Mudanya University Institutional Academic Archive System
Not a member yet
51 research outputs found
Sort by
Determining nursing students' knowledge and attitudes on organ donation and transplantation
Giriş: Organ nakli alanında büyük gelişmeler yaşanmasına rağmen uzun yıllardır tüm dünyada organ bağışı sayıları istenen düzeye getirilememiştir. Geleceğin sağlık profesyonelleri olan hemşirelik öğrencilerinin bu konudaki bilgi ve tutumları, organ bağışı konusunda hasta ve yakınlarının farkındalığının artırılması açısından önemlidir. Amaç: Bu çalışmanın amacı, hemşirelik öğrencilerinin organ bağışı ve transplantasyon konusundaki bilgi ve tutumlarını belirlemektir. Gereç-Yöntem: Bu araştırma 257 hemşirelik öğrencisi üzerinde tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Veriler araştırmacılar tarafında hazırlanan “Organ Bağışına Yönelik Davranış ve Tutum Belirleme Formu” ve “Organ-Doku Bağışı ve Transplantasyon Bilgi Ölçeği” kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, ortalama, yüzde, standart sapma ve Tukey testi kullanılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin %84,4’ü organ bağışında bulunmak istediğini belirmektedir. Öğrencilerin çoğunluğu toplumun organ bağışı konusunda yeterince bilgilendirilmediğini düşündüğünü, %60,3’ü ülkemizde organ bağışı yapacak kişilerin haklarının yasalarla katı şekilde korunduğuna inanmadığını, yalnızca %24,0’ü okul eğitimi sırasında bilgi edindiğini belirtmiştir. Öğrencilerin %84,8’i karşı cinsten bir kişiye organını bağışlamak istemediğini belirtmiştir. “Organ-Doku Nakli ve Transplantasyon Bilgi Ölçeği” puan ortalaması 12,9±2,4, “Donör özellikleri” alt boyutu puan ortalaması 3,5±0,9, “Organ bağışı ile ilgili legal, etik ve medikal süreç” alt boyutu puan ortalaması 9,4±1,9’dir. Organ bağışında bulunmak isteyen öğrencilerin ve organ bağışında bulunmayı isteyenlerin ölçek toplam puanı anlamlı olarak daha yüksektir (p<0,05). Sonuç: Çalışmada öğrencilerin bilgi seviyesi organ bağışında bulunmak isteme durumunu etkilemektedir. Hemşirelik öğrencilerinin bu konudaki bilgi düzeyi artırılarak organ bağışı desteklenmelidir.Introduction: Although there have been great developments in organ transplantation, the number of organ donations has yet to reach the desired level worldwide for many years. The knowledge and attitudes of nursing students, who are future health professionals, are important in increasing the awareness of patients and their relatives about organ donation. Objective: This study aimed to determine the knowledge and attitudes of nursing students about organ donation and transplantation. Materials and Method: This descriptive study was conducted on 257 nursing students. The data were collected using the "Behaviour and Attitude Determination Form for Organ Donation" and "Organ-Tissue Donation and Transplantation Knowledge Scale" prepared by the researchers. Frequency, mean, percentage, standard deviation, and Tukey test were used to evaluate the data. Results: 84.4% of the students wanted to donate organs. The majority of the students stated that they thought that society was not sufficiently informed about organ donation, 60.3% did not believe that the rights of organ donors were strictly protected by law in our country, and only 24% stated that they had received information during school education. 84.8% of the students indicated they did not want to donate their organs to someone of the opposite sex. The mean score of the "Organ-Tissue Transplantation and Transplantation Knowledge Scale" was 12.9±2.4, the mean score of the "Donor characteristics" sub-dimension was 3.5±0.9, and the mean score of "Legal, ethical and medical process related to organ donation" sub-dimension was 9.4±1.9. The total scale score of the students who wanted to donate organs and those who wanted to donate organs were significantly higher (p<0.05). Conclusion: In the study, the student's knowledge level affected their willingness to donate organs. Organ donation should be supported by increasing the level of knowledge of nursing students on this subject
Yoğun bakım hemşirelerinin yaşam sonu bakıma yönelik algıladıkları engellerin ve destekleyici davranışların belirlenmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı yoğun bakım hemşirelerinin yaşam sonu bakım sunarken algıladıkları en önemli engellerin ve destekleyici davranışların belirlenmesidir.
Gereç ve Yöntem: Araştırma kesitsel tanımlayıcı türde olup, evrenini Ankara Şehir Hastanesi’nde yoğun bakım ünitesinde çalışan 278 hemşire oluşturmuştur.
Bulgular: Yoğun bakım ünitesi hemşirelerinin yaşam sonu bakım sunmaya yönelik algıladıkları en önemli ilk üç engel: “Hastanın kötü prognozunun aile bireylerince kabullenilmemesi”, “Hastanın ölüm anında aile üyelerinin onunla olmaması” ve “Aile bireylerince yaşam kurtarıcı tedbirler ile etkilerinin anlamının bilinmemesi” iken; algıladıkları en önemli ilk üç destekleyici davranış: “Hastanın ölümünden sonra aile üyeleriyle hekimlerin görüşmesi”, “Aile üyeleri tarafından imzalatılacak olan tüm evrakların sağlık çalışanı tarafınca üniteden ayrılmadan hazırlanması” ve “Hastanın ölümünden etkilenen hemşirenin bir süreliğine ayrılması durumunda diğer hastalar için hemşirelerin sorumluluklarını yerine getirmesi” olarak belirlenmiştir.
Sonuç: Yoğun bakım ünitesi hemşireleri tarafından yaşam sonu bakım sunmaya yönelik algılanan en önemli engeller hastaların aileleri ile ilgili olup, algılanan en önemli destekleyici davranışlar ise sağlık çalışanları ile ilgilidir. Ailelere hastalarının kötü prognozunu kabul etmelerini kolaylaştırıcı (psikolojik destek vb.) olanakların sunulması ve hekimlerin yaptıkları bilgilendirmeyi sağlayan koşulların anlaşılmasına ve devamlılığının sağlanmasına yönelik araştırmaların yapılması önerilmektedir
Çocuk edebiyatı eserlerinde yer alan arketiplerin incelenmesi
Arketip sözcüğünü psikoloji literatürüne kazandıran isim Carl Gustav Jung olmuştur. Zaman içerisinde, Jung’un, evrendeki varlıkların miktarı kadar, söylemiyle ifade ettiği arketipler üzerine birçok farklı tanım ve kategori oluşturulmuştur. Çocuk edebiyatı, arketipler için geniş bir çalışma alanı sunmaktadır. Çocuk edebiyatında yer alan edebi eserlerde basit bir dil kullanılmasına karşın yorumlamayla açığa çıkarılacak derin anlamlar bulunmaktadır. Bu araştırmada birçok farklı disiplinin üzerinde çalışmalar yürüttüğü ve son derece önemli görülen arketip kavramına yönelik yayınlanmış olan çalışmalar aracılığıyla çocuk edebiyatında arketip kavramını incelemek amaçlanmıştır. Çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden olan, doküman inceleme yöntemi kullanılmıştır. Veri toplama işlemi DergiPark veri tabanı üzerinden gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamına 17 makale dahil edilmiştir. Elde edilen veriler doküman analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Arketip kavramını temel alarak çocuk edebiyatı eserlerini inceleyen çalışmaların; edebi eser türlerine, yayın yıllarına, incelemiş oldukları arketiplere, kolektif bilinçdışı kavramına yer verme durumlarına bakılmıştır. Yayınlanan makalelerin edebi türlerinin yalnızca masal ve öykü olduğu görülmüştür. İncelenen 17 makalede yer alan eserlerin 9’unun masal, 8’inin ise öykü olduğu tespit edilmiştir. Konu hakkında en yakın tarihli makalelerin 2022 yılında yayınlandığı ve bunların sayısının 3 olduğu görülmüştür. Bu alanda en fazla makale ise 5 makaleyle, 2021 yılında yayınlanmıştır. 2017, 2016, 2015, 2012, 2011 ve 2010 yıllarında konu hakkında makale yayınlanmamıştır. İncelenen makalelerde toplam 12 farklı çeşit arketipe ulaşılmıştır ve en sık ele alınan arketipin gölge arketipi olduğu tespit edilmiştir. Gölge arketipini sırasıyla, anne, yaşlı bilge, animus, kahraman, anima, persona, yeniden doğuş, baba, self, hilebaz ve asi arketipi takip etmiştir. İncelenen 17 makaleden 15’inde arketiplerin incelenmesinde önemli bir kavram olarak görülen kolektif bilinçdışı kavramı incelenmiş, 2’sinde ise kolektif bilinçdışı kavramı incelenmemiştir. Gelecekte çocuk edebiyatı alanında yapılacak olan çalışmalarda arketip kavramının masal ve öykü türünden farklı edebi türlerde de ele alınarak incelenmesinin literatürde tespit edilen bir eksikliğin giderilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Gelecekte, çocuk edebiyatı alanında yerli ve yabancı daha fazla edebi eserin incelenmesiyle de literatürdeki çeşitliliğin artırılmasına katkı sunulabilir.It was Carl Gustav Jung who introduced the word archetype to psychology literature. Over time, many different definitions and categories have been created on archetypes, which Jung expressed as the amount number of beings in the universe. Children's literature offers a wide field of study for archetypes. Although simple language is used in literary works in children's literature, there are deep meanings to be revealed through interpretation. This study, it is aimed to examine the concept of archetype in children's literature through the studies published on the concept of archetype, which is considered extremely important and on which many different disciplines carry out studies. The document analysis method, which is one of the qualitative research methods, was used in the study. Data collection was carried out through the DergiPark database. 17 articles were included in the study. The data obtained were analyzed by the document analysis method. The types of literary works, years of publication, the archetypes they examined, and the inclusion of the concept of collective unconscious in the studies examining children's literature works based on the concept of archetype were examined. It was seen that the literary genres of the published articles were only fairy tales and stories. It was determined that 9 of the works in the 17 articles analyzed were fairy tales and 8 were stories. It was observed that the most recent articles on the subject were published in 2022 and the number of these articles was 3. The most articles in this field were published in 2021 with 5 articles. No articles were published on the subject in 2017, 2016, 2015, 2012, 2011 and 2010. A total of 12 different types of archetypes were reached in the analyzed articles and it was determined that the most frequently discussed archetype was the shadow archetype. The shadow archetype was followed by the archetypes of mother, old sage, animus, hero, anima, persona, rebirth, father, self, trickster and rebel. In 15 of the 17 articles analyzed, the concept of the collective unconscious, which is seen as an important concept in the analysis of archetypes, was examined, while in 2 articles the concept of the collective unconscious was not examined. In future studies to be conducted in the field of children's literature, it is thought that examining the concept of archetype in literary genres other than fairy tales and stories will contribute to the elimination of a deficiency identified in the literature. In the future, more domestic and foreign literary works in the field of children's literature can contribute to increasing the diversity in the literature
Wpływ filmu edukacyjnego na przygotowanie jelit do badania u pacjentów przed kolonoskopią: randomizowane, kontrolowane badanie z pojedynczą ślepą próbą
Background. The objective of this research was to assess the efficacy of bowel preparation (BP) and colonoscopy compliance of video training given to patients prior to colonoscopy. Material and methods. In this single-blind randomized controlled study, patients in the control group received traditional written instructions with the same content as oral instructions. A total of 139 patients were included in the study, 70 of whom were allocated to the video education group, and 69 to the traditional education group. After the procedure, both groups’ BP quality and satisfaction with education were measured. Sociodemographic Characteristics Form, Boston Bowel Preparation Scale, Colonoscopy Preparation Compliance Form, and Education Satisfaction Form were used in the study. Results. The BP quality scores of the patients in the video group were found to be higher than the traditional method (p<0.05). In addition, it was found that the educational satisfaction scores, general BP compliance score, solid diet compliance scores, and liquid diet compliance scores were higher in the video group than in the traditional method patients (p<0.05). Conclusions. Video-based colonoscopy preparation training is an effective alternative to traditional methods.Wprowadzenie. Celem niniejszego badania była ocena skuteczności filmu edukacyjnego na temat przygotowania jelit do badania, zaprezentowanego pacjentom przed kolonoskopią. Materiał i metody. W tym randomizowanym, kontrolowanym badaniu z pojedynczą ślepą próbą, pacjenci w grupie kontrolnej otrzymywali tradycyjne pisemne instrukcje o takiej samej treści jak instrukcje ustne. Do badania włączono łącznie 139 pacjentów, spośród których 70 przydzielono do grupy objętej edukacją z wykorzystaniem filmu, a 69 do grupy z edukacją tradycyjną. Po zabiegu w obu grupach mierzono jakość przygotowania jelit i zadowolenie z edukacji. W badaniu wykorzystano Formularz Charakterystyki Socjodemograficznej, Skalę Boston, Formularz Przestrzegania Zaleceń Przygotowania do Kolonoskopii oraz Formularz Satysfakcji z Edukacji. Wyniki. Stwierdzono, że wyniki dotyczące jakości przygotowania jelit u pacjentów w grupie objętej edukacją z wykorzystaniem filmu były wyższe niż w przypadku metody tradycyjnej (p<0,05). Ponadto stwierdzono, że wyniki satysfakcji z edukacji, ogólny wynik przestrzegania zaleceń przygotowania jelit, wyniki przestrzegania diety stałej i wyniki przestrzegania diety płynnej były wyższe w grupie z wykorzystaniem filmu niż u pacjentów stosujących metodę tradycyjną (p<0,05).
Wnioski. Szkolenie w zakresie przygotowania do kolonoskopii oparte na filmie stanowi skuteczną
alternatywę dla tradycyjnych metod
Value education in elementary ages
Kitap bölümüValue education is the teaching and learning of values as empathy, respect, responsibility, etc. in schools. It aims to feed moral development and ethical advances to array students and equip them with the skills to navigate complex social situation. As an important part of education, value education is interested in developing moral values and ethics of the students. It also helps these students develop understanding and evaluating of the importance of these values like respect, honesty, empathy, and the like. They understand how to manage and live satisfactory quality lives
Çocuğun hastane ortamına hazırlanması
Çocukluk dönemi, bireyin gelişiminde kritik bir aşamadır. Ancak, bazı durumlarda bu süreç, hastalıklar, patolojiler, ağrılı ve invaziv prosedürler, travmalar veya uzun süreli hastanede yatışlar gibi olumsuz olaylarla kesintiye uğrayabilir (Gordiona-Iáñez ve diğerleri, 2020). Özellikle erken çocukluk döneminde hastalık, hastane ziyareti ve hastaneye yatış çocuklar için korkutucu bir deneyimdir (Burns-Nader & Hernandez-Reif, 2016; Delvecchio ve diğerleri, 2019; Gültekin & Baran, 2005; Kaminski, Pellino & Wish, 2002; Jeyamurugan & Basak, 2020). Bu deneyim, çocuğun yaşı, bilişsel ve duygusal özellikleri, mizacı, önceki hastane deneyimleri, hastalığın algılanma şekli, bilinmezlik, ayrılıklara tepkiler, hastalığın etkileri gibi bir dizi faktörden etkilenebilir. Çocukların ebeveynlerinden, günlük rutinlerinden ve güvenli ev ortamından uzaklaşması, yaşam tarzlarında değişikliklerin ortaya çıkması, tanıdık olmayan görüntü, ses ve kişilerin varlığı, ağrı ve işlem korkusu, normal yaşamdan uzaklaşma hastanede yatan çocuklarda stres ve kaygıyı tetikleyebilir (Kaminski, Pellino & Wish 2002; Burns-Nader & Hernandez-Reif, 2016) ve hastaneye yatma ve tedavi görmeye bağlı olarak fiziksel ve duygusal zorluklar yaşayabilirler. Çocukların hastaneye yatışı sırasında ve sonrasında gösterdikleri tepkiler arasında endişe, regresyon, bağlanma sorunları, aşırı hareketlilik, yalnız kalmak isteği gibi davranışlar bulunmaktadır (Li ve diğerleri, 2016). Bu davranış problemlerinin azaltılması için çocukların ve ailelerinin hastaneye, tedaviye ve girişimlere hazırlanması önemlidir. Bu hazırlık sürecinde güven oluşturmak, çeşitli yöntem ve teknikler kullanarak bilgi vermek, duygularını ifade etmeye teşvik etmek ve başa çıkma becerilerini geliştirmek amaçlanır
Mesleklerarası eğiticiler INACSL çözümleme uygulaması standartlarını karşılamaya ne kadar yakın? nitel çalışma
Aim: This study aims to determine whether the debriefings performed by different health professions for nearly a decade meet the INACSL standards of best debriefing practices.
Methods: In order for learning to occur in simulation, there must be a adequate debriefing session. An adequate debriefing should be based on the criteria described in the standards of best practices published by the International Nursing Association for Clinical Simulation and Learning (INACSL). A high quality, adequate, and effective debriefing must be carried out in accordance with each standard.
Results: Most of the debriefers are female. Over half had two years or less experience with simulation, and a quarter had training in simulation or debriefing. The results are presented in five contexts (Competent Debriefer, Environment, Effective Debriefing, Theoretical Framework, and Objectives and Outcomes.), which conform to the four standards covered by the INACSL standards of best practices.
Conclusions: Except for the feedback, the debriefings do not meet the INACSL standards of best practices. However, the debriefers are aware of the importance of debriefing and are willing to improve their skills. Most of the debriefers have learned debriefing from observation or the literature. With this study, it was ensured that debriefers gained awareness in terms of INACSL standards. At the same time, this study will also provide awareness about the standards for the literature.Amaç: Bu çalışma, yaklaşık on yıldır farklı sağlık meslekleri tarafından gerçekleştirilen çözümlemenin INACSL çözümleme standartlarını karşılayıp karşılamadığını belirlemeyi amaçlamaktadır. Simülasyonda öğrenmenin gerçekleşebilmesi için yeterli bir çözümleme oturumu yapılmalıdır. Yeterli bir çözümleme, Uluslararası Klinik Simülasyon ve Öğrenme Hemşirelik Derneği (INACSL) tarafından yayınlanan en iyi uygulama standartlarında açıklanan kriterlere dayanmalıdır. Her bir standarda uygun olarak yüksek kaliteli, yeterli ve etkili bir çözümleme yapılmalıdır. Simülasyonda öğrenmenin gerçekleşebilmesi için yeterli bir çözümleme oturumu yapılmalıdır. Yeterli bir çözümleme, Uluslararası Klinik Simülasyon ve Öğrenme Hemşirelik Derneği (INACSL) tarafından yayınlanan en iyi uygulama standartlarında açıklanan kriterlere dayanmalıdır. Her bir standarda uygun olarak yüksek kaliteli, yeterli ve etkili bir çözümleme yapılmalıdır.
Yöntem: Tanımlayıcı nitelikteki bu nitel tasarım araştırmasının örneklemini on iki çözümleme yapan eğitici oluşturmaktadır. Yöntem: Betimsel niteliksel tasarımlı bu araştırmanın örneklemi on iki eğiticiden oluşmaktadır.. Çözümleyiciler, Eczacılık Fakültesi (n = 3), Hemşirelik Fakültesi (n = 1), Sağlık Bilimleri Fakültesi (n = 8) Beslenme ve Diyetetik Bölümü (n = 3), Çocuk Gelişimi Bölümü (n = 2), Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü (n = 1), Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümlerinde (n = 2) eğitim veren öğretim elemanlarıdır. Veriler yüz yüze görüşmeler yoluyla toplanmış ve betimsel analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir.
Bulgular: Çözümleme yapan eğiticilerin çoğu kadındır. Yarısından fazlası simülasyon konusunda iki yıl veya daha az deneyime sahiptir ve dörtte biri simülasyon veya çözümleme konusunda eğitim almıştır. Sonuçlar, INACSL en iyi uygulamalar standartlarının kapsadığı dört standarda uygun beş bağlamda (Yetkin Bilgilendirici, Ortam, Etkili Bilgilendirme, Teorik Çerçeve ve Hedefler ve Sonuçlar) sunulmuştur.
Sonuç: Geri bildirim haricinde, çözümlemeler INACSL en iyi uygulamalar standartlarını karşılamamaktadır. Bununla birlikte, eğiticiler çözümlemenin öneminin farkındadır ve becerilerini geliştirmeye isteklidir. Eğiticilerin çoğu çözümlemeyi gözlemleyerek ya da literatürden öğrenmiştir. Bu çalışma ile eğiticilerin INACSL standartları açısından farkındalık kazanmaları sağlanmıştır. Aynı zamanda bu çalışma literatüre yönelik standartlar konusunda da farkındalık sağlayacaktır