Ufuk Universitesi Akademik Acikerisim Sistemi
Not a member yet
    2287 research outputs found

    Primer Perkütan Koroner Girişim Yapılan Hastalarda Akut Stent Trombozunu Öngörmek İçin R2CHA2DS2-VASc Skoru ile CHA2DS2-VASc Skorlarının Karşılaştırılması

    No full text
    Aim: Acute stent thrombosis (AST) is an important complication resulting fromsudden vascular occlusion after stent implantation, especially in patients with STsegment elevation myocardial infarction (STEMI). It occurs in about 1% of thepatients after primary percutaneous coronary intervention. The CHA2DS2-VAScscore is easily applied in daily practice and the components of this score are similarto common risk factors of the AST. Chronic renal disease has a hypercoagulablestate and this condition is associated with an increased risk of AST in STEMI. Sincethe CHA2DS2-VASc score is insufficient to assess the risk of AST in patients withrenal dysfunction, we aimed to investigate the prognostic significance of the modifiedscore, R2CHA2DS2-VASc score in patients with AST.Methods:This cross-sectional study retrospectively included 56 patients withASTand 1493 patients without AST after STEMI. The CHA2DS2-VASc and R2CHA2DS2-VASc scores were compared between the two groups.Results:The median CHA2DS2-VASc and R2CHA2DS2-VASc scores weresignificantly higher in the AST group (P <0.001, P <0.001, respectively). TheR2CHA2DS2-VASc score ?2 was used as a predictor of the AST with a sensitivity of65% and specificity of 89%.Conclusions: The R2CHA2DS2-VASc score is a simple, cheap, and easilyaccessible score that can predict AST.Amaç: Akut stent trombozu (AST), özellikle ST segment yükselmesi olan miyokard infarktüsü (STYMI) hastalarında stent yerleştirildikten sonra ani damar tıkanıklığı sonucu oluşan önemli bir komplikasyondur. Primer perkütan koroner girişim sonrası hastaların yaklaşık% 1'inde ortaya çıkar. CHA2DS2-VASc skoru günlük pratikte kolayca uygulanır ve bu skorun bileşenleri AST'nin risk faktörlerine benzer. Kronik böbrek hastalığında pıhtılaşmaya meyilli bir duruma yol açabilir ve bu durum STYMI' da artmış AST riski ile ilişkilidir. CHA2DS2-VASc skoru renal disfonksiyonlu hastalarda yetersiz olduğundan AST'li hastalarda modifiye skor olan R2CHA2DS2- VASc skorunun prognostik önemini araştırmayı amaçladık. Yöntem: STYMI sonrası 56 AST' li hasta ve AST'siz 1493 hasta retrospektif olarak bu kesitsel çalışmaya dahil edildi. CHA2DS2-VASc skoru ve R2CHA2DS2-VASc skoru iki grup arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Medyan CHA2DS2-VASc skoru ve medyan R2CHA2DS2-VASc skoru AST grubunda anlamlı olarak daha yüksekti (P <0.001, P <0.001). R2CHA2DS2- VASc skoru ?2 iken %65 duyarlılık ve % 89 özgüllük ile AST' nin bir prediktörü olarak kullanılabilir. Sonuç: R2CHA2DS2-VASc skoru, AST' yi tahmin edebilen basit, ucuz ve kolay erişilebilir bir skorlamadır

    The impact of lung ultrasound on coronavirus disease 2019 pneumonia suspected patients admitted to emergency departments

    Get PDF
    Objective The aim of this study was to identify the sensitivity and specificity of lung ultrasound (LUS) and show its place in diagnosing patients with known coronavirus disease 2019 (COVID-19) pneumonia, according to chest computed tomography and the COVID-19 reporting and data system (CO-RADS). Methods Nineteen patients who admitted to a single university hospital emergency department between March 5, 2020, and April 27, 2020, describing dyspnea were included in the study and underwent LUS by a single emergency specialist. The patient population was divided into 2 groups, COVID-19 positive and negative, and the sensitivity and specificity of LUS according to chest computed tomography were calculated for COVID-19 pneumonia diagnosis. In the subgroup analysis, the patient group was divided into real-time reverse transcription-polymerase chain reaction positive (n = 7) and negative (n = 12), and sensitivity and specificity were calculated according to the CO-RADS. Results According to the CO-RADS, significant differences were detected between the LUS positive and negative groups in terms of COVID-19 pneumonia presence. Only 1 patient was evaluated as CO-RADS 2 in the LUS positive group, and 2 patients were evaluated as CO-RADS 4 in the LUS negative group (P = 0.04). The sensitivity of LUS according to the CO-RADS for COVID-19 pneumonia diagnosis was measured to be 77.78% (95% confidence interval [CI], 39.9%-97.1%), specificity was 90% (95% CI, 55.5%-99.75%), positive predictive value was 87.5% (95% CI, 51.35%-97.8%), and accuracy was 84.21% (95% CI, 60.4%-96.62%; P = 0.004). Conclusions In conclusion, LUS is easily used in the diagnosis of COVID-19 pneumonia because it has bedside application and is fast, easy to apply, reproducible, radiation free, safe for pregnant women, and cheap

    Effects of stress on individual performance

    No full text
    Stres, bireylerin yaşamlarının her aşamasında karşılaştıkları ve olumlu ya da olumsuz biçimde etkilendikleri önemli bir olgudur. Bireyin, fiziki ve sosyal çevre yoluyla maruz kaldığı olumsuz koşullar nedeniyle bedensel ve psikolojik kapasitesinin üzerinde gösterdiği çabaya 'stres' adı verilir (D. Cüceloğlu, 1991, s:321). Günümüzde iş dünyasının rekabeti, hızlı karar zorunluluğu, iletişim sorunları, zorlanmalara neden olmaktadır. Çağdaş yaşam bir çok kolaylık sağlamakla birlikte bir çok zorluğu da içinde barındırmaktadır. Yüksek düzeyde baskı, yaşam biçimi ve gerçeği olmuştur. Stres günlük yaşantımızın önemli bir parçası haline gelmiştir. Strese uygun karşılık verme, çok özel fiziksel, zihinsel, duygusal dengeyi zorunlu kılar. Örgütler, stresle baş etmek için büyük çaplı mücadele vermektedir. Çalışanlar tarafından deneyimlenen organizasyonel ve bireysel stres, ciddi derecede zarara yol açmaktadır. Günümüzde çalışanların ihtiyaçlarının karşılanması ve beklentilerinin tatmin edilmesiyle motive olduklarının bilincinde olan şirketler daha iyi bir performans sergilemektedirler. Performans, bir işi yapan bireyin, neyi başarabildiğinin miktar ve kalite açısından ifadesidir. Örgütlerin başarısı, çalışanların başarısına bağlıdır. Çalışanların performansının yüksek olması, örgütün performansını da yükselteceğinden, örgütlerin performansı ile çalışanların performansı arasında pozitif korelasyon olduğunu söylemek mümkündür. Bu çalışmada sağlık çalışanlarının performanslarını nelerin etkilediğini, stres altında olduklarında neler hissettiklerini ve nasıl davranış sergilediklerini belirlemek amaçlanmıştır.Stress is an important phenomenon that individuals encounter at every stage of their lives and are affected positively or negatively. "Stress" is the effort that an individual makes over her physical and psychological capacity due to the negative conditions she is exposed to through the physical and social environment (D. Cüceloğlu, 1991, s:321). Nowadays the competition of the business world, the obligation to make quick decisions, communication problems cause difficulties. Contemporary life provides a lot of convenience, but also contains many difficulties. There has been a high level of pressure, lifestyle and reality. Stress has become an essential part of our daily life. Appropriate response to stress requires a very special physical, mental, emotional balance. Organizations struggle massively to cope with stress. Organizational and individual stress experienced by employees causes serious damage. Today, companies that are aware that they are motivated by meeting their employees' needs and satisfying their expectations perform better. erformance is the expression of what an individual doing a job can achieve in terms of quantity and quality. The success of organizations depends on the success of the employees. Therefore the high performance of the employees will increase the performance of the organization, it is possible to say that there is a positive correlation between the performance of the organizations and the performance of the employees. In this study, it was aimed to determine what affects healthcare professionals' performance, what they feel when they are under stress and how they behave exposure to stress

    Study on the effect of double career spouses case on academicians

    No full text
    Kariyer insanların yaşam boyunca eş, aile, beşeri, sosyal ve ekonomik ilişkilerine yön veren uzun bir süreçtir. Kariyer sürecinin insanların karşılaştıkları pek çok durumdan edilmekte olup bunlardan biri "Çift Kariyerli Eşler" olgusudur. Çift kariyerli eş olgusu ise evli çiftlerin, aynı ya da farklı işlerde kendi kariyerleri için çalışıyor olması ve bu süreçte de aile sorumluluklarını taşımasıdır. Bu durumun en önemli sonucu aile yapısı üzerinde çeşitli etkilerinin olmasıdır. Çift kariyerli eşlerde ekonomik refah, güçlü ilişki ağları, güvence altına alınmış bir gelecek, yüksek standartlarda bir yaşam, statü kazanma, prestij gibi avantajlar sağlanabildiği gibi ebeveyn görev ve sorumluluklarında ise rol belirsizliği, karmaşa, ihmal, zaman yetersizliği, aile-iş dengesi sorunları gibi zorluklar da yaşanabilmektedir. Bu çalışmada üniversitelerde görev yapan çift kariyerli eş durumundaki akademisyenlerin yaşadıkları durumun ortaya konulabilme amacıyla bir araştırma yapılmıştır. Araştırma 71 kadın ve 55 erkek çift kariyerli akademisyen katılımı ile Şubat-Mayıs 2021 döneminde gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre evli olmak, çocuk sahibi olmak ya da çocuk sayısının fazla olması ÇKE' lerde bir olumsuzluk yaratmamaktadır. Çift kariyerli eş olgusunun özellikle kadın akademisyenlerin önemli bir kısmında toplumsal cinsiyet rollerinden ve kadının iş, aile, çocuk bakımı gibi yükümlülüklerinden kaynaklı bir sorun olduğu tespit edilmiştir. Ev işleri, çocuk bakımı gibi geleneksel rollerle birlikte bilimsel araştırma yapma, bilimsel etkinliklere katılma, ders anlatma gibi akademik ve mesleki sorumlulukları yürüten kadın akademisyenler, iş aile yaşam çatışmasını yoğun olarak yaşamaktadırlar (Ergöl, Koç, Eroğlu ve Taşkın, 2012, s. 45). Diğer yandan kadın akademisyenlere göre çift kariyerli eş olmanın fazla rol yüklenmesinden kaynaklı dezavantajlarının erkek akademisyenler için geçerli olmadığı görülmektedir.Career is a long process that guides people's spouse, family, human, social and economic relations throughout their lives. The career process is taken from many situations that people face, one of which is the phenomenon of "Double Career Spouses". The double career spouse phenomenon is that married couples work for their own careers in the same or different jobs and bear family responsibilities in this process. The most important result of this situation is that it has various effects on family structure. In couples with a double career, advantages such as economic prosperity, strong relationship networks, a secure future, a life of high standards, gaining status and prestige can be provided, as well as role ambiguity, confusion, neglect, lack of time, family-work balance problems in parental duties and responsibilities. difficulties may also be experienced. In this study, a research was carried out in order to reveal the situation experienced by the academicians with double careers working in universities. The research was conducted between February-May 2021 with the participation of 71 female and 55 male dual career academics. According to the findings obtained as a result of the research, being married, having children or having a high number of children does not create any negative effects in MLA. It has been determined that the case of a double career spouse is a problem for a significant portion of female academicians, stemming from gender roles and women's obligations such as work, family and childcare. Female academicians, who carry out academic and professional responsibilities such as conducting scientific research, participating in scientific activities and lecturing in addition to traditional roles such as housework and childcare, experience intensive work-family life conflict (Ergöl, Koç, Eroğlu, & Taşkın, 2012, p.45). . On the other hand, according to female academicians, it is seen that the disadvantages of being a double career spouse due to overburdening are not valid for male academic

    Ebeveyn duygu düzenleme güçlüğü ve problem çözme becerisi ile okul öncesi dönem çocukların olumsuz duygu ile baş etme becerisi arasındaki ilişki /

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, ebeveynlerin duygu düzenleme güçlüğünün ve problem çözme becerisinin, okul öncesi dönemdeki çocukların olumsuz duygusu ile baş etme becerisi arasındaki ilişkisini incelenmesidir. Bu amaçla, özel ve devlete bağlı okul öncesi kurumlara devam eden 259 çocuğun anne (N = 203) ve babası (N = 56) araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada kullanılan ölçüm araçları; sosyo-demografik bilgi formu, ebeveynin duygu düzenleme güçlüğünü ve problem çözme becerisini ölçmek amacıyla Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği ve Problem Çözme Ölçeği ve ayrıca çocuklarının olumsuz duygusuna yönelik ebeveynin tepkilerini ölçen Çocukların Olumsuz Duyguları ile Baş Etme Ölçeği'nden oluşmaktadır. Çevrimiçi olarak anne ve babalardan toplanan veri bağımsız gruplar t-testi, kısmi korelasyon ve çoklu hiyerarşik regresyon analizleri ile test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda annelerin duygu düzenlemede ve problem çözmede yaşadığı güçlüğün babalardan daha fazla olduğu görülmektedir. Diğer taraftan destekleyici ebeveyn tepkilerinin anne ve babaya göre farklılaştığı ve babaların daha fazla destekleyici ebeveyn tutumu sergilediği sonucuna ulaşılmıştır. Çocuğun cinsiyeti açısından destekleyici ve destekleyici olmayan ebeveyn tepkileri ile ilgili anlamlı bir fark bulunmamıştır. Çoklu hiyerarşik regresyon analizi sonucunda destekleyici ebeveyn tepkilerini ebeveynin cinsiyeti, duygu düzenleme güçlüğü alt boyutu olan kabul etmeme ve problem çözme becerisi alt boyutu olan problem çözme yeteneğine güven negatif yönde yordamıştır. Ayrıca, ebeveynin cinsiyeti, duygu düzenleme güçlüğü kabul etmeme ve dürtü alt boyutları ile problem çözme ölçeği tüm alt boyut puanları destekleyici olmayan ebeveyn tutumunu yordayan değişkenler olduğu görülmüştür. Bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.The aim of this study is to examine the relationship between parents' emotion regulation difficuties and problem-solving skills, and their ability to cope with negative emotions of preschool children. For this purpose, mothers (N = 203) and fathers (N = 56) of 259 preschool children constitute the sample of the study. Measurement tools were the sociodemographic information form, Difficulties in Emotion Regulation Scale (DERS) to measure parent's emotion regulation difficulties and the Problem Solving Inventory (PSI) to measure the parent's problem-solving skills, as well as the Coping with Children's Negative Emotions Scale which measures the parent's reactions to their children's negative emotions. Data was collected online from mothers and fathers and were tested with independent groups t-test, partial correlation and multiple hierarchical regression analyses. As a result of the analyses, it was found that mothers have significantly more emotion regulation difficulties and problem-solving problems than fathers. Furthermore, fathers were found to show more supportive parenting reactions than mothers. There was no significant difference in supportive and unsupportive parenting reactions scores in terms of the child's gender. As a result of multiple hierarchical regression analysis, supportive parenting reactions were negatively predicted by parent's gender, non-acceptance of emotional responses subscale of DERS, and confidence in problem solving ability subscale of PSI. The results also indicated that unsupportive parenting reactions score was predicted by parent's gender, non-acceptance of emotional responses and impulse control difficulties subscales of DERS and all subscales of PSI. The findings were discussed in the light of the literature

    Transdiagnostik faktör olarak belirsizliğe tahammülsüzlük

    Get PDF
    Günümüzde hızla değişen dünya ve hayat şartlarının etkisi ile birlikte belirsizlik, hayatın her alanında karşımıza çıkan kavramlardan birisi haline gelmiştir. Günlük hayatta zamanın neredeyse her anında varlığını hissettiren belirsizlik, olaylar veya durumlar karşısında çoğu kişi için rahatsız edici ve kaygı verici bir durumdur. Belirsizliğe tahammülsüzlük, tehdit düzeyi yüksek, hatalı algılamaya yol açan ve başa çıkmanın güç olduğu, önyargılı bilgi işleminin oluşturduğu bilişsel, duygusal ve davranışsal tepkidir. Belirsizliğe tahammülsüzlük, yaygın anksiyete bozukluğu zemininde geliştirilen, sonrasında birçok ruhsal bozukluk ile ilişkisi ortaya konan bir kavramdır. Yapılan araştırmalar; depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk ve sosyal anksiyete bozukluğu olan kişilerin sağlıklı kontrollerden daha yüksek belirsizliğe tahammülsüzlük düzeylerine sahip olduklarını göstermektedir. Birçok ruhsal bozukluk için, ortaya çıkarıcı, sürdürücü bir faktör olması sebebiyle de transdiagnostik bir faktör olarak ele alınmaktadır. Son zamanlarda ruhsal bozukluklarda transdiganostik faktörlerin önemine dikkat çekilmektedir. Belirsizliğe tahammülsüzlük ile ilgili yazın giderek artmaktadır. Bu gözden geçirmede belirsizliğe tahammülsüzlük genel bir bakış açısı ile güncel yazın doğrultusunda incelenmiş olup, bulgular hem kavramsal olarak ele alınacak, hem de ölçüm yöntemleri ve klinik sonuçları değerlendirilecektir. Transdiagnostik bir faktör olarak belirsizliğe tahammülsüzlük bilişsel, duygusal ve davranışsal bir yapı olmasından dolayı klinik yaklaşımda göz önünde bulundurulması gerekir.Günümüzde hızla değişen dünya ve hayat şartlarının etkisi ile birlikte belirsizlik, hayatın her alanında karşımıza çıkan kavramlardan birisi haline gelmiştir. Günlük hayatta zamanın neredeyse her anında varlığını hissettiren belirsizlik, olaylar veya durumlar karşısında çoğu kişi için rahatsız edici ve kaygı verici bir durumdur. Belirsizliğe tahammülsüzlük, tehdit düzeyi yüksek, hatalı algılamaya yol açan ve başa çıkmanın güç olduğu, önyargılı bilgi işleminin oluşturduğu bilişsel, duygusal ve davranışsal tepkidir. Belirsizliğe tahammülsüzlük, yaygın anksiyete bozukluğu zemininde geliştirilen, sonrasında birçok ruhsal bozukluk ile ilişkisi ortaya konan bir kavramdır. Yapılan araştırmalar; depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk ve sosyal anksiyete bozukluğu olan kişilerin sağlıklı kontrollerden daha yüksek belirsizliğe tahammülsüzlük düzeylerine sahip olduklarını göstermektedir. Birçok ruhsal bozukluk için, ortaya çıkarıcı, sürdürücü bir faktör olması sebebiyle de transdiagnostik bir faktör olarak ele alınmaktadır. Son zamanlarda ruhsal bozukluklarda transdiganostik faktörlerin önemine dikkat çekilmektedir. Belirsizliğe tahammülsüzlük ile ilgili yazın giderek artmaktadır. Bu gözden geçirmede belirsizliğe tahammülsüzlük genel bir bakış açısı ile güncel yazın doğrultusunda incelenmiş olup, bulgular hem kavramsal olarak ele alınacak, hem de ölçüm yöntemleri ve klinik sonuçları değerlendirilecektir. Transdiagnostik bir faktör olarak belirsizliğe tahammülsüzlük bilişsel, duygusal ve davranışsal bir yapı olmasından dolayı klinik yaklaşımda göz önünde bulundurulması gerekir

    The relationship between rumination, co-rumination, emotion regulation skills in university students and relationship decision making skills

    No full text
    Bu araştırmanın amacı ruminasyon, eşli ruminasyon ve duygu düzenleme becerilerinin ilişkide karar verme becerileriyle olan ilişkisini incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu; 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Ankara ilinde bulunan vakıf ve devlet üniversitelerinin farklı fakülte ve bölümlerinde öğrenimlerine devam eden, hazırlık sınıfı, 1.sınıf, 2.sınıf, 3.sınıf, 4.sınıf ve yüksek lisans öğrencileri oluşturmuştur. Araştırmada kullanılan kişisel bilgi formuyla birlikte "Ruminatif Yanıt Ölçeği Kısa Formu'', "Eşli Ruminasyon Ölçeği'', "Duygu Düzenleme Anketi'' ve "İlişkide Karar Verme Ölçeği'' 2019-2020 eğitim-öğretim yılında 391 kadın 134 erkek olmak üzere toplam 525 üniversite öğrencisine uygulanmıştır. Araştırmada parametrik testler olan doğrusal regresyon analiz yöntemi, bağımsız gruplar T-testi ve tek yönlü varyans analizi (Anova) kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre; eşli ruminasyon değişkeninin ve duygu düzenleme ölçeği alt boyutlarından olan bastırmanın ilişkide karar verme becerisinin anlamlı birer yordayıcısı olduğu görülmüştür. İlişkide karar verme becerisini eşli ruminasyon pozitif yönde etkilerken, bastırma negatif yönde etkilemektedir. Diğer tüm değişkenlerle ilişkide karar verme arasındaki ilişki pozitif yöndedir. Cinsiyet değişkenine göre bireylerin ilişkide karar verme becerisi arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Sınıf düzeylerine göre 2.sınıf, 4.sınıf ve yüksek lisans öğrencilerinin ilişkide karar verme düzeylerinin, hazırlık sınıfı öğrencilerine göre daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların anne eğitim durumu yüksek lisans düzeyi olan öğrenciler ile üniversite ve lise olan öğrencilerin ilişkide karar verme becerileri arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Anne eğitim durumu yüksek lisans olan öğrencilerin ilişkide karar verme puan ortalamaları, anne eğitim durumu lise ve üniversite olan öğrencilere göre daha yüksektir. Baba eğitim düzeyleri, öğrencilerin ilişkide karar verme becerilerinde bir farklılık oluşturmamaktadır. Yaş değişkeni ile katılımcıların ilişkide karar verme becerileri arasındaki ilişki pozitif yönde olup zayıf düzeydedir. Sonuç olarak eşli ruminasyonun ve duygu düzenleme becerilerinin, bireylerin ilişkide karar verme becerileri üzerinde etkili olduğu görülmüştür.The aim of this study is to examine the relationship between rumination, co-rumination and emotion regulation skills and the relationship deciding skills. The study group consisted of the students of the preparatory, 1st, 2nd, 3rd, and 4th classes as well as master's degree classes of different faculties and departments in foundation and state universities in Ankara in the 2019-2020 academic year. The personal information form, the "Ruminative Response Scale-Short Form," the "Co-Rumination Questionnaire," the "Emotion Regulation Questionnaire" and the "Relationship Deciding Scale" were administered to a total of 525 university students (391 females and 134 males) during the 2019-2020 academic year. As parametric tests, linear regression analysis method, independent samples t-test and one-way analysis of variance (ANOVA) were used in the study. Based on the results of the study, the co-rumination variable and suppression, one of the sub-dimensions of the Emotion Regulation Scale, were found to be significant predictors of the relationship deciding skill. While co-rumination had a positive effect on the relationship deciding skill, suppression had a negative effect on suppression. There was a positive correlation between the relationship deciding skill and all other variables. No significant difference was found in the relationship deciding skill based on gender. The relationship deciding skills of the 2nd class, 4th class and master's degree class students were higher compared to those of the preparatory class students. A significant difference was found between the relationship deciding skills of the students whose mothers were master's degree graduates and those of the students whose mothers were university and high school graduates. The mean relationship deciding scores of the students whose mothers were master's degree graduates were higher than those of the students whose mothers were university and high school graduates. The education levels of fathers had no effect on the relationship deciding skills of the students. There was a positive, weak correlation between the relationship deciding skills and the variable of age of the participants. As a result, it was observed that co-rumination and emotion regulation skills influence the relationship deciding skills

    The development of e-commerce in Turkey and the factors affecting consumers' internet shopping

    No full text
    Bu araştırmada tüketicilerin çevrim içi alışveriş yapma tercihlerini etkileyen unsurların tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini 18-25 yaş arasında, Ankara'da ikamet eden ve belirli sıklıklarda online alışveriş sitelerinden giyim ürünü satın alan tüketiciler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem hacminin belirlenmesinde "N ? 1.000.000 olduğunda n=384 birim" ifadesi dikkate alınarak örneklem büyüklüğü en az 384 olacak şekilde planlanmıştır. Buna göre "www.googleform.com" online anket sitesinde online anket oluşturulmuş ve evrendeki birimlere ulaşılmıştır. Örnekleme yöntemi olarak kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Veri toplama süreci sonunda analize dahil edilme kriterleri sağlayan 386 kişi örneklem içerisinde yer almıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından literatür taraması sonucunda hazırlanan anket formu kullanılmıştır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında online anket formu üzerinden hazırlanan anket formu linki kullanılmış ve online alışveriş sitesi üzerinden belirli sıklıklarla alışveriş yapan bireylere ulaştırılması sağlanmıştır. Araştırmanın verilerinin analizinde SPSS 20 istatistik programı kullanılmıştır. Araştırmada yer alan ölçüm araçlarının geçerlilik çalışması için faktör analizi yapılmış olup, güvenirlik analizi için Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı kullanılmıştır. Tüketicilerin tanıtıcı özellikleri yüzde ve frekans ile gösterilmiştir. Ölçeklerden alınan puanların tanımlayıcı istatistikleri ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler ve basıklık-çarpıklık değerleri ile gösterilmiştir. Araştırmada online satın almayı etkileyen unsurların etki düzeyi çoklu doğrusal regresyon analizi ile araştırılmıştır. Tüketicilerin online alışverişini etkileyen faktörler ile satın alma niyeti arasındaki ilişkinin incelenmesinde Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Ölçeklerden alınan puanların tüketicilerin tanıtıcı özelliklerine göre farklılık gösterme durumları t testi ve tek yönlü varyans analizi ile incelenmiştir. Araştırmanın verileri %95 güven düzeyinde incelenmiştir. Sonuç olarak online platformlardan çeşitli sıklıklarla giyim alışverişi yapan tüketicilerin online satın alma niyetleri üzerindeki etkisinde web sitesinin güvenliğinin, aşinalık durumunun ve zaman tasarrufu sağladığına dair algının %95 güven düzeyinde istatistiksel bakımdan anlamlı ve pozitif yönlü etkisinin olduğu bulunmuştur.In this research, it is aimed to determine the factors affecting the online shopping preferences of the consumers. The universe of the study consists of consumers aged 18-25, who live in Ankara and frequently purchase clothing products from online shopping sites. In determining the sample size of the study, the sample size was planned to be at least 384, taking into account the expression "when N ? 1.000.000, n = 384 units". Accordingly, an online questionnaire was created on the online survey site "www.googleform.com" and the units in the universe were reached. The convenience sampling method was used as the sampling method. At the end of the data collection process, 386 people who met the criteria for inclusion in the analysis were included in the sample. The questionnaire form prepared by the researcher as a result of the literature review was used as the data collection tool in the research. In collecting the data of the research, the questionnaire form link prepared on the online questionnaire form was used and it was ensured that it was conveyed to the individuals who shop regularly through the online shopping site. SPSS 20 statistical program was used to analyze the data of the study. Factor analysis was performed for the validity study of the measurement tools in the study, and the Cronbach Alpha reliability coefficient was used for the reliability analysis. The introductory characteristics of the consumers are shown in percentage and frequency. The descriptive statistics of the scores obtained from the scales are shown with mean, standard deviation, minimum and maximum values and kurtosis-skewness values. In the research, the effect level of the factors affecting online purchasing was investigated by multiple linear regression analysis. Pearson Correlation analysis was used to examine the relationship between online shopping factors and purchase intention of consumers. The differences in the scores obtained from the scales according to the introductory characteristics of the consumers were examined by t-test and one-way analysis of variance. The data of the research were analyzed at 95% confidence level. As a result, it has been found that the security of the website, familiarity status and the perception that it saves time have a statistically significant and positive effect at the 95% confidence level on the effect of online purchasing intentions of consumers who shop for clothing from online platforms at various frequencies

    Comparison of package insurance practices in Turkey with Schengen countries: An example of automobile insurance

    No full text
    Türkiye, toplumdaki bölgesel değişkenlere göre sigorta ekosistemini planlamaktadır. Otomobil Sigortaları için konumlandırılan çeşitli teminatlar ve hizmetler potansiyel sigortalılara sunulmaktadır. Schengen Bölgesi'nde paket halinde sunulan Otomobil Sigortaları ve Türkiye'de sunulan Otomobil Sigortalarına ait teminat bilgileri ele alınarak karşılaştırmalar yapılmıştır. Türkiye'nin yapılan bu karşılaştırmalar sonucunda bulunduğu konum ve gelişme kaydedebileceği noktalar incelenmiştir. Schengen Bölgesi'nde uygulanan sigorta modeliyle birlikte ihtiyaçlara cevap verebilen teminatların tek poliçede toparlanabilmesi prim/fayda bakımından öne çıkmaktadır. Türkiye'de ise aynı kapsamı karşılayabilmek için en az iki poliçeye sahip olmak elzemdir. Yapılan incelemeler neticesinde Paket Sigorta Sisteminin Türkiye'de uygulanması halinde yaratabileceği avantajlar ve dezavantajlar değerlendirilerek sonuç bölümünde belirtilmiştir.Turkey plans the insurance ecosystem in line with regional factors. Various coverage plans and services in automobile insurance are offered to potential insureds. Coverage plans of automobile insurances offered as packages in the Schengen Area and Turkey are compared. Turkey's position in the insurance ecosystem and potential growth areas are examined in this paper. Combining various coverages to meet the potential insured's needs in a single policy stands out in terms of benefit-cost ratio in the Schengen Area. However, at least 2 policies are needed to include the same coverages in Turkey. The potential advantages and disadvantages of implementing the single policy approach in Turkey are specified in the conclusions section

    The investigating of the mother having a child with autism anxiety level in terms of life satisfaction, marriage saticfaction and perceived social support

    No full text
    Bu araştırma da otizmli çocuğa sahip annelerin kaygı düzeyleri, algıladıkları sosyal destek düzeyi, yaşam doyumu, evlilik doyumu değişkenleri ile birlikte ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemini Samsun'da ikamet eden çocuğu özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde eğitim alan 120 otizm spektrum bozukluğu tanısı almış çocukların anneleri oluşturmaktadır. Araştırma da veriler 'Demografik Bilgi Formu', 'Spielberger Durumluk Süreklik Kaygı Envanteri',' Yaşam Doyumu Ölçeği', 'Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği' ve 'Evlilik Yaşamı Ölçeği' olmak üzere toplamda beş ölçüm aracıyla toplanmıştır. Yapılan analiz sonuçlarında annelerin eğitim seviyesinin artmasına bağlı olarak kaygı düzeylerinin azaldığı, yaşam doyumu ve çok boyutlu algılanan sosyal desteğin arkadaş boyutu puanlarının arttığı görülmüştür. Annenin yaşının artması ile kaygı düzeylerinin de paralel olarak arttığı tespit edilmiştir. Yaşam doyumu düzeyleri ile çok boyutlu algılanan sosyal desteğin alt boyutlarından arkadaş ve özel insan arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmışken yaşam doyumu ile çok boyutlu algılanan sosyal destek, aile, arkadaş ve özel insan arasında pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır. Kaygı düzeyleri ile yaşam doyumu, çok boyutlu algılanan sosyal destek, aile, arkadaş, özel insan ve evlilik doyumu arasındaki ilişkiye bakıldığında ise negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Yaş, yaşam doyumu, çok boyutlu algılanan sosyal desteğin alt boyutlarından arkadaş ve evlilik doyumu düzeylerinin kaygıyı yordamasına ilişkin bulgular incelendiğinde yaş, yaşam doyumu çok boyutlu algılanan sosyal desteğin arkadaş boyutu evlilik doyumu ve kaygı düzeyini yordamaktadır.This study investigates the relation between the anxiety level of the mothers having a child with autism and their life satisfaction, marriage satisfaction and perceived social support. 120 mothers having children' diagnosed as autism spectrum disorder, living in Samsun and taking education in special education and rehabilitation center compose this study's sample. In the study, the data were collected with a total of five measurement scales: 'Demographic Information Form', 'Spielberger State- Trait Anxiety Inventory', 'Life Satisfaction Scale', 'Multidimensional Scale of Perceived Social Support' and 'Marriage Life Scale'. In the results of the analysis, it was seen that anxiety levels decreased depending on the increase in the level of education of mothers, and friend aspect scores of life satisfaction and multidimensional perceived social support increased. With the rising of mother's age, it was detected that anxiety level increased correspondingly. As it was concluded that there was a negative relation between friends and private people (spouses, partners) from the lower dimensions of perceived multidimensional social support with life satisfaction levels, a positive relationship was found between life satisfaction and multidimensional perceived social support, family, friends and private people. When you look at the relation between the anxiety level with life satisfaction, multidimensional perceived social support, family, friend, special person and marriage satisfaction, it was found a negative relation

    786

    full texts

    2,287

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Ufuk Universitesi Akademik Acikerisim Sistemi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇