Kütahya Health Sciences University Research Information System
Not a member yet
19078 research outputs found
Sort by
Head‐down tilt lithotomy position and well‐leg compartment syndrome: An international survey of current practice
Cross-cultural adaptation, validity and reliability of the Turkish version of the Cognitive Functioning Self-Assessment Scale (CFSS)
The Comparison of Patient-Related Outcome Measures after Free Gingival Graft Surgery Between Teeth and Implants: A Prospective, Parallel-Designed, Clinical Study
Asundexian versus Apixaban in Patients with Atrial Fibrillation
Background Stroke prevention with direct-acting oral anticoagulant agents in patients with atrial fibrillation confers a risk of bleeding and limits their use. Asundexian, an activated factor XI (XIa) inhibitor, is an oral anticoagulant that may prevent strokes with less bleeding. Methods In a phase 3, international, double-blind trial, we randomly assigned high-risk patients with atrial fibrillation in a 1:1 ratio to receive asundexian at a dose of 50 mg once daily or standard-dose apixaban. The primary efficacy objective was to determine whether asundexian is at least noninferior to apixaban for the prevention of stroke or systemic embolism. The primary safety objective was to determine whether asundexian is superior to apixaban with respect to major bleeding events. Results A total of 14,810 randomly assigned patients were included in the intention-to-treat population. The mean (±SD) age of the patients was 73.9±7.7 years, 35.2% were women, 18.6% had chronic kidney disease, 18.2% had a previous stroke or transient ischemic attack, 16.8% had received oral anticoagulants for no more than 6 weeks, and the mean CHA2DS2-VASc score (range, 0 to 9, with higher scores indicating a greater risk of stroke) was 4.3±1.3. The trial was stopped prematurely at the recommendation of the independent data monitoring committee. Stroke or systemic embolism occurred in 98 patients (1.3%) assigned to receive asundexian and in 26 (0.4%) assigned to receive apixaban (hazard ratio, 3.79; 95% confidence interval [CI], 2.46 to 5.83). Major bleeding occurred in 17 patients (0.2%) who received asundexian and in 53 (0.7%) who received apixaban (hazard ratio, 0.32; 95% CI, 0.18 to 0.55). The incidence of any adverse event appeared to be similar in the two groups. Conclusions Among patients with atrial fibrillation at risk for stroke, treatment with asundexian at a dose of 50 mg once daily was associated with a higher incidence of stroke or systemic embolism than treatment with apixaban in the period before the trial was stopped prematurely. There were fewer major bleeding events with asundexian than with apixaban during this time
Diyabet riski, aktivite düzeyleri ile Akdeniz tipi beslenme davranışları ilişkisi
ÖzGiriş: Amerikan Diyabet Birliği verilerine yönelik 45 yaş ve üzeri bireyler tip 2 diyabetesmellitus için riskli grupta yeralmaktadır.Amaç: Bireylerde tip 2 diyabetes mellitus riski, fiziksel aktivite durumları ile Akdeniz tipi beslenme davranışlarınınbelirlenmesidir.Yöntem: İlişkisel, tanımlayıcı türde olan bu çalışma Ekim 2022-Ocak 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmadaörneklem seçimine gidilmemiş, bir İlin Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvuran, 45 yaş ve üzeri 250 birey çalışmayadahil edilmiştir. Araştırmaya katılan bireylere Tanıtıcı Özellikler Formu ve Finlandiya Tip 2 Diyabetes Mellitus RiskAnketi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ve Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin normal dağılımgösterip göstermediği kurtosis (basıklık) ve skewness (çarpıklık) değerleri esas alınarak belirlenmiştir. Normal dağılımgöstermeyen veriler için spearman korelasyon analizi yapılmıştır.Bulgular: Bireylerin %50,8’i beden kitle indeksine göre hafif kiloludur. Bireylerin %49,2’sinin bel çevresi riskli aralıkta(80-88 cm) yer almaktadır. Bireylerin %32’si yüksek tip 2 diyabetes mellitus riskine sahip olup, %43,2’si fiziksel aktiviteyapmıyor ve %92,4’ünün Akdeniz diyeti uyumu düşük durumda bulunmuştur. Fiziksel aktivite durumu düştükçe tip 2diyabetes mellitus riski artmaktadır (r = -,174, p = ,006).Sonuç: Çalışma grubundaki erişkin bireylerde tip 2 diyabetes mellitus risklerinin azaltılmasında artmış fizikselaktivitenin, Akdeniz diyetine yüksek uyumun etkisi zayıftır. Gelecekte bu konuda çalışma yapacak araştırmacılar içinözellikle farklı kurum, bölge ve örneklem (cinsiyet etkisi gibi) bünyesinde çalışma gerçekleştirmeleri önerilebilir.Anahtar Kelimeler: Akdeniz Tipi Beslenme, Tip 2 Diyabetes Mellitus Riski, Fiziksel Aktivite</p
Güncel Endodonti Çalışmaları VII
Kök rezorpsiyonu, odontoklastik aktivite nedeniyle diş sert dokularının kaybıolarak tanımlanmaktadır(1). Primer dentisyonda rezorpsiyon fizyolojik bir süreçolarak kabul edilir ve süt dişlerinin eksfoliasyonuna yardımcı olur. Ancak daimidentisyonda görülen rezorpsiyon patolojiktir ve istenmeyen bir durumdur(2).Rezorpsiyon sürecinin başlaması için gerekli olanlar; dokudaki doğal bariyerinyıkılması, sürekli bir stimülasyon ve klastik hücreler için canlı bir kan kaynağıolarak sıralanabilir. Dış doğal bariyerler periodontal ligament (PDL) ve sementiken iç doğal bariyerler odontoblastlar ve predentindir. Bu bariyerler klastikhücrelerin sementum ve dentinin mineralize olmamış matriksine tutunmasını verezorbe olmasını önler. Rezorpsiyon için uyarıcı faktörler kök kanal sistemindebakteri varlığı, travmatik yaralanmalardan sonra PDL’nin nekrozu, gelişimselkusurlar, komşu gömülü diş, komşu kist veya tümör benzeri patolojiler olabilir(3).Kök rezorpsiyonu genellikle asemptomatiktir; bu nedenle radyografikinceleme ile tesadüfen ortaya çıkar. İlerleyen rezorpsiyon vakalarında ağrı,renklenme ve mobilite gibi klinik bulgular gözlenebilir. Kök rezorpsiyonunayol açan nedenlerin ve risk faktörlerinin bilinmesi ve gerekli durumlardadüzenli radyografik kontrollerin yapılması, rezorpsiyonun erken evrede teşhisedilmesini ve ilerlemesinin önlenmesini mümkün kılar(4). Kök rezorpsiyonununetiyolojisi hakkında birçok görüş bulunmaktadır. Dental travma, periodontaltedavi, ortodontik tedavi, intrakoronal beyazlatma, dentoalveolar cerrahi kökrezorpsiyonunu en sık uyaran faktörler arasında yer almaktadır(5).Kök rezorpsiyonu başlangıç, rezorpsiyon ve onarım olmak üzere üç aşamadagerçekleşir(6). Rezorpsiyon, kendi kendini sınırlayabilir ve klinik olarak farkedilmeyebilir. Ancak rezorptif süreç, örneğin enfeksiyon veya basınç nedeniyleilerlediğinde diş sert dokularında kayıp meydana gelebilmektedir. Kökrezorpsiyonu uygun bir şekilde teşhis ve tedavi edilmediğinde diş sert dokularındakayıp ilerlemekte ve bu durum dişin çekimi ile sonuçlanabilmektedir(7).</p