Kütahya Health Sciences University Research Information System
Not a member yet
    19078 research outputs found

    Discordance in Immunohistochemistry Results in Breast Pathologies: Effect of Chemotherapy, Specimen Characteristics, or Pathology Center?

    No full text
    Background: Immunohistochemical results are of vital importance in the classification of patients with breast cancer into subgroups and in treatment decision-making at every stage. However, differences can occur in biopsy results obtained from the same patient. In our study, we aimed to investigate the importance of pathological examination, which is a possible reason for the differences in patients’ immunohistochemistry results. Methods: For this purpose, patients were divided into 3 groups. The differences in estrogen receptor, progesterone receptor, HER2, and Ki-67 were examined between the following groups: patients who received neoadjuvant chemotherapy and then underwent surgery (41 patients), patients who underwent surgery without chemotherapy (50 patients), and the same specimen from a different center and our center (21 patients). Results: The pathological discordance rates were 34.1% in the neoadjuvant chemotherapy group, 28% in the surgery without chemotherapy group, and 38.1% in the comparison between our institution and an external center, with no statistically significant difference across the 3 groups (P = .667). When examining the changes within each group, statistically significant differences were found in HER2 (P = .002) for the tru-cut biopsy surgery group and Ki-67 (P = .025) for the group comparing our center to an external center. Conclusions: As a result, it was considered that one of the important reasons for the immunohistochemical differences in breast biopsies, which is a known fact, is the evaluating center and pathologist

    ÇOCUK DİŞ HEKİMLİĞİNDE YENİLİKÇİ YAKLAŞIM VE MATERYALLER: 21. YÜZYIL PERSPEKTİFİ

    No full text
    Çocuk diş hekimliğinde kalsiyum silikat içerikli materyaller çok geniş bir ürünyelpazesine sahiptir. Kalsiyum silikat içerikli materyaller yüksekalkalinite, intratübüler mineralizasyon, biyofilm oluşumununinhibisyonu, güçlü proinflamatuar medyatörlerin azaltılması ve vitalpulpa tedavisi (VPT) prosedürlerinde postoperatif ağrınınazaltılması gibi olumlu fizikokimyasal özelliklere de sahiptir(Hirschberg, Galicia, &amp; Ruparel, 2021). Mevcut olan materyaller ileyapılan çok sayıda in-vivo ve in-vitro çalışmaya rağmen, ideal birmateryal için biyouyumluluk, apikal sızdırmazlık ve mikrosızıntıgibi kriterlerin tamamını karşılayan bir materyal henüz keşfedilmemiştir ve araştırmalar halen devam etmektedir(Pushpalatha et al., 2022). Son yıllarda geliştirilen biyoseramik bazlı materyaller; kısasertleşme süresi, üstün mekanik özellikler ve renk stabilitesi gibiavantajlar sunarak MTA'nın dezavantajlarını azaltmayıhedeflemektedir. Özellikle Biodentine, EndoSequence BC RRM veNeoMTA gibi materyaller, VPT’lerde çocuk hastalara yönelik dahahızlı ve estetik çözümler sunmaktadır. Pedodonti pratiğinde, biyomateryallerin seçimi yalnızca materyalinfiziksel özelliklerine değil, aynı zamanda hastanın yaşına, pulpadurumu ve tedavi sürecinin klinik gerekliliklerine göre deşekillenmektedir. Bu bölümde çocuk diş hekimliğinde kullanılan kalsiyum silikat esaslı materyaller ve materyallerle ilgili güncel gelişmelere değinilecektir.&nbsp;</p

    Sağlıkta Mobbingin Ölümcül Yüzü: İntihara Sürüklenen Sağlık Çalışanları Üzerine Bir Analiz

    No full text
    Giriş ve Amaç: Mobbing, iş yerinde bireye sistematik olarak uygulanan psikolojik baskı, yıldırma ve tacizdir. Sağlık çalışanları arasında yoğun iş yükü, hiyerarşik yapı ve stresli çalışma koşulları nedeniyle yaygın bir şekilde görülmektedir. Bu çalışma, 2017- 2025 yılları arasında mobbing nedeniyle intihar eden sağlık çalışanlarına ilişkin haberleri analiz ederek, sağlık çalışanları arasında psikolojik tacizin ölümcül sonuçlarını ortaya koymak amacıyla yapıldı.Yöntem: Çalışma tanımlayıcı tiptedir. 2017-2025 yılları arasında, ‘’sağlık çalışanı’’, ‘’mobbing’’, ‘’intihar’’ anahtar kelimeleri ile aranan 12 haberin analiz edilmesi yöntemi ile yapıldı.Bulgular: 2017-2025 yılları arasında medyada yer alan mobbing nedeniyle intihar girişiminde bulanan sağlık çalışanlarının yaş ortalaması 30,75 3,46’dır. Sağlık çalışanlarının %41,67’si kadın ve %58,33 erkektir. Sağlık çalışanlarının %41,67’si doktor, %41,67’si hemşire ve %16,66’sı diğer sağlık çalışanlarıdır. Sağlık çalışanlarının kullandığı intihar yöntemi, yüksekten atlama, yüksek doz ilaç, ası, ateşli silah yaralanması ve diğer yöntemlerdir. İntihar davranışların %75’i tamamlanmış intihar ve %25’i intihar girişimi olarak sonuçlanmıştır.Sonuç: Çalışmada, doktor ve hemşirelerin risk altında olduğu, ciddi intihar girişim yöntemlerinin kullanıldığı ve her dört sağlık çalışanından üçünün tamamlanmış intihar ile sonuçlanan intihar girişiminde bulunduğu saptanmıştır. Bulgular, mobbingin sağlık çalışanları için sadece mesleki bir stres kaynağı olmadığını, aynı zamanda sağlık çalışanlarının ruh sağlığı üzerinde derin etkiler yarattığını ve bu durumun tamamlanmış intihar riskini artırabileceğini ortaya koymaktadır. Sağlık çalışanları için mobbingi önlemeye yönelik müdahale programlarının geliştirilmesi ve mobbinge maruz kalan sağlık çalışanları için ruhsal destek sistemlerinin oluşturulması önerilmektedir.Anahtar kelimeler: mobbing; intihar; sağlık çalışanı; hemşire; doktor.</p

    Morphometric examination of the nasal base in the young adult Turkish population

    No full text
    Background: Advances in surgical technology and evolving beauty standards have increased interest in aesthetic surgery, especially rhinoplasty. A detailed understanding of nasal anatomy, particularly the nasal base, is essential for improving aesthetic and reconstructive outcomes. This study aimed to classify nostril and nostril sill types in the Turkish population, identify sex-based morphological differences, and provide reference data for preoperative planning. Methods: This study included 227 medical students (124 females, 103 males) from Kütahya Health Sciences University. Standardised photographs were taken from frontal, lateral, and hyperextended views at a 2-meter distance. Morphometric measurements were performed using the ImageJ software. Results: All nasal dimensions were significantly greater in males than females (p < 0.05). The most common nostril sill type among both sexes was Type 3, whereas Type 1 was the most common overall. However, no statistically significant relationship was found between sex and nostril sill type. Conclusions: The morphometric features of the nasal base in Turkish society differed significantly in size parameters according to sex, whereas nostril and nostril sill types were similarly distributed between genders. These findings provide valuable reference data for personalised and ethnically appropriate planning in nasal surgery, especially male rhinoplasty, and contribute to the literature on nasal base morphology. Level of evidence: Not gradable

    Temel Patofizyoloji

    No full text

    0

    full texts

    19,078

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Kütahya Health Sciences University Research Information System
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇