Zonguldak Bülent Ecevit University Institutional Repository
Not a member yet
    9495 research outputs found

    Solvability of an Inverse Problem for an Elliptic-Type Equation

    No full text
    In this study, we consider an inverse problem of determining an unknown source function in the right-hand side of an elliptic equation which is ill-posed in the Hadamard sense. To investigate the solvability of the problem, we reduce it to a Dirichlet problem for a third-order partial differential equation with homogeneous boundary condition. Since the problem is linear, the proof of the uniqueness theorem is based on the Fredholm Alternative Theorem. We prove the existence of the solution to the problem by using the Galerkin method.</jats:p

    Development and characterization of nanocellulose/ carbonized waste rubber nanocomposites

    No full text
    Recycling is one of the most popular research topics today. In this study, in addition to the evaluation of waste tires, which are frequently encountered in the industry and difficult to dispose of, a green biomaterial, nanocellulose-based new generation nanocomposite was produced and characterized for the first time. Carbonized waste rubber, obtained by pyrolysis of tire wastes, was reinforced with nanocellulose at levels of 0.10%, 0.25%, 0.5%, and 1% by weight. The prepared nanocellulose-based nanocomposites were investigated by X-ray diffraction (XRD), morphological properties by scanning electron microscopy (SEM), thermal properties by thermogravimetric analysis (TGA), differential scanning calorimetry (DSC), and dynamic mechanical thermal (DMTA). In addition, the percentage of gel contents of the produced nanocomposites were determined. Thermal analyses revealed that the sample containing 1% carbonized waste rubber showed the highest thermal stability and at 750 °C the ash yield increased up to 25% compared to nanocellulose. The fabricated nanocomposites had about 10 times higher storage modulus compared to pure NC. All results show that the green nanocellulose-based nanocomposites can be used for future applications in industry.</jats:p

    Novel drug targets and molecular mechanisms for sarcopenia based on systems biology

    No full text
    Sarcopenia is a major public health concern among older adults, leading to disabilities, falls, fractures, and mortality. This study aimed to elucidate the pathophysiological mechanisms of sarcopenia and identify potential therapeutic targets using systems biology approaches. RNA-seq data from muscle biopsies of 24 sarcopenic and 29 healthy individuals from a previous cohort were analysed. Differential expression, gene set enrichment, gene co-expression network, and topology analyses were conducted to identify target genes implicated in sarcopenia pathogenesis, resulting in the selection of 6 hub genes (PDHX, AGL, SEMA6C, CASQ1, MYORG, and CCDC69). A drug repurposing approach was then employed to identify new pharmacological treatment options for sarcopenia (clofibric-acid, troglitazone, withaferin-a, palbociclib, MG-132, bortezomib). Finally, validation experiments in muscle cell line (C2C12) revealed MG-132 and troglitazone as promising candidates for sarcopenia treatment. Our approach, based on systems biology and drug repositioning, provides insight into the molecular mechanisms of sarcopenia and offers potential new treatment options using existing drugs

    Dental İmplant Uygulamalarında Posterior Mandibulada Lingual Konkavite Varlığının İncelenmesi:Retrospektif Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi Çalışması

    No full text
    ÖZ Amaç: Bu çalışmanın amacı posterior mandibulada dişsiz sahaların lingual konkavite varlığının yaygınlığının ve kret tepesine göre pozisyonunun değerlendirilmesidir. Ayrıca mevcut konkavitenin kret tepesi ile olan mesafesinin belirlenmesinin olası implant uygulamalarında oluşabilecek komplikasyonlarının önlenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntemler: Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi arşivindeki dahil edilme kriterlerine uygun olan 78’i erkek 72’si kadın olmak üzere 150 hastanın 747 kesitsel KIBT görüntüsü incelendi. Premolar ve molar bölgedeki konkavite varlığı değerlendirildi. Konkavite görülen bölgeler ise konkavitenin daha detaylı özellikleri ve kret tipleri (P, C ve U) incelenerek birbirleri ile karşılaştırıldı. Bulgular: Lingual konkavite ve U tipi kret görülme sıklığı en çok 2.molar bölgede (% 49.5) gözlemlenmektedir. Konkavite varlığı premolar dişlerde molar dişlere göre daha az görülürken, konkavitenin bulunduğu durumlarda premolar dişlerde gözlemlenen konkavite derinliği molar dişlerden daha fazladır. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları implant uygulaması yapılacak bölgenin operasyon öncesinde KIBT ile değerlendirilmesinin önemini tekrar ortaya koymuştur. Alt çenede implantasyon sırasında veya sonrasında oluşabilecek perforasyon riski operasyon öncesi KIBT üzerinden yapılan 3 boyutlu planlamalar ile daha düşük seviyelere çekilmektedir. Cerrahi öncesi KIBT kullanımı lingual perforasyon dışında sinir hasarı vb. implant cerrahisi öncesi ve sonrasında oluşabilecek çoğu komplikasyonun önlenmesi için de önemli bir uygulamadır.</jats:p

    Discussions on Ibn Sīnā’s Proof (Ishārah) That Existence Is Not Added to The Necessary: al-Rāzī, al-Ṭūsī, And Ṣadr al-Sharīʿah

    No full text
    Later theologians and Peripatetic philosophers concur that existence is added to contingents. However, while philosophers assert that existence is not added to the Necessary, theologians dispute this judgment. According to the argument presented in the fourth namaṭ of Ibn Sīnā’s (d. 428/1037) al-Ishārāt wa-l-tanbīhāt, accepting essence as the cause of existence leads to certain issues. The most prominent of these is taqaddum, which is the precedence of something over itself. This study explores Ibn Sīnā’s argument, al-Rāzī’s (d. 606/1210) objections in his Sharḥ, al-Ṭūsī’s (d. 672/1274) responses to these objections, and Ṣadr al-Sharīʿah’s (d. 747/1346) analysis of al-Ṭūsī’s responses. By focusing on these figures, we can understand how the acceptance of the concept of wujūd (existence), one of the concepts of al-umūr al-ʿāmmah (general concepts), influenced the course of the debate. Unlike the aforementioned scholars, Ṣadr al-Sharīʿah accepts that existence is shared in terms of expression and thus rejects both the distinction between existence and essence and the notion of accidentality. This study will first underscore the critical role of the distinction between existence and essence in the Peripatetic system. After elucidating the position of this distinction within the Peripatetic framework, I will delve into the proof of al-Ishārāt, the central focus of this study. This analysis will examine the approaches of al-Rāzī, al-Ṭūsī, and Ṣadr al-Sharīʿah in terms of their comparative and interconnected perspectives on the proof. Notably, Ṣadr al-Sharīʿah’s approach, which has gained attention in modern scholarship for its methodological significance but has seen less focus on its theological implications, will be particularly emphasized.</jats:p

    LİDERLİK ÖZELLİKLERİ İLE KULLANILAN GÜÇ KAYNAKLARI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ: BİR SAĞLIK KURUMU ÖRNEĞİ

    No full text
    Liderlik, kişinin, başkalarını etkisi altına alıp kendi istediği davranışa yönlendirme sürecidir. Yönlendirmenin gerçekleştirilmesi esnasında lider bazı güç kaynaklarından faydalanmaktadır. Bu sebeptendir ki güç önemli bir liderlik vasfı olarak kabul edilmektedir. Liderlik tarzları ve liderin kullanmış olduğu güç kaynakları her lidere göre farklılık göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, bir sağlık kurumunda çalışan klinik yönetici hemşirelerin sergilemiş oldukları liderlik özellikleri ve kullandıkları güç kaynakları arasındaki ilişkinin, kurumdaki diğer sağlık çalışanları tarafından değerlendirilmesi ile ölçülmesidir. Bu amaçla, öncelikle değişkenler ile ilgili literatür taramasına yer verilmiş, daha sonra da değişkenler arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Analiz için gerekli olan veri, Çok Yönlü Liderlik Yönelimleri Ölçeği ve Yönetici Hemşirelerde Algılanan Güç Ölçeği kullanılarak oluşturulan veri toplama formları vasıtasıyla 250 çalışandan toplanmıştır. Toplanan veri SPSS 23.0 programı kullanılarak, Yapısal Eşitlik Modellemesi ile analiz edilmiştir. Analizin sonucunda, karizmatik gücün hem sembolik liderliği hem de politik liderliği; zorlayıcı gücün ise yapısal liderliği diğer güç türlerine göre daha yüksek derecede yordadığı tespit edilmiştir. Ayrıca ödüllendirme gücünün, sembolik liderliği negatif yönde etkilediği de araştırmanın sonuçları arasında yer almaktadır.</jats:p

    Relationship Between Financial Development and Carbon Emissions: Empirical Evidence from Türkiye with Fractional Frequency Fourier Approaches

    No full text
    Abstract This study empirically analyzes the relationship between carbon emissions, one of the most important indicators of environmental pollution, and financial development. Using data from Türkiye for the period 1995-2019, the fractional frequency Fourier ADL cointegration method -previously unused in similar studies- is employed for the analysis. The results, which also account for economic growth, demonstrate a cointegration relationship between the variables. Additionally, the FMOLS method is utilized for model estimation, concluding that financial development and growth lead to increased carbon emissions. The study suggests that loans provided to the financial sector should be directed towards technological investments that reduce carbon emissions</jats:p

    VAROLUŞSAL ŞÜKÜR VE KANAAT ERDEMİ İLİŞKİSİ

    No full text
    Dini emirler, bireylerin nasıl yaşaması gerektiğini ve nasıl bir birey olması gerektiğini öğretir. Dini emirler ile toplumsal kurallar, gelenek ve görenekler de iyi bir bireyin oluşumu, bireylerin kişiliklerinin gelişimi ve oluşumu için çabalar. Bütün eğitim sistemleri ve bireyin ilk eğitim aldığı ailesi de bu doğrultuda davranır. Birey yaş aldıkça erdemleri öğrenir ve bu erdemler bireyin duygularında, düşüncelerinde ve davranışlarında yer edinir ki artık bunlar bireyin kişiliğinin bir parçası haline gelir. Toplum içinde bir birey tarif edilirken kanaatkâr ve terbiyeli şeklinde tanımlanır. Artık erdemler bireyin melekesi olmuş olur. Birçok erdemden söz edilebilir. Bir nokta da görüş birliği vardır o da erdemlerin bireyin kendisi ve çevresi için faydalı olduğudur. Kanaat ve şükür de yukarıda ifade edilen erdemlerden biridir. Kanaat ve şükür bireyin günlük hayatında karşılaştığı güçlükler karşısında bazen durup düşünmesini bazen de nefes alıp sakinleşmesini sağlar. Yaşanılan bu güçlüklere karşı bir mağlubiyet değil de bireyin yaşadığına rıza göstermesidir. Bireyin olanı olduğu gibi kabul etmesi, çözüm yolu arama sürecinde bireye gerçekçi seçenekler sunar. Bunların hepsi bireyin sağlıklı bir ruh yapısına sahip olmasına katkı sağlar. Buradan hareketle çalışmanın amacı, öğrencilerin varoluşsal şükür düzeyleri ile kanaat düzeyleri arasında herhangi bir ilişkinin olup olmadığının tespit edilmesi, eğer aralarında ilişki varsa bu ilişkinin düzeyinin belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda; “Öğrencilerin varoluşsal şükür düzeyleri kanaat düzeylerinin anlamlı yordayıcısı mıdır?” şeklinde problem cümlesi yazılmış, hipotez de problem cümlesine uygun bir şekilde “Öğrencilerin varoluşsal şükür düzeyleri kanaat düzeylerinin anlamlı yordayıcısıdır” biçiminde ifade edilmiştir. Bununla birlikte çalışmada şu sorulara da cevap aranmıştır. Öğrencilerin demografik değişkenlerine göre (cinsiyet, yaş ve sosyo-ekonomik durum) varoluşsal şükür düzeyleri ve kanaat düzeyleri farklılaşmakta mıdır? Öğrencilerin varoluşsal şükür düzeyleri ile kanaat düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki var mıdır? Öğrencilerin varoluşsal şükür düzeyleri kanaat düzeylerinin anlamlı yordayıcısı mıdır? Çalışma grubunu Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğrenim gören 302 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma grubuna kolayda örnekleme yöntemi ile ulaşılmıştır. Çalışmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmada yazar tarafından oluşturulan bilgi formu, bireylerin varoluşsal şükür düzeylerini belirlemek için, Jens-Beken ve Wong (2019) tarafından geliştiren, Çanakçı ve Ekşi (2022) tarafından uyarlaması yapılan Varoluşsal Şükür Ölçeği, bireylerin kanaat düzeylerini belirlemek için Demirci ve Ekşi (2018) tarafından geliştirilen Kanaat Ölçeği veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Yapılan analizlerde Varoluşsal Şükür Ölçeği ve Kanaat Ölçeği sürekli değişken olarak, regresyon analizinde ise Varoluşsal Şükür Ölçeği bağımsız değişken, Kanaat Ölçeği bağımlı değişken olarak; fark testlerinde ise sosyo-demografik değişkenler bağımsız değişken olarak tanımlanmıştır. Yaş değişkeni için en yüksek katılımcı grubunun 23 yaş ve üzerinde olduğu (%44); cinsiyet değişkeni için kadın katılımcı grubunun çoğunlukta olduğu (%69,5) ve gelir durumu değişkeni için orta düzey gelire sahip katılımcı grubunun yoğunlukta olduğu tespit edilmiştir (%87,7). Çalışma grubunun büyük çoğunluğunu 23 yaş ve üzerinde, kadın ve orta gelir düzeyine sahip bireylerin oluşturduğu görülmüştür. Ölçeklerin tanımlayıcı istatistik verilerine göre çalışmaya katılan öğrencilerin varoluşsal şükür düzeylerinin x̄=52,90 olduğu, kanaat düzeylerinin ise x̄=24,81 olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin hem varoluşsal şükür düzeyleri hem de kanaat düzeyleri puan ortalamalarının yüksek olduğu görülmüştür. Öğrencilerin varoluşsal şükür düzeyleri ve kanaat düzeylerinin cinsiyet ve sosyo-ekonomik durum değişkenine göre anlamlı fark olup olmadığını belirlemeye yönelik uygulanan analiz sonucu istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir. Öğrencilerin varoluşsal şükür düzeyleri ve kanaat düzeylerinin yaş değişkenine göre anlamlı fark olup olmadığını tespit etmek için uygulanan analiz sonucunda sadece varoluşsal şükür ile yaş değişkeni arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulgulanmıştır. Farkı hangi yaş grubunun oluşturduğunu bulmak için uygulanan analize göre 23 yaş ve üstü öğrencilerin varoluşsal şükür düzeylerinin 21-22 yaş grubundaki öğrencilerden yüksek olduğu görülmüştür.</jats:p

    BİREY, GRUP VE ÖRGÜT DÜZEYİNDE ÖĞRENMENİN ÖRGÜT PERFORMANS DÜZEYİNE ETKİLERİ: ZONGULDAK İLİ BANKA ÇALIŞANLARI ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA

    No full text
    Bireysel öğrenme deneyimi kişilere özgü farklılıklardan kaynaklanan değişken etkilere sahip olsa da iş organizasyonlarına ilişkin yazında, örgüt düzeyinde ortak ve kapsayıcı niteliklere sahip bilgi yönetimi yapı, süreç, politika ve stratejileri geliştirilebileceğine ilişkin yaygın bir kabul olduğunu belirtmek mümkündür. Buna rağmen öğrenmenin bireylere özgü bir davranış biçimi olup olmadığı ve dahası öğrenme düzeyleri arasındaki etkileşimlerin yönü iş örgütleri için öğrenme kavramının doğasına ilişkin derin bir tartışma sahası haline gelmiştir. Bu makalenin temel amacı; birey, grup ve örgüt düzeyinde öğrenme süreçleri arasındaki etkileşimleri ve bu etkileşimlerin örgütsel performans düzeyi üzerindeki etkilerini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda yürütülen araştırmada, Türkiye genelinde faaliyet gösteren farklı bankaların Zonguldak ili Merkez şubelerinde çalışan 212 beyaz yakalı çalışandan anket yoluyla veri toplanmış; elde edilen veriler yapısal eşitlik modellemesi teknikleri ile analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre; birey, grup ve örgüt düzeyinde öğrenme süreçleri hiyerarşik bir etkileşim eğilimi sergilemektedir. Buna göre örgütsel öğrenme süreçlerini destekleyen bilgi yönetimi stratejileri, farklı seviyelerde farklı özellikler gösteren kritik başarı faktörleri haline gelirken, üç farklı örgütsel öğrenme düzeyinin örgütsel performans düzeyi üzerindeki etkileri öğrenme düzeyleri arasındaki hiyerarşiyi doğrulamaktadır.</jats:p

    0

    full texts

    9,495

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Zonguldak Bülent Ecevit University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇