3036 research outputs found
Sort by
Çocukluk Dönemi Uyku Problemlerinin Tedavisinde Davranışçı Müdahalelerin Etkililiği: Gözden Geçirme Çalışması
Uyku ile ilişkili problemler ve bozukluklar pediatrik popülasyonda oldukça yaygın görülen rahatsızlıklardır
ve yaygınlığının çocuk ve ergen popülasyonda %20-30 oranında olduğu tahmin edilmektedir. Çocukluk
çağında yaşanan uyku problemlerinin dirençli olduğu ve yetişkinliğe kadar sürebileceği bilinmektedir.
Gerçekleştirilen bu gözden geçirme çalışmasında da amaç, çocukluk dönemi uyku problemlerinin tedavisinde
davranışçı müdahalelerin etkisini anlayabilmek ve etkili olan teknikleri belirleyebilmektir. Çocuklarda uyku
problemlerinin tedavisinde davranışçı yöntemlerin etkililiğini belirlemek amacıyla yapılan bu gözden geçirme
çalışmasında, 2004 – 2014 yılları arasında yayımlanmış araştırmalar ScienceDirect, GoogleScholar, Ulakbim
ve Springer veri tabanlarında taranmıştır. Taramada ‘pediatrik uyku bozuklukları, çocukluk çağı uyku
bozuklukları, çocukluk çağı insomnia, davranışsal insomnia, yatma saati direnci, gece uyanmaları, davranışçı
terapi, davranışçı müdahale, söndürme, aşamalı söndürme, uyku saatine geçiş, programlı uyandırma, yatma
saatini geciktirme, aile eğitimi’ kelime ve kelime grupları kullanılmıştır. Gelişimsel bozukluğu olan çocuklarla
gerçekleştirilmiş araştırmalar ve ilaç tedavisi ile kombine davranışçı tedaviyi ele alan araştırmalar çalışmaya
dahil edilmemişken; 0 – 13 yaş aralığında uyku problemi ya da bozukluğu olan çocuklarla gerçekleştirilen,
çocukların ilaç tedavisi almadığı araştırmalar çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın içleme kriterlerine
uygun 11 araştırma belirlenmiştir. Gözden geçirme sonucunda yatma saatine direnç, sık gece uyanması,
uyku başlangıcında gecikme gibi problemlerin tedavisinde uyku saati rutini, yatma saatine geçiş ve söndürme
tekniklerinin etkili teknikler olduğu görülmüştür. Ayrıca, aile eğitimi tekniğinin imkanları sınırlı klinik
ortamlarda uyku bozukluğu tedavisinde faydalı olabileceği düşünülmüştü
Systematic Review of the Comparative Effectiveness of Cognitive-Behavioural Therapies for Chronic Pain
Despite the shown effectiveness of Cognitive-Behavioural Therapies (CBT) for chronic pain, it is not
clear which CBT approach is more effective and which components or combinations of CBT account
for a better treatment outcome. In this regard, this study aimed to systematically review the studies
investigating the effectiveness of all forms of CBT for the treatment of individuals with chronic pain.
For this purpose, randomised controlled clinical trials on adults with chronic pain published between the
years of 2006 and 2016 have been searched in the Google Scholar, Web of Science and EBSCO databases
by using the keywords “chronic pain”, “pain disorders”, “cognitive behavioural therapy” or “treatment”.
Following database search, 24 trials were identified based on the eligibility criteria. Primary outcomes
were demonstrated to be pain intensity, disability, self-efficacy, and pain control, whereas secondary
outcomes were related to emotional difficulties. In terms of comparative effectiveness, findings revealed
that all forms of CBT are significantly more effective than physical treatments, particularly for emotional
problems. However, no statistically significant differences were found for the comparison of traditional
CBT and mindfulness and acceptance-based treatments. Findings further underlined that some forms of
CBT appeared to produce greater improvements in some of the outcome measures. Findings of this review
emphasise that what is in fact responsible for the positive outcome while delivering CBT for chronic pain
is still not clear. Thus, future research should focus on identifying specific components and underlying
mechanisms of CBT in order to maximize treatment outcome
Koronavirüs (Covid-19) Pandemisinin Olası Etkilerinin Değerlendirilmesi
Throughout history, humanity has been exposed to various epidemics. The Coronavirus (Covid19) epidemic, which emerged in Wuhan, China in December 2019 and spread in a short time deeply affected
the whole world. Coronavirus outbreak first appeared in Turkey, on March 10, 2020. Thanks to the measures
taken, the pandemic spread rate has slowed down considerably. Although the outbreak has various effects, in
this study these effects are generally classified under three headings. The first one is about human security or
human health. Due to the epidemic, a large number of people have caught the virus and some died. As of
June 3, 2020, the number of people who died was over 378,000. The second effect is about the social effects
caused by the outbreak. In the lockdown period, people’s being closed at home, wearing masks and not being
able to socialize due to the threat of viruse created psychological problems especially for those over 65 years
old. The third concerns the economic effects of the virus. Due to the economic crisis that emerged during the
epidemic, economic supply chains were broken on a global scale, the economy of the countries shrank, many
companies went bankrupt and people became unemployed. With the coronavirus epidemic, globalization has
also started to be questioned and it has been observed that international organizations that need to act against
a global problem are inadequate. As a result, states have started to search for national solutions to the
international problem on their own. States are fighting against the epidemic in their capacities by taking
unprecedented measures. This study will evaluate the possible effects of the choranavirus epidemic in the
world. In this study it will be discussed at the effects of the virus to Turkey as well
Generation of Automatic Six-Legged Walking Behavior Using Genetic Algorithms
Design and development of legged robots that can navigate effectively and autonomously in a wide range of environments is a challenging problem. At that point it should be noted that nature inspired optimization techniques have been widely studied for autonomous navigation of legged robots. In this study the framework constructed for six-legged walking behavior generation using genetic algorithms is presented and simulation results on Unity are discussed. © 2020 IEEE
Çocuk ve Adölesanlarda Şeker İlaveli İçeceklerin Tüketimi ve Sağlık Üzerine Etkileri
Çocuk ve adölesanlar tarafından sık tüketilen şeker ilaveli içecekler, yüksek enerji içeriğine sahip en geniş ilave şekerkaynağıdır. Meyve suları, gazlı içecekler, enerji içecekleri gibi içecekler bu gruba girmektedir. İçeriğinde bulunanşeker türleri, tatlandırıcılar, kafein, uyarıcı maddeler çocuk sağlığı açısından risk taşıyabilmektedir. Bu içeceklerintüketimi cinsiyet, yaş, etnisite, sosyoekonomik durum, eğitim seviyesi gibi birçok faktörden etkilenmektedir. Kronikkullanımının fazla kilo, kalp damar problemleri, metabolik sendrom, Tip 2 diyabet, kan lipidlerinde ve kan basıncındaartış gibi birçok hastalık ile ilişkili olabileceğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Olumsuz sağlık etkileri çok küçükyaştan başlayarak yetişkinlik döneminde devam edebilmektedir. Bu nedenle çocuk sağlığı açısından erken dönemdebilimsel öneriler çerçevesinde çocuk, aile, çevre ve politikalar üzerinde çalışmalar yapılarak sağlıklı besin tüketimleridesteklenmelidir
Çalışanların Kişisel Değerleri, Algıladıkları Örgütsel Destek ve İşten Ayrılma Niyetleri Arasındaki Etkileşim
Algılanan örgütsel destek, çalışanın işletmeye karşı olumlu tutum sergilemesinde etkilidir. Çalışanlarınalgılanan örgütsel destek seviyelerinin yüksek olması üretkenlik karşıtı davranış ve tutumları azaltmaktadır.Kişisel değerler, bireylerin sosyal ve iş yaşamlarında geliştirecekleri tutumlar için bir çerçeve oluşturmaktadır.Üretkenlik karşıtı bir davranış olan işten ayrılma niyeti, işletmelere yüksek personel maliyetleri getirmektedir.Sağlık personeli çalışanlarının, işgücü piyasasında yüksek nitelikli ve eğitimli kesimi oluşturmaları, işe alımsonrası oryantasyon ve eğitim maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle işten ayrılma kararını azaltacak örgütseluygulamaların belirlenmesi önemlidir. İşten ayrılma kararında sadece çevresel faktörler değil, kişiselfaktörlerin de etkili olması nedeniyle örgütsel faktörlerin dışında kişiliğin de işten ayrılma niyeti üzerindekietkisini belirlemek gerekmektedir. Bu bağlamda, nicel araştırma yöntemi kullanılarak çalışmada işten ayrılmaniyetinin çalışanlarda düşük seviyede olması için örgütsel destek ve kişisel değerlerin ilişkisi ele alınmıştır.Araştırmaya veri sağlamak için anket yoluyla sağlık sektöründe çalışan 363 kişiye ulaşılmıştır. Araştırmasonucunda İşten Ayrılma Niyeti, Örgütsel Destek (S) (.244; p<0.05) ve İçsel Kişisel Değerlerden (-1.858;p<0.05) etkilenmekte olduğu belirlenmiştir. Diğer yandan dışsal kişisel değerler ile işten ayrılma niyetiarasında herhangi bir etki bulunamamıştır. İşten ayrılma niyeti ile mutluluk, kişisel gelişim, hayattan zevkalma, kendine saygı ve başarı duygusu gibi içsel etkenli kişisel değerler arasında ters yönlü ilişki olduğubelirlenmiştir. İşten ayrılma niyeti ile örgütsel destek arasında negatif yönlü bir etki olduğu sonucunavarılmıştır. Araştırma sonunda özellikle sağlık sektöründe çalışan yönetici ve İnsan Kaynakları uzmanlarınaişten ayrılma niyetlerini düşürmek adına çalışanlara örgütsel destek sağlanması gerektiği önerilmiştir.Çalışanın ihtiyaç duyacağı destek kişiye özel olacağından, yöneticilerin çalışanlarının ihtiyaçlarını doğrubelirlemesi önerilen yöntemlerden biridir. Çalışan ihtiyaçlarının belirlenmesinde kişisel değerlerin belirleyicirolü de yöneticilere doğru veri sağlamada önemli bir ipucu olacaktır. Araştırma sonuçlarına dayanarakçalışanlara sağlanacak desteğin içsel değerleri olan bireylerin işe devam etme isteklerini artıracağıgörülmektedir. Bu nedenle örgütlerin kişisel değerli yüksek olan bireylere işlerini daha iyi yapmalarını, işe alankatkılarını artırmalarını sağlayacak destek mekanizmaları geliştirmeleri gerektiği belirlenmiştir.
İSTANBUL’DA BİR ÜNİVERSİTEDE HEMŞİRELİK ÖĞRENCİLERİNİN EVLİLİKTE KADINA KARŞI ŞİDDET KONUSUNDAKİ DÜŞÜNCE VE TUTUMLARI
Amaç: Hemşirelik öğrencilerinin kadına karşı gösterilen şiddete ilişkin düşünce ve tutumlarını değerlendirmek
amacıyla planlanmıştır.
Yöntem: Çalışma kesitsel tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. 15 Aralık 2016 ile 15 Mart 2017 tarihleri arasında,
İstanbul’da bir üniversitede 654 öğrenci ile yapılmıştır. Çalışmanın verileri kişisel bilgi formu ve evlilikte kadına
yönelik fiziksel şiddet ölçeği kullanılarak toplanmıştır.
Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin %85.9’u kadın, %14.1’i erkek olup yaş ortalamaları 20.67’dir.
Öğrenciler yaşamının belirli bir bölümünde ailesinden (%14.5) ya da partnerinden şiddete maruz kaldıklarını ya
da partneriyle olan ilişkisinde şiddete başvurduklarını ifade etmişlerdir. Kadın öğrencilerin %19.5’i, erkek
öğrencilerin ise %42’si evli bir kadının “Başka bir erkek ile cinsel ilişkiye girerse” şiddete uğramasının meşru
olduğunu düşündüklerini bildirmiştir. Öğrencilerin ailesinden gördüğü şiddette cinsiyet ve annenin eğitim düzeyi
etkiliyken, partner şiddetinde sadece cinsiyet faktörünün etkili olduğu gözlenmiştir.
Sonuç: Çalışma sonucunda üniversite öğrencilerinin içinde hala şiddeti destekleyen ve meşrulaştıran bazı
tutumların olduğu gözlenmiştir. Bu bağlamda topluma aydın bireyler kazandırmayı hedefleyen üniversitelere
önemli görevler düşmektedi
Lojistik 4.0 Uygulamaları ve Lojistik Firmalarının Bakış Açısı
Teknoloji yoğun sektörlerden biri olan lojistikte faaliyet gösteren işletmeler, hayatlarını
sürdürebilmek ve rekabet avantajı elde edebilmek için birçok farklı teknoloji kullanmaktadır.
Günümüz rekabetçi ürün ve hizmetleri için lojistik 4.0 uygulamaları, işletmelerin iş yapma
şekillerini hızla değiştirmektedir. Çalışmada Türkiye’de lojistik hizmet sunan işletmelerin lojistik
4.0’a bakış açıları ve uygulama düzeyleri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla on adet lojistik
hizmet sunan işletmeye derinlemesine mülakat yöntemi ile lojistik 4.0 kavramı ve uygulamaları
sorulmuş olup, bu uygulamaların işletmeleri nasıl etkilediği belirlenmeye çalışılmıştır. Buradan
hareketle sektörün lojistik 4.0 uygulamalarına ilişkin bir SWOT (GZFT - Güçlü ve Zayıf
Yönler, Fırsatlar ve Tehditler) analizi yapılmıştır. Lojistik 4.0 uygulamalarına sahip olsun ya
da olmasın işletmeler bu uygulamaların önemini anlamış bulunmaktalar. Araştırma sonucu,
bu uygulamaların ülkemiz için giderek önem kazanacağını ortaya koymaktadır
Bilgisayarlı Tomografik Koroner Anjiyografi ile Erken Evre Koroner Arter Hastalığı Tespit Edilmiş Olan Hastalarda Anksiyete ve Depresyon Düzeylerinin Tespiti
Amaç: Bu çalışmanın amacı kardiyoloji polikliniğine başvurup bilgisayarlı tomografik anjiyografi (BTA) ile erken evre koroner arter hastalığı (KAH) tanısı kesinleşmiş hastalarda anksiyete ve depresyon düzeylerini değerlendirmektir.
Yöntemler: Çalışmaya 46 BTA ile erken evre KAH tanısı alan hasta, 50 kontrol hastası olmak üzere ardışık 96 hasta dahil edildi. Tüm hastaların demografik özellikleri, fizik muayene bulguları, kardiyovasküler risk faktörleri ve laboratuar parametreleri kayıt edilerek Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulandı. Sonuçlar %95’lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi.
Bulgular: Çalışmaya katılan olguların 49’u kadın (%51.04) olmak üzere, ortalama yaşları 35.86±14.91 yıl olarak bulundu. BTA grubu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında BDÖ ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı fark saptandı (17.61±8.95’e karşı 9.88±7.77, p<0.001). Ayrıca vucut kitle indeksi (VKİ), yaş, sistolik tansiyon, BDÖ ve BAÖ puanları arasında pozitif yönde korelasyon olduğu bulundu. Yaş faktörü, çok değişkenli lojistik regresyon analizi ile erken evre KAH’ın bağımsız öngördürücüsü olarak saptandı (OR=1.45, %95 CI: 1.04-2.03, p=0.028).
Sonuç: BTA ile erken evre KAH tespit edilen hastalarda depresyon düzeylerinin daha yüksek olduğu görüldü
Göz Hareketlerine Dayalı Beyin Bilgisayar Arayüzü Tasarımı
Modern teknoloji ile birlikte insanların göz hareketlerini inceleyerek uyaranlara karşı vermiş oldukları tepkiler takip edilebilir
hale gelmiştir. Bu takip yöntemlerden biri de Göz İzleme (Eye-Tracking) tekniğidir. Bu teknikteki gelişmeler sayesinde
araştırmacılar, sağlık, savaş sanayi, sivil havacılık, web tasarımı, dijital medya vb. birçok alanda hayatı daha kolay hale
getirilebilecek sistemler hakkında çalışmalar yapabilmektedir. Bu çalışma kapsamında, göz izleme teknolojisinin temel
özelliklerinden faydalanılarak beyin bilgisayar arayüzü (BBA) uygulaması geliştirilmiştir. Katılımcıların göz sabitlenme bilgisi,
tarafımızca hazırlanan deneysel paradigma yazılımları bünyesinde göz-izleme cihazı ile ölçülerek, kişilerden verilen ödevleri
gerçekleştirmeleri istenmiştir. Bu kapsamda iki farklı uyaran yazılımı üretilmiştir. Birinci yazılımda, kişilerin ekranda çeşitli
bölgelerde görülen butonlara odaklanarak, gözlerinin sabitlenmesi ile butonlara basmaları sağlanmıştır. İkinci yazılımda ise,
katılımcının harflere odaklanması istenerek, kelimeler ve cümleleri yazdırmayı sağlayan sanal bir klavye uygulaması
geliştirilmiştir. Ayrıca göz fiksasyonları ısı haritası ile görselleştirilmiştir. Tüm aşamalarda kullanılan yazılım ve analiz
tarafımızca geliştirilmiştir. Sonuç olarak, hareket etmeden göz hareketleri ile bildirim yapmayı sağlayan hibrid bir sistem
geliştirilmiştir. Göz hareketlerine dayalı önerilen BBA sistemi test edilmiş ve yüksek komut/dakika sonuçlarına ulaşılmıştır.
Deneysel bulgular önerilen hibrid BBA’nın güçlü ve öne çıkacak bir teknoloji olduğunu göstermektedi