Nesir: Journal of Literary Studies
Not a member yet
    123 research outputs found

    Samuel Beckett’in Krapp’ın Son Bandı Oyununda Başarısız Bir Proje Olarak Benlik

    Get PDF
    This study aims to provide an analysis of Samuel Beckett’s Krapp’s Last Tape with reference to the concepts of memory, subjectivity, and selfhood, arguing that the self is a constructed idea rather than something inherent to the subject as such. Taking the monologic and dialogic qualities of the play as its point of departure, the study examines the character Krapp in light of his project of archiving his past selves in the form of voice recordings he makes over the years. In the play, it is evident that by using these recordings as a tool for fashioning himself a consistent self, Krapp ends up creating a breach between his past and present selves instead, thereby failing in his project. Focusing also on the role of time and memory in the construction of the self, the study draws the conclusion that the play succeeds in revealing the discontinuous and inconsistent nature of any such process in and through Beckett’s manipulation of the techniques of characterisation associated with realist drama.Bu çalışma, Samuel Beckett’in Krapp’ın Son Bandı oyununu bellek, öznelik ve benlik kavramları çerçevesinde inceleyerek benliğin özneye içkin bir şey olmaktan ziyade inşa edilmiş bir fikir olduğu görüşünü savunmaktadır. Oyunun monolojik ve diyalojik özelliklerini çıkış noktası olarak alan çalışma, Krapp karakterini geçmiş benliklerini yıllar içerisinde yaptığı ses kayıtları aracılığıyla arşivleme projesi bağlamında incelemektedir. Krapp’ın kendine istikrarlı bir benlik oluşturma aracı olarak seçtiği ses kayıt yönteminin, amacının aksine, geçmiş ve şimdiki benlikleri arasında bir yarık oluşturduğu, bu nedenle de projenin başarısızlıkla sonuçlandığı oyunda açıkça görülmektedir. Zamanın ve belleğin benliğin inşasındaki rolüne de odaklanan çalışma, Beckett’in bu oyununda gerçekçi tiyatro teknikleri üzerinde yaptığı oynamalar yoluyla bahsi geçen inşa sürecinin süreksiz ve tutarsız doğasını yansıtma konusunda başarıya ulaştığı sonucuna varmaktadır

    Plastik Figürler: Mimesis, Metamorfoz, Benliğin Teknikleri

    Get PDF
    While dominant idealist traditions in western philosophy tended to restrict mimesis to visual representations far removed from ideal Forms, a minor, yet nonetheless resilient genealogy of materialist thinkers has tended to focus on the mimetic nature of subjectivity itself. Building on the interdisciplinary field of mimetic studies sensitive to the plastic forms homo mimeticus can take, this essay furthers Catherine Malabou’s re-evaluation of form by outlining a new materialist genealogy of four plastic figures endowed with the capacity to both receive form and give form: namely, “figura,” “metamorphosis,” “techniques of the self,” and the “overman.” Reframed in the company of ancient (Plato, Homer), modern (Montaigne, Nietzsche), and contemporary (Hadot, Foucault) theorists, the essay argues, in broad genealogical strokes, that the mirroring concepts of plasticity and figura traverse key moments in the history of aesthetics. My wager is that plastic figures are endowed with performative powers central to techniques of subject formation that reach from antiquity to modernity into the present, furthering the field of mimetic studies.Batı felsefesindeki baskın idealist gelenekler, mimesisi çoğunlukla ideal formlardan uzak, görsel temsillerle sınırlama eğilimindeyken daha azınlık ama dirençli bir maddeci düşünürler silsilesi, öznelik deneyiminin bizzat taklitçi doğasına odaklanma eğilimini sürdürmüştür. Homo mimeticus’un alabileceği plastik biçimlere duyarlı disiplinler arası mimesis çalışmaları alanına yaslanan bu makale, Catherine Malabou’nun formu yeniden değerlendirme girişimini ilerleterek hem form alabilme hem de form verebilme kapasitesiyle donatılmış dört plastik figürün yeni maddeci bir şeceresini çıkarmaktadır: “Figura,” “metamorfoz,” “benliğin teknikleri” ve “üst insan.” Antik (Platon, Homeros), modern (Montaigne, Nietzsche) ve çağdaş (Hadot, Foucault) düşünürlerin eşliğinde yeniden ele alınan bu kavramsal çerçeve, plastisite ve figura kavramlarının birbirini yansıtan nitelikleriyle estetik tarihinin kritik anlarından geçtiğini geniş soybilimsel hatlarla ortaya koyar. Öne sürülen iddia şudur: Plastik figürler, özne oluşumunun tekniklerinde merkezî bir rol oynayan edimsel güçlerle donatılmıştır ve bu güçler antik çağ ve moderniteden günümüze kadar uzanarak mimesis çalışmalarının ufkunu genişletmektedir

    Kadir Dede. Edebiyatın Ulusu Ulusun Edebiyatı: Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Ulus İnşası ve Roman (Ankara: Nika, 2021)

    Get PDF
    Kadir Dede's book The Nation of Literature The Literature of the Nation: Nation-Building and the Novel in the Early Republican Period, published in 2021, discusses the role of novels published between 1923 and 1938 in the construction of the Turkish nation. The book addresses theoretical debates on nationalism and nation-building, as well as the relationship between the novel, modernization, and nationalism. This paper aims to introduce and critically evaluate the book. In this context, it discusses the book’s periodization, novel selection, theoretical framework, and structure.Kadir Dede’nin 2021’de yayımlanan Edebiyatın Ulusu: Ulusun Edebiyatı: Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Ulus İnşası ve Roman adlı kitabı 1923-1938 arasında yayımlanmış romanların Türk ulusunun inşası için yüklendiği rolleri tartışmaktadır. Kitap, hem ulus inşasına dair milliyetçilik kuramlarına dair tartışmaları ele almakta hem de romanın modernleşme ve milliyetçilikle olan ilişkisine değinmektedir. Bu yazının amacı bu kitabı eleştirel bir bakış açısıyla tanıtmaktır. Yazıda çalışmanın dönemsel sınırlandırması, roman seçimi, kuramsal çerçevesi ve yapısı tartışılmaktadır

    Sanem: Farsî Verneküler Kuramlarında Mimesis

    Get PDF
    This essay introduces the process by which the Abrahamic polemical concept of the idol became a key term for Persian metapoetics and surveys the questions in poetics and narratology that writers and critics explored through the literary motif of the idol. The piece first establishes the Abrahamic and Islamic theological-hagiographic background for the rejection and destruction of idols; the Eastern Islamic milieu of religious diversity in the period from the eighth to the eleventh century CE that set the conditions for Persian poetic uses of the idol; and the contemporaneous Islamic philosophical reflections on Central and South Asian use of devotional images by Ibn Sīnā and al-Bīrūnī. It then considers a few case studies from the works of canonical poets from the tenth to the fifteenth century CE: Firdawsi, Unsuri, Nizami, Sadi, and Jami. Lastly, the piece briefly considers some partial parallels with the Petrarchan literary use of the figure of the idol.Bu makale İbrahimî polemikçi bir kavram olan putun Farsça metapoetiğin anahtar kavramı hâline geliş sürecini ortaya koyar ve yazarların ve eleştirmenlerin put edebî motifi aracılığıyla ele aldıkları poetik ve anlatı bilimsel soruları tetkik eder. Çalışma önce putların reddi ve kırılmasının İslamî teolojik ve hagiografik arka planını, ardından Farsî şiirin put kullanımları için koşulları hazırlayan sekizinci ve on birinci yüzyıllar arasındaki Doğu’daki İslamî dinî çeşitlilik ortamını ve sonunda Orta ve Doğu Asya’da ibadet tasvirlerinin kullanımına dair İbn Sînâ ve Bîrûnî’nin çağdaş felsefî düşüncelerini tespit eder. Sonrasında, onuncu ile on beşinci yüzyıllar arasında yaşamış Firdevsî, Unsurî, Nizâmî, Sa‘dî ve Câmî gibi kanonik şairlerin bazı eserleri incelenir. Son olarak, makale put figürünün Petrarkçı edebiyattaki kullanımına ilişkin bazı kısmi paralelliklere kısaca değinir

    Osmanlı Dönemi Yabancılara Türkçe Öğretimi Kitaplarında Manzum Halk Edebiyatı Ürünleri

    Get PDF
    Following the conquest of Constantinople, the Turkish language and culture began to attract interest from foreigners in various countries. Foreign states, whose political, commercial, and military relations with the Ottoman Empire increased, established language schools called “language boys” (Italian: “Giovani della lingua,” Ottoman Turkish: “Dil oğlanı”) in Istanbul to train interpreters and meet their translation needs. As part of the curriculum in these schools, grammar books, conversation manuals, anthologies, and dictionaries were written. Additionally, the limited availability of Turkish texts in Europe and the underappreciation of Turkish oral traditions, foreign authors benefited from Turkish manuscripts and folk collections. This study examines the presence of verse-based folk literature works in books prepared for teaching Turkish to foreigners between 1600 and 1923 in the Ottoman period. These works contain national elements unique to the Turkish language and play a crucial role in cultural transmission. A total of 140 works written by European and non-Muslim authors were analyzed. The study aims to identify the frequency and reasons for using folk songs and mâni (Turkish quatrain) in teaching Turkish to foreigners and to determine any existing variants of these literary products. Additionally, previously understudied works were examined to encourage further academic research on them.Fetihle başlayan süreçte Türk dili ve kültürü farklı coğrafyalarda yabancılar tarafından ilgi görmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti ile siyasi, ticari ve askerî münasebetleri artan yabancı devletler tercüman yetiştirmek amacıyla İstanbul’da dil oğlanları okulları açarak tercüman ihtiyaçlarını gidermeye çalışmışlardır. Bu okullarda müfredatın gereği olarak gramer kitapları, mükâleme kitapları, derlemeler ve sözlükler yazılmıştır. Bununla birlikte yabancı yazarlar gerek Avrupa’da Türkçe metin eksikliği yaşanması gerekse sözlü gelenek ürünlerinin hak ettiği ilgiyi ve değeri görmemesi nedeniyle Türkçe el yazması kitaplardan ve halk arasında yapılan derlemelerden faydalanmışlardır. Bu makalede, yapılan literatür taraması ve doküman analizi sonucu Osmanlı dönemi 1600-1923 yılları arasında Türkçenin öğretimi için hazırlanan kitaplarda konuşma dilinin edinimi açısından mühim olan, Türk diline özgü millî özellikler taşıyan ve kültür aktarımında önemli bir araç olan halk edebiyatına ait manzum ürünlerin varlığı üzerinde durulmuştur. Çalışma kapsamında Avrupalı yazarlar ve gayrimüslimler tarafından kaleme alınan 140 eser incelenmiştir. Bu eserlerde yer alan türkü ve mânilerin yabancılara Türkçenin öğretiminde kullanım sıklığının ve sebeplerinin tespit edilmesi ve -mevcut ise- bu halk edebiyatı ürünlerine ait varyantların ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Ayrıca üzerinde daha önce yeterli çalışma yapılmamış eserler ele alınarak yeni çalışmalara konu olmalarının sağlanması hedeflenmiştir

    Edith Sitwell’in “Polka” Şiirinde Grotesk Ses Poetikası ve Edimsel Taklit

    Get PDF
    Edith Sitwell, a paradoxical figure in British modernism—both celebrated and critically underestimated—made significant contributions to experimental poetics through her innovative use of sound, abstraction, and performance. Her poem “Polka,” from the Façade collection (1922) exemplifies her grotesque sound poetics through rhythmic excess, sonic fragmentation, and performative mimesis, exposing the unstable theatricality of imperial and gendered constructs. This article explores “Polka” through the intertwined lenses of grotesque sound poetics and performative mimesis, arguing that it dismantles traditional lyric structures and reconfigures poetic voice as a site of distorted performativity. Sitwell challenges British imperial and gendered narratives within a broader framework of identity formation, cultural memory, and imperial fantasy. By mimicking, rather than mirroring, the absurdities of reality, the poem subverts conventional mimesis, revealing dominant identities as illusory and unstable. Central to this performative mimesis is Mr. Wagg, a grotesque vaudevillian whose repetitive dance and fragmented speech transform identity into theatrical spectacle. Historical icons like Nelson, Wellington, Byron and Crusoe are reduced to props within decaying imperialism, stripped of their grandeur. Repositioning “Polka” within modernist sound poetics and performative mimesis, this study argues that Sitwell transforms poetry into a performative stage where identity, gender and imperial fantasies collapse into parody.İngiliz modernizminin hem yüceltilen hem de eleştirel olarak göz ardı edilen paradoksal figürlerinden Edith Sitwell, ses, soyutlama ve performansa dayalı yenilikçi yaklaşımlarıyla deneysel poetikaya önemli katkılarda bulunmuştur. Façade (1922) derlemesinde yer alan “Polka” adlı şiiri, ritmik aşırılık, işitsel parçalanma ve edimsel taklit yoluyla karakterize edilen grotesk ses poetikasının bir örneğidir. Bu şiir, emperyalist ve toplumsal cinsiyete dayalı yapıların istikrarsız teatral doğasını açığa çıkarır. Bu makale, “Polka”yı grotesk ses poetikası ve edimsel taklidin iç içe geçmiş çerçeveleri üzerinden inceleyerek, geleneksel lirik yapıları parçaladığını ve şiirsel sesi, bozulmuş bir edimsel alan olarak yeniden yapılandırdığını öne sürer. Sitwell, kimlik oluşumu, kültürel bellek ve emperyalist fantezi çerçevesinde, Britanya emperyalizmini ve cinsiyet temelli anlatıları sorgular. Gerçekliğin absürtlüğünü yansıtmak yerine taklit eden şiir, geleneksel mimesisi altüst ederek baskın kimlikleri aldatıcı ve istikrarsız yapılar olarak ifşa eder. Bu edimsel taklidin merkezinde, tekrarlayan dansı ve parçalı konuşmalarıyla kimliği teatral bir gösteriye dönüştüren grotesk bir vodvil figür olan Bay Wagg yer alır. Nelson, Wellington, Byron ve Crusoe gibi tarihsel ikonlar ise çürümekte olan bir emperyalist sistemin görkemlerinden arındırılmış sahne dekorlarına indirgenmiştir. Bu çalışma “Polka”yı modernist ses poetikası ve edimsel taklit bağlamında yeniden konumlandırarak, Sitwell’in şiiri kimliğin, toplumsal cinsiyet ve emperyalist fantezilerin parodiye indirgendiği edimsel bir sahneye nasıl dönüştürdüğünü tartışır

    Tanrısal Sessizlikte Yankılanan İnsan Sesi: Tevfik Fikret ve Modern Osmanlı Şiiri: Deniz Aktan Küçük. Tabiat Kitap, 2023. 360 pp.: ISBN 9786057111876

    Get PDF
    This article reviews Deniz Aktan Küçük's The Human Voice Resonating in Divine Silence: Tevfik Fikret and Modern Ottoman Poetry (2023), a work that re-examines Tevfik Fikret's poetry beyond the formulaic explanations of modern Turkish literature and the teleological narratives of Ottoman modernization. The book's central inquiry is how different subjectivities—expressed through the lyrical voice or poetic persona—experience modernity as "history". Aktan Küçük’s approach deliberately moves beyond reducing the subject to Tevik Fikret’s biography or psychology. Instead, it adopts a close-reading method that inductively opens the poems to the historicity of subjectivity. The study maintains a productive tension: it simultaneously disengages the subject from determinist frameworks while universalizing it through philosophical debates on subjectivity and anchoring it within a "modern Ottoman" paradigm. In doing so, the book reframes Fikret's poetry as a site where crisis, transformation, and secular consciousness converge, offering insights into a world-historical moment that paved the way for the Turkish Republic.Deniz Aktan Küçük’ün  2023 yılında yayımladığı çalışması Tanrısal Sessizlikte Yankılanan İnsan Sesi: Tevfik Fikret ve Modern Osmanlı Şiiri, Tevfik Fikret şiirini hem yeni Türk edebiyatının şablonlaşmış açıklamalarından hem de Türk modernleşmesinin erekselci  tarih anlatısından kaçırarak yeni bir okuma sunuyor. Çalışmanın temel sorunsalı, yazarın “Osmanlı” olarak nitelediği ve Tevfik Fikret’in şiirlerindeki lirik ses / şiir kişisi ile özdeşleştirdiği farklı öznelliklerin, modernliği -tarih içinde tekamül- ederek nasıl tecrübe ettiği. Kitap boyunca adına özne denilen bu soyut / metinsel varoluş hâlleri, “Tevfik Fikret” ile özdeşleştirilmekten tutarlı bir kuramsal tavırla kaçırılıyor.  Yazar bir yandan yeni Türk edebiyatı dizgesi içinde Tevfik Fikret’e dair önemli bir açıklama işlevi gören yaygın biyografik malumatın ve psikolojist argümanların, öznenin modernlik tecrübesine dair herhangi bir belirlenimci  role sahip olmasını istemiyor. Aktan Küçük bir yandan da bu soyut özneyi, hem modern felsefenin özne problemine angaje ederek evrenselleştiriyor, hem de tarihselci bir manevrayla ona “modern Osmanlı” paradigması için açıklayıcı  bir örneklem değeri atfediyor.

    Zamansız’da Bilinmezin Temsili: Kozmik Budalalar

    Get PDF
    Zamansız, written by Latife Tekin, is a pandemic-era story that confronts death and seeks the path of existence in the face of disaster. Diverging from her previous works, the narrative opens a space in the ecological field, encompassing the “Other,” the non-human. This adds an eco-lyrical quality as it navigates the field of the unknown, differentiating itself from the author's previous eco-critical stance. In this narrative, which portrays earthly existence as intertwined with the unknown, unknown subjects and ambiguities are constructed. The desire for constant oscillation, enabling the incorporation of these subjects and ambiguities into the text with the boundless aspects of love and death, forms the passions that can only exist through such instability. This study will explore the representation of the “Other” in the narrative through the concept of the "cosmic idiot" as proposed by Isabelle Stengers. It will trace the otherness of the characters and their calls to the “Other”. In doing so, the unique functions of the fool representing the “Other,” such as "slow down," "suffering," "stupefaction," "bewilderment," and "blurring," will be examined. These actions aim to invalidate the known in the text, attempting to nullify the boundaries persistently and deliberately violated, encompassing the unknown and the ambiguous, including the non-human.Latife Tekin’in Zamansız adlı pandemi dönemi anlatısı ölümle yüz yüze gelinen ve felaket karşısında var olmanın yolunu bir-oluşla arayan bir metindir. Ötekiye yani insan-dışına, içine aldığı ekolojik alanda yer açan anlatı, yazarın eko-eleştirel tavrına önceki eserlerinden farklılaşarak bilinmezin sularında gezinen eko-lirik bir nitelik katar. Eko-lirik olanın bilinmez yanıyla bir yeryüzü varoluşu olarak aktarıldığı anlatıda meçhul özneler ve bulanıklıklar inşa edilir. Bu özneler ve bulanıklıkların aşk ve ölüm mefhumlarının sınır tanımayan yanıyla metne yedirilişini sağlayan, sürekli sallantıda olmayı arzulamaları ve ancak bu şekilde var olabilecekleri tutkularıdır. Bu çalışma Isabelle Stengers’in ötekinin temsili olan “kozmik budala” kavramıyla ve Hubert Zaph’ın edebiyatı bir kültürel ekoloji alanı olarak görme pratiğiyle anlatıda öznelerin ötekiliklerinin ve ötekiye çağrılışlarının izini sürecektir. Bunu yaparken ötekiyi temsil eden budalanın kendine has işlevleri olan “yavaşlatma”, “acı çekme”, “afallama”, “afallatma” ve “bulanıklaşma” eylemleri ele alınacak ve bu eylemler metinde bilinenin, insan-dışının da dahil olduğu bilinmez ve muğlak olanda geçersiz kılınmaya çalışılması ve sınırlarının ısrarla ihlal edilmesi üzerinden anlamlandırılacaktır

    Adalet Ağaoğlu’nun Yazsonu Romanının Ekolojik Duyarlılık ve Politik Gerçeklik Bağlamında İncelenmesi

    Get PDF
    This study examines Adalet Ağaoğlu’s Yazsonu novel through the lens of ecocriticism and principles of deep ecology. Yazsonu focuses on loneliness in society after a military coup, problematizing these issues through a woman’s experiences in a seaside town. The novel locates the individual within interactions with nature, which is open to be affected by the changes in the ecological environment. Hence, it transforms the hierarchical structure between individuals and nature. The reason behind choosing this novel in this study is novel’s ability to represent humans as subjects with equal power to other beings in nature. The aim of this study is to analyze Yazsonu through the interactions of ecological and political realities. By doing so, the relationship between politics, which is the connection of individuals with society, and ecology, which is the main structure of nature, will be understood. Yazsonu focuses on nature’s reactions against individuals’ interferences, and highlights that humans are not the owners of nature but its inhabitants. Hence, it provides the opportunity to compare the ecological order and nature’s purity.  Bu çalışma Adalet Ağaoğlu’nun 12 Mart sonrası toplumdaki yalnızlaşmaya odaklandığı Yazsonu romanını ekoeleştiri yöntemiyle ve derin ekoloji ilkeleri odağında incelemektedir. Yazsonu, kutuplaşmanın yoğun olduğu politik iklimde romanın başkişisi olan kadının tatilini geçirmek için gittiği kasabanın doğasında geçen gündelik deneyimlerini konu edinir. Roman bireyi doğa ile etkileşim hâlinde ve ekolojik çevrenin dinamiklerinden etkilenmeye açık bir varlık olarak konumlandırarak insan ve diğer canlı varlıklar arasındaki hiyerarşiyi yapı bozumuna uğratır. Çalışmada bu eserin seçilmesinin nedeni metnin, insanı doğaya hükmeden ve ekolojik çevre üzerinde tahrip edici etkisi bulunan bir fail olarak temsil etmekten ziyade, tüm varlıklarla eşit etki gücüne sahip bir özne olarak temsil etmesidir. Bu çalışmanın amacı şimdiye dek bir 12 Mart romanı olarak ele alınmış Yazsonu romanında, kendisini gösteren ekolojik ve politik kesişimsellikleri ortaya çıkarmaktır. Yazsonu, doğanın kendi döngüleri aracılığıyla insan merkezci müdahalelere karşı verdiği tepkilere odaklanmakta ve bireyin doğanın sahibi değil, sakini olduğunu kullandığı eşitlikçi dil aracılığıyla vurgulamaktadır. Bu sayede hem toplumsal karmaşa ile ekolojinin kendine ait düzenini, hem de doğanın saflığı ve yapılaşmanın getirdiği bozulmayı karşılaştırma imkânı verir

    Adımlar Arasında: Doğa, Düşünce ve Varoluş

    Get PDF
    In the essay entitled "Between the Steps: Nature, Thought, and Existence," we delve into the intricate bond between humanity and both the external landscape and internal psyche, employing the metaphor of walking. This exploration necessitates traversing ground where we realize that halting, to some extent, acts as a barrier, isolating us from inhibiting factors and prompting us to view standing not merely as immobility but also as contemplation of our surroundings. Among the notable works prompting such contemplation is Caspar David Friedrich’s renowned masterpiece "Wanderer above the Sea of Fog." Reflecting on Friedrich's piece, we observe the solitary figure's stance before nature and its parallelism with our inner world. Walking is conceptualized here as both a physical and mental voyage, with each step in nature beckoning us to reconnect with ourselves and our environment. Throughout this journey, emphasis is placed on the interaction between human existential inquiry and the dynamic interplay between nature and the inner self.“Adımlar Arasında: Doğa, Düşünce ve Varoluş” başlıklı bu kısa denemede, insanın doğayla ve kendi iç dünyasıyla olan derin bağını yürüyüş metaforu üzerinden inceleyeceğiz. Böyle bir inceleme yürüme kadar durmanın, belirli ölçüde bizi engelleyen etmenlerden izole olup diğer bir deyişle durmanın durma olduğunu fark edebileceğimiz bir zeminde yürümek ve aynı zamanda durma esnasında görmekte olduklarımız hakkında düşünmeyi de gerektirir. Bu düşünme arayışı açısından en dikkat çekici sanat eserlerinden birisi, Caspar David Friedrich’in ünlü eseri “Der Wanderer über dem Nebelmeer”dır. Friedrich’in ünlü eseri “Der Wanderer über dem Nebelmeer” üzerine düşünürken yalnız bir adamın doğa karşısındaki duruşunu ve bu duruşun bizim iç dünyamızla nasıl paralellik gösterdiğini gözlemleriz. Yürüyüş, burada hem fiziksel hem de zihinsel bir yolculuk olarak ele alınmakta ve doğada atılan her adım, bizleri kendimiz ve çevremizle yeniden bağlantı kurmaya davet etmektedir. Bu süreçte, insanın varoluşsal arayışı ve doğa ile içsel dünyası arasındaki etkileşim vurgulanmaktadır

    119

    full texts

    123

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Nesir: Journal of Literary Studies
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇