2779 research outputs found
Sort by
2018 Yılı Ortaöğretim Kimya Dersi Öğretim Programı Kazanımlarının Orijinal Ve Yenilenmiş Bloom Taksonomisine Göre İncelenmesi
Buçalışmada, Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 2018yılında yayınlamış olduğu Ortaöğretim Kimya Dersi Öğretim Programındakikazanımların Orijinal ve Yeniden Düzenlenmiş Bloom Taksonomilerine göreanalizleri yapılmıştır. 9., 10., 11. ve 12. sınıflara yönelik toplam 127kazanımın bilişsel alan düzeyleri, bilgi boyutları ve bilişsel süreçboyutlarına göre analizi; nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesikullanılarak gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda öğretimprogramındaki kazanımların ağırlıklı olarak bilişsel alanın kavrama (%60,63)basamağında olduğu; analiz (%14,17), uygulama (%11,03) ve bilgi (%8,66)basamağındaki kazanımların sayısının az olduğu; sentez (%3,15) ve değerlendirme(%2,36) basamağındakilerin ise oldukça az olduğu belirlenmiştir. Kazanımlarınbilişsel süreç boyutlarına göre analiz edilmesiyle; kazanımların ağırlıklıolarak anlamak (%46,45) ve çözümlemek (%33,86) basamağında olduğu; uygulamak(%8,66), hatırlamak (%6,3), değerlendirmek (%3,94) basamağında oldukça azolduğu; yaratmak (%0,79) basamağında ise son derece az olduğu bulunmuştur.Diğer yandan, kazanımların ağırlıklı olarak bilgi boyutunun kavramsal (%75,59)basamağında bulunduğu, olgusal (%11,81) ve işlemsel (%8,66) basamağındakikazanımların oldukça az olduğu; üstbilişsel (%3,94) basamağındaki kazanımların iseçok az olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular ışığında, programdaki kazanımların yüksekoranda alt düzey bilişsel alan basamaklarına yönelik olduğu sonucunaulaşılmıştır
Kayıp Veriler Yerine Yaklaşık Değer Atamak için Kullanılan Gelişmiş Yöntemlerin Farklı Koşullar Altında Karşılaştırılması
In this study, it is aimed tocomparatively research of data sets obtained imputation for missing values that is formed by different ratios(%15 and%25) and in different structures (MCAR and MAR) with different methods. Thisstudy has been conducted on data set formed by points of 3129 students whoparticipated in mathematics self-efficacy survey and answered it completelyamong 4848 students- age group of 15-who participated in PISA 2012 fromTurkey. Missing data sets have beenconstituted by deleting data in different ratios to be constitute differentstructures in the data set. These data sets have been completed by sixdifferent nearby value imputation including EM, BIM, PSM, MCMC, MDIM, and RIM. Obtained data sets have been compared with full data sets by scalepoints of students. Inthe scope of the research, correlation between obtained scale points and scalepoints of real data has been seen quite high. Similarly, when scale points is considered, correlation of missing dataimputation methods with each other have also been found quite high. Consideringthe difference between the totals and avarages of student scores calculatedfrom the full data set and imputed data sets EM and MCMC is founded that thebest missing data imputation methods under all conditions.Bu araştırmada, farklı oranlarda(%15 ve %25) ve yapılarda (TROK ve ROK) oluşturulan kayıp veriler yerine farklıyöntemlerle yaklaşık değer atanması sonucu elde edilen veri setlerinin tam verisetleriyle karşılaştırılarak incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma verilerinintoplandığı grup, PISA’ya (2012) Türkiye’den katılan 15 yaş grubundaki 4848öğrenci arasından matematik özyeterliği anketine katılan ve eksiksiz birşekilde yanıtlayan 3129 öğrencinin puanlarından oluşan veri seti üzerindeyürütülmüştür. Söz konusu veri seti içerisinden farklı yapılar oluşturulacakşekilde farklı oranlarda veri silinerek eksik veri setleri oluşturulmuştur. Bu eksikveri setleri BM, BVA, ESE, MUA, MZMC ve RA olmak üzere altı farklı gelişmişdeğer atama yöntemiyle tamamlanmıştır. Sözkonusu yöntemlerle yapılan yaklaşık değer atamaları sonucu elde edilen ölçekpuanları ile tam veri ölçek puanları arasındaki korelasyon değerlerinin yüksekolduğu görülmüştür. Benzer şekilde farklı yöntemlerle tamamlanmış verisetlerinden elde edilen ölçek puanları arasındaki korelasyon değerleri deyüksek bulunmuştur. Tam veri seti ile tamamlanmış verisetlerinden hesaplanan ölçek puanları arası farkların mutlak değer toplamlarıve ortalamaları göz önünde bulundurulduğunda belirlenenkoşullar altında en iyi çalışan yaklaşık değer atama yöntemlerinin MZMC ve BMolduğu sonucuna ulaşılmıştır.
ANKARA ÜNİVERSİTESİNDE ÇALIŞAN KADROLU İDARİ PERSONELİN İŞ DOYUMU İLE ÖRGÜTSEL BAĞLILIĞIN İLİŞKİSİ
Bu araştırmanın genel amacı, Ankara Üniversitesi’nde çalışan kadrolu idari personelin iş doyumu düzeyinin çeşitli değişkenler açısından belirlenerek örgütsel bağlılık ile ilişkisini incelemektir. Ölçme araçları Ankara Üniversitesi’nin çeşitli birimlerinde görev yapan 359 idari personele uygulanmıştır. Verilerin analizlerinden sonra ortaya çıkan alt boyutlardan Cronbach alfa katsayıları hesaplanmıştır. Araştırmanın alt amaçlarına yönelik olarak iki grup karşılaştırmalarında bağımsız gruplar için -t testi, ikiden fazla grupların karşılaştırılmasında ise tek yönlü ANOVA kullanılmıştır. İş doyumu ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkinin incelenmesinde ise Pearsonkorelasyon katsayısı formülünden yararlanılmıştır.  İş doyum düzeyi ile örgütsel bağlılık düzeyleri arasında bir ilişki olup olmadığına bakıldığında orta düzeyde bir ilişkinin olduğu görülmüştür. İş doyumu yüksek olan kadrolu idari personelin örgütsel bağlılık düzeylerinin de olumlu yönde değişiklik göstereceği sonucuna ulaşılmıştır
Öğretmen Adaylarının Geometrik Düşünme Düzeyleri Ve Beyin Baskınlıklarının Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi
Bu araştırmada öğretmen adaylarının geometrik düşünme düzeyleri ve beyin baskınlıklarının bazı değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda öğretmen adayların; Van Hiele geometrik düşünme düzeyleri ve beyin baskınlıklarının ne düzeyde olduğu, Van Hiele geometrik düşünme düzeyi puanlarının öğrenim görülen bölüm, mezun olunan lise türü ve lise alanı değişkenlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı, beyin baskınlığı puanlarının öğrenim görülen bölüm, mezun olunan lise ve lise alanı değişkenlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı ve Van Hiele geometrik düşünme düzeyleri ile beyin baskınlığı arasında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığı belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla, araştırmanın örneklemini Eskişehir’de öğrenim gören 430 öğretmen adayı oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Van Hiele geometrik düşünme düzeyleri ölçeği ile beyin baskınlığı envanteri kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda öğretmen adaylarının Van Hiele geometrik düşünme düzeylerinin, genel olarak 1. düzeyde yığıldığı, sağ ve sol beynin eşit düzeyde kullanıldığı saptanmıştır. Van Hiele geometrik düşünme düzeylerinde ve beyin baskınlığı puanlarında öğrenim görülen bölüm, mezun olunan lise ve lise alanı değişkenlerine göre farklılıklar saptanırken, Van Hiele geometrik düşünme düzeyleri ile beyin baskınlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır
Beş Yaş Çocuklarının Akran Şiddetine Maruz Kalma ve Akran Şiddetini Uygulama Düzeylerinin İzlenmesi
Bu araştırma, beş yaş çocuklarının akran şiddetine maruz kalma ve akran şiddeti uygulama düzeyleri arasındaki ilişkiyi izlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada boylamsal tarama yöntemi kullanılmıştır. Çalışma grubunu, 2013-2014 eğitim-öğretim yılında Denizli ilinin Tavas ilçesinden iki bağımsız anaokulundan, 5 yaş grubu 52 çocuk oluşturmaktadır. Çocuklardan 19’u (% 36.5) kız, 33’ü (% 63.5) erkektir. Çocukların yaş ortalaması, 5 yıl iki aydır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Akran Şiddetine Maruz Kalma Ölçeği ve Akran Şiddetini Uygulama Ölçeği kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda çocukların akran şiddetine maruz kalma düzeyleri ile ilgili dört ölçüm arasında olumlu yönde anlamlı düzeyde ilişki bulunmaktadır. Kızlar ve erkekler arasında akran şiddetine maruz kalma düzeyi, dört ölçümde de anlamlı farklılık göstermemektedir (p>.001). Akranlara şiddet uygulamada ise eğitim-öğretim yılının başında cinsiyetler arasında anlamlı farklılık görülmezken, diğer üç ölçümde erkeklerin akran şiddeti uygulama puanları, kız çocuklarına göre istatistiksel açıdan daha yüksek düzeyde bulunmuştur (p<.001)
Physics Teachers’ Opinions Regarding the Use of Technology in Teaching
Türkiye’nin fen okuryazarlığı alanında PISA’daüst sıralara yükselebilmesinde ve FATİH projesinin amacına ulaşabilmesindeözellikle lise düzeyindeki fen bilimleri öğretmenlerine büyük sorumluluklardüşmektedir. Öğretmenlerin hem yeni teknolojileri kullanması hem deteknolojinin öğrenme amacıyla nasıl kullanılacağını öğrenciye öğretmesibakımından lise öğretmenlerinin öğretimde teknoloji kullanımına yönelikgörüşleri önem kazanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, fizik öğretmenlerininöğretimde teknoloji kullanımına ilişkin görüşlerini belirlemektir. Bu kapsamda FenLisesi, Anadolu Lisesi ve Meslek lisesinden birer fizik öğretmeni ile görüşmeleryapılmıştır. Araştırma verileri standartlaştırılmış açık uçlu görüşme formu iletoplanmış ve betimsel analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırmabulgularına göre; sınıf ortamındaki teknolojik olanaklar arasında farklılıklarolduğu, fizik öğretmenlerinin etkileşimli tahta, bilgisayar ve projeksiyoncihazı gibi teknolojileri, özellikle laboratuvar ortamındagerçekleştiremedikleri deneylerin gösteriminde kullandıkları, tabletbilgisayarların etkileşimli tahtalarla bağlantısının olmaması nedeniyle etkinbir şekilde kullanılamadığı, öğretimde teknoloji kullanımına yönelik hizmetiçieğitimlerin ve Eğitim Bilişim Ağı’nda yer alan fizik branşındaki içeriğingeliştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.Science teachers especially the ones in highschool have great responsibilities to have FATİH project reached its goals andraise Turkey to higher levels in PISA ranking in the field of science literacy.High school teachers’ opinions regarding the use of technology in teaching areimportant in point of both the teachers’ use of new technologies and theirteaching students how they use technology for learning. The aim of this researchis to identify the views of physics teachers on the use of technology in teaching.Interviews were conducted with each physics teacher from Science high school,Anatolian high school and Vocational high school. Data was collected withstandardized open ended interview form and analyzed with descriptive analyzemethod. According to the findings of the research, it was found that there weretechnological facility differences in classroom environments, physics teachersused the technologies such as computer, interactive board and projector forexperiments which they couldn’t conduct in laboratories and tablet computersweren’t used because of lack of connections with interactive boards. It wasconcluded that course content of physics should be developed in EducationCommunication Network and in-service training should be provided on the use oftechnology in teaching
Medya Emekçilerinin Sendikal Örgütlenme Sürecine Yönelik Kavrayışları: Sorunlar ve Çözüm Önerileri / Unionization as Conceived by Media Labourers: Problems and Alternatives
Yeni iletişim ve enformasyon teknolojilerinin kullanılmaya başlanması ve 1970’lerdetüm dünyada yaşanan ekonomik krizin ardından yeni iktisat politikalarının ABD’denbaşlayarak küresel boyutta yayılmasının on yılı olarak anılan 1980’li yıllar, yeni bir döneminbaşlangıcını işaret etmektedir. Refah devletinin çökmesi ve ardından kapitalizminalternatifsiz bir dünya düzeni konumuna gelmesiyle birlikte devletin küçülmesi,özelleştirme ve pazarın egemenliği gibi unsurlar tüm dünyada ön plana çıkmıştır. Bütünbu değişimler emek pazarının yapısını, işin örgütlenme biçimini ve çalışanlar arasındakiilişkiyi de etkilemiştir. Kapitalist emek sürecine ilişkin düzenlemelerle birlikte yeni üretimtarzı, piyasa mekanizması üzerinde yükselmeye başlamıştır. Böylelikle, homojen veucuz işgücü, emeğin yersiz yurtsuzlaşması, artan güvencesiz çalışma koşulları, modernyöneticilik anlayışı, esnek çalışma saatleri ve makineleşmeyle gelen parçalı sistem,emek pazarının temel dinamikleri haline gelmiştir. Yeni çalışma yaşamında süregelenbir diğer değişiklik de, insan kaynakları ve toplam kalite yönetiminin hedeflenerek,sendikaların dışarıda bırakılması olmuştur.Kurumsal yapısı ve üretim örgütlenmesi ile genel ekonomik yapı içerisinde önemlibir yer teşkil eden medya endüstrisi de bu değişimlerden kaçınılmaz olarak payınıalmıştır. Medya çıkarları, yeni düzenin politikalarıyla birlikte belirginleşmekte vekültürel bir pratik olarak gazetecilik mesleği de değişen çalışma anlayışı ve piyasaekonomisinin oluşturduğu yapı içerisinde önemli değişlikler geçirmektedir. O günleredek süregelen geleneksel medya sahipliği yerini büyük sermaye gruplarına bırakmıştır.Mülkiyet yapısındaki bu değişimin sonucunda gazetecilik, grup çıkarları ve güç odaklarıile bağlantılı, toplumsal sorumluluktan yoksun, uzmanlaşmış ve kişisel pazarlıklarınyapıldığı bir meslek haline gelmiştir. Medya sektöründe yaşanan yapısal dönüşümgazetecilerin sahip oldukları hakları koruma, talep ettikleri hakları elde etme ve sendikalörgütlenme konularında gösterdikleri tavra ilişkin bir tartışmayı da beraberindegetirmiştir. Dolayısıyla bu çalışmada gazetecilerin sendikal örgütlenme pratiğini nasılkavramsallaştırdıkları tartışılmaktadır. Bu çalışma, 150 sendikalı, 135 sendikasız olmaküzere ulusal medyada çalışan 285 gazeteciye uygulanan anket çalışması ile farklı statüve kurumlardaki 35 gazeteci ile derinlemesine mülakatı kapsayan alan araştırmasınınsonuçlarını sunmaktadır. Mevcut yasaların, sektörün genel yapısının, gazetecilerinörgütlenme korkularının yanı sıra gazetecilerin sınıfsal algıları ve sosyo-ekonomikstatülerinin de sendikasızlaşma sürecinde etkili olduğu bu çalışmanın temel sonuçları arasındadır. Dolayısıyla gazeteciler, Marx’ın deyimiyle “kendi için sınıf” konumunageçmedikleri sürece sendikal örgütlenmeler onlar için bir anlam ifade etmediği gibivarlığını koruması da gittikçe güçleşmektedir. Gazetecilerin sendikal örgütlenmeye dairöznel bakışlarının ortaya konulmaya çalışıldığı bu çalışmada Marx’ın “kendinde sınıf”(class in itself) ve “kendi için sınıf” (class for itself) kavramlarına birer metafor olarakbaşvurulmuştur. Dolayısıyla gazetecilerin nesnel ve öznel sınıf durumlarının da sendikalörgütlenme sürecine bakışlarını etkilediği, bu çalışmanın temel sorunlarından biridir.Bu çalışmada geleneksel yazında yer alan “burjuvazi-proletarya” şeklindeki keskinkutuplaşmadan yola çıkılmamakta, sınıf kavramı “dinamik” bir çözümleme düzeyindeanlamlandırılmaktadır. ---The 1980s as a decade is characterized by the proliferation of new information andcommunication technologies as well as the expansion of US-led economic policyfollowing the economic depression of the 1970s. Deregulation, privatization and thewithdrawal of the state from many areas due to the disintegration of the welfare statemodel were all common all around the world. All these significant changes affectedthe structure of the labor market, the work organization and the framework for theemployment relationship. Along with new regulations of capitalist labor process, thenew mode of production started to rise on the market. Thus, homogeneous and cheaplabor, professional management system, deterritorization of labor, flexible working andfragmented system as a result of mechanization are the main components of labormarket. Professional practices, new career models with low job security and humanresources departments gave rise to increase individual responsibility instead of unionsin managing careers and knowledge based power in the industry.As with any industry in the world, the organization of the media has dramaticallychanged since the 1980s, the most important being the alteration of media ownershippatterns. Indeed, in Turkey, the traditional media proprietors who were also journaliststhemselves replaced by big trustees. This followed by journalists giving priority to theinterests of the media proprietors’. Thus, the media became a hegemonic tool andjournalists accepted working under the ideological pressure with the belief that theycould not be successful unless they played the game according the rules. It was withthese changes that the deunionization has emerged. Bosses aimed at decreasing thepower of the union at the workplace and neutralize workers’ reaction. This studypresents the results of a field study consisting of a survey of 285 journalists amongwhich there are unionized as well as non-unionized members and in-depth interviewswith 35 journalists who occupy posts such as editors, chief editors or managers. The study reveals that most journalists choose not to become a member of a uniondue to the fear of losing their jobs. Factors such as the structure of the media, theemployment legislation and the organization of the unions are also important inunderstanding the journalists’ conception of unionization. Furthermore, the lackof class consciousness among journalists also causes denunionazation in the mediasector. Today, most journalists believe that they belong to the elite class of the societyjust like the media proprietors. As a result of this, it becomes inevitable for them torepresent their bosses’ class and act according to the media group’s expectations andbusiness interests. Therefore, if journalists do not achieve the position of “class foritself” to follow Marx, the union will not have any meaning for them and it will be ableto protect its presence, either. Marxian concepts of “class in itself” and “class for itself”were applied as metaphors in this study which aims to show subjective and objectiveconceptions of journalists about the union. Therefore, that objective and subjectiveclass status of the journalists affect their conception about unionization is one of themain problems of this study. A severe polarization such as “bourgeoisie-proletariat” inthe traditional literature is not the starting point for this study and the class concept isgiven a meaning through “dynamic” analysis
İlkokul Öğrencilerinin Kelime Uzunluğuna Göre Okuma Hızlarının Değerlendirilmesi
It is one of the main objectives of the Turkishlanguage course that primary school students should acquire reading skills inthe best way. The aim of this research is to evaluate the speed of readingaccording to the word length of primary school students. The research wasconducted in May 2017 in a state primary school in Yozgat province center. Thisresearch aimed to determine the reading speeds according to the word length ofprimary school students is the survey research from the quantitative researchmethods. The universe of the research is the primary school students who areeducated in the primary schools in the city of Yozgat. The sample is composedof students in a state primary school in Yozgat province center. Data werecollected from 342 elementary school students in total. The data collectiontool was developed by the researcher. The data were collected with the "readingspeed determination form according to word length" prepared by theresearcher. Frequency, percentage and mean of descriptive statistics foranalysis of data, one-way ANOVA was used for unrelated samples from inferentialstatistics. When the averages of the primary school grade levels were taken,the mean scores of the first grade students in the first grade students were72, the mean reading duration of the second grade students was 48, the words ofthe third grade students were 28, and the mean reading duration of the fourthgrade students was 26, It is seen that the words of all primary school studentsare 44 times the average reading time. F (3, 338)=184, p <.01. Indicatingthat primary school students had a meaningful difference in word reading speedsaccording to class levels. In other words, the speed of vocabulary reading ofelementary school students varies significantly according to grade levels.İlkokul öğrencilerinin okumabecerilerini en iyi şekilde kazanmaları Türkçe dersinin ana amaçlarındanbiridir. Bu araştırmanın amacı ilkokul öğrencilerinin kelime uzunluğunagöre okuma hızlarının değerlendirilmesidir. Araştırma 2017 yılı mayıs ayında Yozgatil merkezindeki bir devlet ilkokulunda gerçekleştirilmiştir. İlkokulöğrencilerinin kelime uzunluğuna göre okuma hızlarının tespit edilmesiamaçlanan bu araştırma nicel araştırma yöntemlerinden tarama (survey)araştırması türündedir. Araştırmanın evrenini Yozgat il merkezindekiilkokullarda öğrenim gören ilkokul öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklemini iseYozgat il merkezindeki bir devlet ilkokulundaki öğrenciler oluşturmaktadır.Toplamda 342 ilkokul öğrencisinden veri toplanmıştır. Veri toplama aracıaraştırmacı tarafından geliştirilmiştir. Veriler, araştırmacı tarafındanhazırlanan “Kelime uzunluğuna göre okuma hızı tespit formu” ile toplanmıştır.Verilerin analizi için betimsel istatistiklerden frekans, yüzde ve ortalama;çıkarımsal istatistiklerden ilişkisiz örneklemler için tek faktörlü varyansanalizi (one-way anova) kullanılmıştır. İlkokul sınıf seviyelerinin kelime uzunluğuna göre ortalamaları alındığızaman, ilkokul birinci sınıf öğrencilerinin kelimeleri ortalama okuma süresi 72salise, ikinci sınıf öğrencilerinin kelimeleri ortalama okuma süresinin 48salise, üçüncü sınıf öğrencilerinin kelimeleri ortalama okuma süresinin 28salise, dördüncü sınıf öğrencilerinin kelimeleri ortalama okuma süresi 26salise, tüm ilkokul öğrencilerinin kelimeleri ortalama okuma süresinin 44salise olduğu görülmektedir. İlkokul öğrencilerinin sınıf seviyelerine görekelime okuma hızları bakımından anlamlı bir fark olduğunu göstermektedir F(3,338)=184, p<.01. Başka bir deyişle, ilkokul öğrencilerinin kelime okuma hızısınıf seviyelerine göre anlamlı bir şekilde değişmektedir.
Öğretmen Adaylarının Sınav Türüne Göre Kullandıkları Öğrenme Yaklaşımlarını Benimseme Nedenlerine İlişkin Görüşleri
Bu çalışmanınamacı, ölçme ve değerlendirme sürecinde kullanılan sınav türleri bağlamında;öğrencilerin sınava hazırlanma sürecinde benimsemiş oldukları öğrenmeyaklaşımlarının (derinlemesine, yüzeysel ve stratejik) ve bu yaklaşımlarınbenimsenmesine neden olan faktörlerin neler olduğu tespit etmektir. Çalışmanitel bir araştırma olup, veri analizinde içerik analizi tekniğikullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2016-2017 yılı güz döneminde,Sınıf Eğitimi Anabilim Dalı’nda 3. ve 4. sınıfta okumakta ve gönüllü olan 121(73 kız (%60,3), 48 erkek (%39,6)) öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma sonucundaöğrencilerin; çoktan seçmeli sınavlarda ve klasik sınavlarda bilgi düzeyindesoru sorulduğunda ezber ve tekrar odaklı olarak yüzeysel öğrenme yaklaşımınıkullandıkları tespit edilmiştir. Ayrıca, çoktan seçmeli sınavlarda, D-Y veeşleştirme türü sınavlarda cevapları gördüklerinde hatırladıkları ya da şansbaşarısı nedeniyle soruları cevaplayabildikleri için yüzeysel öğrenmeyaklaşımını kullandıklarını ifade etmişlerdir. Öğretmenlerin yoruma dayalı sorusorması ve sınavın sayısal bir derse ait olması durumunda ise öğrencilerinkonunun mantığını anlamak için derinlemesine öğrenme yaklaşımını kullandıklarıtespit edilmiştir. Sonuç olarak, öğretmenlerin sınav hazırlama ve değerlendirmesürecindeki tutum ve davranışlarının, sınav türünün, dersin kapsamının vedersin sözel veya sayısal olmasının öğrencilerin sınava hazırlanma sürecindebenimsedikleri öğrenme yaklaşımları üzerinde etkisi olduğu söylenebilir
Influence of Pinus brutia bark extract containing phenolic compounds on some commensal and pathogenic bacteria from the intestinal microflora
The microflora of the intestinal tract is vital to many physiological functions, mainly fermentation and processing of dietary components, control of intestinal epithelial cell proliferation, development of the immune system, and protection against pathogens. Plant extracts have potential for treatment options that protect commensal or beneficial microflora in the intestines while eliminating pathogens. The aim of the present study was to investigate the influence of Pinus brutia (Turkish red pine) bark extract containing phenolic compounds on some commensal and pathogenic bacteria from the intestinal microflora using a microdilution method. P. brutia bark extract did not completely inhibit any intestinal bacteria. However, the extract showed a potential inhibitor activity on Salmonella Typhimurium and Staphylococcus aureus from 75 µg/mL, on Escherichia coli and Fusobacterium nucleatum from 150 µg/mL, and on Clostridium perfringens from 300 µg/mL concentrations (P<0.05). Commensal bacteria were observed to be less sensitive to the extract than those of the pathogenic strains. The extract stimulated moderately the growth of Bifidobacterium bifidum from 75 µg/mL dose (P<0.05). The extract did not show any activity on Lactobacillus acidophilus. A potential inhibitor activity was observed for Bifidobacterium infantis and Lactobacillus casei at 600-2400 µg/mL (P<0.05). As a conclusion, P. brutia bark extract, at 75-300 μg/mL dose range, had a potential to restrict pathogenic bacteria in the intestines while protect commensal or beneficial ones. Specified effects might be mainly attributed to its polyphenolic content