Ufuk Universitesi Akademik Acikerisim Sistemi
Not a member yet
2287 research outputs found
Sort by
Trablusgarp Notlarından Mustafa Kemal, Enver ve Nuri Paşalar Üzerine Bir İnceleme
20. yüzyılın başında Osmanlı Devleti'nin Kuzey Afrika'da elinde kalan son toprak parçası olan Trablusgarp, Mustafa Kemal (Atatürk), Enver Paşa ve Nuri (Killigil) Paşalar’ın askerî kariyerinde önemli bir yer tutar. Trablusgarp Harbi patlak verdiğinde yaşanılan dönem, Osmanlı Devleti'nin günden güne zayıflayıp çöküntüye uğradığı, uluslararası alanda siyasi ilişkilerin hızla değiştiği, yeni fikir akımlarının toplumları büyük ölçüde etkilediği bir dönem olması dolayısıyla önemlidir. Trablusgarp Harbi ve Birinci Dünya Harbi yıllarında pek çok gönüllü Türk subayı gibi Mustafa Kemal, Enver ve Nuri Beyler de vatan saydıkları imparatorluğun merkezden çok uzak bu diyarında savaşmışlar, Senûsilerin başını çektiği yerli halk ile birlikte İtalyanlara ve İngilizlere karşı büyük mücadele vermişlerdir. Bu makalede söz konusu dönemin öne çıkan şahsiyetleri olarak Mustafa Kemal, Enver ve Nuri Beylerin (Paşalar) Trablusgarp'taki faaliyetlerine yer verilmiştir. Trablusgarp'ın askerî safahatlarındaki yeri ve etkileri ile kendilerinin bulundukları süre içinde Trablusgarp'ta bıraktığı izler açıklanmaya çalışılmıştır
Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde Yatan Hastaların Algıladıkları Çevresel Stresörlerin Belirlenmesi
Amaç: Bu araştırma, koroner yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların algıladıkları çevresel stresörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı tipteki bu çalışma, bir hastanenin koroner yoğun bakım ünitesinde yatan 315 hasta üzerinde 01.08.2019- 01.12.2019 tarihleri arasında yapıldı. Veri toplamak için, Hasta Tanıtım Formu ve Yoğun Bakım Ünitesinde Çevresel Stresörler Ölçeği (YBÜÇSÖ) kullanıldı. Veriler; SPSS 22.0 programı kullanılarak analiz edildi. Analiz sonuçları p<0.05 anlamlılık düzeyinde yorumlandı. Bulgular: Hastaların YBÜÇSÖ’den aldıkları puan ortalaması 56.33±12.09 idi. Kadın hastalar, ortaokul mezunu olanlar, evli hastalar ve daha önce yoğun bakımda tedavi görmüş olanlar, yoğun bakımdaki stresörlerden, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha çok etkilenmişti (p<0.05). Periferik arter hastalığı olan hastalar, miyokard infarktüsü ve aritmi tanılı hastalardan, koroner arter hastalığı olanlar aritmi tanılı hastalardan, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük puanlar almıştı (p<0.05). Sonuç: Koroner yoğun bakım ünitesinde yatan hastalar, yoğun bakımdaki çevresel stresörlerden belirli düzeylerde etkilenmişti. Hastaların bazı sosyodemografik ve klinik özellikleri; çevresel stresörleri algılama durumları üzerinde etkiliydi. Çevresel stresörlerin, hastalara ilişkin sosyodemografik ve klinik özellikler ışığında alınacak tedbirlerle kontrol altına alınması, bu süreçte standart bakım planlarının uygulanması yerine, bireye özgü bakım yaklaşımının uygulanması önerilmektedir
İnternette Oyun Oynama Bozukluğu Belirtileri Olan Genç Erişkinlerde Agresyon ve Başa Çıkma Stratejileri
Amaç: İnternette oyun oynama davranışı olan genç erişkinlerde internet bağımlılığı, başa çıkma stratejileri ile agresyon ve saldırganlığın internette oyun oynama bozukluğu belirtilerinin şiddeti üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Ruhsal durum muayenesi ve SCID-5/CV değerlendirmesi sonrasında 18-25 yaş aralığında 54 erkek ve 56 kadın genç erişkin çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara, Sosyodemografik veri formu, Young İnternet Bağımlılığı Testi Kısa Formu, İnternet Oyun Oynama Bozukluğu Ölçeği Kısa Formu, Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tutumları Envanteri uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 20,0±2,36’dır. Kadın katılımcıların yaş ortalaması 20,14±2,36, erkek katılımcıların yaş ortalaması ise 19,85±2,37 olarak saptanmış olup aralarında istatistiksel olarak anlamı farklılık gözlenmemiştir. Erkeklerin kadınlara göre İnternette Oyun Oynama Bozukluğu Ölçeği ve Young İnternet Bağımlılığı testinden aldıkları puanların anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır. Stepwise Regresyon analizi sonucuna göre internet bağımlılığı ve fiziksel agresyon skorları oyun bağımlılığı üzerine pozitif yordayıcı faktörler olarak saptanmış iken dış yardım arama negatif yordayıcı faktör olarak bulunmuştur. Sonuç: İnternette oyun oynama bozukluğu ile ilişkilendirilen faktörler hem neden, hem de sonuç olarak birbirlerini etkileyen, karmaşık süreçler gibi gözükmektedir. İnternette oyun oynama bozukluğu olan bireylerin anlaşılmasında ve buna uygun müdahale stratejilerinin geliştirilmesinde başa çıkma stratejileri ve agresyon özellikleri değerlendirilmelidir. İnternette oyun oynama bozukluğunun daha iyi anlaşılabilmesi için prospektif nitelikte, geniş katılımcılarla gerçekleştirilecek ve kontrol grubu içeren çalışmalara ihtiyaç vardır
Investigation of EGF, IL1-? and IL-6 levels and selected hematological parameters (NLR, MPV) in patients with the chronic cholesteatomatous otitis media
In this study we aimed to investigate epidermal growth factor (EGF), interleukin (IL1)-alpha and IL-6 levels, and hematological parameters in the serum samples of patients with chronic cholesteatomatous otitis media ((COM). This prospective included 40 patients who underwent surgery due to CCOM between June 2020 and May 2021. The stage of middle ear cholesteatoma was determined on each chart using the EAONO/JOS system. The control group comprised of 30 adults who were scheduled for septoplasty over the same period in our hospital, had no otological complaints, and had normal otological findings. The demographic, clinical, and laboratory data of the patients were obtained from the electronic medical record system of our hospital. The serum EGF, IL1-alpha and IL-6 levels, and hematological parameters (neutrophil-lymphocyte ratio (NLR) and mean platelet volume (MPV)) were compared between the CCOM and control groups. Seven patients had Stage 1 and 33 patients had Stage 2 middle ear cholestatoma. There was no statistically significant difference between the CCOM and control groups in terms of age and gender (p=0.092 and p=0.616, respectively). The serum EGF and Ill-alpha levels of the CCOM group were statistically significantly higher than those of the control group (p=0.047 and p=0.013, respectively). No statistically significant difference was observed in the serum IL-6 levels of the CCOM and control groups (p=0.675). There was also no significant difference between the CCOM and control groups in terms of the mean NLR and MPV values (p=0.887 and p=0.164, respectively). There was no significant difference between the Stage 1 and Stage 2 cholesteatoma subgroups in terms of the mean EGF, IL1-alpha, IL-6 levels (p=0.204, p=0.557 and p=0.613, respectively), and the mean NLR and MPV values (p=0.487, p=0.439, respectively). Increased serum EGF and IL1-alpha levels in patients with CCOM suggest that these cytokines may play a role in cholesteatomatous epithelial hyperproliferation
Türkiye’de Doğum Sonu Dönemde Anne Ruh Sağlığı Konulu Lisansüstü Çalışmaların Betimsel Analiz Yöntemiyle Sistematik İncelemesi
Amaç: Bu çalışma ile Türkiye’de doğum sonu dönemde anne ruh sağlığı konulu lisansüstü tezlerin disiplinlerarası bütüncül bir şekilde değerlendirilmesinin yanı sıra, gelecekte benzer amaçla yürütülecek olan lisansüstü çalışmalara yöntem ve incelenen değişkenler açısından katkı sağlamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışma, tasarımı itibarıyla sistematik derlemedir. “Ulusal Tez Merkezi” veri tabanında 22 Ekim 2020-5 Kasım 2020 tarihleri arasında, “postpartum dönem”, “doğum sonu dönem” ve “doğum sonu” şeklinde belirlenen 3 anahtar sözcük ile literatür taraması yapılmıştır. Dâhil edilme kriterleri içinde yer aldığı konusunda fikir birliğine varılan 24 adet lisansüstü tez, çalışmaya dâhil edilmiştir ve betimsel analiz yapılmıştır. Bulgular: Türkiye’de doğum sonu dönemde anne ruh sağlığı konulu lisansüstü tezlerin 2005-2020 yılları arasında, hemşirelik (n=14) başta olmak üzere, tıp (n=3), ebelik (n=6) ile fizik tedavi ve rehabilitasyon (n=1) alanları tarafından, çoğunluğunun yüksek lisans (n=18) düzeyinde yürütüldüğü görülmüştür. İlgili tezlerin büyük bölümünün tanımlayıcı tipte (n=16) gerçekleştirildiği, veri toplama aracı olarak sıklıkla “Edinburg Doğum Sonu Depresyon Ölçeği”nin kullanıldığı ve incelenen ruhsal değişkenler olarak “depresyon, anksiyete, obsesif kompulsif belirtiler, korku, stres, posttravmatik stres bozukluğu, maternal bağlanma”nın ele alındığı saptanmıştır. Sonuç: Doğum sonu dönemde; anne ruh sağlığı ile ilgili depresyon, anksiyete, obsesif kompulsif semptomlar, fobik anksiyete gibi sorunların tespit edildiği saptanmıştır. Bu nedenle gebelik döneminde baş etme becerilerinin kazandırıldığı farkındalık çalışmalarına, yoga-Pilates gibi antenatal müdahalelerin yer aldığı deneysel çalışmalara, psikoeğitim ile grup danışmanlığı programlarına ve gebelerin özellikle duygu değişimlerini daha iyi anlamayabilmekte yardımcı olacağı için niteliksel çalışmalara ağırlık verilmesi önerilmektedir
Assessment of Pain, Occupational Fatigue, Sleep and Quality of Life in Nurses
Objectives: The aim of this study is to evaluate the pain, occupational fatigue, sleep, and quality of life in nurses and the relationships between them. Materials and Methods: One hundred two volunteer nurses were included in this cross-sectional study. The questions included in the Nordic Musculoskeletal questionnaire, Occupational Fatigue/Exhaustion/Recovery scale, Sleep Hygiene index, and World Health Organization Quality of Life scale Short Form Turkish version questionnaires were answered by the participants. The scores of these questionnaires, professional year, and weekly working hours data were used in the analysis. Results: The most reported body regions where pain or discomfort were felt in the last 12 months were the low back (76.5%), upper back (72.5%), and neck (66.7%); the regions with pain or discomfort that caused work disability in the last 12 months were the low back (42.2%), upper back (30.4%) and neck (25.5%); the regions with pain in the last seven days were the low back (57.8%), upper back (30.4%) and neck (50%), respectively. The mean chronic (52.9±25.3) and acute fatigue (62.8±20.1) sub-scores were at medium-high fatigue levels. High sleep hygiene index scores in the low back pain and work disability due to low back pain in the last 12 months [odds ratio (OR)=1.11, p=0.03; OR=1.11, p=0.005] and high chronic fatigue sub-scores in the work disability due to upper back and neck pain in the last 12 months (OR=1.04, p=0.02; OR=1.05, p=0.002) were found to be significant risk factors. Conclusion: Musculoskeletal problems were common in nurses. Poor sleep hygiene and high chronic fatigue are significant risk factors. Interventions to improve sleep hygiene and reduce chronic fatigue can reduce painful conditions and related disability in
Effect of the novel type coronavirus on the mental health of patients
BACKGROUND AND AIM: The novel Coronavirus disease (COVID-19) emerged in China in 2019 and significantly affected the entire world. The pandemic and the restrictions led to an increase in the frequency of mental health disorders (i.e., depression and anxiety) and insomnia. The aim of the study was to evaluate mental health disorders in patients who were hospitalized because of COVID-19. The patients were evaluated 6 months after hospital discharge. METHODS: A total of 114 patients who were hospitalized at Ufuk University Hospital with the diagnosis of COVID-19 were consented to participate in the posttreatment questionnaire about demographics and a Depression, Anxiety, and Stress Scale-21. The Pittsburgh Sleep Quality Index was also given to the patients to answer. RESULTS: In our study, anxiety symptoms were detected in 34 (29.8%) individuals, stress symptoms in 9 (7.9%) individuals, and depressive symptoms in 17 (14.9%). When gender, education level, age, and marital status were evaluated, there was no significant relationship observed between depression, anxiety and stress, and sleep disorders. Only those with a history of psychiatric illness had significantly higher levels of anxiety, stress, and depression (p=0.040, p=0.047, and p=0.009, respectively). Sleep quality was poor in 88 (77.2%) patients and good (normal) in 26 (22.8%) patients. CONCLUSIONS: The results show that the sleep quality of the patients deteriorated and the symptoms of stress and anxiety increased during the COVID-19 pandemic period. Patients with a previous history of psychiatric illness were more affected
Characteristics of pediatric emergency patients in a Turkish tertiary-level hospital: A 1-year cross-sectional study
Objectives:Overcrowding in pediatric emergency departments negatively affects the quality of care. Investigating the characteristics of the patients admitted to PEDs will provide valuable information to increase the satisfaction of patients and healthcare staff. This research aimed to investigate the characteristics of pediatric emergency patients in a foundation university hospital in Ankara. Methods:This is a retrospective, descriptive, single-center, cross-sectional study, which was conducted with 6550 patients who were admitted to the pediatric emergency department of a foundation university hospital in Ankara, and got diagnosed with one of the 15 most common diseases between 1 August 2017 and 31 July 2018. The associations between the demographics and clinical features of the patients and their diagnoses were evaluated. For comparisons, frequencies, percentages, crosstabs, and chi-square tests were used. Results:While none of the patients had a red triage level, 19% had a yellow triage level, and 81% had a green triage level. The three most common diagnoses were fever of unknown origin, cough, and nausea and vomiting. Despite the 0-28 days of age group having the lowest admission rate of 5%, they had the highest usage rate of yellow triage level (66.5%). However, it was the opposite for the 19 months to 5 years of age group with the highest rate of admissions of 49% and the lowest usage rate of yellow triage level (12.8%). Conclusion:The reasons for admitting to pediatric emergency department differ according to some contextual variables. Being aware of the current situation is the first step in planning for better pediatric emergency service
Association of polymorphisms in the sex hormone genes with the presence and severity of coronary artery disease
Objective: Coronary artery disease (CAD) is an important public health problem worldwide. Therefore, it is important to identify the molecular mechanisms and the candidate gene polymorphisms involved in the development of CAD. In this study, we focused on 2 polymorphisms of the atherosclerosis-related genes, ESR1 and CYP19A1. Methods: Unselected 339 individuals who underwent coronary angiography were divided into 2 groups: those with normal coronary arteries (= 50% stenosis). Individuals were genotyped for CYP19A1 rs10046 C/T and ESR1 rs2175898 A/G polymorphisms using hybridization probes in real-time PCR. In addition, Gensini and SYNTAX scores were assessed. Results: ESR1 polymorphism was significantly associated with CAD in men (p=0.036) via G allele carriage. Multiple logistic regression analyses showed that ESR1 rare allele carriage was associated with CAD presence (Odds ratio=2.12, 95% confidence interval 1.01-4.1, p=0.025), adjusted for age, HDL-C, LDL-C and smoking status in the male group. CYP19A1 rs10046 T allele carriers had a 2.84-fold increased risk for complex CAD in multiple logistic regression analysis (p=0.016). Furthermore, the univariate analysis of variance indicated that T allele carriage of rs10046 polymorphism was associated with increased SYNTAX and Gensini scores (p<0.05). Female patients who were ESR1 G allele carriers with CAD had higher adiponectin levels (p=0.005), whereas HbA1c levels were associated with T allele of CYP19A1 in the CAD group (p=0.004) and male CAD group (p=0.018). Conclusion: The CYP19A1 and ESR1 polymorphisms were associated with the presence and severity of CAD. These gene polymorphisms warrant further studies for the elucidation of their contribution to CAD development.Research Support Unit of Istanbul UniversityIstanbul University [47372]This study was supported by The Research Support Unit of Istanbul University (Grant no. 47372)
Millî Mücadele Kahramanlarından 23. Fırka Kumandanı (Karahisar-ı Sahib Mebusu) Ömer Lütfi Argeşo ile Mustafa Kemal Paşa’nın (Nuh Bey) Gizli Yazışma Örnekleri
Millî Mücadele döneminde vatansever subaylar Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti ile birlikte işgal devletlerine ve İstanbul Hükümeti’ne karşı büyük bir mücadele vermiştir. Bu subaylar arasında ki önemli isimlerden birisi de 23. Fırka Kumandanı Ömer Lütfi Argeşo’dur. Aslen İstanbul doğumlu olan Ömer Lütfi Bey gerek asker gerekse siyasetçi olarak Afyonkarahisar Sancağı için önemli faaliyetlerde bulunmuştur. Özellikle Sivas Kongresi ve seçimlere giden süreçte Millî Mücadele harekâtının örgütlenmesinde önemli çalışmalara imza atmıştır. Bu sürede 23. Fırka Kumandanlığı mıntıkasında yer alan bölgeler başta olmak üzere birçok bölgenin Sivas karargâhıyla iletişiminin sağlanmasında kilit isimlerden olmuştur. Tıpkı Temsil Heyeti gibi Ömer Lütfi Bey de Millî Mücadele’nin başarılı olabilmesi için öncelikle Müdafaa-i Hukuk merkezlerinin güçlendirilmesi gerektiği kanaatindedir. Bu nedenle mücadele yıllarında tecrübeli ve başarılı bir asker olarak hem direniş hareketlerinin örgütlenmesine yardımcı olmuş hem de halkın bu mücadelede yer alması için elinden geleni yapmıştır. Dahası İstanbul Hükümeti’nden gizlice silah ve cephanelik temin edilmesini sağlayarak Millî Mücadele’ye önemli yardımlarda bulunmuştur. Aynı zamanda halk tarafından da sevilip sayılan bir isim olan Ömer Lütfi Bey bu çalışmalarından dolayı Temsil Heyeti tarafından desteklenmiş ve 1919 seçimlerinde Afyonkarahisar’dan aday gösterilmiştir. Her ne kadar Temsil Heyeti adına meclise seçilmiş olsa da arşiv kayıtlarında askerliğin onun için mebusluktan önce geldiği görülmektedir. Bu çalışmada ATASE ve TİTE arşivleri başta olmak üzere Ömer Lütfi Bey’in hayatı, mebusluk süreci ayrıca Temsil Heyeti ile Mustafa Kemal Paşa ile yaptığı bazı yazışma örnekleri ele alınmaya çalışılmıştır