Anadolu University

Anadolu Üniversitesi Akademik Arşive Hoş Geldiniz
Not a member yet
    27316 research outputs found

    Erken cumhuriyet döneminde “süsleme sanatı düşü”: Sanayi-i Nefise Mektebinde tezyini sanatlar eğitiminin başlaması

    Full text link
    Osmanlı İmparatorluğu’nda süsleme sanatları alanındaki köklü gelenek, 19. yüzyıldan itibaren endüstrileşme ve sanayileşmenin etkisiyle değişen tasarım, eğitim ve üretim anlayışlarına uyum sağlayamamış, bu alanda Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar süren bir boşluk doğmuştur. Bu makalenin amacı, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan dönemde, tezyini sanatlar / süsleme sanatları / dekoratif sanatlar eğitiminin başlatılmasını, süreci tetikleyen faktörler ve yönlendiren aktörlerle birlikte aydınlatmak, modernleşme döneminde atılan bu adımın geleneklerle kurduğu ilişkiyi sorgulamaktır. Bu kapsamda öncelikle 19. yüzyıldan itibaren Avrupa’da dekoratif sanatların yükselişine kısaca değinilmiş, Osmanlı İmparatorluğu’nda doğan ihtiyacın anlaşılması için, bu alanın nasıl temsil edildiği incelenmiştir. Ardından sürecin aktörleriyle birlikte dekoratif sanatlar eğitiminin kurumsallaşması takip edilmiştir. Konunun geniş bir perspektiften ele alınabilmesi için hem arşiv belgeleri ve süreli yayınlardan oluşan birincil kaynaklar analiz edilmiş hem de dönemin sanatına ve kültürel politikalarına dair bilgiler sunan araştırmalardan yararlanılmıştır. Hüseyin Avni Lifij, Namık İsmail ve Maarif Nazırı Mustafa Necati Bey’in çabalarıyla, dönemin tek resmî güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebine / Güzel Sanatlar Akademisine eklenen tezyini sanatlar eğitimi, modernleşme hareketinin bir parçası olarak değerlendirilmiştir

    İsrail ve Filistin çatışmalarında soykırım iddiaları üzerine tarihsel bir inceleme

    Full text link
    M.S. 64'te başlayan Roma sürgünü ile yaklaşık 2000 yıl süren diaspora döneminde Yahudiler, maruz kaldıkları antisemitist tutumlara son vermek amacıyla, 19. yüzyıldaki ulusçuluk akımının da etkisiyle kendilerine vaat edilmiş kutsal topraklarda (Filistin) bir Yahudi devleti kurma amacını benimsemişlerdir. Bu hedef doğrultusunda şekillenen Siyonist hareket, 1897 yılında Macar Yahudi lider Theodor Herzl önderliğinde İsviçre'de toplanan 1. Siyonist Kongresi'nde bu amacını resmen ilan etmiştir. 1917 Balfour Deklarasyonu ve 1922-1948 İngiliz mandaterliği, döneminde Filistin topraklarına yapılan Yahudi göçünün ve yerleşiminin artması Arap ve İsrail halkları arasında gerilimlere yol açarken 1948'de İsrail'in kurulması, İsrail-Filistin çatışmasını resmen başlatmıştır. 1948, 1956, 1967 ve 1973'te dört büyük Arap-İsrail savaşı yaşanmıştır. Söz konusu savaşlar sadece toprak mücadelesini değil, aynı zamanda kimlik, egemenlik ve insan hakları üzerine derin bir anlaşmazlığı da yansıtmaktadır. 2000'li yıllarda çatışmalar şiddetlenmiştir. 2014 Gazze Savaşı ve 7 Ekim 2023'te başlayan son çatışmalar büyük yıkıma ve sivil kayıplara neden olmuştur. İsrail’in uyguladığı orantısız güç ve neden olduğu büyük yıkım uluslararası toplumun tepkisine ve soykırım iddialarının Uluslararası Adalet Divanı (UAD)’na ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşınmasına neden olmuştur. Bu çalışma, İsrail-Filistin çatışmasını, çatışmanın tarihsel arka planını ele alarak günümüzde yaşanan sonuçlarını ve soykırım iddialarının yansımalarını analiz etmeyi amaçlamaktadır

    Stratejik ortaklık: Türkiye-Katar ilişkilerinin tarihsel gelişimi ve bölgesel etkileri

    Full text link
    Bu çalışmanın amacı, Türkiye-Katar ilişkilerinin tarihsel arka planını, stratejik ortaklık çerçevesinde gelişen iş birliği alanlarını ve bu ilişkilerin bölgesel güç dengeleri üzerindeki etkilerini analiz etmektir. Tarihsel olarak 1972 yılında kurulan diplomatik ilişkiler, 2000’li yıllardan itibaren ivme kazanmış ve 2014 yılında imzalanan Yüksek Stratejik Komite anlaşması ile kurumsal bir yapıya dönüşmüştür. Katar’ın ekonomik gücü ile Türkiye’nin jeopolitik konumunun oluşturduğu güçlü sinerji, savunma, enerji ve ekonomik alanlarda derinleşen iş birliğinin temel dayanağı olmuştur. Özellikle 2017 Körfez Krizi sırasında Türkiye’nin Katar’a verdiği güçlü destek, iki ülke arasındaki karşılıklı güveni artırarak ilişkileri stratejik bir boyuta taşımıştır. Çalışma, bu ilişkinin bölgesel ve küresel düzeydeki etkilerini değerlendirerek savunma ve enerji iş birliklerinin bölgesel güç dengelerinde önemli bir unsur haline geldiğini vurgulamaktadır. Arap Baharı sonrası dönemde Türkiye-Katar ortaklığı, Ortadoğu’daki krizlere yönelik politikaların şekillenmesinde etkili bir aktör olarak öne çıkmıştır. Bu bağlamda, iki ülke arasındaki iş birliğinin bölgesel istikrara ve kalkınmaya sunduğu katkılar dikkat çekmektedir. Türkiye ve Katar ilişkilerinin Ortadoğu’da yeni ittifak modelleri geliştirme kapasitesine, bölgesel krizlerde çözüm odaklı yaklaşımlar sergileme ve Ortadoğu’da barış ve istikrarı destekleyerek bölgesel istikrarın sağlanmasına yönelik kayda değer bir potansiyele sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Bu stratejik ortaklığın, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkiler çerçevesinde değil, aynı zamanda uluslararası sistemde bölgesel ve küresel güç dengelerini şekillendiren, yeni iş birliği ve diplomatik model arayışlarına katkı sağlayan etkili bir örnek teşkil edeceği değerlendirilmektedir

    İttifaktan izolasyona: Bağdat Paktı ve Türkiye’nin Ortadoğu'daki yalnızlığı

    Full text link
    Bu makale, Türkiye’nin Soğuk Savaş dönemi dış politikasında kritik bir rol oynayan Bağdat Paktı’nın, Türkiye’nin Ortadoğu’daki yalnızlığına nasıl zemin hazırladığını analiz etmektedir. 1955 yılında Irak ile imzalanan Bağdat Paktı, Türkiye’nin bölgesel güvenliği sağlamayı ve Batı bloğuna entegrasyonunu güçlendirmeyi amaçlıyordu. Ancak, paktın kurulması, Türkiye’nin Arap dünyası ile olan ilişkilerinde derin bir kırılma yaratmış ve Türkiye’nin Batı’nın bir uzantısı olarak algılanmasına yol açmıştır. Bu çalışmada, Bağdat Paktı’nın beklenenin aksine Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’daki etkisini azaltmak yerine artırdığı ve Türkiye’nin bölgesel olarak izole olmasına katkıda bulunduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca, paktın, Türkiye’nin ekonomik beklentilerini karşılamadığı ve dış politikasında ciddi bir başarısızlık olarak değerlendirildiği ortaya konmaktadır. Makale, paktın Türkiye’nin Arap dünyasında Batı yanlısı bir aktör olarak görülmesine yol açtığını ve bu algının Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası platformlarda diplomatik yalnızlığını derinleştirdiğini savunmaktadır. Sonuç olarak, Bağdat Paktı, Türkiye’nin dış politikasında önemli bir kırılma noktası olarak değerlendirilmekte ve bu süreçten çıkarılacak dersler üzerinde durulmaktadır

    Endüstriyel tasarımda sürdürülebilirlik girdisinin mobilya endüstrisi üzerinden değerlendirilmesi

    No full text
    Sürdürülebilirlik kavramı, sorumsuz tüketim ile öne çıkan ekolojik sorumluluk ve uzun vadede doğal kaynakların yönetilme ihtiyacının giderek artması gibi birçok alanı kapsayan kritik bir durum olarak ortaya çıkmıştır. Sürdürülebilirlik için tasarım ise bu eko sistem çerçevesinde hem tasarım literatüründe ve hem de tasarım eğitiminde önemli bir pozisyonda konumlanmaktadır. Sürdürülebilirlik ve sürdürülebilirlik için tasarım kavramları birçok sektörlerde olduğu gibi mobilya endüstrisinin de gündeminde bulunmaktadır. Mobilya günümüzde hızlı tüketim ürünlerinden biri olmakla birlikte, tüketim davranışlarından dolayı çevresel sorunlara da yol açmaktadır. Fakat sürdürülebilir tasarım uygulamalarının önemi birçok akademik yayında vurgulanmasına rağmen sınırlı olarak uygulanması ve endüstride bu yaklaşımın karşılığının sınırlı olması bir problem olarak tanımlanmaktadır. Bu çerçevede araştırmada, Doğanlar Mobilya Grubu Tasarım Merkezi örneği ele alınarak, mobilya sektöründe sürdürülebilirlik yaklaşımlarının endüstriyel tasarım literatürü altında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, mobilya sektöründe en az beş yıllık deneyime sahip endüstriyel tasarımcılardan oluşan odak grup çalışması ile gerçekleştirilmiştir. Nitel bir yaklaşımla ele alınan araştırmada, odak grup tartışması tematik ve tümevarım bir yaklaşım kullanılarak analiz edilmiş ve veriler sistematik olarak SWOT kategorilerine göre sınıflandırılmıştır. Ayrıca, çalışmanın tasarımda sürdürülebilirlik ilkelerine yaptığı vurgu, mobilya endüstrisinde sürdürülebilir tasarım uygulamalarının sınırlı bir şekilde uygulanmasına yönelik küresel eleştirilerle de uyumlu olarak ele alınmıştır

    Okul müdürlerine yönelik Profesyonel Sermaye Ölçeği’nin geliştirilmesi

    Full text link
    Hızlı değişen ve gelişen koşullardan en hızlı etkilenen kurumların başında okullar gelmektedir. Değişen koşullar karşısında bu değişime uyumun sağlanması, ileriye yönelik çözümlerin üretilmesi ve gelişimin sağlanması öğretmenler aracılığı ile gerçekleşmektedir. Öğretmenlere yol göstericiler ise okul müdürleridir. Okul müdürlerinin profesyonel sermayelerinin gelişmesi ile birlikte karar sermayesi, sosyal sermaye ve beşeri sermaye de bir bütün halinde geliştiğinden okulların değişime uyumları ve ülkelerin gelişmesi daha kolay olmaktadır. Bu nedenle okul müdürlerinin profesyonel sermaye düzeylerinin geliştirilmesi önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı öğretmenlerin görüşü doğrultusunda okul müdürlerinin profesyonel sermaye düzeylerinin belirleneceği bir ölçek geliştirmektir. Araştırma ilkokul ve ortaokul kurumlarında çalışmakta olan öğretmenler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracının görünüş ve kapsam geçerliğinin belirlenebilmesi için uzman görüşlerinden yararlanılmıştır. Ölçeğin yapı geçerliliğine yönelik 542 öğretmenden toplanan veriler ile AFA, 371 öğretmenden toplanan veriler ile DFA uygulaması gerçekleştirilmiştir. AFA sonucu doğrultusunda varyansın toplamda %68.46’sını açıklayan 31 maddelik üç boyutlu bir yapı ortaya çıkmıştır. Sonrasında yapılan DFA sonucunda x^2/sd=2.31, uyum iyilik değerleri ise RMSEA=0.60, NFI=0.903, CFI=0.942, IFI=0.942, GFI=0.973 ve TLI=0.935 bulunmuştur. DFA sonuçları ölçek yapısının, ölçeklerle ilgili yeterli uyuma sahip olma ölçütlerini karşıladığını göstermiştir. Ölçme aracının toplam Chronbach’s Alpha iç tutarlılık katsayısı 0.976, McDonald’s Omega değeri 0.957 ve Bileşik Güvenirlik değeri 0.968 olarak belirlenmiştir. Gerçekleştirilen analizler sonucunda, profesyonel sermayenin uluslararası literatürde geliştirilmiş faktör yapısı ile aynı boyutlarda ancak Türkiye’ye özgü okul müdürlerinin profesyonel sermaye düzeylerini belirleyecek bir ölçme aracı geliştirilmiştir

    Çocuk hakları çalışmalarının bibliyometrik analizi

    Full text link
    1900’lerin başında İnsan hakları kavramı çatısı altında konumlandırılan çocuk hakları 1924’ten başlayarak çocuğa özel ilgi gösterilmesi gerekliliği fikrini ortaya çıkarmıştır. Özellikle 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin yayınlanmasından sonraki yılları takiben de kademeli olarak bu konudaki bilimsel yayınlarda bir artış olduğu belirlenmiştir. Bu araştırma ile Web of Science veri tabanında, çocuk hakları üzerine yayımlanmış makalelerin bibliyometrik analizini gerçekleştirmek amaçlanmıştır. Araştırmada, betimsel yöntemlerden tarama modeli kullanılmış ve bibliyometrik analiz tekniği uygulanmıştır. Araştırmada çocuk hakları konusunda 1981 – 2022 yılları arasında yayımlanan 1039 makale analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda çocuk hakları ile ilgili yayımlanan makalelerin 2005 yılı sonrasında artış gösterdiği belirlenmiştir. Makalelerde en çok yayın yapılan dilin İngilizce olduğu tespit edilmiştir. Çocuk hakları konusunda Londra Üniversitesi, Tata Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Edinburg Üniversitesi en çok yayın yapan araştırmacıların bulunduğu kurumlar olarak öne çıkmaktadır. “International Journal of Children’s Rights”, Child Abuse Neglect” ve “Rights Based Direct Practice With Children” en fazla akademik yayının olduğu dergilerdir. İngiltere, ABD ve Avusturalya’nın çocuk haklarına yönelik en çok akademik yayın üreten ülkeler olduğu görülmüştür. 2007 yılı sonrasında yayımlanan akademik yayınların atıf sayılarında, her geçen yıl artan bir durum söz konusudur. Yapılan akademik yayınlarda en çok kullanılan anahtar kelimeler ise “çocukların hakları”, “çocuk hakları” ve “çocuklar” kavramlarıdır. Bu araştırmanın çocuk hakları alanında araştırma yapmayı planlayan araştırmacılar için bir perspektif sunacağı düşünülmektedir

    Up-close and social risks in distance higher education: a qualitative analysis of emergency remote teaching experiences

    Full text link
    Education is both an institutional process and a set of conscious actions. Since its institutionalization, education has been viewed not only as an act of acquiring knowledge, but also as a socialization process. The traditional understanding of education, which views socialization as the its main purpose in addition to acquiring knowledge and shapes education policies accordingly, has emerged as a multi-dimensional sphere of discussion within “distance education”, which has become almost mandatory today with Covid-19. This study aims to examine the problem areas of distance education experienced with Covid-19 by using an interdisciplinary approach in a psychological, sociological, and socio-psychological framework. To examine the subject in-depth and make analytical generalisations, the research reflects the opinions of the main actors, students, and faculty members, as well as the researchers’ observations, in addition to the experts on the subject. The data analysis was conducted through the subjective evaluation of the researchers’ own experiences and the content analysis of teacher and student opinions. The results reflect that education is not only an activity of acquiring knowledge but also a socialization process, the educational bureaucracy and environment make a significant contribution to the socialization of students, and that distance education can only be used as a supportive model. Education isolated from real life that does not contribute to the socialization processes of students may bring important psychological and social problems

    Providing educational accessibility for a paralyzed student by eye-tracking technology: a design-based research study

    Full text link
    This study explores the development of an eye-tracking solution for paralyzed students, enabling them to access and utilize personal computers for their education. It relies on eye-tracking technology, enabling computer control through eye movements. The study followed four phases: problem analysis, solution development, evaluation, and documentation. In the analysis phase, the problem for developing a solution was defined based on the interviews with the instructor, the paralyzed student, and his parents. The iterative and incremental development process was followed in the development phase with four development cycles. At the end of this phase, an eye-tracking-based computer control system and design principles were obtained to develop such a system. During the evaluation phase, paralyzed student used the system for two semesters. The final phase documented design principles for further eye-tracking systems to support paralyzed individuals’ academic lives. By adhering to these design principles, there is a need to develop and adapt more solutions and systems for the benefit of paralyzed people, enabling them to access and maintain their academic lives. The study highlights the potential of eye-tracking technology for paralyzed students and promotes the development of similar solutions

    Integrating segmenting and gamification principles in the design of interactive gamified programming assessments for low achievers

    Full text link
    This paper discusses the design of interactive gamified assessments for an introductory programming course based on the multimedia segmenting principle and gamification. The objective is to develop more engaging online programming assessments for low-achieving students. The general design follows Nielsen’s design guidelines and incorporates Zaharias’ usability evaluation framework with the motivation to learn. The methodology employed the Successive Approximation Model Version 2 (SAM2), comprising two key phases: preparation and iterative design. In the initial phase, a comparative analysis was performed to determine the design principles. The iterative design phase encompassed the application’s design via storyboards, the development of the high-fidelity prototype, and users’ reviews. A qualitative approach was adopted, involving a user-centred design (UCD) session through focus group discussions with 12 first-year students from the Diploma of Computer Science program, all of whom were low achievers in programming. The participants need to review and rate the prototype based on the scales of the usability recommendations, which are visual design, content design, navigation, interaction, gamification design, and multimedia design. The results from the UCD session revealed that all participants agreed with the usability recommendations integrated into the interactive gamified programming assessments, with the highest mean score of 5.00

    14,147

    full texts

    27,316

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Anadolu Üniversitesi Akademik Arşive Hoş Geldiniz
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇