Czasopisma Uniwersytetu Przyrodniczy w Lublinie
Not a member yet
    6232 research outputs found

    Benzimidazole-N-heterocyclic carbene complexes with dimethylacetal function: Synthesis and properties

    No full text
    Son yıllarda amit bağlarının; yeni, atom-ekonomisi, katalitik sentezlerinin geliştirilmesi, günümüz yeşil kimyasına uygun çevreye zararsız katalizörlerin sentezlenmesinde incelenecek yollar ve tepkimelerin işleyiş mekanizmalarının araştırılması ile ilgili çalışmalar önem kazanmıştır. Amit bağı kimyadaki en önemli fonksiyonel gruplardandır. Enzimlerde peptid bağlarının oluşumunda, farmasötik moleküllerde, zirai kimyasallarda ve doğal ürünlerde mevcut olan bir gruptur. Amit bağ oluşum şartları maliyetli ve zaman isteyen bir süreç olup, bu süre ve maliyeti düşürmek için katalizör çalışmaları yapılması ve endüstriyel alanda fayda sağlanması planlanmaktadır. Son yıllarda amit bağı oluşumu için yapılan katalizör çalışmalarında yeterli ilginin sağlanmadığı görülmektedir. Son araştırmalar, sentetik ilaçların yaklaşık %25'inde amit bağlarının bulunduğunu göstermektedir. Bu nedenle, sentetik kimyacılar arasında, daha çevreci ve verimli amidasyon yöntemleri geliştirmek için yoğun bir çaba vardır. Alkol ve amin gibi bileşenlerden doğrudan amidasyon yöntemlerinin kullanımı, daha sürdürülebilir amit oluşum tepkimelerinin önünü açmaktadır. Günümüzde, artan antimikrobiyal direnç, yeni antimikrobiyal ajanların bulunmasını zorunlu kılmaktadır. Bakteriyemi ve sistemik mantar enfeksiyonları gibi sağlık sorunları ortaya çıkmaktadır. Ancak, mevcut tedavi seçenekleri sınırlı olup, patojenik bakterilerin çoklu antimikrobiyal ajanlara karşı direnç geliştirmesi, tedaviyi daha da zor hale getirmektedir. Bu nedenle, yeni ve etkili antimikrobiyal ajanların keşfi, halk sağlığı açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu tez çalışmasında 5,6-dimetilbenzimidazolyum grubunun azot üzerinden farklı, hacimli ve fonksiyonel grup içiren aril grupları bağlanarak yeni karben öncülleri sentezlenmiştir. Hazırlanan yeni karben öncülleri Ru ve Ag bileşikleri ile etkileştirilerek yeni N-Heterosiklik karben kompleksleri hazırlanmıştır. Sentezlenen Ru-NHC kompleksleri amit bağ oluşum tepkimelerinde katalizör olarak kullanılmıştır. Ag-NHC kompleksleri ise antimikrobiyal aktiviteleri incelenmiştir.In recent years, studies on the development of new, atom-economical, catalytic syntheses of amide bonds, the ways to be examined in the synthesis of environmentally harmless catalysts suitable for today's green chemistry and the mechanisms of the reactions have gained importance. Amide bond is one of the most important functional groups in chemistry. It is a group present in enzymes, formation of peptide bonds, pharmaceutical molecules, agrochemicals and natural products. Amide bond formation conditions are a costly and time-consuming process, and it is planned to carry out catalyst studies to reduce this time and cost and to provide industrial benefits. In recent years, it is seen that there is not enough interest in catalyst studies for amide bond formation. Recent studies show that about 25% of synthetic drugs contain amide bonds. Therefore, there is an intense effort among synthetic chemists to develop more environmentally friendly and efficient amidation methods. The use of direct amidation methods from components such as alcohols and amines paves the way for more sustainable amide formation reactions. Today, increasing antimicrobial resistance necessitates the discovery of new antimicrobial agents. Health problems such as bacteremia and systemic fungal infections are emerging. However, current treatment options are limited and pathogenic bacteria develop resistance to multiple antimicrobial agents, making treatment even more difficult. Therefore, the discovery of new and effective antimicrobial agents is critical for public health. In this thesis, new carbene precursors were synthesized by attaching different, bulky and functional group containing aryl groups on the nitrogen of 5,6-dimethylbenzimidazolium group. The new carbene precursors were interacted with Ru and Ag compounds to prepare new N-Heterocyclic carbene complexes. The synthesized Ru-NHC complexes are used as catalysts in amide bond formation reactions. The antimicrobial activities of Ag-NHC complexes were investigated

    Investigation of the role of salt-inducible kinases in periodontal disease

    No full text
    07.05.2026 tarihine kadar kullanımı yazar tarafından kısıtlanmıştır.Amaç: SIK-1, SIK-2 ve SIK-3, adenozin monofosfat ile aktive olan protein kinaz ailesine ait kinazlar olup inflamatuar yanıtın ve otoimmün hastalıkların düzenlenmesinde önemli rolleri vardır. Bu çalışmanın amacı SIK ailesi proteinlerinin periodontal sağlık ve hastalık durumundaki dişeti oluğu sıvısı (DOS) ve tükürük düzeylerini karşılaştırarak, periodontal hastalık patogenezindeki olası rolünü araştırmaktır. Materyal ve Metot: Çalışmaya sistemik açıdan sağlıklı ve sigara kullanmayan toplam 75 birey dahil edilip periodontal olarak sağlıklı (Grup H; n=25 [13 erkek ve 12 kadın]), gingivitis (Grup G; n=25 [13 erkek ve 12 kadın]) ve periodontitis (Grup P; n=25; 13 erkek, 12 kadın) olarak gruplara ayrılmıştır. DOS ile tükürük örneklerinde IL-10, TNF-?, NF-?B, SIK-1, SIK-2 ve SIK-3 düzeyleri ELISA ile analiz edilmiştir. Bulgular: Periodontitis grubunda sağlıklı kontrollere göre DOS (total miktar) ve tükürükte SIK-1 seviyeleri artmış, SIK-2 ve SIK-3 düzeyleri ise azalmış olarak saptanmıştır (p < 0.05). TNF-? ve NF-?B ile SIK-1 DOS total miktar seviyeleri arasında pozitif korelasyon izlenirken, SIK-2 ve SIK-3 DOS total miktar seviyeleri ile ise negatif korelasyon tespit edilmiştir. Sonuç: SIK-1, SIK-2, SIK-3 periodontal hastalığın patogenezinde rol oynayabilir. SIK proteinleri periodontal hastalık patogenezinde TNF- ? ve NF-?B ile bağlantılı olabilir. Anahtar Kelimeler: İnflamasyon, Periodontitis, SIK-1, SIK-2, SIK-3Objective: SIK1, SIK2, and SIK3 are kinases belonging to the adenosine monophosphate–activated protein kinase family and play crucial roles in the regulation of inflammatory responses and autoimmune diseases. The aim of this study is to investigate the potential role of the SIK family proteins in the pathogenesis of periodontal disease by comparing their levels in gingival crevicular fluid (GCF) and saliva under periodontal health and disease conditions. Materials and Methods: A total of 75 systemically healthy, non-smoking individuals were included in the study and classified into three groups: periodontally healthy (Group H; n = 25 [13 males and 12 females]), gingivitis (Group G; n = 25 [13 males and 12 females]), and periodontitis (Group P; n = 25 [13 males and 12 females]). Levels of IL- 10, TNF-?, NF-?B, SIK1, SIK2, and SIK3 in GCF and saliva samples were analyzed using ELISA. Results: In the periodontitis group, compared to healthy controls, SIK1 levels in both GCF (total amount) and saliva were increased, whereas SIK2 and SIK3 levels were decreased (p < 0.05). A positive correlation was observed between TNF-? and NF-?B levels and the total amount of SIK1 in GCF, whereas a negative correlation was detected with the total amounts of SIK2 and SIK3 in GCF. Conclusion: SIK1, SIK2, and SIK3 may play a role in the pathogenesis of periodontal disease. SIK proteins may be associated with TNF-? and NF-?B in the pathogenesis of periodontal disease. Keywords: Inflammation, Periodontitis, SIK-1, SIK-2, SIK-

    Examining the digital literacy self-efficacy levels of science teacher candidates

    No full text
    Bu çalışmada, fen bilgisi öğretmen adaylarının dijital okuryazarlık öz-yeterlilik düzeyleri incelenmiştir. Ayrıca fen bilgisi öğretmen adaylarının; cinsiyet, sınıf seviyesi, bilgisayara erişim olanağı, mezun olduğu lise, anne eğitim durumu, baba eğitim durumu ve üniversiteden önce yaşadığı yerleşim yeri ile dijital okur-yazarlık öz-yeterlilik becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olup olmadığı incelenmiştir. Öğretmen adaylarının dijital okur-yazarlık öz yeterlilik düzeyleri araştırılırken kişisel bilgiler anketi ile Ocak ve Karakuşun 2018 yılında hazırladığı Öğretmen Adaylarının Dijital Okur-yazarlık Öz-yeterlilik Ölçeği (ÖADOÖÖ) kullanılmıştır. Ölçeğin Cronbach-Alpha iç tutarlılık değeri 0.93 olarak hesaplanmıştır. Çalışmada genel tarama modeli uygulanmıştır. Ölçek 2023-2024 eğitim öğretim yılında İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi fen bilgisi öğretmenliği programında öğrenim gören 169 öğretmen adayına uygulanmıştır. Veriler, SPSS 26.0 paket programında analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda elde edilen verilere göre, fen bilgisi öğretmen adaylarının dijital okur-yazarlık öz-yeterlilik seviyelerinin düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Veri analizleri sonucunda cinsiyet, sınıf seviyesi, anne-baba eğitim durumları, mezun olunan lise faktörlerinde anlamlı bir farklılık bulunamazken daha önce şehirde yaşayanlar ve bilgisayara erişim olmayanların daha yetkin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler; fen bilgisi öğretmen adayları, dijital okuryazarlık, dijital okuryazarlık öz-yeterlilikleriIn this study, the digital literacy self-efficacy levels of science teacher candidates were examined. In addition, science teacher candidates; It was examined whether there was a statistically significant difference between gender, grade level, access to a computer, high school graduated, mother's education level, father's education level and the place of residence before university and digital literacy self-efficacy skills. While investigating the digital literacy self-efficacy levels of teacher candidates, a personal information survey and the Teacher Candidates' Digital Literacy Self-Efficacy Scale (DALSES) prepared by Ocak and Karakuş in 2018 were used. The Cronbach-Alpha internal consistency value of the scale was calculated as 0.93. A general screening model was applied in the research. The scale was applied to 169 teacher candidates studying in the science teaching department of İnönü University Faculty of Education in the 2023-2024 academic year. The data were analyzed in the SPSS 26.0 package program. According to the data obtained as a result of the research, it was concluded that the digital literacy self-efficacy levels of science teacher candidates were low. As a result of the data analysis, while no significant difference was found in the factors of gender, grade level, parents' educational status, and high school graduated, it was concluded that those who lived in the city before and those who did not have access to a computer were more competent. Keywords; science teacher candidates, digital literacy, digital literacy self-efficac

    A comparison of the ethical philosophies of John Locke and David Hume

    No full text
    Bu çalışmanın amacı felsefe tarihinde ahlak probleminin gelişimi ve bu bağlam da insanı felsefelerinin temel merkezlerine yerleştirmelerinden dolayı aydınlanma filozofları olarak anılan, 17. ve 18.yy filozofları olan, felsefe tarihinin önemli düşünürleri arasında yer alan John Locke ve David Hume'un ahlak felsefelerinin karşılaştırmalı bir incelemesini ortaya koymaktır. Ahlak felsefesi kişilerin davranışlarını yönlendiren ilkelerin ve değerlerin kökenini, geçerliliğini ve evrenselliğini sorgulayan felsefi bir disiplindir. Bu disiplin bireyin ve toplumun davranışlarını sorgularken aynı zamanda bunlar için temellendirmeler yapmaya da çalışır. İlk Çağdan günümüze kadar devam eden bu sorgulama insanın doğasıyla, iradesiyle, özgürlüğüyle ve toplumla olan ilişkisiyle bağlantı içerisindedir. Ahlak probleminin temelinde iyi ve kötü davranışın ölçütü nelerdir ? Ahlaki eylemin kaynağı nedir ? gibi temel sorular bulunur. Locke ve Hume ahlak anlayışlarını epistemolojileriyle ilişkilendirerek, bilgilerimizin ve ahlaki yargılarımızın deneyimden geldiğini temellendirmeye çalışırlar. İki filozofta ahlakın kaynağını deneyime dayandırırken, ahlak değerlendirmelerinde Tanrı'ya ve akla yer vermesinden dolayı Locke Hume'dan ayrılır. Çalışmamız karşılaştırma amacına uygun olarak giriş, üç ana bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde; John Locke'un ahlak anlayışının kökeni temellendirilerek incelenmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde aynı şekilde Hume'un ahlak anlayışı ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise her iki filozofun ahlak anlayışları karşılaştırılmış ve eleştirel bir perspektiften değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: John Locke, Davıd Hume, Ahlak, Akıl, DuyguThe purpose of this study is to present a comparative examination of the moral philosophies of John Locke and David Hume, two 17th- and 18th-century philosophers known as Enlightenment philosophers for their emphasis on the development of the moral problem in the history of philosophy. These philosophers are considered important thinkers in the history of philosophy. Moral philosophy is a philosophical discipline that questions the origin, validity, and universality of the principles and values that guide individual behaviour. This discipline questions the behaviour of individuals and societies while simultaneously seeking to provide foundations for these principles. This inquiry, which has continued from antiquity to the present day, is connected to human nature, will, freedom, and their relationship with society. At the heart of the moral problem lie fundamental questions such as: What are the criteria for good and bad behaviour? What is the source of moral action? Locke and Hume, by linking their understanding of morality to their epistemology, attempt to establish that our knowledge and moral judgments derive from experience. While both philosophers base the source of morality on experience, Locke differs from Hume in his inclusion of God and reason in moral assessments Our study, in line with its comparative purpose, consists of an introduction, three main sections, and a conclusion. The first section of the thesis attempts to examine the origins of John Locke's moral understanding, based on its foundation. The second section similarly examines Hume's moral understanding. The third section compares the moral understandings of both philosophers and attempts to evaluate them from a critical perspective. Keywords: John Locke, David Hume, Morality, Reason, Emotio

    The relationship between God and man in Haris al-Muhâsibî

    No full text
    İnsan ile Tanrı arasındaki ilişki, tarih boyunca düşünce dünyasının en temel meselelerinden biri olmuştur. Bu çalışmada, İslâm düşüncesinin önemli isimlerinden Haris el-Muhâsibî'nin (ö. 243/857) Tanrı–insan ilişkisine dair görüşleri, akıl, kalp ve nefis kavramları çerçevesinde felsefî ve tasavvufî bir bakış açısıyla incelenmektedir. Muhâsibî'nin Kur'ân merkezli yaklaşımı, psikolojik derinliği ve ahlâkî sorumluluğa verdiği önem, onun düşüncesini yalnızca dönemine özgü değil, aynı zamanda evrensel düzeyde dikkate değer kılmaktadır.Tez üç ana bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde, Muhâsibî'nin yaşadığı dönemin tarihî, kültürel ve entelektüel arka planı ele alınmış; dönemin kelâmî ve tasavvufî problemleri bağlamında onun düşünsel yönelimi değerlendirilmiştir.İkinci bölümde, akıl, kalp ve nefis kavramları merkeze alınarak Muhâsibî'nin insan anlayışı ayrıntılı biçimde incelenmiş; bu kavramların Tanrı–insan ilişkisine nasıl temel oluşturduğu tartışılmıştır.Üçüncü bölümde ise bu üçlü yapının metafizik bütünlüğü, özellikle marifetullah ve ahlâkî sorumluluk bağlamında ele alınmış; Batı düşüncesiyle karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır.Bu çalışma, Muhâsibî'nin insanı çok katmanlı bir varlık olarak ele almasının, onun Tanrı ile kurduğu ilişkiye nasıl yön verdiğini ortaya koymaktadır. Aklın muhasebesi, kalbin arınması ve nefsin terbiyesi gibi unsurlar yalnızca bireysel bir arınmanın değil, aynı zamanda ilahî hakikate yönelen bir bilme ve olma sürecinin temel taşlarıdır.The relationship between human beings and God has been one of the most fundamental issues throughout the history of thought. This study examines the views of Haris al-Muhâsibî (d. 243/857)—one of the prominent figures of Islamic intellectual history—on the relationship between God and humanity through the concepts of reason, heart, and soul, from both philosophical and mystical perspectives. His Qur'an-centered approach, psychological depth, and emphasis on moral responsibility make his thought significant not only for his own period but also for universal philosophical inquiry.The thesis consists of three main chapters: The first chapter discusses the historical, cultural, and intellectual context of Muhâsibî's era, focusing on his orientation within theological and mystical debates.The second chapter analyzes in detail the concepts of reason, heart, and soul, and how these notions form the foundation of the God–human relationship.The third chapter evaluates the metaphysical unity of this triadic structure, with special emphasis on marifetullah (knowledge of God) and moral responsibility, and offers comparative insights with Western philosophy.This study demonstrates how Muhâsibî's conception of the human being as a multi-layered entity shaped his understanding of the relationship with God. Core elements such as the reckoning of the intellect, the purification of the heart, and the discipline of the self constitute not only a path of individual refinement but also a process of knowing and becoming directed toward divine truth

    Development of science course critical thinking skill test and examination of secondary school students' critical thinking skills

    No full text
    Bu çalışma ile fen bilimleri öğretmenlerinin eleştirel düşünmenin doğasına yönelik görüşlerini tespit etmek, ortaokul öğrencilerine yönelik Fen Bilimleri Eleştirel Düşünme Beceri Testini (FEDB-Testi) geliştirmek ve öğrencilerin fen bilimleri eleştirel düşünme becerilerinin demografik özelliklerine (cinsiyet, sınıf seviyesi, karne notu, kardeş sayısı, anne eğitim seviyesi, baba eğitim seviyesi) göre nasıl değiştiğini incelemek amaçlanmıştır. Bu çalışmada, yöntem olarak karma desenler arasında yer alan keşfedici sıralı desen kullanılmıştır. Araştırmanın nitel kısmı, 10 fen bilimleri öğretmeni ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılarak gerçekleştirilmiştir. Öğretmenlerin görüşleri; "Eleştirel Düşünme Becerisinin Tanımı", "Eleştirel Düşünme Becerisine Sahip Öğrenci Özellikleri", "Eleştirel Düşünme Becerisinin Ölçülmesi", "Fen Bilimleri Dersi ile Eleştirel Düşünme Becerisi İlişkisi" ve "Fen Bilimleri Dersinde Eleştirel Düşünme Becerisinin Ölçülmesi" temaları altında içerik ve betimsel analiz ile incelenmiştir. Çalışmanın nicel kısmı FEDB-Testinin geliştirilmesi ve tarama çalışması olarak gerçekleştirilmiştir. FEDB-Testinin geliştirilmesinde pilot uygulamada 96 ortaokul öğrencisinden, tarama çalışması uygulamasında ise 300 ortaokul öğrencisinden veri toplanmıştır. FEDB-Testinin geliştirilmesi ve tarama çalışması için veriler Malatya ilinde rastgele belirlenen okullarda elde edilmiştir. FEDB-Testi geliştirilmesinde madde analizleri, faktör analizi ve güvenirlik analizleri yapıldıktan sonra, test 17 maddeden oluşturulmuş olup, çoktan seçmeli ve açık uçlu sorular içermektedir. FEDB-Testi için güvenirlik katsayısı 0.893 olarak hesaplanmıştır. FEDB-Testi eleştirel düşünme boyutları, PISA fen okuryazarlığı genel içerik alanı ve fen bilimleri dersi öğretim programına göre hazırlanmıştır. Ortaokul öğrencileri için FEDB-Testi kullanılarak yapılan tarama çalışması sonucunda, 7. sınıf öğrencilerinin 8. sınıf öğrencilerinden FEDB-Testi ortalamalarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan öğrencilerin FEDB-Testi sonuçları cinsiyet, anne eğitim seviyesi ve baba eğitim seviyesi açısından anlamlı olarak farklılaşmadığı sonucu ortaya çıkmıştır. Çalışmada elde edilen diğer bir bulgu ise, karne dönem notu ile öğrencilerin FEDB puanları arasında düşük düzeyde ve pozitif yönde anlamlı ilişkinin olduğudur. Diğer taraftan, kardeş sayısı ile FEDB puanları arasında çok düşük düzeyde ve negatif yönde anlamlı ilişki ortaya çıkmıştır.The aim of this study is to determine the views of science teachers on the nature of critical thinking, to develop the Science Critical Thinking Skill Test (SCTS-Test) for secondary school students, and to examine how students' science critical thinking skills vary according to demographic characteristics (gender, grade level, report card grade, number of siblings, mother's education level, father's education level). In this study, exploratory sequential design, which is among the mixed designs, was used as a method. The qualitative part of the research was carried out by conducting semi-structured interviews with 10 science teachers. Teachers' opinions were examined with content and descriptive analysis under the themes of "Definition of Critical Thinking Skills", "Characteristics of Students with Critical Thinking Skills", "Measurement of Critical Thinking Skills", "The Relationship between Science Course and Critical Thinking Skills" and "Measurement of Critical Thinking Skills in Science Lessons". In the quantitative part of the study, the development of the SCTS-Test was carried out as a survey study. In the development of the SCTS-Test, data were collected from 96 secondary school students in the pilot application and from 300 secondary school students in the survey study. The data for the development and survey of the SCTS-Test were obtained in randomly selected schools in Malatya. In the development of the SCTS-Test, after item analysis, option analysis, factor and reliability analysis, the test was composed of 17 items, and the test included multiple-choice and open-ended questions. The reliability coefficient for the SCTS-Test was calculated as 0.893. The dimensions and questions of the SCTS-Test were prepared according to the critical thinking, the PISA science literacy general content area and the Science course curriculum. As a result of the survey study conducted using the SCTS-Test for middle school students, it was revealed that the SCTS averages of the 7th grade students were significantly higher than the 8th grade students. On the other hand, it was concluded that the SCTS of the students did not differ significantly in terms of gender, mother's education level, and father's education level. Another finding obtained in the study is that there is a low, positive significant relationship between the report card semester grade and the SCTS. On the other hand, a very low, negative significant relationship between the number of siblings and SCTS is another result of the study

    SOSYAL MEDYA VE SİYASAL AYRIŞMA: 14-28 MAYIS 2023 CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ SÜRECİNDE PROF. DR. ÜMİT ÖZDAĞ’IN TWİTTER MESAJLARININ İNCELENMESİ

    No full text
    Twitter, günümüzde siyasetçilerin kamuoyuyla doğrudan iletişim kurduğu önemli bir platforma dönüşmüştür. Bu dönüşüm, siyasi süreçlerin işleyişini de önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu çalışma, 14-28 Mayıs 2023 tarihleri arasında Türkiye’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde, Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın Twitter üzerinden yaptığı paylaşımların siyasal ayrışma üzerindeki etkilerini incelemeyi; sosyal medyanın siyasi iletişimdeki artan etkisini ortaya koymak ve bu etkilerin siyaset alanındaki dönüşüme nasıl katkı sağladığını amaçlamaktadır. Ayrıca bu çalışmanın amacı, sosyal medyada paylaşılan mesajların insanlar tarafından nasıl algılandığını ve bu algının bireylerin siyasal katılımına nasıl etki ettiğini incelemektir. Bu kapsamda araştırma, sosyal medyanın özellikle siyasal iletişimdeki rolünü ve ayrışmayı nasıl etkilediğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Niteliksel yöntemle yürütülen bu çalışmada, Prof. Dr. Özdağ’ın seçim dönemindeki Twitter paylaşımları içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. İnceleme sürecinde, mesajların toplumsal etkileri ve kamuoyunda nasıl karşılık bulduğu da değerlendirilmiştir. Çalışma, Özdağ’ın mesajlarında kullanılan dil ve üslubun yanı sıra, bu mesajların siyasal ayrışma çerçevesinde ele alınmış ve sosyal medya kullanıcılarının verdiği tepkiler de değerlendirilmiştir. Özetle, bu çalışma, sosyal medyanın özellikle Twitter platformunun siyasal iletişimdeki önemini ve bu mecrada paylaşılan mesajların toplum üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır. Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın seçim sürecindeki paylaşımları üzerinden yapılan analiz, sosyal medyanın sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda siyasal ayrışmayı besleyen ve yönlendiren güçlü bir etken haline geldiğini göstermektedir. Twitter üzerinden yürütülen siyasi söylemlerin, bireylerin düşünce biçimlerini, tutumlarını ve siyasal katılım düzeylerini etkileyebildiği görülmektedir. Bu durum, sosyal medyanın demokratik süreçler üzerindeki etkisinin daha yakından takip edilmesini ve bu alanda yapılacak araştırmaların artırılmasını gerekli kılmaktadır. Bu çalışma, sosyal medya-siyaset ilişkisine dair derinleştirici bir bakış sunarken, aynı zamanda gelecekteki benzer araştırmalar için de yol gösterici niteliktedir

    Survival and prognostic factors affecting survival in early stage lung cancer undergoing lung resection

    No full text
    Tıp Fakültesi, Göğüs Cerrahisi Ana Bilim DalıGiriş ve Amaç: Dünyada ve ülkemizde en öldürücü kanser olan akciğer kanserinin enetkin tedavisi geride tümörün bırakılmadığı komplet eksizyondur. Tanı anında hastaların yalnızca %25'i cerrahi tedaviye uygun olsa da özellikle ileri evrede küratif operabilite oranı ve sağkalım daha düşük olduğundan hastalığın erken evrede teşhisi daha da önem kazanmaktadır. Çalışmamızda erken evre hastalarda tedavi yönetimini daha optimal hala getirmek amacıyla preoperatif, intraoperatif ve postoperatif değişikliklerin hastalık prognozu üzerine olan etkisini ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve yöntemler: Bu çalışmada; İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs CerrahisiAnabilim Dalında 2012-2021 yılları arasında komplet eksizyon ile opere edilen histopatolojikolarak erken evre(Evre 1A-B) akciğer kanseri tanısı alan olguların verileri retrospektif incelenerek değişik faktörlere bağlı sağkalım analizleri yapıldı. Bulgular: Hastaların ortalama sağkalım süresi 110,39 ay ve genel sağkalımı ,3 olarak saptandı. Preoperatif nefes darlığı varlığı (p=0,003), erkek cinsiyet (p=0,044), hastaların 65 yaş üstü olması (p=0,002), cerrahi prosedür olarak torakotomi tercihi (p=0,043), fissürün komplet olması (p=0,016), intraoperatif komplikasyon varlığı (p<0,001) histopatolojik tanısı skuamöz hücreli karsinom(SHK) olması (p=0,021), lenfovasküler invazyon varlığı (p=0,019), Evre 1B(T2A) olması(p=0,031), postoperatif dönemde kemoterapi alması (p=0,008), postoperatif dönem takiplerinde kemik metastazı izlenmesi (p<0,001) sağkalım üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Bu faktörlerle yapılan regresyon analizinde; nefes darlığı varlığı, yaş, torakotomi tercihi, intraoperatif komplikasyon, SHK tanısı, lenfovasküler invazyon varlığı sağkalım üzerinde bağımsız birer negatif prognostik faktör olarak saptandı. Sonuçlar: Erken evre akciğer kanserinde en etkin tedavi lenf nodu diseksiyonu ile beraber yapılmış komplet anatomik rezeksiyonlardır. İleri yaş, artan komorbiditeler ve düşük hasta performansı gibi nedenlerden dolayı sublober rezeksiyonlar opsiyonel olarak düşünülse de yaygın tercih lobektomi prosedürüdür. Giderek yaygınlaşan minimal invaziv cerrahi yöntemlerle torakotomiye göre çalışmamızda hastaların sağkalımında istatiksel olarak anlamlı farklılıklar izlendi. Anahtar kelimeler; akciğer kanseri, evre 1A-1B, erken evre, rezeksiyon, sağkalım.Introduction: The most effective treatment for lung cancer, which is the most lethal cancer in the world and in our country, is complete excision without leaving the tumor behind It is crucial to diagnose the disease at an early stage, as only 25% of patients are suitable for surgical treatment at diagnosis. This becomes even more critical because the curative operability rate and survival rate are lower in the advanced stage. Our goal is to uncover the impact of preoperative, intraoperative, and postoperative changes on disease prognosis to improve treatment management for early-stage patients. Material and methods: In this study, we analyzed the data of patients with early- stage lung cancer who underwent complete excision at the Department of Thoracic Surgery of İnönü University Faculty of Medicine between 2012-2021. The histopathological diagnosis of each patient was taken into consideration, and survival analyses were conducted based on various factors. The results of this study provide valuable insights into the prognosis of early-stage lung cancer patients who undergo surgery. Results: The mean survival time of the patients was 110.39 months and the overall survival was 84.3%. Presence of preoperative dyspnea (p=0.003), male gender (p=0.044), patients over 65 years of age (p=0.002), preference for thoracotomy as a surgical procedure (p=0.043), complete fissure (p=0.016), intraoperative presence of complications (p<0.001), pathology of squamous ca (p=0.021), presence of lymphovascular invasion (p=0.019), Stage 1B (T2A) (p=0.031), receiving chemotherapy in the postoperative period (p=0.008), postoperative period In the follow-ups, bone metastasis (p<0.001) was found to be significant on survival. In the regression analysis made with these factors; Presence of dyspnea, age, thoracotomy preference, intraoperative complication, pathology, squamous ca, presence of lymphovascular invasion were found as independent negative prognostic factors on survival. Conclusion: For early-stage lung cancer, the most effective treatment involves complete anatomical resections combined with lymph node dissection. While sublobar resections may be considered for patients with advanced age, increased comorbidities, and poor performance, the preferred option is usually the lobectomy procedure. The use of minimally invasive surgical methods has resulted in statistically significant differences in patient survival compared to thoracotomy. Keywords: Lung cancer, stage 1A-1B, early stage, resection, surviva

    Reflection of Turkish folk music in Turkish community living in Germany

    No full text
    Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Müziği Ana Bilim DalıTürk Halk Müziği, Türkiye'de köklü bir geçmişe sahip olan ve Türk kültürünün önemli bir parçası olan geleneksel bir müzik türüdür. Almanya'da yaşayan Türk toplumu, Türk kültürünü ve değerlerini sürdürme konusunda önemli bir rol oynamaktadır. Türk Halk Müziği de bu toplumun yaşamında ve kültürel mirasında önemli bir yer tutar. Almanya'da yaşayan Türk toplumu, Türkiye'den göç eden insanların ve nesillerinin oluşturduğu geniş bir topluluktur. Bu toplum hem Türk kültürünü sürdürme hem de Türk asıllı Almanya'da doğmuş ve büyümüş bireyler arasında bir bağ kurma amacı taşır. Türk Halk Müziği, bu bağlamda Almanya'da yaşayan Türk toplumu için önemli bir kimlik unsuru olarak görülebilir. Almanya'da yaşayan Türk toplumu, kültürel etkinlikler, festivaller, konserler ve etkinlikler aracılığıyla Türk Halk Müziği'ni yaşatmaya ve yaymaya çalışmaktadır. Bu müzik türü, Türk toplumunu bir araya getirerek ortak bir kültürel mirasa sahip çıkma ve bu mirası gelecek nesillere aktarma amacını güçlendirir. Türk Halk Müziği, Almanya'da yaşayan Türk toplumunun duygularını ifade etme, birlik ve beraberlik duygularını pekiştirme, geleneklerini sürdürme ve kültürel kimliklerini koruma konularında önemli bir araç olabilir. Bu müzik türü, Türk toplumunu bir arada tutan bir bağ olarak işlev görerek hem Türk kültürünü yaşatma hem de Türk asıllı bireyler arasında bir birlik ve dayanışma hissi oluşturma yolunda önemli bir rol oynar. Almanya'da yaşayan Türk toplumunun Türk Halk Müziği'ne olan ilgisi ve katkısı büyük önem taşır. Bu müzik türü, Türk kültürünün yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması açısından kritik bir rol oynar ve Türk toplumunu bir arada tutan önemli bir unsurdur. Bu bilgiler ışığında bu çalışmada Türk Halk Müziğinin Almanya'da Yaşayan Türk Toplumunda Yansıması konusu işlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Türk Halk Müziği, Almanya, GöçTurkish Folk Music is a traditional music genre that has a long history in Turkey and is an important part of Turkish culture. The Turkish community living in Germany plays an important role in maintaining Turkish culture and values. Turkish Folk Music has an important place in the life and cultural heritage of this community. The Turkish community living in Germany is a large community of people who immigrated from Turkey and their descendants. This community aims both to maintain Turkish culture and to establish a bond between individuals of Turkish origin who were born and raised in Germany. In this context, Turkish Folk Music can be seen as an important element of identity for the Turkish community living in Germany. The Turkish community living in Germany tries to keep Turkish Folk Music alive and spread it through cultural events, festivals, concerts and activities. This genre of music brings the Turkish community together and strengthens the purpose of protecting a common cultural heritage and transferring this heritage to future generations. Turkish Folk Music can be an important tool for the Turkish community living in Germany to express their feelings, reinforce their feelings of unity and solidarity, maintain their traditions and preserve their cultural identity. By functioning as a bond that holds the Turkish community together, this genre of music plays an important role in both keeping Turkish culture alive and creating a sense of unity and solidarity among individuals of Turkish origin. The interest and contribution of the Turkish community living in Germany to Turkish Folk Music is of great importance. This genre of music plays a critical role in keeping Turkish culture alive and passing it on to future generations and is an important element that keeps the Turkish community together. In the light of this information, this study will focus on the reflection of Turkish Folk Music in the Turkish Community Living in Germany. Key Words: Turkish Folk Music, Germany, Immigratio

    Examining the change in the opinions of classroom teachers who take graduate level Values Education course

    No full text
    Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Temel Eğitim Ana Bilim Dalı, Sınıf Eğitimi Bilim DalıDeğerler, sağlıklı bir toplumun inşasında ve toplumun huzur içinde yaşamasında geçmişten günümüze büyük öneme sahip olmuştur. Değerler eğitimi değerlerin tanınmasını, toplumların kültürlerini, inançlarını ve yaşam biçimlerini öğrenmelerini sağlar. Değerler eğitimi, değerlerin korunmasında ve gelecek nesillere doğru bir şekilde aktarılmasında önemli bir role sahiptir. Değerlerin eğitiminde çocukları ebeveynlerinden sonra en çok etkileyen sınıf öğretmenleridir. Öğretmenlerin değerler eğitimini öğrencilerine etkili bir şekilde verebilmelerinde gerekli eğitimleri almış olmaları önemlidir. Bu araştırmanın amacı lisansüstü eğitimlerinde değerler eğitimi dersi alan sınıf öğretmenlerinin görüşlerindeki değişimi ortaya koymaktır. Lisansüstü Düzeyde Değerler Araştırmanın katılımcılarını Türkiye'de bir devlet üniversitesinde yüksek lisans eğitimlerinde değerler eğitimi dersi almış 10 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden durum deseni kullanılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Ulaşılan başlıca sonuçlar arasında; öğretmenlerin değerler eğitimine yönelik bakış açılarının olumlu yönde etkilendiği, değerler eğitimini tüm derslere entegre etme becerisi kazandıkları, sınıf içi ve sınıf dışı etkinliklerin çeşitlendiği; mesleki gelişimlerine, iletişim becerilerine katkı sağladığı görülmüştür. Ayrıca araştırmaya katılan öğretmenler değerler eğitiminin tüm eğitim kademelerinde olması gerektiği yönünde görüş bildirmişlerdir.Values have been of great importance from the past to the present in building a healthy society and living in peace. Values education provides recognition of values and learning about the cultures, beliefs and lifestyles of societies. Values education has an important role in protecting values and transferring them to future generations in the right way. Primary school teacher have the most influence on children in values education after their parents. It is important that teachers have received the necessary training to provide values education to their students effectively. The aim of this study is to reveal the change in the views of primary school teachers who took the values education course in their postgraduate education. The study group of the research consists of 10 primary school teacher who took a values education course in their graduate education at a state university in Turkey. Case design in qualitative research methods was used in the study. The data were collected with a semi-structured interview form prepared by the researcher. The data obtained from the research were analyzed by content analysis method. Among the main results obtained; teachers' perspectives on values education were positively affected, they gained the ability to integrate values education into all courses, in-class and out-of-class activities were diversified, and it contributed to their professional development and communication skills. In addition, the teachers participating in the study stated that values education should be included in all levels of education

    3,216

    full texts

    6,232

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Czasopisma Uniwersytetu Przyrodniczy w Lublinie
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇