram ve yaklaşımı Türkçede ilk kez bir çalışma, böylesi geniş bir kapsamda bir araya getiriyor. Beşerî Bilimlerin 50 Rengi’nin önerdiği kavramlar, metodolojiler ve gelecek kurgusu üzerine kitabın editörleri Başak Ağın ve Gizem Yılmaz ile söyleştik

    Çokseslilikten "Çifteyazarlığa": Benden’iz James Joyce Adlı Eserde Çevirikurgusal Sesler

    Get PDF
    This study aims to investigate the role of the fictional translator and reader in Benden’iz James Joyce [It is Me, James Joyce], a transfictional novel penned by Fuat Sevimay as a paratextual commentary on Joyce’s oeuvre. Drawing on the Bakhtinian conception of polyphony, the study first notes that the polyphonic discourse in the novel provides not only the fictional translator but also the fictional reader with a discernible voice, which carries equal weight as Joyce’s own literary voice. Second, the study argues that the concept of “dual authorship” as used by Sevimay serves to indicate significant ethical implications within the field of Translation Studies. Third, the study draws on Roland Barthes’s concept of the “death of the author” in order to explore how Sevimay’s utilization of “Reader-God” may reveal his conception of translatorial agency. The study concludes that transfiction endows translators with a fertile ground through which they can showcase their paratextual and extratextual visibility, thereby emphasizing their agency. Ultimately, the study suggests that transfictional narratives crafted by translators constitute part of translators’ archives that constitute an integral part of microhistorical research within translator studies.Bu çalışma, Fuat Sevimay tarafından yazılan ve Joyce’un yapıtlarına yanmetinsel bir bakış açısı getiren Benden’iz James Joyce adlı eserde kurgulanan çevirmen ve okurun rolünü araştırmayı amaçlamaktadır. Bakhtin’in çokseslilik kavramından yola çıkan çalışma, romandaki çoksesli söylem sayesinde kurgulanan çevirmen ve okurun, Joyce’un yazınsal sesi ile eşit derecede önem taşıyan bir görünürlüğe sahip olduğunu vurgulamaktadır. Çalışma, ayrıca, romanda kullanılan “çifteyazar” kavramının çeviribilim alanında önemli etik çıkarımlara ışık tutabileceğini belirtmektedir. Roland Barthes’ın “yazarın ölümü” anlayışından yararlanan çalışmada, Sevimay’ın odak noktasını oluşturan “Tanrı-Okur” kavramının çevirmenin eyleyici rolüne ışık tutabileceği vurgulanmaktadır. Çalışma, çevirikurgu eserlerin çevirmenlere yanmetinsel ve metindışı görünürlüklerini sergileyebilecekleri verimli bir zemin hazırladığını ve çevirmenlerin eyleyici rolünü ön plana çıkardığını belirtmektedir. Sonuç olarak, çalışma, çevirmenler tarafından oluşturulan çevirikurgu anlatıların, mikro-tarihsel çevirmen araştırmalarının ayrılmaz bir parçasını oluşturan çevirmen arşivlerine dâhil edilebileceğini ortaya koymaktadır

    İzzet Yasar’ın Camdan Mezbahalar’ında Antroposen Yaklaşımın Eleştirisi ve İnsanlaştırılan Hayvanlar

    Get PDF
    The writer and poet Izzet Yasar (1951-2018) focuses on the human-animal conflict in his collection of stories entitled Camdan Mezbahalar. Criticising the Anthropocene approach along with the social dynamics, his stories criticise the human-animal relationship from a materialist perspective. While critiquing the human who has the power to dominate nature, the collection confronts the human with his own powerlessness in his world through the animals that are his subjects. By bringing together human and animal identities in the context of critical animal readings, this study offers a textual literary reading at the heart of the critique of the Anthropocene.Yazar ve şair İzzet Yasar (1951-2018) Camdan Mezbahalar isimli Toplu Öyküler’inde insan-hayvan çatışmasını merkeze alır. Hikâyelerinde antroposen yaklaşımı toplumun dinamikleriyle birlikte eleştirerek insan-hayvan ilişkisini materyalist düzlemde inceler. Eser, doğanın tahakküm gücünü elinde tutan insanı eleştirirken bir yandan da ele aldığı hayvanlarla insanı kendi dünyasındaki güçsüzlükleriyle karşı karşıya bırakır. İnsan ve hayvan kimliğini eleştirel hayvan okumaları bağlamında bir araya getiren bu çalışma, metin odaklı ve antroposen eleştiri merkezli bir edebiyat okuması sunar

    Penâhî Mecmuası (Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu 06 Mil Yz A 4922) ve MESTAP’a Göre Tasnifi

    Get PDF
    This study addresses new perspectives that can be developed towards the miscellanea (mecmua) genre through an example work (Penâhî Mecmuası). This miscellanea was compiled by Mustafa Müslim Ocak (d. 1945), known by his pseudonym Penâhî, in 1902. This mecmua is recorded under the name Mecmû'a-i Eş'âr in Ankara National Library Manuscripts Collection, with the fixture number 06 Mil Yz A 4922, referred to as Penâhî Mecmuası in this article. The first aim of this study is to reveal the possibilities provided to the reader of a miscellanea whose compiler and compilation date is known. The second aim of this study is to contribute to the MESTAP project through the classification of the miscellanea. It is seen that Penâhî Mecmuası has many aspe worth examining with its aspects such as the compiler's writing preferences and mistakes, the poets and number of poems he includes, his own text/poem or note, his literary style, and mystical views. Applying the perspective developed on the materials in this miscellanea to others with similar characteristics and bringing their contents together with researchers through the MESTAP project will provide essential gains for miscellanea studies.Bu çalışma, mecmua türüne yönelik geliştirilebilecek mecmuada metinlerarası ilişkiler ve mecmua-mürettip ilişkileri gibi yeni bakış açılarını Penâhî Mecmuası üzerinden ele almaktadır. Bu mecmua, Penâhî mahlasıyla bilinen Mustafa Müslim Ocak (ö. 1945) tarafından 1902 tarihinde derlenmiştir. Ankara Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu 06 Mil Yz A 4922 demirbaş numarasında Mecmû'a-i Eş'âr adıyla kayıtlı bu mecmua, bu çalışmada Penâhî Mecmuası olarak adlandırılmıştır. Bu çalışmanın ilk amacı, mürettibi ve istinsah tarihi bilinen bir mecmuanın okuyucusuna sağladığı imkânları ortaya koymaktır. Çalışmanın ikinci amacı ise, mecmuanın tasnifi ile MESTAP projesine katkı sağlamaktır. Mürettibin yazım tercihleri ve hataları, mecmuasında yer verdiği şairler ve şiir sayıları, kendine ait metin/şiir veya not içermesi, mürettibin edebi zevki ve tasavvufi görüşleri gibi yönleriyle Penâhî Mecmuası'nın incelenmeye değer birçok malzemeye sahip olduğu görülmektedir. Bu mecmuadaki malzemelere ilişkin geliştirilen bakış açısının, benzeri özelliklere sahip diğer mecmualara da uygulanması ve içeriklerinin MESTAP projesi ile araştırmacılarla buluşturulması mecmua çalışmaları için önemli kazanımlar sağlayacaktır

    Birlikte Düşünmek ve Büyümek: Burası Radyo Şarampol’de Bitkiler ve İnsanlar

    Get PDF
    Exploring the self and the world, growing up, friendship, journey, and memory are among the major themes in Şükran Yiğit’s literary texts. In addition, besides humans, non-humans also contribute to the narrative structure of the author’s texts. Therefore, considering the relationship between humans and non-humans is beneficial while examining the development of the mentioned themes. Yiğit’s novel, Burası Radyo Şarampol, published in 2020, tells the story of Filiz’s life from the character’s perspective while simultaneously emphasizing the turning points in the character’s past and Turkey’s social history. This paper tries to show how the novel portrays the relationship between humans and plants in a non-anthropocentric way by examining the novel from an ecocritical perspective. The novel does not describe plants only as background figures or energy sources for humans. In Burası Radyo Şarampol, plants play an active role in a person’s growth, exploring herself and the world and her relationship with her home, city, and friends. An orange tree helps the protagonist, Filiz, and a vegetable and flower garden helps Filiz’s friend, Ella, to construct their personal worlds and to become empowered. Therefore, the plants and the human-plant encounter benefit the development of the characters, plot, themes, and feminist criticism. In order to analyze how the plants are represented in the novel, this paper refers to the concepts of “deep ecology” and “self-realization” by Arne Naess. Moreover, this paper builds an argument by referring to Michael Marder’s inquiry on the hierarchy among beings, the concept he proposed, “vegetal democracy”, and the philosophical questions he asked about the distinguishing characteristics of plants.Şükran Yiğit’in edebî metinlerinde kendini ve dünyayı keşfetmek, büyümek, arkadaşlık, yolculuk ve hafıza öne çıkan izleklerdendir. Bununla birlikte, yazarın metinlerinde insanlar kadar insan olmayan canlılar da anlatı yapısına katkı sağlar. Dolayısıyla söz konusu izleklerin gelişimini incelerken insanlar ve insan olmayanlar arasındaki ilişkiyi dikkate almak işlevseldir. Yiğit’in 2020 yılında yayımlanan Burası Radyo Şarampol romanı, Filiz’in yaşamını, karakterin bakış açısından hem bireyin geçmişindeki hem de Türkiye’nin toplumsal tarihindeki dönüm noktalarına vurgu yaparak anlatır. Bu çalışma romanı, ekoeleştirel perspektiften inceleyerek romanın insanlar ve bitkiler arasındaki ilişkiyi insan-merkezci olmayan bir şekilde ele aldığını göstermeye çalışır. Roman, bitkileri sadece birer arka plan figürü ya da insanlar için bir çeşit enerji kaynağı olarak tasvir etmemiştir. Burası Radyo Şarampol’de bitkiler; insanın büyümesinde, kendisini ve dünyayı keşfetmesinde, eviyle, şehirle ve arkadaşlarıyla kurduğu ilişkilerde etkin rol oynar. Bir portakal ağacı romanın ana karakteri Filiz’in ve bir çiçek ve sebze bahçesi Filiz’in arkadaşı Ella’nın kendilerine özel birer dünya kurmalarına ve güçlenmelerine yardımcı olur. Dolayısıyla bitkiler ve insan-bitki etkileşimi, karakterlerin, olay örgüsünün, izleklerin ve feminist eleştirinin gelişimine katkı sağlar. Bu makale, romandaki bitkilerin temsil edilme biçimlerini çözümleyebilmek için Arne Naess’in “derin ekoloji” ve “kendini gerçekleştirme” kavramlarından yararlanmaktadır. Buna ek olarak Michael Marder’in canlılar arasındaki hiyerarşiyi sorgulamasından, önerdiği “bitkisel demokrasi” kavramından, bitkilerin ayırt edici özellikleri hakkında sorduğu felsefi sorulardan yola çıkarak bir tartışma yürütmektedir

    Edebiyatın Çiçek Tarhındaki Salyangoz: Hogarth Yayın Evi’nin Yavaşlığa Çağrısı

    No full text
    This study explores the symbolic significance of the snail in Virginia Woolf’s early works, particularly in “The Mark on the Wall,” and “Kew Gardens,” and the publications of the Hogarth Press. Woolf’s portrayal of the snail embodies a philosophy of slow contemplation amidst the rapid and standardizing forms of modern existence. Symbolizing a mode of deep thinking and attentive observation, the snail not only invites readers to engage in a deliberately slow approach to Woolf’s Modernist texts, but also prompts readers to attend to minutiae of everyday life and moments of being. Through literary analysis of Woolf’s artistic mission that advocates for a slower and deeper engagement with literature, and examination of the typesetting process at the Hogarth Press, this study illuminates the relevance of the snail as an emblem of slowness within both Woolf’s Modernist texts and the impetus behind the Hogarth Press.Bu çalışma, Virginia Woolf’un ilk eserleri olan “The Mark on the Wall” ve “Kew Gardens” ile Hogarth Yayın Evi’nin yayınlarında salyangozun sembolik önemini incelemektedir. Woolf’un salyangoz tasviri, hızlı ve her şeyi sıradanlaştıran modern varoluş biçimleri arasında yavaş düşünme felsefesini somutlaştırır. Derin düşünme ve dikkatli gözlem hâlini simgeleyen salyangoz, okuyucuları Woolf’un Modernist metinlerine özellikle yavaş bir yaklaşım sergilemeye davet etmekle birlikte günlük yaşamın ayrıntılarına ve varoluş anlarına dikkat etmeye teşvik etmektedir. Woolf’un edebiyatla daha yavaş ve daha derin bir etkileşimi savunan görevinin edebi analizi ve Hogarth Yayın Evi’ndeki dizgi sürecinin incelenmesi yoluyla bu çalışma hem Woolf’un Modernist metinlerinde hem de Hogarth Yayın Evi’nin arkasındaki itici güçte yavaşlığın bir sembolü olarak salyangozun önemini vurgulamaktadır

    Sabık Başvekilden Mektup (!) Var: Hüseyin Rauf (Orbay) Bey’in Ülkenin Durumuna Dair Kaleme Aldığı Değerlendirmeler

    Get PDF
    As one of the primary source types used in historical research, letters are important because they enable the transfer of feelings, thoughts, and impressions between two people. These documents become particularly valuable when the people who wrote and received the letters have important positions in the history of a country. The documents analyzed in this article, written in the form of letters, include evaluations by former Prime Minister Hüseyin Rauf Bey, addressed to the new Prime Minister Ali Fethi Bey and Deputy Minister of Economy Mahmud Esad Bey. They are about Hüseyin Rauf Bey’s impressions formed as a result of what he saw in the places he visited and the meetings he held with the public during his tour of the country after his resignation. The evaluations in these documents are not included in Hüseyin Rauf Bey’s memoirs, published under the title Cehennem Değirmeni. Therefore, it would not be wrong to say that our study based on the aforementioned documents will make an original contribution to the literature.Tarih araştırmalarında kullanılan birincil kaynak türlerinden biri olan mektup, iki kişi arasında duygu, düşünce ve izlenimlerin aktarımına olanak sağladığı için önemlidir. Özellikle, mektubu kaleme alan ve mektubun muhatabı olan kişilerin bir ülkenin tarihinde önemli konumlara sahip olması, bu belgeleri değerli kılmaktadır. Bu yazıda incelenecek olan mektup formatında kaleme alınmış belgeler, sabık Başvekil Hüseyin Rauf Bey’in istifasının ardından çıktığı yurt gezisinde uğradığı yerlerde gördükleri ve halkla yaptığı görüşmeler neticesinde oluşan izlenimlerini yeni başvekil Ali Fethi Bey’e ve İktisat vekili Mahmud Esad Bey’e hitaben kaleme aldığı değerlendirmeleri içermektedir. Bu belgelerdeki değerlendirmeler, Hüseyin Rauf Bey’in kaleme aldığı ve Cehennem Değirmeni adıyla yayınlanan hatıralarında yer almamaktadır. Bu nedenle zikredilen belgeleri temel alan çalışmamızın literatüre orijinal bir katkı sağlayacağını söylemek yanlış olmayacaktır. &nbsp

    Popüler Kültürde Tutunmak: Osmanlı Kahvehanelerinde Hikâye Anlatıcıları (1550-1850)

    Get PDF
    During the Ottoman period, performers such as âşık, meddah, and hâyalî gained visibility in Diyâr-ı Rûm and performed in coffeehouses as narrative spaces. This article argues that these storytellers constructed a narrative ground nourished by collective culture and created a narrative economy by shaping their performances according to the expectations of their audiences. This article explores this economy, which was shaped by the involvement of coffeehouses, in the context of popular culture and discusses the tactics storytellers developed to navigate popular culture. It argues that unlike patronage, which was a common practice of text production in the Ottoman Empire, especially among the elite, storytellers operated in a market-like context.Diyâr-ı Rûm’da 16. yüzyıl dolaylarında görünürlükleri artan âşık, meddah ve hâyalî gibi icracıların anlatı mekânı olarak kahvehaneleri mesken tuttukları ve bu mekânlarda icralarda bulundukları bilinmektedir. Bu makalede hikâye anlatıcıları olarak kategorize edilmiş icracıların, Osmanlı döneminde kolektif bir anlatı zemini inşa ettikleri ve performanslarını muhataplarının beklentilerine göre şekillendirerek bir tahkiye ekonomisi oluşturdukları öne sürülmüştür. Kahvehanelerin müdahilliği ile şekillenen bu ekonomiyi popüler kültür bağlamında incelemiş olan makalede, anlatıcıların kendi içinde bir çeşit piyasa oluşturarak Osmanlı’da patronaj temelli metin üretim pratiklerinden farklı bir bağlamın içinde icralarını şekillendirdikleri ve popüler kültürde tutunmak adına muhtelif taktikler geliştirdikleri iddia edilmiştir

    Zümre Gizem Yılmaz. Kozmik Koreografi: Bedenlerin Element Dansı (İstanbul: Yeni İnsan Yayınevi, 2023)

    Get PDF
    Zümre Gizem Yılmaz's written work, titled Cosmic Choreography: The Elemental Dance of Bodies, issued in 2023, argues with a posthuman and ecocritical approach that how small humans are in the cosmic choreography of the universe, regardless of their realization of being "one." The author addresses that there are four essential elements in the universe by using four literary works to illustrate that humans are a whole with the unending universe; in this sense, when humans disregard the agency of the elements and dispose themselves at the centre to substantiate their superiority, they actually drag themselves to their own demise. For Yılmaz, humans can reconcile with themselves and become 'one' with the universe by standing outside of anthropocentric approach, purifying themselves from arrogance, and accepting the agency of the elements.Zümre Gizem Yılmaz’ın 2023 yılında yayımlanan Kozmik Koreografi: Bedenlerin Element Dansı isimli eseri, evrenin kozmik koreografisinde “bir” olma bilincinden bağımsız insanın ne kadar küçük olduğunu posthüman ve ekoeleştirel bir tutumla tartışmaktadır. Yazar, evrende varlığı var edenin dört esas element olduğunu dört edebî eserle ele alarak insanın ebedî evrenle bir bütün olduğunu anlatmaktadır; bu bağlamda elementlerin eyleyiciliklerini görmezden gelen insan, kendi üstünlüğünü kanıtlamak için kendini merkeze konumlandırdığında aslında kendini sona sürüklemektedir. Yılmaz için insan, insan merkezci düşüncenin dışında durarak kibrinden arınması ve elementlerin eyleyiciliklerini kabullenmesi ile benliği ile barışabilir, evrenle “bir” olabilir

    Osmanlı’da Tezkiretü’l-Evliya Tercümanlığı: Üsküdar İskele Camii’inde Bir Vakıa-ı Kutb-i Âlem

    Get PDF
    This paper examines a seventeenth-century anonymous translation of Farid ad-Din ʿAttar’s Tadhkirat Al-Awliya from Persian into Ottoman Turkish. In this manuscript, available in the Hüdai Efendi collection of the Hacı Selim Ağa Library, the translator, after translating the entry of Abu Turab Nahshabi (d. 859), claims to have shared a similar experience with Abu Turab. This translation is remarkable in two ways. First, the translator changed the genre of the text according to his context. Second, the translator transformed this small passage into an ego-document, making himself a part of the Sufi world narrated in the text.Bu yazıda Feridüddin Attar’ın (ö. 1221) kaleme aldığı Tezkiretü’l-Evliya başlıklı kitabının on yedinci yüzyıl Türkçe tercümelerinden biri tanıtılmaktadır. Hacı Selim Ağa Kütüphanesi, Hüdai Efendi koleksiyonunda bulunan bu metinde tercüman Ebu Turab Nahşebi’nin (ö. 859) biyografisini çevirdikten hemen sonra Ebu Turab’ın tecrübesini kendisinin de yaşadığını iddia eder. Bu metinde kullanılan dil ve mezkur anlatı iki anlamda önemli hâle gelir: Birincisi, tercümenin yapıldığı bağlama dayanarak tercümanın metnin türünü değiştirmesi; ikincisi ise tercümanın kendisini doğrudan metnin içine sokarak, yani o ufak pasajın geçtiği kısmı bir nevi ego-document’e dönüştürerek, kendisini metinde anlatılan tasavvufi dünyanın bir parçası kılmasıdır

    119

    full texts

    123

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Nesir: Journal of Literary Studies
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇