Acta Medica Ruha
Not a member yet
    137 research outputs found

    Türkiye'de Koroner Arter Hastalıklarında Bölgeler Arası Farklılıkların Potansiyel Nedenleri: Editöre Mektup

    No full text
    Abstracts are not requested for ‘Letter to the Editor’ articles in accordance with the journal writing rules.Dergi yazım kuralları gereği ''Editöre Mektup'' makalelerde özet istenmemektedir

    Sağlık Çalışanlarının Kalite Çalışmalarına Yönelik Tutumlarının Belirlenmesi: Araştırma Makalesi

    No full text
    Introduction: Quality in health is defined as the delivery of the right service, at the right time, to the right people at the right time. Quality in health service delivery is a tool to provide effective and safe care, and quality in health is a necessity since an error in service delivery affects human life. Objective: The study was conducted to determine the attitudes of healthcare professionals towards quality studies. Method: It is a descriptive study. It was conducted between December 2023 and April 2024 with healthcare professionals working in a university hospital. The sample of the study included 269 healthcare professionals. Data were collected using the Information Form and Attitude Toward Quality Studies Scale: Healthcare Workers Version form. Descriptive methods, independent sample t test and one-way ANOVA test analysis were applied to analyze the data. Results: The mean and standard deviations of the scores obtained by the healthcare professionals from the scale sub-dimensions and total were 3.37±0.83 for institutional approach, 3.37±0.87 for managerial approach, 3.60±0.95 for employee approach and 3.40±0.79 for total. It was found that the mean scores differed significantly according to the status of receiving quality training (institutional approach t=2.473, p<0.05; managerial approach t=2.202, p<0.05; employee approach t=2.005, p<0.05 and total t=2.608, p<0.05) and there was a low level positive significant relationship between the years of employment and employee approach scores (rS=0.121, p<0.05). Conclusion: It was determined that the attitudes of healthcare workers towards quality studies were at a high level, and that receiving quality-related training and increasing experience positively affected attitudes towards quality studies. It is recommended to conduct quality trainings in institutions, share qualityGiriş: Sağlıkta kalite doğru hizmetin, doğru zamanda, doğru kişilere, tek seferde sunulması olarak tanımlanmaktadır. Sağlık hizmet sunumunda kalite, etkili ve güvenli bakımı sunabilmek için bir araçtır ve hizmet sunumunda yapılan bir hata insan hayatını etkilediğinden dolayı sağlıkta kalite bir zorunluluktur. Amaç: Araştırma sağlık çalışanlarının kalite çalışmalarına yönelik tutumlarının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Üniversite hastanesinde görev alan sağlık çalışanları ile Aralık 2023- Nisan 2024 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın örnekleminde 269 sağlık çalışanı bulunmaktadır. Veriler Bilgi Formu ile Kalite Çalışmalarına Yönelik Tutum Ölçeği: Sağlık Çalışanları Sürümü formu kullanılarak toplanmıştır. Verileri analizi için tanımlayıcı yöntemler, tek yönlü ANOVA testi ve bağımsız örneklem t testi analizi uygulanmıştır. Bulgular: Sağlık çalışanlarının ölçek alt boyutlarından ve toplamından aldıkları puanların ortalama ve standart sapmaları sırasıyla kurumsal yaklaşım 3.37±0.83, yönetici yaklaşımı 3.37±0.87, çalışan yaklaşımı 3.60±0.95 ve toplam 3.40±0.79 olarak saptanmıştır. Puan ortalamalarının kalite eğitimi alma duruma göre anlamlı olarak farklılaştığı (kurumsal yaklaşım t=2.473, p<0.05; yönetici yaklaşımı t=2.202, p<0.05; çalışan yaklaşımı t=2.005, p<0.05 ve toplam t=2.608, p<0.05) ve çalışma yılı ile çalışan yaklaşımı puanları arasında düşük düzeyde pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (rS=0.121, p<0.05). Sonuç: Sağlık çalışanlarının kalite çalışmalarına yönelik tutum düzeylerinin yüksek olduğu ve kalite ile ilgili eğitim alma durumunun ve deneyimin artmasının kalite çalışmalarına yönelik tutumları olumlu etkilediği belirlenmiştir. Kurumlarda kalite eğitimlerinin yapılması, kalite çalışmalarının çalışanlarla paylaşılması ve farkındalık oluşturulması önerilmektedir

    Vajinal Pesser Kullanan Hastalarda Vajen Kültür Sonuçlarının Değerlendirilmesi: Araştırma Makalesi

    No full text
    Abstract Introduction: Although surgery is the main treatment in cases with uterine prolapse, the use of vaginal pessary is an important alternative in cases where surgery cannot be performed due to comorbid diseases and patient avoidance of surgery.  With the use of pessaries, the pelvic organs are held in place and a significant improvement in the patient's quality of life is achieved. Objective: Obviosly Usage of vaginal pessaries cause to vaginal infection. The aim of this study to determine solutions of the problems that patients may encounter and better evaluate this situation in the light of vaginal culture results taken from patients. Method: 22 patients who applied to Gynecology and Obstetrics outpatient clinics and used vaginal pessaries due to pelvic organ prolapse for various reasons were included in the study. Previous vaginal culture results due to infection were evaluated retrospectively in the patients who are using pessaries. The cases were examined in terms of age, gravida, parity, height, weight, BMI, existing complaint, comorbidity, reason for not being able to undergo surgery, shape and degree of pelvic organ prolapse, whether it was accompanied by incontinence, and pathological findings using ultrasonography. Results: During sterile speculum examination of the patients with vaginal discharge due to pessary use intense leukorrhea was detected in just 1 patient (4%) and 9 patient (40.9%) had minimal leukorrhea. Although the patient had a complaint, no evidence of infection was detected in 12 of the patients (54.5%) during the examination. The vaginal culture results shows that 7 of 22 patients (31%) were reported as "no growth". Normal flora elements grew in 12 of them (54%). Pathogenic microorganisms were observed in only 3 (13.6%) patients.The causative microorganism Echechia coli was observed in 2 of the patients with growth in vaginal culture, and Enterococcus faecealis was observed in 1.   Conclusion: As a result of this study, it is seen that local antibiotics used prophylactically and local estrogen given to prevent tissue damage provide adequate treatment in patients using vaginal pessaries, but it is more valuable to show the presence of infection by vaginal examination rather than culture to improve the quality of life of patients Özet Giriş: Uterin prolapsus görülen olgularda esas tedavi cerrahi olmasına rağmen, komorbid hastalıklar, hastanın cerrahiden kaçınması gibi nedenlerle cerrahi yapılamayan olgularda vajinal pesser kullanımı önemli bir alternatiftir.  Pesser kullanımı ile pelvik organlar yerinde tutulmakta ve hastanın yaşam kalitesinde önemli ölçüde bir düzelme sağlanmaktadır. Amaç: Vajinal pesser kullanan hastaların vajinal enfeksiyona maruz kalacağı aşikardır. Bu durumu daha iyi değerlendirmek ve hastaların karşılaşacağı sorunların çözümüne ışık tutmak adına hastalardan alınan vajinal kültür sonuçlarının değerlendirilmesini amaçlanmıştır.   Yöntem: Araştırmaya Kadın hastalıkları ve Doğum polikliniklerine başvuran çeşitli pelvik organ prolapsusu nedenleri ile vajinal pesser kulanan 22 hasta dahil edildi. Olguların yaş, gravida, parite, boy, kilo, bmı, mevcut şikayet, ek hastalık, cerrahi yapılamama nedeni, Pelvik organ prolapsus şekli ve derecesi, inkontinansın eşlik edip etmediği ve ultrasonografi ile patolojik bulgular açısından incelemesi yapıldı. Bulgular: Pesser kullanımı nedeni ile vajinal akıntısı olan hastaların steril spekulum muayenesinde sadece 1’inde(%4) yoğun lökore tespit edilirken; 9’unda (%40,9) minimal lökore mevcuttu. Hasta şikayeti olmasına rağmen muayene sırasında hastaların 12’sinde(%54,5) enfeksiyon lehine bulgu saptanmadı. Alınan vajinal kültür sonuçlarında 22 hastanın 7’sinin (%31) kültür sonucu “üreme yok” şeklinde raporlanırken 12’sinde (%54) normal flora elemanları ürediği raporlandı. Sadece 3 (%13,6) hastada ise patojen mikroorganizma gözlendi. Vajinal kültürde üreme olan hastaların 2’sinde etken mikroorganizma Echechia coli, 1’inde ise Enterococcus faecealis gözlendi. Sonuç: Bu çalışmanın sonucunda vajinal pesser kullanan hastalarda profilaktik olarak kullanılan lokal antibiyotik ve doku hasarını önlemek için verilen lokal östrojenin yeterli tedaviyi sağladığı, ancak hastaların hayat kalitesinin artırılması için kültürden ziyade vajinal muayene ile enfeksiyon varlığının gösterilmesinin daha kıymetli olduğu görülmektedir

    Cinnamomum Zeylanicum - Tarçın: Derleme Makale

    No full text
    Cinnamon is a common spice used by different cultures around the world for centuries. It is obtained from the inner bark of trees belonging to the genus Cinnamomum. It is a tropical evergreen plant. Although there are more than 250 species belonging to the Cinnamomum genus, two main species that are produced and commercially important stand out; Cinnamomum zeylanicum and Cinnamon cassia (also known as Cinnamomum aromaticum/cassia). An important difference between Cinnamon cassia and Cinnamomum zeylanicum is their coumarin (1,2-benzopyrone) content. Cinnamon has been used as a spice and traditional herbal medicine for centuries. Available in vitro and animal in vivo evidence suggest that cinnamon has anti-inflammatory, antimicrobial, antioxidant, antitumor, cardiovascular, cholesterol-lowering, antidiabetic, and immunomodulatory effects. Plants have been an obligatory source of medicine and medicine for the treatment of different ailments in humans from early history to the present day. Many phytochemicals found in plants act as antioxidants and are used as health preservatives. Cinnamomum zeylanicum, a widely used spice and folk remedy, is an effective treatment for various diseases due to its antioxidant and protective effects.Tarçın, yüzyıllardır dünya çapında farklı kültürler tarafından kullanılan yaygın bir baharattır. Cinnamomum cinsine ait ağaçların iç kabuklarından elde edilir. Tropikal yaprak dökmeyen bir bitkidir. Cinnamomum genusuna ait 250’den fazla tür olmasına rağmen günümüzde üretimi yapılan ve ticari olarak önem taşıyan başlıca iki türü öne çıkmaktadır; Cinnamomum zeylanicum ve Cinnamon cassia (Cinnamomum aromaticum/Çin tarçını olarak da bilinir). Cinnamon cassia ve Cinnamomum zeylanicum arasındaki önemli bir fark, kumarin (1,2-benzopiron) içeriğidir. Tarçın, yüzyıllardır baharat ve geleneksel bitkisel ilaç olarak kullanılmıştır. Mevcut in vitro ve hayvan in vivo kanıtlar, tarçının antiinflamatuar, antimikrobiyal, antioksidan, antitümör, kardiyovasküler, kolesterol düşürücü, antidiyabetik ve immünomodülatör etkilere sahip olduğunu göstermektedir. Bitkiler, erken tarihten günümüze kadar insanlarda farklı rahatsızlıkların tedavisi için zorunlu bir ilaç ve ilaç kaynağı olmuştur. Bitkilerde bulunan birçok fitokimyasal, antioksidan görevi görür ve sağlığı koruyucu maddeler olarak kullanılır. Cinnamomum zeylanicum'dan elde edilen ve yaygın olarak kullanılan bir baharat ve halk ilacı olan tarçın, antioksidan ve koruyucu etkisi nedeniyle çeşitli hastalıklar için etkili bir tedavi yöntemidir

    Headache, Stiff Neck & Loss Of Consciousness: Differential Diagnosis Between Meningitis And Covid-19: Olgu Sunumu

    No full text
    Severe acute respiratory syndrome COVID-19, caused by the coronavirus-2 (SARS-CoV-2) virus, is a pandemic infection that affects the whole world and has a very high mortality rate. This infection, which often has upper and lower respiratory tract symptoms, may also present with atypical presentations with different clinical pictures in the recent period. Diagnosis of these atypical cases takes time, and delays may occur in the patient's initiation of treatment. This was a case of COVID-19 that showed atypical presentation due to the absence of signs of infection of the respiratory system and the prominence of a stiff neck with the change of consciousness. At first glance, this case suggests central nervous system infection; He was diagnosed with COVID-19 after the nasopharyngeal swab sample taken due to high fever in the follow-up was found positive. This case report aims to draw attention to the fact that COVID-19 infection may occur in different forms and, therefore, raise awareness to save time in the diagnosis process by considering this situation.Severe acute respiratory syndrome-coronavirus-2 (SARS-CoV-2) virüsünün etken olduğu COVID-19 tüm dünyayı etkileyen ve mortalitesi oldukça yüksek seyreden pandemik bir enfeksiyondur. Sıklıkla üst ve alt solunum yollarına ait semptomların görüldüğü bu enfeksiyonun son dönemde farklı klinik tablolar ile seyreden atipik prezantasyonları da karşımıza çıkabilmektedir. Bu atipik vakalara tanı konulması zaman almakta ve hastanın tedaviye başlama sürecinde gecikmeler yaşanabilmektedir. Olgumuz; solunum sistemine ait enfeksiyon bulgularının görülmemesi ve şuur değişikliği ile ense sertliğinin ön planda bulunması sebebiyle atipik prezentasyon gösteren bir COVID-19vakasıdır. İlk bakışta santral sinir sistemi enfeksiyonu düşündüren bu vaka; takibinde ateş değerinin yüksek seyretmesi sebebiyle alınan nazofaringeal sürüntü örneğinin pozitif bulunması ile COVID-19 tanısı almıştır. Bu olgu sunumunda amaç COVID-19enfeksiyonu tablosunun farklı biçimlerde de karşımıza çıkabileceğine dikkat çekmek ve dolayısıyla bu durum göz önünde bulundurularak tanı koyma sürecinde zaman kaybı yaşanmaması için farkındalık yaratmaktır

    Diyabetik Ayak Enfeksiyonları: DÜZELTME: Araştırma Makalesi

    No full text
    Introduction: Diabetes mellitus (DM) has become an important international public health problem considering that its prevalence has increased rapidly in Turkey and all over the world in recent years. A serious and common chronic complication of DM is diabetic foot. Objective: We aimed to evaluate diabetic patients and to determine the prognosis and other effective factors associated with diabetic foot ulcers in patients. Method: In this study, 64 patients diagnosed with diabetic foot infection between 2012 and 2020 were included. Demographic, clinical and laboratory findings, bilateral lower extremity arterial and venous Doppler ultrasonography findings, underlying diseases, wound width, antibiotics used in treatment were obtained retrospectively. Results: A total of 64 patients, 21 females (33%) and 43 males (67%), were included in the study. Of these patients, 33 (52%) were using oral anti-diabetics and 19 (30%) were using insulin. 53% of the patients had a diagnosis of peripheral artery disease and (62.5%) coronary artery disease. 3 (4.7%) had chronic kidney disease and 2 (3%) were receiving haemodialysis treatment. Hypertension was present in 30 (47%) of the patients. 27 (42%) patients had a wound width ≥5cm. Right foot was more commonly affected (n=40, 62.5%). In 10 (16%) patients, the microorganisms grown in deep tissue culture were Klebsiella pneumoniae in 3 patients, Klebsiella oxytoca in 1 patient, Methicillin-resistant Staphylococcus aureus in 2 patients, Morganella morganii in 2 patients, Serratia marcescens in 2 patients. Conclusion: With proper evaluation of diabetic foot ulcers, infection-related morbidity, hospitalisation, length of hospital stay and major limb amputation rates can be reduced.Giriş: Son yıllarda tüm dünyada ve Türkiye’de görülme sıklığının hızla arttığını göz önüne alırsak Diabetes mellitus (DM); önemli bir uluslararası halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Diyabetik ayak DM'nin ciddi ve sık görülen kronik komplikasyonlarından biridir. Amaç: Bu çalışmada diyabetik hastaları değerlendirerek ; hastalarda diyabetik ayak ülserleri ile ilişkili prognoz ve diğer etkili faktörleri ortaya koymayı amaçladık. Yöntem: Çalışmamız 2012 ile 2020  yılları arasında,diyabetik ayak enfeksiyonu tanılı 64 hasta dahil edilmiştir. Hastaların demografik, klinik ve laboratuvar  bulguları,bilateral alt extremite  arteriyel ve venöz Doppler ultrasonografi bulguları,altta yatan hastalıkları, yara genişliği, tedavide kullanılan antibiyotikleri retrospektif olarak elde edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 21 kadın (%33) ve 43 erkek (%67) olmak üzere toplam 64 kişi dahil edilmiştir. Bu hastaların 33’ü (%52) oral anti diyabetik kullanırken 19’u (%30) insülin kullanmakta idi.Hastaların %53’ünde periferik arter hastalığı  ve (%62,5) koroner arter hastalığı  tanısı vardı. 3’ü (%4,7) Kronik böbrek hastalığı  olup 2’si (%3) hemodiyaliz tedavisi almaktaydı. Hastaların 30’unda (%47)  Hipertansiyon  mevcuttu.Yara genişliği ≥5cm olan 27 (%42) hasta mevcuttu. Hastalarda sağ ayak etkilenmesi (n=40, %62,5) daha fazlaydı. 10  (%16 ) hastanın  derin doku kültüründe üreyen mikroorganizmalar ise 3 hastada Klebsiella pneumoniae, 1 hastada Klebsiella  oxytoca , 2 hastada Metisiline dirençli Staphylococcus aureus, 2 hastada  Morganella morganii ,2 Serratia marcescens tespit edildi. Sonuç: Diyabetik ayak ülserlerinin uygun şekilde değerlendirilmesi ile infeksiyona bağlı morbidite, hastaneye yatış, hastanede kalış süresi ve major ekstremite ampütasyonu oranları azaltılabilmektedir

    Toxoplasma Gondii, Rubella Ve CMV Seroprevalansı: Beş Yıllık Sonuçların Değerlendirilmesi: Araştırma Makalesi

    No full text
    Introduction: Toxoplasma gondii is a protozoan parasite that infects almost all warm-blooded animals, including humans, and is considered one of the most successful eukaryotic pathogens. About 30% of the human population worldwide is chronically infected with T. gondii. Rubella virus, first isolated from cell culture in 1962, contains a single-stranded positive-sense RNA genome. Rubella virus belongs to the Togaviridae family and is the only member of the Rubivirus genus. It is the causative agent of rubella disease, or the so-called "German measles". Cytomegalovirus (CMV), the fifth member of the human herpesvirus family, is one of the largest viruses known to cause clinical disease. It is a double-stranded DNA virus belonging to the beta-herpesvirus subfamily along with human herpesviruses 6A, 6B, and 7. Aim: The complex of congenital infections caused by Toxoplasma gondii, Rubella, CMV and Herpes Simplex viruses, which cause intrauterine infections and create similar clinical pictures, is called TORCH syndrome. In our study, we aimed to determine the seroprevalence of Toxoplasma gondii, Rubella and CMV between January 2018 and June 2023 in Gaziantep Public Health Laboratory. Method: In our study, the results of patients who applied to primary health care institutions for various reasons and were asked for IgM and IgG antibody tests for Rubella, CMV and Toxoplasma between January 1, 2018 and June 13, 2023, were retrospectively analyzed from the Gaziantep Public Health Laboratory information management system. Results: The number of cases with Toxoplasma IgG antibody test was 155 615, and the number of positive cases was 66 925 (43.00%). The number of cases in which Toxoplasma IgM antibody test was performed was 226 874, and the number of positive cases was 5869 (2.58%). The number of patients who underwent Rubella IgG antibody test was 150 261 and the number of positive patients was 136 773 (91.02%). The number of patients who underwent Rubella IgM antibody test was 218 384, and the number of positive patients was 1488 (0.68%). The number of patients who underwent CMV IgG antibody test was 148 071, and the number of patients who were found positive was 147 101 (99.34%). The number of patients who underwent CMV IgM antibody test was 216 972, and the number of positive cases was 2278 (1.04%). Conclusion: Since the diseases that make up TORCH syndrome mostly cause congenital infections in fetus and newborn, epidemiological studies have been carried out in pregnant women in the world and in our country. We hope that our study will make an additional contribution to the literature on this subject, since it was conducted in the general population and the number of cases was high.Giriş: Toxoplasma gondii, insanlar da dahil olmak üzere hemen hemen tüm sıcakkanlı hayvanları enfekte eden ve en başarılı ökaryotik patojenlerden biri olarak kabul edilen bir protozoon parazittir. Dünya çapındaki insan popülasyonunun yaklaşık %30'u kronik olarak T. gondii ile enfektedir. İlk olarak 1962'de hücre kültüründen izole edilen kızamıkçık virüsü, tek sarmallı pozitif polariteli RNA genomu içerir. Kızamıkçık virüsü, Togaviridae familyasına aittir ve Rubivirüs cinsinin tek üyesidir. Kızamıkçık hastalığının veya sözde "Alman kızamığı" nın etken maddesidir. İnsan herpesvirüs ailesinin beşinci üyesi olan Sitomegalovirüs (CMV), klinik hastalığa neden olduğu bilinen en büyük virüslerden biridir. İnsan herpesvirüsleri 6A, 6B ve 7 ile birlikte beta-herpesvirüs alt ailesine ait çift sarmallı bir DNA virüsüdür. Amaç: İntrauterin enfeksiyonlara neden olan ve benzer klinik tablolar oluşturan Toxoplasma gondii, Rubella, CMV ve Herpes Simplex virüsünün neden olduğu konjenital enfeksiyonlar kompleksine TORCH sendromu adı verilmektedir. Biz çalışmamızda Gaziantep Halk Sağlığı Laboratuvarında Ocak 2018 - Haziran 2023 tarihleri arasında Toxoplasma gondii, Rubella ve CMV seroprevalansını tespit etmeyi amaçladık. Yöntem: Çalışmamızda 1 Ocak 2018 ve 13 Haziran 2023 tarihleri arasında, birinci basamak sağlık kuruluşlarına  çeşitli nedenlerle başvuran ve Rubella, CMV ve Toksoplazma için  IgM ve IgG antikor testleri istenilen hastalara ait sonuçlar, Gaziantep Halk Sağlığı Laboratuvarı bilgi yönetim sisteminden geriye dönük olarak incelenmiştir. Bulgular: Toxoplazma IgG antikor testi yapılan olgu sayısı 155 615, pozitif saptanan olgu sayısı 66 925 (%43.00) olarak saptandı. Toxoplazma IgM antikor testi yapılan olgu sayısı 226 874, pozitif saptanan olgu sayısı 5869 (%2.58) olarak saptandı. Rubella IgG antikor testi yapılan olgu sayısı 150 261, pozitif saptanan olgu sayısı 136 773 (%91.02) olarak saptandı.Rubella IgM antikor testi yapılan olgu sayısı 218 384, pozitif saptanan olgu sayısı 1488 (%0.68) olarak saptandı. CMV IgG antikor testi yapılan olgu sayısı 148 071, pozitif saptanan olgu sayısı 147 101 (%99.34) olarak saptandı.CMV IgM antikor testi yapılan olgu sayısı 216 972, pozitif saptanan olgu sayısı 2278 (%1.04) olarak saptandı. Sonuç: TORCH sendromunu oluşturan hastalıklar daha çok fetüs ve yenidoğanda konjenital enfeksiyonlar yaptıkları için dünyada ve ülkemizde genellikle gebelerde epidemiyolojik çalışmalar yapılmıştır. Bizim çalışmamızın ise genel populasyonda yapılması ve olgu sayısının yüksek olması nedeniyle bu konuda literatüre ek katkı sağlayacağını umuyoruz

    Covid-19 Enfeksiyon Öyküsü Olan ve Henüz Renal Replasman Tedavisi Almayan Kronik Böbrek Yetmezliği Hastalarında, Prediyaliz Hasta Eğitiminin Covid-19 Hastalık Seyri ve Renal Fonksiyonlar Üzerine Olan Etkisinin Araştırılması : Araştırma Makalesi

    Get PDF
    Objective: Investigation of the effect of predialysis patient education on the infection process and the course of renal functions in patients with chronic kidney failure (CKD) and Covid 19 infection. Method: The cases followed in the Department of Nephrology were retrospectively scanned, and 98 patients with a diagnosis of CRF and a history of Covid-19 disease who did not receive renal replacement therapy were included. A comparison was made between the groups who received and did not receive training in terms of smoking, alcohol, drug use, additional disease characteristics, laboratory values, favipiravir use, hospitalization history, intubation rate, morbidity, mortality rate, and need for hemodialysis in the course. Results: 34.7% of the cases were uneducated and 65.3% were educated. It was found that 38% of the uneducated cases and 62.5% of the educated cases were women. The rate of smoking was found to be higher in cases who did not receive education (p=0.008). It was found that the creatinine value of educated cases after Covid-19 decreased compared to the creatinine value before Covid-19 (p=0.004), and GFR median values increased significantly (p<0.001). It was found that educated cases had more favipiravir use (p=0.026). Conclusion: In our study, it was shown that predialysis CKD patient education did not cause loss of renal function that may develop after Covid-19, and even improved kidney functions.Amaç: Kronik böbrek yetmezliği (KBY) olup Covid 19 enfeksiyonu geçiren olgularda prediyaliz hasta eğitiminin enfeksiyon sürecine ve renal fonksiyonların seyrine olan etkisinin incelenmesi. Yöntem: Nefroloji Bilim Dalı’nda takipli olgular geriye dönük taranarak renal replasman tedavisi almayan KBY tanılı ve Covid-19 Hastalık öyküsü olan 98 hasta dahil edildi. Eğitim alan ve almayan grubun sigara, alkol, kullandığı ilaç, ek hastalık özellikleri, laboratuvar değerleri, favipiravir kullanımı, hastanede yatış öyküsü, entübasyon oranı, morbidite, mortalite oranı, seyirde hemodiyaliz ihtiyacı bakımından karşılaştırması yapıldı. Bulgular: Vakaların %34,7’si eğitim almayan, %65,3’i eğitimli olarak saptandı. Eğitim almayan vakaların %38’inin, eğitimli vakaların ise %62,5’inin kadın olduğu bulundu. Eğitim almayan vakaların sigara kullanım oranı daha yüksek (p=0,008) bulundu. Eğitimli vakaların Covid-19 sonrası kreatinin değerinin Covid-19 öncesi kreatinin değerine göre azaldığı  (p=0,004), GFR medyan değerlerinin anlamlı seviyede arttığı  (p<0,001) bulundu. Eğitimli vakaların favipiravir kullanımının daha fazla olduğu (p=0,026) bulundu. Sonuç: Çalışmamızda prediyaliz KBY hasta eğitiminin Covid-19 sonrası gelişebilecek renal fonksiyon kaybına sebep olmadığını hatta böbrek fonksiyonlarında iyileşme sağladığı gösterildi

    Sağlık Kuruluşlarında Biyomedikal Teknoloji Uygulamaları ve Biyomedikal Mühendisliği: Derleme Makale

    No full text
    Biomedical engineering is very important for medical systems that need engineering solutions for medical devices due to the rapid complex biological problems cause the demand for medical engineers to increase day by day. Medical companies specializing in the production, maintenance and sale of medical devices are researching the development of medical devices, analyzing engineering problems, understanding and solving problems and developing new engineering devices and making significant efforts to produce new products.Biyomedikal mühendisliği, teknolojinin hızla gelişmesi, hastalıkların çeşitlenmesi sebebiyle tıbbi cihazlar için mühendislik çözümlerine ihtiyaç duyan tıbbi sistemler için oldukça önemlidir. Birçok tıbbi ve teknik sorunun varlığı ve giderek karmaşıklaşan biyolojik problemler tıp mühendislerine olan talebin her geçen gün artmasına neden olmaktadır. Tıbbi cihazların üretiminde, bakımında, satışı konusunda uzmanlaşmış medikal şirketler tıbbi cihazların geliştirilmesini araştırmakta, mühendislik problemlerini analiz etmekte, sorunları anlamakta, çözmekte ve yeni mühendislik cihazları geliştirmekte ve yeni ürünler üretme konusunda önemli çalışmalar yapmaktadırlar

    Deneysel Sıçan Yanık Modelinde Epidermal Growth Faktör (EGF) Ve Plateletten Zengin Plazmanın Etkisi: Araştırma Makalesi

    No full text
    Introduction: Today, drugs are being tried with various methods for the early healing of burn wounds. However, no drug still shows the desired effect in burn healing. Objective:This experimental study investigated the effects of platelet-rich plasma (PRP) and epidermal growth factor (EGF) on burn wounds. Materials and methods: In this study,  48 Spraque-Dawley male rats aged 12 to 16 weeks weighing 350  – 450 g were used under general anesthesia. The rats in Group 1 were in the control group, and no application was made. Only EGF was applied to the burn area created on the backs of the rats in the 2nd group, EGF + PRP was applied to the burn area created on the backs of the rats in the 3rd group, and only PRP was applied to the burn area created on the backs of the rats in the 4th group. Results: In terms of epidermis regeneration, there was a statistically significant difference between days 7, 14, and 21 of Groups 1, 3, and 4. Regarding granulation, there was a statistically significant difference between days 7, 14, and 21 of Groups 1, 2, and 3. Regarding inflammation, Groups 1, 2, and 4 are investigated seventh, 14th, and 21st days. There was a statistically significant difference between his days. In terms of hair follicle regeneration, there was a statistically significant difference between days 7, 14, and 21 of Groups 2, 3, and 4. Conclusion: It was concluded that platelet-rich plasma and epidermal growth factor applied by intralesional and perilesional injection methods positively affected wound healing and accelerated wound healing in rats with third-degree burns.Giriş: Günümüzde yanık yarasının erken iyileşmesi için çeşitli yöntemlerle ilaçlar denenmektedir. Ancak yanık iyileşmesinde halen istenen etkiyi gösteren ilaç bulunmamaktadır. Amaç: Bu deneysel çalışma plateletten zengin plazma (PRP) ve epidermal büyüme faktörünün (EGF) yanık yarası üzerine olan etkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve yöntem: Bu çalışmada, genel anestezi altında 350 – 450 gr ağırlığında 12 – 16 haftalık 48 adet Spraque-Dawley erkek rat kullanıldı. PRP elde etmek için 8 adet rat kullanıldı. Kalan 40 rat randomizasyon listesine göre her grupta 10 rat olmak üzere 4 grup oluşturulduktan sonra sırtlarında 2 cm boyutunda 4 adet dişi olan tarak şeklindeki metal plaka ile tam kat yanık oluşturuldu. 1. grupta yer alan ratlar kontrol grubu olup her hangi bir uygulama yapılmadı. 2. grupta yer alan ratların sırtlarında oluşturulan yanık alanına sadece EGF uygulaması, 3. grupta yer alan ratların sırtlarında oluşturulan yanık alanına EGF + PRP, 4. grupta yer alan ratların sırtlarında oluşturulan yanık alanına ise sadece PRP uygulandı. Gruplardan elde edilen preparatlar histopatolojik olarak incelendikten sonra istatistiki verilerle yorumlanıp karşılaştırıldı. Bulgular:. Epidermis rejenerasyonu açısından Grup 1, 3 ve 4’ün 7. 14. ve 21. günleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark çıkmıştır. Granülasyon açısından Grup 1, 2 ve 3’ün 7. 14. ve 21. günleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark çıkmıştır. İnflamasyon açısından Grup 1, 2 ve 4’ün 7. 14. ve 21. Günleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark çıkmıştır. Kıl folikül rejenerasyonu açısından Grup 2, 3 ve 4’ün 7. 14. ve 21. günleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark çıkmıştır. Sonuç: Üçüncü derece yanık oluşturulan ratlarda intralezyonel ve perilezyonel enjeksiyon yöntemiyle uygulana plateletten zengin plazma ve epidermal büyüme faktörünün yara iyileşmesi üzerine olumlu etkilerinin olduğu ve yara iyileşmesini hızlandırdığı sonucuna varılmıştır

    10

    full texts

    137

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Acta Medica Ruha
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇