Antalya Bilim University Institutional Repository
Not a member yet
2108 research outputs found
Sort by
Yeşil ağızdan ağzı kelimelerin yeşil marka imajı üzerindeki etkisi ve tüketicinin satın alma niyetleri
This study examines the relationships between green word of mouth, brand image, and purchase intentions in the cosmetic sector in Antalya, Turkiye. The research findings highlight the significant impact of green word of mouth on both brand image and purchase intentions. A positive relationship was observed between green word of mouth, green brand image and green purchase intention, indicating that positive recommendations regarding environmentally friendly cosmetic products contribute to the overall perception and reputation of brands. Furthermore, the study revealed a strong correlation between brand image and purchase intentions. Consumers were more inclined to purchase cosmetic products from brands with a positive environmental image, demonstrating the influence of brand reputation on consumer behavior. The mediating role of brand image was also evident, as it partially mediated the relationship between green word of mouth and purchase intentions. This suggests that a positive brand image acts as an intermediary factor, translating promising word-of-mouth into higher purchase intentions. This study acquired primary data from 274 consumers of cosmetic products through an online survey and data were analyzed in SPSS 27 and SPSS AMOS 24 for structural equation modeling SEM. Based on study findings, it is crucial for companies in the cosmetic sector to prioritize green practices. Maintaining a strong brand image through authentic sustainable initiatives can enhance customer inclination to produce their satisfaction level through positive feedback and recommending to others that drives them to higher purchase intentions. On the contrary, companies should be careful of negative practices since there is a direct and indirect relationship between green word of mouth, green brand image and green purchase intention.Bu çalışma, Antalya, Türkiye'de kozmetik sektöründe ağızdan ağza iletişim, marka imajı ve satın alma niyetleri arasındaki ilişkileri incelemektedir. Araştırma bulguları, yeşil ağızdan ağza iletişimin hem marka imajı hem de satın alma niyetleri üzerindeki önemli etkisini vurgulamaktadır. Yeşil ağızdan ağza iletişim, yeşil marka imajı ve yeşil satın alma niyeti arasında pozitif bir ilişki gözlenmiş, bu da çevre dostu kozmetik ürünlerle ilgili olumlu tavsiyelerin markaların genel algısına ve itibarına katkıda bulunduğunu göstermektedir. Ayrıca araştırma, marka imajı ile satın alma niyeti arasında güçlü bir ilişki olduğunu ortaya koydu. Tüketiciler, olumlu bir çevresel imaja sahip markalardan kozmetik ürünleri satın almaya daha meyilliydi, bu da marka itibarının tüketici davranışları üzerindeki etkisini gösteriyor. Çevreci ağızdan ağza iletişim ve satın alma niyeti arasındaki ilişkide kısmen aracı olduğu için marka imajının aracı rolü de belirgindi. Bu, olumlu bir marka imajının, umut verici ağızdan ağza sözleri daha yüksek satın alma niyetlerine çevirerek aracı bir faktör olarak hareket ettiğini göstermektedir. Bu çalışma, çevrimiçi bir anket yoluyla 274 kozmetik ürün tüketicisinden birincil veriler elde etti ve veriler, yapısal eşitlik modellemesi SEM için SPSS 27 ve SPSS AMOS 24'te analiz edildi. Araştırma bulgularına göre kozmetik sektöründeki şirketlerin yeşil uygulamalara öncelik vermesi çok önemli. Otantik sürdürülebilir girişimler aracılığıyla güçlü bir marka imajını sürdürmek, olumlu geri bildirimler ve onları daha yüksek satın alma niyetlerine yönlendiren başkalarına tavsiye etme yoluyla memnuniyet seviyelerini oluşturmak için müşteri eğilimini artırabilir. Aksine, yeşil ağızdan ağza iletişim, yeşil marka imajı ve yeşil satın alma niyeti arasında doğrudan ve dolaylı bir ilişki olduğu için şirketler olumsuz uygulamalara karşı dikkatli olmalıdır.No sponso
Evaluation of distance education and formal education on architectural design studio practices and student perception with comparative analysis: Antalya Bilim University
Due to the worldwide Covid pandemic in 2020, it has undergone compulsory in universities, including distance education architectural education. Universities in Turkey were affected by Covid too, with the decrease of the pandemic effect, even though it has been back to formal education, an earthquake occurred and affected 10 cities in Turkey, causing to passed of distance education again. In the 2023 period, the process; continued as a hybrid, both remotely and face-to face. Also, the design studio culture, which is the backbone of architectural education, evolved with the changes in the distance education process of components such as drawing, sketches, and the desk critiques tradition of architectural practice.
In this sense, the study aims to create a base for a provision for the future of architectural education with student-centered assessments. The research comparatively evaluates the effects of distance education and formal education on architectural studio practices through course evaluation questionnaires applied to students and student comments. In this study, the questionnaires and comments filled by approximately a total of 120 students for each term between 2018-2022 within the
Department of Architecture of ABU were analyzed. To determine the points where students get the most efficiency and feel inefficient; Both positive and negative outcomes were observed, including difficulties with the concepts of proportion and scale, the benefit of being able to view other students' projects online, and the chance to continue learning additional modeling and drawing software until graduation. This example shows how hybrid education for the architectural design studio can be
evaluated when weighing the benefits and drawbacks of online learning versus face-to-face teaching.No sponso
11-14 yaş aralığındaki çocukların beslenme durumlarının ve antropometrik ölçümlerinin değerlendirilmesi
Yeterli ve sağlıklı bir diyet, bireyin enerji gereksinimini ve ihtiyacı olan tüm besin maddelerini
karşılamalıdır. Enerji ihtiyacı; vücut kompozisyonunun ve uzun vadeli sağlığın korunması için gerekli
enerji harcamalarını dengelemek amacıyla gereken gıda enerjisi miktarıdır. Güvenli ve sağlıklı bir diyet,
optimal sağlık durumuna katkıda bulunur ve her türlü yetersiz beslenmeye karşı korumaktadır. Bu araştırmada, okul çağı dönemindeki çocukların beslenme alışkanlıkları, besin seçimleri, beslenme yetersizlikleri ve antopometrik ölçümlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu araştırma; İstanbul ilinde bulunan
bir devlet okulunda öğrenim gören 11-14 yaş aralığındaki 100 öğrenci ile Mart- Haziran 2022 tarih aralığında yürütülmüştür. Veri toplama aşamasında; öğrencilerin sosyodemogafik özellikleri, antropometrik
ölçümleri ve beslenme alışkanlıklarını içeren “Kişisel Bilgi Formu’’ ve “Besin Tüketim Sıklığı Formu”
araştırmacı tarafından öğrencilere araştırmanın amacı açıklandıktan sonra yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %55’i kadın, %45’i erkek öğrencidir. Öğrencilerin %29’u
6.sınıf, %27’si 7. Sınıf ve %44’ü 8. sınıf öğrencisidir. Araştırmaya katılan erkek öğrencilerden %21’i
normal kilolu, %5’i fazla kilolu ve kız öğrencilerden %42’si normal kilolu, %4’ü fazla kilolu olarak saptanmıştır. Kız ve erkek öğrencilerin BKI değerleri ile beslenme alışkanlıkları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Çocukların erken yaşlarda kazandığı beslenme alışkanlıkları, hayatlarının
daha sonraki dönemlerini de etkilemekte ve ileri dönemlerde beslenmeye bağlı olarak ortaya çıkabilecek
kronik hastalıkların önlenmesinde temel çözüm yolunu oluşturmaktadır. Yeterli ve dengeli beslenme
çocukların yaşamlarının ilk dönemlerinden itibaren uygulanmalıdır. Çocukların gün içerisinde yeterli
ve dengeli beslenmesini sağlamak için multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekmektedir.No sponso
Sürdürülebilir kalkınma hedefleri ve ebelik eğitimi: Toplumsal dönüşümün anahtarı
Günümüzde sürdürülebilirlik, küresel ölçekte ekonomik büyüme ve teknolojik ilerlemenin yanı sıra çevresel dengeyi koruma ihtiyacını bir araya getirerek önemli bir gündem maddesi haline gelmiştir. Toplumların ihtiyaçlarını karşılayan, çevresel dengeyi koruyan ve gelecek nesillerin
gereksinimlerini gözeten bir yaklaşım olarak sürdürülebilir kalkınma, pek çok sektörde dönüşümü tetiklemiştir. Bu dönüşümün en hayati alanları eğitim ve sağlık sektörüdür. Ebelik eğitimi, mesleği icra edecek olan bireyleri hem teknik hem de etik açıdan donatmayı amaçlar. Ancak, ebelik eğitimi yalnızca sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmakla kalmaz, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşma yolunda kritik bir araç olarak öne çıkar. Ebelik eğitimi, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne çeşitli alanlarda katkı sağlar. Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam (Hedef 3): Ebelik eğitimi, nitelikli sağlık hizmetleri sunarak anne
ve bebek sağlığını koruma, riskli gebelikleri yönetme ve güvenli doğum süreçleri sağlama konularında önemli bir rol oynar. Bu hedefin gerçekleştirilmesine doğrudan katkı sağlar. Kaliteli Eğitim (Hedef 4): Ebelik eğitimi, sağlık personelinin nitelikli ve yetkin bir şekilde
eğitilmesini gerektirir. Bu da iyi eğitim hedefine katkı sağlar. Cinsiyet Eşitliğinin sağlanması (Hedef 5): Ebelik eğitimi, kadınların sağlık sektöründe liderlik rolleri üstlenmelerini destekler, cinsiyet eşitsizliğini azaltır ve kadınların toplumsal ve ekonomik güçlenmesine katkıda bulunur. Kaliteli İş ve Ekonomik Büyüme (Hedef 8): Ebelik eğitimi, sağlık sektöründe nitelikli işgücünün gelişimine katkıda bulunur. Ebeler istihdam yaratma potansiyeline sahip bireylerdir ve sağlık hizmetlerinde istihdam olanakları sunar. Sürdürülebilir Şehirler ve Toplumlar (Hedef 11):Ebelik hizmetlerinin eşit ve etkili bir şekilde dağıtılması, kırsal bölgelerde ve şehirlerde toplumsal sağlığın geliştirilmesine dolaylı
olarak katkı sağlar. Sonuç olarak, ebelik eğitiminin kalitesi, hem mevcut sağlık ihtiyaçlarını karşılamak hem de gelecek nesillerin sağlıklı yaşamını sürdürebilmesine olanak tanımak açısından toplumsal dönüşümün bir parçası olarak ifade edilebilir. Farklı ülkelerdeki ebelik eğitimi ve pratiği
incelenerek, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yönelik başarılı uygulamaların ve zorlukların anlaşılması, ulusal ve uluslararası düzeyde daha etkili politikaların oluşturulması önerilmektedir.Today, sustainability has become an important agenda item by bringing together economic growth and technological progress on a global scale, as well as the need to protect the environmental balance. Sustainable development, as an approach that meets the needs of societies, protects the environmental balance, and takes care of the needs of future generations, has triggered transformation in many sectors. The most vital areas of this transformation are the education and health sectors. Midwifery education aims to equip individuals who will practice the profession both technically and ethically. However, midwifery education not only improves the quality of health services, but also stands out as a critical tool for achieving sustainable development goals. Midwifery education contributes to the Sustainable Development Goals in various fields. Healthy and Quality Life (Goal 3): Midwifery education plays an important role in protecting mother and baby health by providing quality health services, managing risky pregnancies and
providing safe birth processes. It directly contributes to the realization of this goal. Quality Education (Goal 4): Midwifery education requires qualified and competent training of health personnel. This contributes to the goal of good education. Achieving Gender Equality (Goal 5): Midwifery education supports women to take leadership roles in the health sector, reduces gender inequality and contributes to the social and economic empowerment of women. Quality Jobs and Economic Growth (Goal 8): Midwifery education contributes to the development of qualified workforce in the health sector. Midwives are individuals with the potential to create employment and offer employment opportunities in health services. Sustainable Cities and Communities (Goal 11): Equitable and effective distribution of midwifery services indirectly contributes to the improvement of social health in rural and urban
areas. As a result, the quality of midwifery education can be expressed as a part of social transformation in terms of both meeting current health needs and enabling future generations to maintain a healthy life. By examining midwifery education and practice in different countries, it is recommended to understand successful practices and challenges for sustainable development goals, and to create more effective policies at national and international level.No sponso
Immanuel Kant'ın fakülteler çatışması ve Almanya'da üniversite idesinin doğuşu
Immanuel Kant'ın 1798 yılında yazdığı Fakülteler Çatışması adlı eseri 19. yüzyılda doğan ve gelişen üniversite idesinin kaynağını oluşturur. Hayatın sonuna doğru kaleme aldığı bu eserinde Kant, yaşadığı yıllarda bir "alt fakülte" olarak görülen felsefe fakültesinin konumuna itiraz ederek, felsefenin, üniversite bünyesindeki teoloji, tıp ve hukuk fakültelerini sorgulama ve eleştirme yeteneğinden ötürü hepsinden öncelikli olduğunu yazar. Kant üniversitenin çatısı altındaki tüm bilimlerin tüm bilimlerin birliğini, kurum olarak üniversitenin de devlete hizmet etmekle birlikte, devletin amaçlarından bağımsız olarak çalışması gerektiğini ifade ederek modern üniversite idesinin temelini atar. 19. Yüzyılın başında Berlin'de yeni bir üniversite kurulmasına karar verilmesiyle birlikte dönemin filozofları bu konudaki derslerinde ve eserlerinde üniversitenin nasıl bir kurum olması gerektiği konusunda görüşlerinin belirtirler. Fichte, Schelling, Schleiermacher ve Steffens gibi filozoflar bilimlerin birlikteliğini ve Kant'ın deyimiyle "akıl bilimi" olan felsefenin, üniversite bünyesindeki tüm bilimleri sorgulama yeteneği ve yetkisi olduğunu vurgular. Wilhelm von Humboldt 1809 yılında kurulan üniversitenin bir eğitim ve araştırma kurumu olarak bilim idesi tarafından yönlendirilmesi gerektiğini yazar ve bu kurumda çalışan bilim insanlarının hayatının iki temeli olduğunu dile getirir: "Tek başınalık ve özgürlük." Humboldt'un üniversite idesinin özünü oluşturan bu düşünceleri 20. yüzyılın başında Spranger, Jaspers, Gadamer gibi düşünürler tarafından yeniden ele alınır. Humboldt'un düşüncelerinden yola çıkan ve bu konuda çok sayıda eser veren Karl Jaspers üniversite idesinin doğuşunu Immanuel Kant'a bağlar. Onun halefi olan Hans-Georg Gadamer de idelerin hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleşmediğini, idelerle gerçekliğin bazen birbirinden uzaklaştığını, önemli olanın, idelerle yaşamayı öğrenmek olduğunu vurgular.No sponso
The roles of non-governmental organizations in destination marketing
Sivil toplum kuruluşları (STK), kar amacı gütmeden, gönüllülük esasına bağlı olarak, toplumun yararına eylemler yapmak üzere oluşan sivil topluluklardır. Turizmin farklı açılardan gelişimine yönelik olarak kurulmuş olan pek çok STK bulunmaktadır. Turizm bir ekosistem olarak kabul edildiğinde, turizmin farklı paydaşlarının da tanıtım ve pazarlama faaliyetlerine destek vermelerinin önemi her geçen gün artmaktadır. Bu araştırmanın amacı, STK’nın destinasyon pazarlamasındaki rollerini ve turizmin gelişimine katkılarını tespit etmektir. Bu amaç doğrultusunda Antalya Muratpaşa ilçesinde faaliyet gösteren STK başkanlarıyla derinlemesine yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulguların değerlendirilmesinde betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda bir destinasyon olarak Antalya’nın gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde tanıtım ve pazarlanmasında STK’ların yaptığı faaliyetlerin önemli etkisi olduğu anlaşılmıştır. Diğer önemli bir bulgu da, STK’ların kendi bireysel çabaları ile ilin tanıtımını gerçekleştiriyor olmasının turizmin arzu edilen seviyeye taşınmasında yetersiz kaldığıdır. Buradan hareketle destinasyonların tanıtım ve pazarlanmasında STK’lar ile işbirliğinin arttırılarak bölgesel kalkınmada daha başarılı olunabileceği söylenebilir.Non-governmental Organizations (NGO) are non-profit, voluntary, civil communities which are formed to take actions for the sake of the society. There are many NGOs established to support tourism from different aspects. The importance of accepting tourism as an ecosystem and supporting the promotion and marketing activities of different stakeholders in tourism is increasing day by day. The aim of this research is to find out the roles of civil society services in destination marketing and their contribution to tourism. In order to realize this aim, semistructured interviews were carried out with the presidents of the non-governmental organizations operating in Antalya Muratpaşa district. Theme analysis was used in the evaluation of the obtained data. As a result of the research, it has been understood that the NGOs have a significant impact on their activities in the promotion and marketing of Antalya as a destination, both at the national and international level. Another important finding is that NGOs promote the province with their own individual efforts, which would be insufficient to bring tourism to the desired level. From this point of view, cooperation with NGOs in the promotion and marketing of destinations can be more successful in regional tourism development.No sponso
Modified MU-STBC with round transmission for improving the date rate and reliability of future 6G and beyond wireless networks
MU-STBC is uniquely redesigned with auxiliary signals superimposed on top of users' data during the transmission process to intelligently cancel inter-user interference and channel effects at the receiver while keeping the reception process much simpler and less power-consumingIn this study, we present a novel multi-user scheme in which space-time block coding (STBC) is exploited for transmitting data in two rounds in a multiple-input multiple-output (MIMO) fashion while orthogonal frequency division multiplexing (OFDM) is utilized as a transmission framework to serve multiple users on the premises that all the resources remain the same. This new scheme labeled as modified multi-user STBC (MMU-STBC) is an enhanced version of conventional STBC-MIMO in terms of exceptionally higher throughput and reliability. Furthermore, uniquely designed auxiliary signals are superimposed on top of users’ data during the two transmission rounds (time slots) to intelligently cancel inter-user
interference and channel effects at the receiver while keeping the reception process much simpler and less power-consuming. Moreover, we also present a simple equalization step to recover the signals at the receiver while reducing the complexity significantly, resulting in low latency and less processing at the receiver. Additionally, the proposed scheme’s performance is inspected and examined by utilizing performance metrics such as bit error rate (BER), throughput error rate (TER), and peak-to-average power ratio (PAPR) while comparing it with the performance of conventional MIMO systems.No sponso
The neglected body: a qualitative study on the healthy lifestyle behaviors of infertile women receiving assisted reproductive treatment
Dünya’ da her altı çiftten biri infertilite sorunu yaşamaktadır. Günümüzde
İnfertilite prevelansının sürekli artma eğiliminde olmasının yanı sıra
açıklanamayan infertilite tanısında da artış yaşanmaktadır. Bu durum,
infertilite nedenlerinin daha fazla ele alınmasına ve koruyucu yaklaşımlara
gereksinimin vurgulanmasına neden olmuştur. Bu bağlamda fertilitenin
korunması ve geliştirilmesinde sağlıklı yaşam davranışlarının etkili bir unsur
olduğu kabul görmektedir. Bu araştırma; üremeye yardımcı tedavi alan
primer infertil kadınların sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve bu
davranışları etkileyen unsurların nitel araştırma yöntemi ile derinlemesine
ele alınarak incelenmesini amaçlamıştır. Çalışma tanımlayıcı nitel araştırma
deseni ile yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini stratejik örnekleme
yöntemi kullanılarak seçilen, herhangi bir üremeye yardımcı tedavi
yöntemini alan, primer infertil 15 kadın oluşturmaktadır. Veriler yarı
yapılandırılmış veri formu kullanarak 30-40 dk süren derinlemesine görüşme
yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin analizinde tematik veri analizi yöntemi
kullanılmıştır. Analizler sonucunda “davranış belirleyicileri”, “infertil olma”
ve “sağlıklı yaşam süreci” olmak üzere üç ana tema ortaya çıkmıştır.
Kadınların yaşam tarzı davranışlarındaki ‘’değişim motivasyonu’’ nun tam
bir öz kararla çocuk istemine bağlı olduğu belirlenmiştir. Kadınların yaşam
davranışlarının tedavi üzerine etkisine ilişkin “sağlık bilinci” nin geçmiş
olumsuz tedavi deneyimlerinden etkilendiği görülmüştür. Kendine olan
inanç, saygı, güven ve şefkat gibi ‘’benliğin gücü’’ nü niteleyen özellikleri
göstermeyen kadınlar sağlıklı yaşam davranışlarını sürdüremediklerini,
bedenlerine ve psikolojilerine yeterince önem veremediklerini
vurgulamışlardır. Kadınlardan birçoğunun sağlığını geliştirmek için yeterli
“sağlık sorumluluğunu al(ma)”dığı ve bunun üzerinde “stres çıkmazı” nda
olmalarının büyük etkisi olduğu belirlenmiştir. Kadınların çoğunda “ihmal
edilen beden” olgusunun var olduğu, buna ilişkin sağlıklı yaşam
davranışlarına yeterli düzeyde sahip olmadıkları ve toplum tarafından
kendilerine “adanmış roller” in yükü ile karşı karşıya kaldıkları belirtilmiştir.
Sonuç olarak infertil kadınlar çeşitli unsurlar nedeni ile bedenlerini ihmal
etmekte ve sağlıklı yaşam davranışlarını sürdürme konusunda
zorlanmaktadırlar. Kadınların infertilite sürecinde sağlığının yükseltilmesi
için bilgi düzeylerinin artırılması, sosyal ve çevresel faktörlerin
düzenlenmesi ve sağlıklı yaşam tarzı davranışlarını sürdürme motivasyonu
konusunda desteklenmeleri gerekmektedir.One in every six couples in the world has infertility problems. Today, the
prevalence of infertility tends to constantly increase, and there is also an
increase in the diagnosis of unexplained infertility. This situation has led to
more consideration of the causes of infertility and to emphasize the need for
preventive approaches. In this context, it is accepted that healthy lifestyle
behaviors are an effective element in protecting and improving fertility. This
research aimed to examine in depth the healthy lifestyle behaviors of primary
infertile women receiving assisted reproductive treatment and the factors
affecting these behaviors using qualitative research methods. The study was
conducted with a descriptive qualitative research design. The sample of the
study consists of 15 primary infertile women who received any assisted
reproductive treatment method, selected using the strategic sampling
method. Data were collected by in-depth interview method lasting 30-40
minutes using a semi-structured data form. Thematic data analysis method
was used to analyze the data. As a result of the analyses, three main themes
emerged: "behavioral determinants", "infertility" and "healthy life process".
It has been determined that the "motivation for change" in women's lifestyle
behaviors depends on their complete self-determination and desire for
children. It has been observed that women's "health awareness" regarding the
impact of their lifestyle behaviors on treatment is affected by past negative
treatment experiences. Women who do not show the characteristics that
characterize the "strength of self" such as self-belief, respect, trust and
compassion, emphasized that they cannot maintain healthy lifestyle
behaviors and cannot pay enough attention to their bodies and psychology. It
has been determined that many women do not "take responsibility for their
health" enough to improve their health and that being in a "stress
predicament" has a big impact on this. It has been stated that most women
have the phenomenon of "neglected body", that they do not have sufficient
healthy lifestyle behaviors and that they face the burden of "roles dedicated
to them" by society. As a result, infertile women neglect their bodies due to
various factors and have difficulty maintaining healthy lifestyle behaviors.
To promote the health of women during the infertility process, they need to
be supported in increasing their knowledge, regulating social and
environmental factors, and motivation to maintain healthy lifestyle
behaviors.No sponso